Üniversitede sahte bilim kongresi!

Sahte bilim olarak kabul edilen ancak AKP’nin yasal düzenlemeleriyle “tamamlayıcı tıp” olarak kabul edilen homeopatinin Ege Üniversitesi’nde kongresinin düzenlenmesi tepki çekiyor. Yurttaşlar kongreye karşı kampanya başlattı

homeop17.08.2015

Ege Üniversitesi’nde 27-29 Kasım tarihleri arasında düzenleneceği açıklanan 1. Uluslararası Katılımlı Homeopati Kongresi tepki çekti. Bilim camiasında sahte bilim olarak kabul edilen homeopatinin kongresi için hazırlanan sitede Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Candeğer Yılmaz ve Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ulvi Zeybek’in davet mektupları yer alıyor.

TTB protesto etmişti

British Medical Journal’da yayınlanan araştırmalara göre herhangi bir faydası olmadığı kanıtlanan homeopatinin tedavi yöntemi olarak kullanılmasının etik kuralları ihlal ettiğine yönelik eleştiriler dünyadaki pek çok sağlık örgütü tarafından dile getirilirken Türkiye geçen yıl beklenmedik bir hamleyle homeopatiyi “tamamlayıcı tıp” statüsüne sokmuştu. “Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliği”ne karşı açıklama yapan Türk Tabipleri Birliği “Umut tacirliği ahlaki de, hukuki de değildir” ifadelerini kullandığı açıklamasında homeopatinin tıp fakültesinde dersinin anlatılmadığı, bilimsel olarak geçerliliği kabul edilmemiş, hatta hastaya zarar vermeyeceğine dair bilgiye de sahip olunmayan pek çok uygulamanın bu yönetmelikle kamu hastanelerinde uygulanabileceğine dikkat çekmiş; esas amacın insanların sağlığını ve hastalığını ticari bir meta haline getirmek olduğunu ifade etmişti.

İmza kampanyası

Ege Üniversitesi ve Klasik Homeopati Derneği’nin ortaklaşa düzenlediği bu kongreye karşı yurttaşlar imza kampanyası başlattı. “Üniversiteler her dalda bilimi ve eleştirel düşünceyi öğrencilerine öğretmekle ve bilimsel gelişmeleri halka aktarmakla sorumludur. Ege Üniversitesi’nin bir sözdebilim olan homeopatiye değil, kanıtlanmış tıbbi tedavilere destek vermesi gerekmektedir. Ege Üniversitesi’nin bu kongreyi iptal etmesi bilimsel saygınlığını koruması için şarttır. Üniversiteler bilim yuvasıdır, sözdebilim yuvası değil” ifadelerinin yer aldığı kampanyaya yüzden fazla imza verildi. Kerem Kaynar tarafından başlatılan kampanyaya chn.ge/1DZoOPF adresinden erişilebilir.

DSÖ de karşı

Dünya Sağlık Örgütü de 2009 yılında bir çağrı yaparak “Gelişmekte olan ülkelerde HIV, tüberküloz ve malarya gibi hastalıkların tedavisinde homeopatinin kullanılması endişe uyandırmaktadır. Homeopati ve bu hastalıklarda ne de grip, ishal gibi hastalıklarda tavsiye ediyoruz. Bilimsel yöntemlerle faydası ispatlanmamış yöntemlerin hastalık tedavisi için kullanılmaması gerekir” demişti.

Homeopati nedir?

Homeopati 18. yüzyılda Alman doktor Samuel Hahnemann tarafından “Çivi çiviyi söker” inanışıyla geliştirilmeye çalışılan bir tedavi yöntemi. Bu yönteme göre bir hastalığın belirtilerini ortadan kaldırmak için sağlıklı insanlarda aynı belirtileri yaratan bir başka madde kullanmak gereklidir. Örneğin modern tıp ateş, titreme ve terleme gibi belirtileri olan sıtma hastalığını kinin içeren ilaçlarla iyileştirirken homeopati yönteminde sıtma olmuş hastaya, sağlıklı insanlara verildiğinde onları terleten, titreten ve ateşlendiren maddeler vermek gerekir. Uykusuzluğun tedavisi için kahve, kaşıntının tedavisi için ısırgan otu, sivilcelerin tedavisi için şarbon hastalığına yakalanmış koyun dalağı, grip tedavisi için arsenik, radyasyon zehirlenmesi tedavisi için plutonyum kullanımı önerilir.

Homeopatinin ikinci özelliği de seyreltmedir, zira bu maddeler seyreltilmediği müddetçe alan kişiyi doğrudan öldürebilir. Homeopatik ilaçların üretimi için kullanılacak madde su veya alkolle karıştırılarak tentür adı verilen bir sıvı karışım elde edilir. Hahneman tarafında pek çok ilaçta tavsiye edilen derişim 1060 birim suya karşılık 1 birim etkin madde kullanımıdır. Yalansavar.org sitesindeki hesaplamaya göre hastanın başlangıçta kullanılan etkin maddeden tek bir molekül alabilmesi için 1041 tablet (dünyanın kütlesinin milyar katı) ya da 1034 litre sıvı çözelti (Dünyanın hacminin 10 milyar katı) tüketmesi gerekli. Bu da satılan ilaçların tamamının sudan oluştuğu anlamına geliyor. Ancak homeopatlar su moleküllerinin birer hafızası olduğunu, içlerinde etkin madde kalmamış bile olsa zamanında içlerinden geçmiş o etkin maddeyi hatırlayarak içine girdikleri vücudun bağışıklık sistemine o maddeye dair hatıralarını aktarıp iyileştirme sürecini başlattığına inanıyor.

Haber içinde yayınlandı | Tagged , , , , , | Yorum bırakın

Filistin’i işgal etmem dedi, 6. defa hapis cezası aldı

ramon

30.07.2015

İsrailli savaş karşıtı ve vicdani retçi Edo Ramon, orduya katılmayı reddettiği için altıncı defa hapis cezası aldı. 18 yaşındaki Ramon, bugüne kadar toplam 65 gün hapiste yatmıştı.

Geçen hafta verilen cezada Ramon’un 20 gün daha askeri hapishanede yatması öngörülüyor. İsrail daha önce de pek çok savaş karşıtı ve vicdani retçiye hapishanede işkence ederek dirençlerini kırmaya çalışmıştı.

Edo Ramon, dünyadaki herhangi bir orduya katılmak istemediğini, özellikle de Filistinlilere baskı uygulayan ve onların topraklarını işgal eden İsrail Ordusu’na katılmayacağını açıklamıştı.

New Profile ve Af Örgütü Ramon’a özgürlük için kampanya başlattı: bit.ly/1MvLHNj

Haber içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , | Yorum bırakın

Roboski’den Suruç’a barış yürüyüşü başlıyor

1 Eylül Dünya Barış Günü’nde barış için Roboski’den Suruç’a yürüyüş başlatacak barış savunucularından Yannis Vasilis Yaylalı: “Katliamların sorumlularının yargılanmasını istiyoruz”

11209663_10153968803174502_5997412398823486019_n

18.08.2015 ONUR EREM @onurerem

Savaşı durdurmayı, Türkiye’nin cihatçı örgütlere desteğini sonlandırmasını ve katliamların sorumlularının yargılanmasını isteyen barış savunucuları 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde Roboski’den Suruç’a barış yürüyüşü başlatacak. Bombalara Karşı Kobane’ye Barış Yürüyüşü adı altında gerçekleşecek yürüyüş, iki hafta boyunca 460 kilometre yol alarak Kobane’nin karşısında bulunan Suruç’ta sona erecek. Yürüyüşte yer alacak insanlardan biri de Yannis Vasilis Yaylalı. Yürüyüş fikrini ilk olarak ortaya atan ve düzenleme komitesinde yer alan Yaylalı ile yürüyüşün ayrıntılarını konuştuk:

>> Ne için yürüyorsunuz?

Bu savaş ortamında barışa alan açmamız lazım. Biz bu yürüyüşü savaşın iki tarafının da ellerini tetikten çekmesi için yapıyoruz. Savaşı kimsenin istemediğini, yalnızca Saray’ın çıkarları için yapıldığını görüyoruz.

Üç ana talebimiz var: Kobane’de 25 Haziran’da gerçekleşen katliamın sorumlularının tespit edilip yargılanması, Suruç’taki katliamın sorumlularının tespit edilip yargılanması ve Türkiye’nin Suriye’de IŞİD ve diğer cihatçı örgütlerle ilişkilerinin araştırılması, bu ilişkiyi kuranların yargılanması. Bunun için Birleşmiş Milletler’e sunmak üzere bir mektup yazdık, imzaya açtık. Yol boyunca geçtiğimiz köylerde de bu mektup için imza toplayarak BM Genel Sekreteri Ban ki-Moon’a göndereceğiz.

>> Yürüyüşe nasıl karar verdiniz?

Kobane’deki katliamın ardından Roboski’den Kobane’ye yürümek istedik. Bu katliamın da diğer katliamlar gibi unutulmaması için yürümek istiyorduk. Hazırlıklara başladık ama bölgedeki saldırılarla uğraşmaktan hazırlıkları tamamlamamız zaman aldı. Roboski’de iki defa güvenlik güçlerinin saldırısına uğradık seçimin ardından, bir arkadaşımız karnından kurşunlandı.

Savaş seçimden sonra başladı ama biz uzun zamandır bölgede savaşa hazırlık yapıldığını görüyorduk. Kalekollar, barajlarla bölgeyi insansızlaştırmalar hız kazanmıştı. Yaşadığımız sınır köyü bile etrafı kalekollarla çevrelenerek açık hava hapishanesine dönüştürüldü. Ve sonunda savaş başladı. Biz bu iktidarın kafasına göre masayı dağıtabileceğini yaşayarak gördüğümüz için uluslararası gözlemcilerin olduğu yeni bir barış müzakeresi yapılması gerektiğini düşünüyoruz.

>> Nasıl bir rotanız var? Yol boyunca karşılaştığınız insanlarla nasıl bir etkileşiminiz olacak?

Her gün 30 kilometre yürüyerek 460 kilometreyi 15 günde tamamlamayı düşünüyoruz. Yol boyunca köylerde ve ilçe merkezlerinde insanlara Türkiye’nin IŞİD’e karşı tavır alması gerektiğini anlatacağız, bildirilerimizi sunacağız, barış için neler yapabileceğimizi konuşacağız.

Ayrıca Kobane’deki katliamda şehit düşen Rıfat Horoz arkadaşımızın adına zeytinlik için bağış kampanyası düzenleyeceğiz. Rıfat, Kobane’nin yeniden inşa çalışmalarına katılmış, bölgeyi ağaçlandırmak için bizden zeytin fideleri istemişti. Ama ekme mevsimini kaçırdığımız için gönderememiş, sonbaharı beklemesini söylemiştik. Artık aramızda olmasa da biz Rıfat’ın başlattığı çabayı devam ettirip bir zeytinlik oluşturmak için fidan kampanyası düzenliyoruz. Bir fidanın maliyeti 20 lira, yuruyoruz.barisicinaktivite.com adresinden bağış için hesap numaralarını görüntüleyebilirsiniz.

>> Yürüyüşünüzün engellenebileceğini düşünüyor musunuz?

Evet. Türkiye’de yürüyüş ve gösteri yapmak anayasal bir hak olsa da valiler kafalarına göre yasaklayabiliyor. Roboski’den çıkmamıza bile izin vermeyebilirler ama deneyeceğiz.

>> Bölgede hem güvenlik güçlerinin operasyonları hem de Suruç’ta gördüğümüz gibi bir IŞİD tehdidi var. Güvenliğinizi nasıl sağlayacaksınız?

Yol boyunca yerel belediyelerden bir araç sürekli bize eşlik ediyor olacak.

>> Yürüyüşte kaç kişi olacaksınız? Daha önce yapılan yürüyüşlere katılmış mıydınız?

Ben Halil Savda’nın 2012’de başlattığı barış yürüyüşünde 1.100 kilometre yürümüştüm. Büyük yürüyüşleri örgütlemek zor oluyor. Ayrıca devlet de daha çabuk engelleme refleksine girebiliyor. Bu yüzden sürekli yürüyen 4-5 kişi olacağız. Ancak yol boyunca bize katılanlarla birlikte sayımız artacaktır.

Söyleşi içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Sermaye talanı her yerde, direniş de!

‘Mega proje’ler için Türkiye de dahil olmak üzere pek çok ülkede gördüğümüz doğa talanı, bu sefer Meksika’da halkı isyan ettirdi. Xochicuautla yerlileri direniyor

MEK31.07.2015

Meksika’nın başkenti Meksiko yakınında yaşayan Xochicuautla yerlileri, yeni bir otoyol için atalarının kutsal ormanından geçecek otoyola karşı ayaklandı. “Barışçıl bir direniş yapmak istiyoruz” diyen köylülerin sık sık emniyet güçleri ve özel güvenliklerinin şiddetine maruz kalması bölgedeki gerilimi artıyor.

Uydu görüntülerinden net bir şekilde görülen orman katliamı, İstanbul'un kuzey ormanlarındaki orman katliamını andırıyor

Uydu görüntülerinden net bir şekilde görülen orman katliamı, İstanbul’un kuzey ormanlarındaki orman katliamını andırıyor

Türkiye’de 3. Köprü ve Yeşil Yol, Brezilya’da devasa barajlar gibi pek çok devlet onaylı doğa talanından tanıdık olduğumuz saheler yalnızca gelişmekte olan ülkelere özgü bir durum değil. Fransa gibi gelişmiş kapitalist bir ülke de son iki yıldır artan şekilde havaalanı ve baraj gibi projelerle doğasını rant için şirketlere kurban ediyor. Küresel kapitalizmin krize girdiği 2008 yılından beri güçlenen bu doğa talanı eğilimi o kadar güçlü ki, Fransa polisi bu barajın yapılmasını sağlayabilmek için ülkede onyıllardır ilk defa bir protestocu öldürmüştü.

Meksika’daki hikaye de, devletin başkent Meksiko’nun hemen güneybatısında kalan bu bölgeden yeni bir otoyol geçirme planıyla başlıyor. Yıllardır proje aşamasında olan bu otoyol, tıpkı Meksiko’nun güneydoğusuna yapmak istediği yeni büyük havaalanı gibi geçen yıl uygulamaya geçirilmek istendi. Ve tıpkı havaalanı için kutsal ormanlarının kesilmesine izin vermeyen yerliler gibi Xochicuautla yerlileri de direnişe geçti.

MEKSMEKSİKAÖnce yasal yolları kullanarak başladılar direnişlerine. Otoyol projesine karşı dava açtılar ve geçen yıl mahkemeden yürütmeyi durdurma kararı çıkarmayı başardılar. Fakat yürütme durmadı. 2015 başlarından itibaren bölgede inşaata ve orman kesimine devam eden şirketlerle köylüler arasındaki gerilim arttı. Her seferinde kolluk ve özel güvenlik güçleri, inşaatı durdurmak isteyen köylüleri ormandan kovdu, her seferinde direniş büyüdü.

MEKSİArtık bu inşaata bir yasal kılıf uydurmak gerektiğine karar veren Meksika Başkanı Nieto tarafından, bir kararname ile ormanın mülkü köylülerden alındı ve kamulaştırıldı. Geçen ay verilen bu karar yerlileri iyice öfkelendirirken orman çevresindeki direniş büyüyor. Son olarak geçen hafta Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu (EZLN) de projesi sekiz yıl önce başlayan Toluca-Nuacalpan otoyoluna karşı direnen Xochicuautla halkına destek mesajı yayınladı. “Katil Enrique Pena Nieto tarafından verilen bu kamulaştırma kararı kabul edilemez” diyen EZLN, ormanın köylülerdeyken zaten kamuya ait olduğunu fakat kamulaştırmayla birlikte şirketlere verileceğine dikkat çekti. Zapatistalar açıklamalarında “Meksika’nın bu ölüm projesini uygulamaya geçirmesine izin vermeyeceğiz. Xochicuautla halkını bu mücadelelerinde yalnız bırakmayacağız” dedi.

Xochicuautla yerlilerinin uluslararası dayanışma çağrısının ardından gelen destek mesajlarının hükümet üzerinde yeterince baskı kurarak projeyi iptal ettirip ettiremeyeceği ise şimdilik meçhul.

Haber içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , | Yorum bırakın

‘Hayvan deneyleri yasağı göstermelik’

Sağlık Bakanlığı’nın geçen hafta yaptığı yönetmelik değişikliğindeki kazanımın çok küçük olduğunu söyleyen hayvan hakları savunucuları, bu değişikliğin deneyleri yasaklamadığını anlattı

hayvan28.07.2015 ONUR EREM @onurerem

Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Kozmetik Yönetmeliği’nde geçen hafta Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan değişikler basına “hayvanlar üzerindeki testler yasaklandı” diye yansısa da hayvan hakları savunucuları bunun gerçeği yansıtmadığını, kazanımların çok küçük olduğunu söylüyor.

‘Türkiye deney taşeronu’

Yeryüzüne Özgürlük Derneği’nden Burak Özgüner, yönetmelikle yalnızca daha önce denenmiş ve piyasaya sürülmüş kozmetik ürünlerinin hayvanlarda denenmesinin yasaklandığını, yeni ürünler için deney yapılmasının önünde bir engel olmadığını söylüyor. “Avrupa Birliği ülkelerinde bu konuda yüksek standartlar var, Türkiye’de yeterli yasal çerçeve ve denetim olmadığı için bu ülkelerden pek çok şirket deneylerini Türkiye’de yaptırıyor” diyen Özgüner, yeni yönetmelikle ürünlerin hayvanlar üzerinde denenip denenmediği bilgisinin etikette görünür olmak zorunda olduğunu, bundan başka da kazanım olmadığını ifade ediyor.

İnsan öldürenlere söylemek

Hayvan Hakları Federasyonu’ndan (HAYTAP) Betül Candan da bu değişikliğin göstermelik olduğunu söylüyor. “Hayvan deneylerine karşı tepkileri susturmak için böyle bir yasa çıkardılar” diyen Candan, yalnızca kozmetik sektöründe değil, özel hastanelerde ve ilaç sektöründe de deneylerin yasaklanması gerektiğini söylüyor: “Ama bu ülkede iktidar insanları öldürüyor. İnsanları öldürenlere ‘Hayvanları öldürmeyin’ demek çok komik olur.”

Haber içinde yayınlandı | Tagged , , , , , | Yorum bırakın

Düşünce Suçları Müzesi’ni uluslararası bir ağa dönüştürmek istiyoruz

Şanar Yurdatapan, geçen yıl internet üzerinden açtıkları Düşünce Suçları Müzesi’ni uluslararası bir ağa dönüştürmek istediklerini söylüyor

yurdatapan

28.07.2015 ONUR EREM @onurerem

Düşünce Suçu(?!)na Karşı Girişim’in kurduğu Düşünce Suçları Müzesi’nin açılmasının üzerinden bir yıl geçti. Yıllar önce İzmir’de bir müze olarak kurulmaya çalışılan fakat çeşitli sebeplerle hayata geçirilemediği için geçen yıl internette, dusuncesuclarimuzesi.net adresinde kurulan müzenin kurucularından Şanar Yurdatapan ile müzenin kuruluşunu ve gelecekte yapmak istediklerini konuştuk:

>> Düşünce Suçları Müzesi nasıl bir fikirle kurulmuştu?

1995’te Yaşar Kemal, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanmaya başlandığında ifade özgürlüğünü kullandığı için başı belaya giren kişilerin yazılarının altına hep birlikte imzamızı atıp kendimizi savcılığa ihbar edelim dedik. Bu girişimle yayımladığımız ve yargılanan bir kitabımız oldu. Sonrasında yasaklanmış kitaplarla ilgili bir müze yapmak istedik. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti de bu müzeye mekan sağlayacaktı. Fakat o dönemki yönetim Kürt meselesi de işin içine girdiği için yan çizdi. O dönemde İzmir’de bir avukat grubunun da benzer bir planı vardı. 1997’de İzmir’de, birisinin babasından kalma eski bir binada, müze açmanın formalitesi farklı olduğu için sergi olarak açıldı. Çok da güzel oldu. Açılışında polis engellemesin diye Türkiye-AB Karma Parlamentosu Başkanı’nı çağırmıştık.

Fakat daha sonra garip bir şey oldu, Kemalistlerden bir hücum geldi. Nazım Hikmet’in kitapları da var, Mızraklı İlmihal de var. Yasaklanmış kıyafet olarak sarık da var. İskipli Atıf Hoca’yı idam etmişler sarık giymeye devam ettiği için, şakası yok bu işin sonuçta. Ben laik bir görüşteyim diye bunu görmezden gelemezdim. Ama bu konuların etrafında çıkan tartışmalar nedeniyle oradaki arkadaşlarımız ikiye bölündü, müze devam ettirilemez hale geldi. Çok güzel malzemeler toplamıştık ama yalnızca 10 gün açık kalabildi.

>> Daha sonra bu müzeyi internete taşımaya nasıl karar verdiniz?

Müze açmak için devletten izin almak gerektiğini, bugün izin verse bile yarın iptal edebileceğini bu vesileyle görmüş oldum. Ayrıca sonraki yıllarda Kerinçsiz ve arkadaşlarının 6-7 Eylül ile ilgili bir sergiyi basıp etrafa zarar verdiklerini gördük. Bu da müzeyi fiziksel olarak kurmanın başka bir riskiydi. Pek çok kişinin yıllarca uğraşarak topladığı malzemeleri bir grup insanın mahvetmesi çok kötü olurdu.

Yıllar geçtikçe bu müzeyi internette kurma fikri çıktı. Erişimi engelleyebilirlerdi ama materyalimize zarar veremezlerdi.

İki yıl önce hazırlığına başladık. IFAX adlı uluslararası ifade özgürlüğü kuruluşundan kaynak bulduk ve siteyi yazdırmaya başladık. Sonra da sitenin içini kolektif çabayla bugünden geçmişe doğru doldurmaya başladık.

>> Site bir yıldır açık, ziyaretçi sayınız nasıl? Müzeye eklemeyi planladığınız yenilikler var mı?

Daha önceki projelerden öğrendiğim bir şey var: Ziyaretçi sayısına bakmamak. Çünkü o rakamlar insanı bir süre sonra yönlendirebiliyor. Sitede bir şey yaptığınızda ziyaretçi sayısı artınca bu sefer hep öyle şeyler yapmaya yöneliyorsunuz. Böyle bir şey olsun istemedik.

Sitemizi tamamen açık kaynak kodlu yaptık. İsteyen aynı kodları alıp hiçbir para ödemeden kendi müzesini yapabilir kendi görüntülerini kullanarak. Lübnan ve Batı Afrika’dan ilgi gösterenler oldu.

Hayalimiz pek çok ülkede aynı şekilde müzelerin olması, birinden tek tıkla diğerine geçebilmek. Örneğin bizim müzemizde Nazım Hikmet’in odasını gezerken odadaki bir resme tıklayarak Şili’deki insanların hazırladığı müzenin Pablo Neruda odasına geçilebilecek. Müzenin içinde bir mezarlık kısmı var, dünyanın farklı bölgelerinde ölmüş insanların mezarını bir arada görebiliyorsunuz. Hiçbir müzenin sunamayacağı bir imkanlar bunlar. Bu şekilde milyonlarca link kurulabilir, ortak dil İngilizce ile tüm müzeler gezilebilir.

>> Şu an müzeyle ilgilenen kaç çalışan var?

Düşünce Suçu(?!)na Karşı Girişim’in kendi ofisi var ve oradaki projeleri yürüten bir yapı, bir ekip var. Müze de bu yapının üstüne oturdu. Bu projelerde yer alan ekibin dışında müzeyle bilfiil ilgilenen üç kişi var. İkisi aynı zamanda sosyal medya işini de yapan ve evden çalışan insanlar. Üçüncüsü ise karikatürlerimizi çizen bir arkadaş. Gündeme göre müzede neredeyse her gün değişiklikler yapılıyor, ona göre karikatür çiziliyor. Örneğin utancımız bölümünde ifade özgürlüğüne karşı çıkan veya açıklama yapan insanlar, güncellik sırasına göre yer alıyor. En öne en güncel utancımızı koyuyoruz. Örneğin şu anda en güncel kişi Başbakan Davutoğlu. Ama bugün İstanbul Valisi Vasip Şahin, Barış Yürüyüşü’ne karşı yaptığı “Benim gösterdiğim yer dışında ve izin almadan yürüyüş yapamazsın” açıklamasıyla en öne geçecek.

Aynı kişi tekrar açıklama yaptığında yine sıranın başına gelecek, fakat bu sefer futbol takımlarının şampiyonluk sayısına verilen yıldızlar gibi yıldızlar olacak büstünün altında.

>> O zaman başbakan ve cumhurbaşkanının yıldızları kısa sürede ekranı kaplayabilir…

Evet öyle bir risk var. ABD bayrağındaki gibi yıldızları nereye sığdıracağız diye uğraşmamız gerekebilir!

Düşünce ve ifade özgürlüğünü hiç çekinmeden savunan insanlar da bu büstlerin karşısında yer alacak, gururumuz bölümünde. Bu bölümü yaratmaya da Havva Ana’yı gördüğümüzde karar verdik.

Söyleşi içinde yayınlandı | Tagged , , , , | Yorum bırakın

Savaş yangını

Bölgedeki ekolojistler orman yangınlarının Kürt halkına karşı yürütülen operasyonlarla birlikte arttığına dikkat çekerken HDP’li Ziya Pir yangının helikopterler tarafından çıkarıldığını ve konuyu meclise taşıyacağını söyledi

cudi_halk_yangin27.07.2015 ONUR EREM @onurerem

PKK’ye karşı operasyonların yoğunlaştığı bir dönemde Diyarbakır, Dersim ve Şırnak’ta günler süren orman yangınlarının çıkması dikkatleri bölgeye çekti. Diyarbakır’ın Lice ilçesindeki yangının ardından bölgeye giden HDP Diyarbakır Milletvekili Ziya Pir, yangının askeri helikopterlerden çıkarıldığını söylüyor: “Yangının olduğu bölgeye giderken üzerimizden 4 helikopter geçti. Helikopterin birinden atılan bir şeyin yere düştüğünü, düştüğü yerde yangın çıkardığını gördüm. Konuştuğumuz köylüler de yangınların helikopterlerden atılan maddelerle başladığını anlattı. Diğer milletvekili arkadaşlarımız da benzer şeyler gördüklerini söyledi”. Pir, bu gözlemlerini bölgedeki diğer vekillerle birlikte raporlaştırıp mecliste araştırma önergesi olarak verecek: “Genel Kurul’da hükümet yetkilileri bizim yüzümüze nasıl bakacak çok merak ediyorum”.

Hozat ve Lice’de aynı

Ziya Pir, yangınların çıkma şeklinin de bu gözlemlerine uygun olduğunu, bir noktadan yayılan bir yangın değil farklı farklı noktalarda küçük öbeklerle yangının başladığını anlatıyor. Üstelik yalnızca Lice’den değil, Dersim’in Hozat ilçesinden de aynı gözlem geliyor. “Hozat’ta yangınlar öbekler halinde çıkıyor. Bir öbek söndürülüyor, sonraki gün o noktadan uzak başka bir yerde başka bir öbek yanıyor. Hozat Belediye Başkanı yangına müdahale ederken bu öbeklerde top kalıntıları durdu” diyor Dersim Ekoloji Meclisi’nden Özen Meral Uç. Bugün de Dersim’in Çığı köyünde askeri mühimmat patlaması nedeniyle bir yangın çıktığını anlatan Uç “90’larda da Dersim’de çok yangın çıkıyordu. Ne zaman olaylar yükselse benzer şeyler görüyoruz. Bu coğrafyada tarih tekerrürden ibaret olmuş.”

Akademik çalışma olmuştu

O coğrafyanın yakın tarihinde siyasi nedenlerle orman yakmalar olduğunu akademisyenler de doğruluyor. Beş araştırmacının bir araya gelerek yazdığı “Türkiye’nin Kürdistan bölgesinde bir kontrgerilla stratejisi olarak çevre yıkımı” adlı makalede “1991 ve 94 yılları arasında Tunceli’deki yangınlar üzerine yaptığımız araştırmada uydu görüntülerini kullanarak görgü tanıklarının anlattıkları yangınları doğruladık. Bu yangınlar rastgele bir şekilde çıkmış yangınlar değil, savaş ortamını dönüştürmek için Türk ordusu tarafından bilinçli bir şekilde uygulanan stratejinin parçasıydı” ifadeleri yer alıyor.

Halkın 90’larda çok büyük acılar, göçler ve katliamlar yaşadığını, şimdi de o dönemlere dönmekten endişe ettiğini anlatan Meral Uç, “Dersim Ekoloji Meclisi olarak biz bu süreçte karşımıza doğa tahribatlarının çıkacağını biliyoruz. Dersim’de yangınların artması bizi şaşırtmayacak” diyor.

90’ların karanlık günleri

Ziya Pir, Lice’de toplam 12 köye ateş sıçradığını, bir kısmında evlerin yandığını tespit ettiklerini söylüyor: “Bu bir rövanştır. Neyin rövanşıdır? Seçim yenilgisinin mi, iktidar kuramamanın mı, başkan olamamanın mı bilmiyoruz. Batıda diğer sol gruplara ve Alevilere, burada da Kürtlere yönelik saldırılar var. Bütün bunlar 90’ların karanlık günlerine dönüştür. Küçük hesaplarla bir halkı topyekün cezalandırma duygusu ancak kabile devletlerinde olabilir”.

HDP Şırnak Vekili Faysal Sarıyıldız da 20-30 yıldır süren çatışmalarda bölgenin doğasına çok büyük zarar verdiğini söylüyor. “Doğaya dönük tahribatlar ve yıkımlar en büyük vandallıktır, insan canı almaktan daha barbarcadır” diyen Sarıyıldız, savaşlarda tarafların birbirlerinin coğrafyalarındaki doğaya bilinçli olarak zarar verdiğini anlatırken “Ama doğa insanlığın ortak varlığıdır. Hiçbir halka, partiye ait değildir, tüm insanlığındır. Bu yüzden doğaya zarar verenler tüm insanlığa zarar verir” diyor. Türkiye’nin batısında orman yangınlarına gelişmiş aletlerle müdahale edilirken doğusunda halkın kendi bölgesindeki yangınları söndürmesinin bile engellendiğini vurgulayan Sarıyıldız, iki hafta önce Cudi Dağı’ndaki yangına dair şunları söylüyor: “Bölgedeki bir köylüden duyduğumuz, askerlerin ‘Bu dağlarda tek bir silahlı adam kalmayıncaya kadar burayı yakacağız’ dediği. Oradaki doğayı bir halkın, mücadele eden bir kesimin barınma alanı olarak görüp yok etmek gerektiğini düşünüyorlar. İnsansızlaştırdıkları bölgeleri de yeraltı kaynaklarını çıkaran şirketlere veriyorlar. Buna karşı halk doğasına sahip çıkarak mücadele etmeli. Tüm dünua bölge doğasının devlet eliyle yakıldığını görüyor”.

‘Siz de bir ucundan tutun’

Dersim’den Özen Meral Uç, bölge dışında yaşayan insanların da mücadeleye destek verebileceğini söylüyor: “Burada mermer ocaklarından HES’lere kadar çok ciddi mücadeleler veriyoruz. Bölge dışındaki insanlar da buraya gelip direnişe katılabilir, kendi bölgelerinde kamuoyunu bilgilendirebilir, insanlara anlatabilir. Son dönemde bazı insanlar yalnızca sosyal medyada paylaşımlar yaparak kendini tatmin ediyor. Öyle olmayın, siz de mücadelenin içinde yer alıp bir ucundan tutun”.

Haber içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , | Yorum bırakın