‘Sansürsüz habercilik çok keyifli, polis gelirse sonuna kadar direniriz’

TRT çalışanlarının kurumlarını işgal edip sansürsüz yayın yapabileceklerini düşünür müydünüz? Yunanistan’daki devlet televizyonu çalışanları bunu başardı, sansürsüz haberciliğin keyfini çıkarıyorlar. Üstelik durmaya niyetleri yok! ERT’den Maria Koutsimpiri anlatıyor

ONUR EREM – ATİNA 13.10.2013

2-01Syntagma Meydanı’nda beklerken 1981 model turuncu bir Mini Cooper duruyor önümde. İçinde Maria var. Kapıyı açıp biniyorum ve bir yerde oturup sohbet etmek için Akropolis’in eteklerine gidiyoruz. Vardığımızda fark ediyoruz ki bütün kafelerin tüm masalarının dolu. “Bu ne kalabalık böyle bugün günlerden ne?” diye soruyor, Pazar olduğunu söylediğimde ise “Haftada 7 gün çalışmaktan günleri karıştırır oldum artık, tabi ki Pazar günü yer olmaz buralarda” diyor. 15 dakika yürüyerek başka bir bölgeye gidip oturacak yer buluyoruz. Kafelerin doluluğuna bakınca kriz Yunanistan’a hiç uğramamış gibi gözüküyor. “Aslında bu dolulukta krizin de etkisi var” diyor Maria “Gençlerin yarısından fazlası işsiz, para bulabilenler bütün gün kafelerde, bulamayanlar da parklarda oturarak zaman geçiriyor”.

Maria Koutsimpiri 36 yaşında. 15 yıldır radyo ve televizyonculuk ile uğraşıyor. Onunla buluşmamın nedeni, geçen hafta 4. ayını kutlayan ERT (Yunanistan Devlet Televizyonu) işgalinin başından beri içinde yer alması. AB, AB Merkez Bankası ve IMF üçlüsünün kamu çalışanı sayısının azaltılması şartına yanıt olarak Yunan hükümetinin çılgın bir hamleyle devlet radyo ve televizyonunu tamamen kapatma kararının ardından çalışanların başlattığı bu işgal hâlâ tam gaz sürüyor.

Ülkede konuştuğum gazeteciler sansür ve otosansürün Türkiye’yi aratacak seviyelerde olduğunu anlatırken hepsi işgal altındaki ERT’yi ayrı bir yerde tutuyor. Ben de bu deneyimi Maria’ya soruyorum:

Çalışanların işgal ettiği ERT binası pankartlarla donatılmış durumda

Çalışanların işgal ettiği ERT binası pankartlarla donatılmış durumda

>> ERT’nin kapatılacağını öğrendiğin anda neler hissettin?

ERT’nin kapatılacağı söylentisini yıllardır o kadar çok duyduk ki artık inanmıyorduk. 11 Haziran günü Hükümet Sözcüsü Simos Kedikoğlu’nun ERT’nin kapatılacağı açıklamasından 3 saat önce bu bilgi bize ulaşmıştı. ERT’de çalışan gazeteciler olarak bir toplantı yaptık, ‘Kapatılırsa işgal edeceğiz’ dedik. Kapatma kararı açıklandığında hâlâ toplantıdaydık. ERT’de 3 haftadır sürdürdüğümüz bir grev vardı, onu sonlandırarak işgale başladık.

Hislerime gelince, üzülmedim hatta rahatladım diyebilirim. Çünkü artık istediğimizi söylemekte özgür olacağımız bir döneme girecektik.

Hükümet evlerimize imzasız birer kağıt gönderdi. “Artık iş sözleşmeniz geçersizdir. Ama ERT binasında üzerinize zimmetlenen eşyalardan hâlâ sorumlusunuz” yazan bu belgeyi imzalayıp teslim etmemiz bekleniyordu. Kimse bu yazıyı ciddiye bile almadı.

>> İşgalin ilk günlerinde nasıl bir öz-örgütlenme yarattınız?

Demokrasi? Sinyal yok

İşgalden bir pankart: Demokrasi? Sinyal yok

İlk günleri tarif etmek için kullanacağım tek kelime ‘kaos’ olur. Tüm binalarda işgal vardı, ama polis şu anki binamız dışında hepsini boşalttı. Binlerce kişi bizi desteklemek ve olası bir polis saldırısına engel olmak için binamıza gelmişti. Binanın koridorlarında, stüdyolarında herkes her yerdeydi.

Biz de çalışanlar olarak 7/24 binadaydık. İnsiyatif alan herkes istediğini yapıyordu. Birkaç gün sonra bu durumun güvenlik açısından sorun yaratacağını, provokatörlerin içeride olay çıkarabileceğini düşünerek girişlere gönüllü güvenlikler koyduk ve giriş-çıkışlar kontrollü hale geldi.

Her gün bize destek için gelen gruplarla konserler, film gösterimleri gibi etkinlikler oluyordu ERT’nin bahçesinde. Bebekli ERT çalışanları kucaklarında bebekleriyle yayına giriyorlardı bazen.

Binada temizlik işlerini de kendimiz yapıyoruz. Zamanla işleyiş de oturmaya başladı. Böylece ilk ayın ardından ilk defa bir günlük haftasonu izni yaptım.

>> İçeride sorunlar yaşadınız mı?

Yaşadık tabi ki. Özellikle de televizyon ekibi yaşadı. ERT’in önceden yaptığı gibi her haber programına Başbakan Samaras’ın yaptıklarını anlatarak başlamak isteyenler ile ‘daha önemli haberler varken artık başbakanla başlamak zorunda değiliz’ diyen çoğunluk arasında büyük tartışmalar yaşandı. Sonunda çoğunluğun dediği oldu.

>> Hükümet sizi engellemek için neler yaptı?

Radyo ve televizyon sinyallerimizi kesmeye çalıştılar. Yunanistan’ın kırsal bölgelerindeki insanlar için radyomuz çok önemli bir haber kaynağı, çoğu bölgede tek radyo biziz. Bu yüzden insanlar radyo vericilerini sökmek için gelen ekiplere direndi, izin vermedi. Hâlâ verici nöbetleri tutuluyor.

2-02

Maria: Yunanistan nüfusunun yarısı Atina’da yaşıyor, kırsal alan tamamen boşaldı. Toprak vergisini artırarak bu toprakları elinde tutan insanların vergilere dayanamayıp topraklarını özel şirketlere satması için uğraşıyorlar. Doğanın içinde komün kuranlar bir yandan bu hamleye karşı da bir direniş demek. Mücadelemizin sonunda Yunanistan değil, krizleri bitmek bilmeyen kapitalizm çökecek!

TV için bir uydudan lisans alarak tekrar yayına başladık. Bir yandan da internet üzerinden TV ve radyo yayınına devam ediyoruz. Tek sorunumuz Atina’da FM antenimizin kaldırılması oldu. Biz de bunu başka bir frekansa geçerek çözmeye çalıştık. Şu anda hâlâ tüm Atina’yı kapsayamıyor FM yayınımız. Ama orta dalga yayınlarımız var, Atina’daki dinleyicilerimiz onu takip edebiliyor.

İşgalden yaklaşık bir ay sonra hükümet yeni bir devlet radyo ve televizyonu kurdu. ERT direnişindeki insanların bir kısmı oraya geçmeyi kabul etti. Hükümet bunu direnişi bölmek için yapmıştı. 1.200 kişiydik, şimdi 600 kişi kaldık. Aslında iyi de oldu, sonunda direnişe kararlı ekiple baş başa kaldık. Samaras’ı her haber programında birinci sıraya koymak isteyenlerin de dahil olduğu 600 kişi artık yeni kamu televizyonu olan EDT’de.

>> EDT’nin reytingleri ne durumda?

EDT’yi izleyen, dinleyen yok. Zaten koalisyon hükümetinin 2 partisi PASOK ve Yeni Demokrasi dışındaki tüm siyasi partiler EDT’ye çıkmayı reddediyor. Bizim kanalımıza çıkıyorlar.

Günde 2 haber programı yapıyoruz ve bu programlarda daha önce devlet televizyonunun hiç yer vermediği konuları işliyoruz, hükümetin geçirdiği yasaları, yaptıklarını açıkça anlatıyoruz. Burada sansür yok, gerçek habercilik var.

>> Dinlenme ve izlenme oranınız nasıl? İnternet sitesinde bunu daha rahat takip edebiliyorsunuzdur herhalde?

Evet. Diğer radyo ve TV’lerin internet verileriyle karşılaştırılınca en çok dinlenen ve izlenen yayınlardan biri olduğumuzu görüyoruz. Bu mutluluk verici.

>> Mutluluk güzel, ama yaşamak için yeterli mi? Hayatlarınızı idare edecek parayı nasıl kazanıyorsunuz?

Kazanamıyoruz. Hükümet ERT’yi kapatırken hepimize 4 aylık maaş tazminatı verdi. Vermeleri gerekenden çok daha az olsa da şimdiye kadar bu parayla idare edebildik. Ben daha rahattım, çocuğum yok, borcum yok, ama bazı arkadaşlarımız mortgage taksitleriyle boğuşuyor. Bu yüzden bir an önce çözüm bulmamız gerekiyor, başka türlü devam etmekte zorlanırız. Bunun için kafa yoran insanlar var, bağış toplama, reklam alma, kooperatifleşme veya şirketleşme gibi farklı ihtimaller değerlendiriliyor. Ama henüz bir çözüm bulabilmiş değiliz. Sendikalardan da yeterli desteği görebildiğimizi söyleyemem. Şimdilik tek gelirimiz destek için sattığımız tişörtler, onu da uydu yayını ücretini karşılamak için kullanıyoruz.

>> Direniş seni nasıl etkiledi?

Çok hoşuma giden ve kendimi ait hissettiğim bir iş yapıyorum. Bu sayede aralıksız çalışıyorum. İlk üç ayda toplam 3 kere 1 günlük haftasonu izni kullandım. Eylül’de ise 3 gün. Günde en az 12 saat çalışıyorum.

Ama aralıksız çalışma nedeniyle kişisel hayatım kalmadı. Evim karmakarışık. Arada annem eve gelip çamaşırlarımı yıkıyor, yemek yapıyor da idare edebiliyorum. Şu an seninle bu kafede oturup sohbet etmek bile benim için sıradışı bir olay.

Eşim, çocuğum, erkek arkadaşım olmadığı için bu kadar kendimi verebildim. 4. ayı devirdiğimiz şu günlerde çok yorulduğumu hissediyorum. Herkesin bu kadar çalıştığını söyleyemem, daha az çalışan insanlar da var. Galiba artık bir haftalık tatile çıkmayı hak ettim.

‘Polis müdahalesi isyan başlatır’

>> İşgalin geleceğini ve kendi geleceğini nasıl görüyorsun?

2-04Normalde hep geleceğimi kestirebilirdim ama şimdi bu işin o kadar içindeyim ki hayatımda ilk defa geleceğimi hiç öngöremiyorum. Bazen yaptığım işi ve neden bu kadar uğraştığımı sorgularken buluyorum kendimi. Neyse ki arada uluslararası destek mesajları alıyorum, senin gibi insanlar yaptığımız işten ne kadar etkilendiklerini söylüyorlar ve çabalarımıza değdiğini anlıyorum.

ERT’nin geleceğiyle ilgili bu ay sonunda önemli bir mahkeme kararı verilecek. ERT’yi kapatmanın anayasaya aykırı olduğuna dair bir başvuru yaptık, onun sonuçlanmasını bekliyoruz. Burada olumsuz bir karar çıkarsa polis göndererek işgali sonlandırma ihtimalleri var.

>> Öyle bir durumda ne yapacaksınız?

Öncelikle direniriz. Halkın ve örgütlerin büyük desteği olacağını, binaya gelerek polise karşı kitlesel direnç göstereceklerini düşünüyoruz. Ama eğer polisin gücü gerçekten içeri girip herkesi tahliye etmeye yeterse, o zaman başka bir mekanda ERT yayınlarına devam etmek isteriz.

Yunanistan’daki en etkileyici toplumsal hareketler

>> Radyo’da nasıl programlar yapıyorsun?

İşgalden önce kültür-sanat programları yapıyordum. İşgalin ardından her gün 1 saat süren İngilizce bülteni hazırlamaya başladım. Tüm dünyanın gözü Yunanistan’da ve buradaki toplumsal hareketlerdeyken ülkeden çıkan İngilizce haberler kısıtlıydı. Bu yüzden buna çok önem veriyorum.

İngilizce bülten dışında Yunanistan’daki toplumsal hareketleri inceleyen bir program da yapıyorum. Bu programda her hafta farklı bir hareketin temsilcileriyle hareketlerini konuşuyoruz. Daha önce TV’de sesini duyuramayan anarşistler, öğretmen örgütleri, mahalle forumları, öğrenci örgütleri, üniversite işgalcileri gibi önemli hareketleri konuk ettim.

>> Yunanistan’daki toplumsal hareketler hakkında ne düşünüyorsun genel olarak? Bu hareketler içinde seni en çok etkileyen, en çok heyecanlandıran hangileri oldu?

Tüm Yunanistan’da toplumsal hareketler hızla büyüyor. Hükümet her şeyi satarken halk da karşısında kendi örgütlerini yaratıyor. Tiyatrolardan hastanelere kadar değişik örgütlenmelere tanık oluyoruz.

Beni en çok etkileyenlerden biri anarşistlerin örgütlenmeleri. İşgal kültürünü ve toplumsal alanların nasıl farklı bir şekilde kullanılabileceğini halka gösteriyorlar. Anarşist hareketler kentlerde çok güçlü ve polislere, faşistlere karşı direnişin başını çekiyorlar.

Bir diğeri de doğa içinde kendi kendine yeten, dışarıya ihtiyaç duymayan komünler kuran hareketler. Yunanistan çapında çok sayıda böyle komün oluştu, yakında bu komünlerin haritasını yayınlayacaklar. Sadece kendi yetiştirdikleri ile yaşayıp ticaret yapıyorlar, yalnızca güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji kullanıyorlar.

Anarşistler karşı çıktıkları sistemin içinde yaşayarak mücadele verdiklerinden bir yandan o sistemi beslemeye devam ediyorlar ama doğa içinde yaşayanlar bu sistemin tamamen dışında. Eğer bir gün ERT deneyimiz sonlanırsa böyle bir yere giderek yaşamak istiyorum. Yeni deneyimler güzeldir, hayatta yapacak çok şey var!

Bu reklamlar hakkında
Haber, Söyleşi içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , | Yorum bırakın

‘Seçimleri beklerken açlıktan ölelim mi?’

Yunanistan’daki anarşistler işgal pratikleriyle mahallelerde öz-örgütlenme sağlarken “4 yılda bir oy vermekle hayatımızdaki hiçbir şey değişmiyor, bu yüzden hayatı kendimiz inşa ediyoruz” diyorlar

1-11

İşgal mekanı Vox

ONUR EREM – ATİNA 10.10.2013

Dünkü yazıya Yunanistan’ın başkenti Atina’nın Exarchia mahallesinde karşılaştığım bir olayı anlatarak başlamıştım. O olaydan birkaç gün sonra, Exarchia’da bir arkadaşımın evinde kalmaya gittiğimde evin girişinde onlarca polis gördüm. “Merak etme, geceleri genelde burada nöbet tutarlar” dedi. Yatmak üzereyken patlama sesleri geldi. “Polise molotof atıyorlar, ama endişelenme bugün Çarşamba, kısa sürer. Cumaları sabaha kadar sürüyor” diye bilgilendirdi arkadaşım beni.

1-09

Fotoğraflarda yüzünü göstermek istemeyen Pavlos: “Bizi eğittiniz, ardından işsiz bıraktınız. Tabi ki karşınıza çıkıp sizi devirecek alternatifler yaratacağız. Zekiyiz ve güçlüyüz.”

‘SİYASET BİR MESLEKTİR’

Anarşistlerin ve genel olarak solun güçlü olduğu Exarchia krizden etkilenmiş. Semtin merkezinde kepenk kapatan Vox adlı mekan 2012 başlarında halk tarafından işgal edilmiş. Eskiden sinema ve kafe olarak işletilen Vox şimdilerde bir toplumsal merkeze dönüşmüş.

Vox’a girdiğimde başından beri bu işgalin bir parçası olan Pavlos ile tanıştım. 32 yaşındaki Pavlos’un, Yunan gençliğinin çoğu gibi siyasi sisteme dair hiç bir umudu yok. Kendini anarşist olarak tanımlıyor: “Siyasi partilerin hayatı değiştirebileceğine inanmıyorum. Siyaset bir meslek ve siyasetçiler de bu meslekte daha başarılı olmak için ne gerekirse onu yapıyor. 4 yılda bir oy vermekle hayatımızda bir şey değişmiyor. Açız, önümüzdeki seçimleri beklerken açlıktan ölelim mi?”

Pavlos çoğu işsiz genç Yunan gibi ailesiyle yaşıyor. “Bir yıldan uzun süredir işsizim. Yazın Yunan adalarında part time çalışarak kış için para biriktiriyorum. Annemin emekli maaşı azaldıktan sonra ona bakmamız, yardımcı olmamız gerektiği için kardeşimle yanına taşındık” diyor.

1-07MAHALLELİYLE İÇ İÇE

Daha önce başka işgallere de katıldığını söyleyen Pavlos, bu mekanların hep saldırıya uğradığını anlatıyor. Altın Şafak’ın örgütlendiği mahallelere yakın olanlara faşistler, diğerlerine polisler saldırıyormuş. “İşgal mekanlarında halkın kendi örgütlenmesini yaratması polisleri ve faşistleri korkutuyor. Anarşistler olarak işgal ettiğimiz mekanlarda özellikle mahalleliyle iç içe olmaya çaba harcıyoruz. Medya işgalcileri öcü gibi gösterdiği için mahalleliler ilk başta çekiniyor. Ama onları işgal mekanlarına davet edip birlikte projeler yarattığımız zaman aslında ne yapmaya çalıştığımızı anlıyorlar” diyor Pavlos.

Exarchia bölgesi genellikle solcuların ve anarşistlerin örgütlendiği bir bölge olduğu için Vox faşistlerin saldırısına uğramamış. Ama haftada 2-3 kere polis saldırısı gerçekleştiğini anlatıyor Pavlos: “Burası mahalleyle en çok ilişki kuran işgal mekanı. Dışı camekan olduğu için insanlar içeriyi görüp geliyor, çekinmiyorlar. Bu yüzden polis buraya karşı öfke besliyor. Geldiklerini görünce kepenkleri kapatıyoruz içeriye saldırmasınlar diye. Onlar da kafenin dışındaki parkta oturan insanlar saldırıyor”.

1-08SAĞLIK HİZMETİ DE VAR

Vox’ta ücretsiz olarak dersler, üniversite kursları, dans eğitimleri gibi çok sayıda atölye düzenleniyor. Bunun dışında bir de sağlık merkezi açmışlar, haftanın 2-3 günü gönüllü psikologlar, çocuk psikologları ve genel cerrahlar ihtiyacı olanlara ücretsiz sağlık hizmeti veriyor. “Eskiden böyle bir şeye ihtiyacımız yoktu, devlet hastanelerinde ücretsiz tedavi olabiliyordu insanlar. Ama krizden sonra muayene başına 25 avro para almaya başladılar. Bazı doktorlar ekstra rüşvet de istiyor” diyen Pavlos yoksullar için sağlığın ulaşılmaz bir hale geldiğini söylüyor. Sağlık hizmetinin dışında ayda 1-2 kere doğrudan çiftçilerden aldıkları ürünleri mahallelerde halka çok uygun fiyatlara satıyor, parası olmayana da ücretsiz veriyorlar.

Antifaşist mücadelede solun geri kalanının anarşistlerle ne kadar dayanışma gösterdiğini soruyorum. “Anarşistler yıllardır anti-faşist mücadelenin omurgasını oluşturuyor. Ama diğer örgütler ve partiler bu mücadeleye gereken önemi vermiyor. ‘Faşistleri kınıyoruz’ demekten öteye geçemiyorlar. Solcuların yapması gereken şey, hükümetin bir konuda adım atmasını beklemek veya parlamentoda karar çıkarmaya odaklanmaktan çok hayatın kendisini dönüştürmek olmalı” diyor. Altın Şafak’a açılan davaya da şüpheyle yaklaşıyor, bunu göstermelik buluyor.

‘İŞ BULDUĞUM İÇİN ŞANSLIYIM’

1-10Pavlos ile konuştuktan birkaç gün sonra Spyros ile buluştum. 36 yaşındaki Spyros bir üniversitede fizikçi. Doktorasını bitirdikten sonra 3 yıl boyunca özel kurslarda dersler vermiş, kriz başlayınca iş kalmadığı için Kazakistan’a gitmiş ve oradaki bir üniversitede çalışmış. “Eğer oradaki iş tecrübem olmasaydı Yunanistan’da iş bulamazdım” diyor. Düzenli bir iş bulabildiği için kendini çok şanslı hisseden Spyros’un arkadaşlarının büyük bir kısmı işsiz. Aralarında 2 yıldır iş bulamayanlar da var. “Yurtdışında iş bulmak da zor. Eğer bir alanda uzman değilseniz çok zor” diyor.

“SYRIZA’YA BİR DAHA VERMEM”

Bir anarşist olan Spyros, son zamanlarda solun ve anarşistlerin toplumu etkileyebilme gücünün azaldığını düşünüyor. “Eskiden daha büyük, kitlesel eylemler yapabilirdik. Örgütlü olmayan çok sayıda insan gelirdi. Artık bunu yapamıyoruz. Bunda insanların polis şiddetiyle karşılaşmaktan yorulması, eylemlerin bir işe yarayacağına dair umutlarının azalmasının da etkisi var”.

Seçimlerde oy verip vermediğini soruyorum, “Geçen seçimde SYRIZA’ya oy verdim. Ama bugün seçim olsa vermem. Çünkü AB ve Avro bölgesinde kalmak istediklerini söylüyorlar. Bu yapabileceklerinin çok sınırlı olduğunu gösterir. Bu sınırlar içinde de kısmi iyileştirmeler yapabilirler ama yeterli olacağını düşünmüyorum” diyor. Parti içinde eski PASOK üyelerinin olmasına da dikkat çeken Spyros, konuştuğum çoğu kişi gibi SYRIZA’nın uzun vadede PASOK gibi bir partiye dönüşmesinden korkuyor.

ÜNİVERSİTELER ÇÖKÜYOR

Bir üniversite çalışanı olarak üniversitelerin geçirdiği büyük dönüşüm onu da rahatsız ediyor. Ülke genelindeki üniversiteler, idari kadrolarının yarısını işten çıkarmış durumda. Bu nedenle okulların işleyişinde büyük sorunlar yaşanıyor. Bazı idari işleri akademik kadrolara yaptırıyorlar. Atina Üniversitesi’nin bu yıl kriz nedeniyle eğitim vermeyi durdurduğunu hatırlatan Spyros’a göre diğer üniversiteler de yakın zamanda benzer bir kaderle karşı karşıya kalabilir.

Spyros orta-alt gelir grubundakilerin yoğunlukla yaşadığı Patisia mahallesinde yaşıyor. Mahallenin krizden nasıl etkilendiğini sorduğumda çok sayıda dükkanın kapandığını söylüyor. “Özellikle de kasaplar kapandı. Halk artık et alamıyor. Sokaklarda çöpleri karıştıranlar, uyuşturucu kullananlar arttı”. Ayrıca Altın Şafak’ın saldırıları da insanların kendisini güvende hissetmesini engelliyor.. Spyros’un bir arkadaşı insanları isyana çağıran “Sokağa Çık, Korkuyu Yen” adlı bir Facebook grubu açtıktan sonra faşistler tarafından bir parka götürülerek dövülmüş, kafasında şişe kırılmış, hastanelik olmuş.

‘YUNAN MEDYASI FELAKET’

Spyros Yunan medyasına da çok öfkeli, konuştuğum diğer insanlar gibi haberleri sadece internet sitelerinden ve bloglardan takip ediyor. “Pavlos ölene kadar ‘Altın Şafak biraz daha uysallaşırsa bir sonraki seçimde yeni Demokrasi onunla koalisyon kurabilir’ diyen bir medyamız vardı. Geçen yıl Altın Şafak’ın göçmenlerin çalıştığı bir pazar yerini dağıttığı görüntüleri yayınlarken göçmenler kaçak olduğu için faşistleri suçlamayı reddeden medya bugün aynı görüntüleri ‘Geçen yıl da böyle vahşice saldırmışlardı’ başlığıyla yayınlıyor. Bütün medya böyleyken onlara nasıl güvenebiliriz?” diyor Spyros.

Hükümetin yeni kemer sıkma politikalarına ihtiyacı olduğunu ama halkın bu politikalara daha fazla tahammül edemeyeceği için radikalleşeceğini düşünen Spyros’a göre Altın Şafak’a yönelik operasyonun arkasında da bu yatıyor: “Yunanistan’da radikal siyasi oluşumları yasaklayacaklar, itibarsızlaştıracaklar. Buna Altın Şafak’la başlamaları kolay hedef olduğu içindi. Sonrasında SYRIZA’yı ve diğer radikal oluşumları da yasaklamaya çalışacaklar, anarşistlere büyük operasyonlar düzenleyecekler. Hükümetin Pavlos cinayetinin ardından aşırı sol ile aşırı sağı bir tutan söylemi bunu gösteriyor”.

YARIN: İşgal altındaki devlet televizyonu: ERT

Haber, Söyleşi içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , | Yorum bırakın

Altın Şafak: Yunan eliti yarattığı canavarı öldürebilecek mi?

Altın Şafak: Yunan eliti yarattığı canavarı öldürebilecek mi?

Şarkıcı Pavlos’un öldürülmesinin ardından Yunan eliti, neo-Nazi Altın Şafak partisini tasfiye etmek istiyor. Neden bugüne kadar beklediler? Şimdi ne olacak?

Leonidas Oikonomakis* | BİRGÜN İÇİN ÇEVİREN: ONUR EREM | 28.09.2013

*: European University Institute’da akademisyen, Pavlos’un arkadaşı.

Nikos MichaloliakosKillah P adıyla tanınan Pavlos Fyssas’ın Altın Şafak üyeleri tarafından öldürülmesinden birkaç gün sonra Yunan eliti bu partiyi ve karanlık bağlarını tasfiye ederek ellerine bulaşan kandan kurtulmak istiyor gibi gözüküyor. Ama Doktor Frankenstein’ın, yarattığı canavarı öldürmesi mümkün mü?

MEDYA NAZİLERE ÇALIŞIYORDU

Pavlos suikastı Yunan toplumu için son damlaydı. Anlaşılan o ki, Altın Şafak’ın kriminalize edecek, hatta örgütü tasfiye bile edebilecek mekanizmalar harekete geçti. Yunan halkının suikastın ardından sokaklara dökülmesiyle birlikte medya ve hükümet de bu konuyu ciddi bir şekilde tartışmaya, neo-Nazi partiye verdikleri doğrudan veya dolaylı desteği çekmeye başladı.

Daha önce Altın Şafak’ı eleştirmeyen, hatta onların şovlarını sayfalarına taşıyan gazeteler dahi bir anda “eski Altın Şafak üyesinin itirafları” tarzında haberler geçmeye başladı. Bu bahsettiğim gazeteler “Mahalleleri koruyan Altın Şafak, yaşlı kadınların ATM’lerden para çekmesine yardımcı oluyor” gibi haberlere imza atmışlardı – bu yaşlı kadının bir Altın Şafak üyesinin annesi olduğu, haberin sipariş üzerine yapıldığı ise sonradan ortaya çıktı. Şimdi ise bütün basın bir anda partinin karanlık tarafını ‘keşfetti’. Yunanistan’da gazete ve televizyonların, siyasi partilerle aile bağları olan az sayıda holding tarafından yönetildiğini unutmayın.

ÖLÜM EMRİ TEPEDEN GELDİ

Yeni haberlerde önemli itiraflardan bazıları şöyle: Ordu kamplarında eğitim aldık, bize eğitim verenlerin bir kısmı hâlâ orduda, örgütün elinde ‘zamanı geldiğinde’ kullanmak için yasadışı silahlar bulunuyor, polis teşkilatının önemli bir kısmı Altın Şafak üyesi, parti ne zaman sıkıntıya düşse polis yardım ediyor, polis teşkilatından ‘gizli’ seviyesindeki belgeleri bile rahatlıkla alabiliyoruz… Pavlos suikastının görgü tanıklarının verdiği ifadeler bile örgüte ulaşmış.

İtiraflara göre Pavlos, antifaşist şarkıları nedeniyle örgüt tarafından özellikle hedef alınmış. Son derece hiyerarşik bir yapıya sahip olan örgütte bu, en tepedeki isimlerin Pavlos’un öldürülmesi emrini verdiği anlamına geliyor. Emri verenin hangi yönetici olduğunu bilemesek de parti liderinin ve milletvekillerin cinayeti önceden bildiği anlaşılıyor.

TASFİYE BAŞLADI

Bütün bu yazılanlardan sonra hükümet de nihayet harekete geçerek parti hakkında inceleme başlattı. Kamu Düzeni Bakanı Denias, savcılara Altın Şafak’ın yaptığı iddia edilen 32 saldırı ile ilgili belgeler sunarken polis teşkilatıyla parti arasındaki ilişkinin de incelenmesi emrini verdi. Emir verilir verilmez 2 üst düzey polis yöneticisi istifa etti. Savunma Bakanı Avramopoulos ise askerlerle Altın Şafak arasındaki ilişkiyi incelemek için düğmeye bastı. Söylentilere göre askeriyenin iç denetlemesinin yanı sıra istihbarat teşkilatı da orduyla ilgili ayrı bir inceleme yürütecek.

GÜNAYDIN MEDYA!

İyi de, biz bütün bunları biliyorduk zaten! Yunanistan’daki antifaşist hareket yıllardır bu bahsedilenleri haykırıyor! Son 3 yılda YouTube Yunan polisinin Altın Şafak ile işbirliğini belgeleyen videolarla doldu. Pavlos suikastının ardından yapılan eylemlerde de aynı işbirliği devam ediyordu. Altın Şafak’ın kendi milletvekilleri de daha önce defalarca “Polisin yarısından fazlası Altın Şafak destekçisi, büyük bir kısmı da parti üyesi” açıklamaları yapmıştı. Doktorlar ve göçmen hakları örgütleri ise yıllardır Altın Şafak’ın işlediği göçmen cinayetlerini, yaraladığı onlarca insanı gündemde tutmaya çalışıyordu.

Orduya gelecek olursak, özel birlikler Atina’daki gösterilerinde ırkçı sloganlar attığında hükümet ve medya bunu görmezden gelmiş, bundan bahsetmek yerine Altın Şafak milletvekillerinin ne kadar erdemli olduğunu anlatmaya mesai ayırmışlardı.

Bu durumda aklımıza iki soru geliyor: Neden yıllarca bu faşist partinin işlediği suçları görmezden geldiler? Ve neden şimdi harekete geçiyorlar?

NEDEN ŞİMDİ?

İkinci sorunun yanıtlanması daha kolay: Çünkü Pavlos suikastıyla birlikte Yunan halkı uykusundan uyandı, artık bu faşist partiye ve işlediği suçlara tahammül etmeyeceğini eylemlerle hükümete gösterdi. Bu tepki Altın Şafak’ı da etkiledi, Drama ve Kavala’daki bürolarının açılışlarını ertelerken Girit’teki bürosunu kapadı ve diğer kentlerdeki bürolarında da tabelalarını kaldırdılar. Yunan elitleri, Altın Şafak ile ilişkilerini sonlandırmazsa halkın öfkesinin kendilerine de yöneleceğini anladı.

İlk soruyu yanıtlamak ise daha zor. Bence Yunan medyasının bugüne kadar susmasının 3 nedeni vardı:

SOLUN ENERJİSİNİ TÜKETTİ

Öncelikle Yunanistan’da 2 yıl önce Syntagma ve diğer meydanlarda başlayan işgaller ile birlikte başlayan süreçle birlikte Yunan toplumu eşi benzeri görülmeyen bir şekilde radikalleşmiş, neo-liberal politikaları, 2 parti sistemini ve genel olarak kurulu düzeni tehdit eder hale geldiğini hatırlayalım. Hareket artık otonomluk, yataylık ve doğrudan demokrasi istiyor. Mahalleler, düzenledikleri mahalle meclisleriyle bu ‘rüya’yı gerçeğe çevirirken bir dizi yerel ve ulusal hareket Troyka ve Yunan hükümetinin neo-liberal politikalarını tehdit eder hale gelmişti. İşte Altın Şafak, böyle bir ortamda bu radikal hareketi durdurma ve dikkatini dağıtarak onu anti-faşist mücadeleye yöneltme misyonunu üstlendiği için düzen ve elitler için vazgeçilmezdi, birinci neden bu. Bu sayede Yunan solunun 2 yıldır enerjisini Altın Şafak’ı alt etmeye harcamasını sağladılar.

BURJUVA ÇIKARLARINI KORUDU

İkinci neden ise Altın Şafak’ın her alanda burjuvanın çıkarlarını korumasıydı. Perama’daki tershane işçileri başta olmak üzere çok sayıda solcu işçi örgütüne doğrudan saldırdılar, hem de vahşi bir şekilde. Bu tershanelerde çalışan göçmenleri Yunanların işsiz kalmasının gerekçesi gibi göstererek hedef haline getirdiler. Hem işçi sendikalarına saldırılarla, hem de Yunan yatırımlarının korunması söylemiyle hükümetin elitlerin istediği neo-liberal programı uygulamasına yardımcı oldular.

MUHALEFETİ BASTIRDI

Üçüncü neden de Altın Şafak’ın ülkenin neo-liberal faşist bir rejime doğru kaymasına karşı çıkan tüm özgür sesleri terörize etmesiydi. Altın Şafak’ı eleştirmek insanların korktuğu bir şey haline gelmişti. Üyesi olduğum hip-hop grubumuzun son albümünü hazırlarken antifaşist şarkılara yer verdiğimiz için ben de korkmuştum açıkçası.

ARTIK ÇOK GEÇ

Bütün bunlara rağmen Yunan eliti Pavlos suikastının ardından Altın Şafak’ı bahsettiğimiz nedenlerden ötürü terk etti. Anketlere göre SYRIZA’nın ardında kalan iktidardaki Yeni Demokrasi, bir zamanlar koalisyon kurmayı düşündüğü Altın Şafak’ı dağıtmaya karar verdi. Böylece “Nazizmi biz bitirdik” propagandası yaparak sağdaki diğer oyları da toplamayı hedefliyorlar.

Ama artık çok geç.

Eğer Yunan eliti bütün suç aktivitelerinden haberdar olduğu Altın Şafak’ı daha erken bir tarihte karşısına alsaydı çok sayıda insan Atina ve diğer kentlerin sokaklarında vahşice dayak yemeyecek, antifaşist aktivistler karakollarda işkence göremeyecek, eylemlerde polisler veya faşistler tarafından yaralanmayacaktı. Öte yandan Yunan solu doğrudan demokrasi önerisini daha da geliştirmeye yoğunlaşabilecek, muhalefetin enerjisini buraya harcaması sayesinde iş ve yaşam kaybına (Yunanistan’da intihar oranları katlanarak artıyor) yol açan neo-liberal politikalar uygulamaya sokulamayacaktı. Ve hepsinden önemlisi Shehzad Luqman ile Pavlos Fyssas hâlâ aramızda olacaktı.

YANIT BEKLEYEN SORULAR

Artık çok geç, çünkü hükümetin ve elitlerin toplum içinde kök salmasına ortam hazırladığı bu faşist örgütlenme ne kadar geri çevrilebilir bilmiyorum. Altın Şafak polis ve ordu haricinde kentlerdeki işçi mahallelerinde de örgütlenmeyi başardı. Artık bu parti feshedilse ve önderleri tutuklansa bile faşizmin kaleleri ve bu faşist ağın ilişkileri ortada durmaya devam edecek. Altın Şafak’ın katil ideolojisiyle zehirlenen insanları bu zehirden arındırmak kolay olmayacak.

Son olarak parti liderinin kızı, üyelere bir açık mektupla seslenerek “hareket için kendinizi feda etmeye, hayatınızı vermeye hazır mısınız” diye sormuştu. Altın Şafak’a karşı yürütülen operasyondan polis teşkilatının rahatsız olduğu biliniyor. Onlar nasıl bir yanıt verecek? Askerin tepkisi ne olacak? Altın Şafak operasyona karşı mücadele etmeden sessizce tasfiye edilmeyi kabullenecek mi? Günün sonunda Dr. Frankenstein yarattığı canavarı öldürebilecek mi? Bunlar Yunan toplumunun yanıtlaması gereken sorular ve bunların yanıtlarını bulmak kolay olmayacak.

- Ç.N.: Bu yazı, Altın Şafak Lideri Nikos Mihaliolakos ve parti sözcüsü Ilias Kassidiaris gözaltına alınmadan önce yazılmıştır.

Çeviri içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Yunanistan’ın karamsar geleceği

Yunanistan nüfusunun yarısının yaşadığı başkent Atina sokakları krizin izleriyle kaplı. Ekonominin küçülmeye devam edeceği öngörülürken bir yandan kriz diğer yandan yükselen faşizmle mücadele eden ülkeyi karamsar bir gelecek bekliyor

1-06AONUR EREM – ATİNA 10.10.2013

Kent merkezinde harabeye dönmüş binaların arasında, yara içinde kalmış bacaklarına uyuşturucu enjekte eden insanların yanından geçerek eve yürürken patlama sesleriyle irkildik. ‘Hmm, molotof galiba’ dedi yanımdaki arkadaşım, ‘endişelenmene gerek yok’. Sokağın öbür ucunda bir motorsiklet çetesinin 2 kişiyi dövdüğünü görebiliyorduk. Yaklaşınca çete değil polis olduklarını anladık. ‘Batı medeniyetinin beşiği’ Yunanistan’a hoşgeldiniz, burası başkent Atina

Atina’ya en son 2009 yazında gelmiştim. Ekonomik kriz başlamış, ancak günümüzdeki yıkıcı boyutlarına ulaşmamıştı. Aradan geçen 4 yılda kent bambaşka bir kimliğe bürünmüş.

Ülkedeki ekonomik kriz, daha havaalanından kent merkezine giden yolun başında göze çarpıyor. Her yıl milyonlarca turistin geçtiği bu yolun kenarına art arda dikilen, normalde reklamcıların kapmak için birbiriyle yarışacağı apartman büyüklüğündeki dev reklam panoları artık bomboş. Hatta bazıları çürümeye başlamış.

1-01

Halkın öfkesi, sokak duvarlarını yazı yazacak boş nokta kalmayana kadar doldurmuş

Kent merkezine vardığımda, Atina’nın en önemli meydanı olan Syntagma Meydanı’ndaki banklardan birine oturdum. Yanımdaki bankta ise sokakta yaşadıkları hallerinden belli olan, 2 çocuklu göçmen bir aile oturuyordu. 5 dakika geçmeden gelen Yunan polisi, güç kullanarak aileyi bu turistik noktadaki banktan kaldırdı. Aile söylene söylene meydandan uzaklaşırken polislerin jestleri ve mimikleri, etraftaki turistler yüzünden aileye yeterince sert davranamamanın tatminsizliğini yansıtıyordu.

SON UMUT PİYANGO

Meydandan çıkıp yürümeye başladığımda ilk dikkatimi çeken şey piyango/loto satıcılarındaki artıştı. Sokaklarda, metro istasyonlarında, kısaca kalabalığın olduğu her yerde bol sayıda şans oyunu satıcısı, ekonomiden umudunu kesmiş Yunan halkına bir kurtuluş hayali satıyordu. Yunanistan’da resmi rakamlara göre işsizlik yüzde 28, gençler arasında ise yüzde 65 civarında. Gerçek rakamların çok daha yüksek olduğu iddia edilirken tahminler 5 yıldır süren ekonomik küçülmenin önümüzdeki yıl da devam edeceği ve işsizliğin artacağı yönünde. Böyle bir tabloda halkın piyangodan başka bir umudunun olmasını kim bekleyebilir ki?

1-02

Her gün binlerce insanın önünden geçtiği Atina Akademisi’nin duvarında “Eğer göçmen cinayetlerine zamanında tepki gösterseydiniz Pavlos bugün hayatta olabilirdi” yazıyor

Meydandan 200 metre uzaklaştığımda Atina Akademisi’nin duvarlarını gördüm, üzerinde çok sayıda yazı vardı. En çok insanın görebileceği yere büyük puntolarla yazmışlardı: “Eğer göçmen cinayetlerine zamanında tepki gösterseydiniz Pavlos bugün hayatta olabilirdi”.

1-06B

Politeknik Üniversitesi güçlü öğrenci hareketlerine ev sahipliği yapıyor

HALKIN ÖFKESİ DUVARLARDA

Yakınlarındaki Politeknik Üniversitesi de öğrencilerin astığı afişlerle kaplı. Binanın tepesindeki Yunan bayrağının durumu, ülkenin durumunu simgelercesine bakımsızlıktan parçalanmış.

Syntagma’dan uzaklaştıkça kent gerçek yüzünü göstermeye başladı: Halkın öfkesi, sokak duvarlarını yazı yazacak boş nokta kalmayana kadar doldurmuş. Bugüne kadar okurken ‘yazanlar abartıyorlardır’ dediğim şeylerin abartı olmadığını gördüm. Terk edilmiş, bakımsızlıktan yıkılan, isyanlarda yanan ve yenilenemeyen binalara çöplerde yemek arayan, günün ortasında uyuşturucu kullanan ve apartman girişlerinde uyuyan insanlar eşlik ediyor. Terk edilen binaların bir kısmı halk tarafından işgal edilmiş, farklı amaçlarla kullanılmak üzere mahalleliye açılmış.

1-05

Kent krizin yıkımını yaşarken zenginlerin oturduğu Kifisia semti temiz sokakları, pahalı mağazaları ve sokaklardan eksik olmayan lüks araçları ile başka bir ülkedenmiş gibi duruyor

ZENGİNLERİN KEYFİ YERİNDE

Atina’nın büyük bir kısmı krizin bariz etkilerini taşısa da zengin muhitlerde yaşam kriz yokmuşçasına devam ediyor. Mesela kent merkezinden, tamamen grafitilerle kaplanmış trenlerin çalıştığı bir banliyö hattıyla ulaşabileceğiniz Kifisia. Lüks mağazalar, bakımlı evler ve pahalı arabalarla dolu bu semtin sokaklarında evsiz bir insan veya bir yazılama görmek imkansız gibi. İstanbul’daki Nişantaşı’nı andırıyor. Günün her saatinde lüks mağazalardan elinde poşetlerle çıkan insanlar görmek mümkün. Semtin farklı noktalarında motosikletleriyle nöbet tutan polisler, halkın geri kalanının bu zengin muhiti rahatsız etmeyeceğinin güvencesini veriyor adeta buradaki insanlara.

YARIN: Anarşistler işgalleri ve anti-faşist mücadeleyi anlatıyor

Haber içinde yayınlandı | Tagged , , , , | Yorum bırakın

İnanç özgürlüğünde ilerleme beklerken gerileme yaşandı

Norveç Helsinki Komitesi İnanç Özgürlüğü Girişimi’nin hazırladığı 2014 raporunda geçen yılki sorunlarda herhangi bir iyileşme yaşanmazken din dersi ve TEOG ile İmam Hatip’e yerleştirme sorunları eklendi

ONUR EREM 13.10.2014

logoİnsan haklarının gerilemey devam ettiği Türkiye’de 2014 inanç özgürlüğü için de karamsar bir yıl oldu. Dün yayınlanan Norveç Helsinki Komitesi İnanç Özgürlüğü Girişimi’nin (NHC:İÖG) Haziran 2013 – Haziran 2014 dönem raporu bu alandaki sorunları kapsamlı bir şekilde ele alıyor. Geçen yılki raporda bulunan tüm eleştiriler yerini korurken bu sorunların üzerine din dersine dair AİHM kararının uygulanmaması, TEOG ile imam hatiplere yerleştirilen öğrenciler gibi yeni sorunlar eklendi. Rapordaki değerlendirmelerde şunlar yer alıyor:

> Düşünce ve inanç özgürlüğüne dair genel yasalar olsa da mevzuat ve uygulama eksiklikleri ciddi sorunlar yaratıyor.

> Farklı inanç gruplarına karşı nefret söylemine dair yeterli yaptırım yok.

> İnancını değiştirmek isteyen kişiler üzerinde baskı var.

> Kimliklerdeki din hanesi AİHM kararına rağmen kaldırılmadı.

> Vicdani ret hakkı AİHM kararlarına rağmen tanınmadı.

> Şehir planlarında yalnızca cami ve mescitler için yer ayırılması nedeniyle cemevleri ve kiliseler gibi ibadethaneler açılamıyor.

> Okullardaki zorunlu din dersleri AİHM kararlarına rağmen kaldırılmadı. Hristiyan ve Museviler dışındaki gruplar (Aleviler, Ateistler, Bahailer) din derslerinden muaf olamıyor.

> Camiler ve personelleri doğrudan devlet kontrolünde, diğer dinlerin görevlilerinin atanması süreçlerinde de kamu görevlileri müdahalelerde bulunuyor.

dekupe> Farklı inanç gruplarına dair yeni mezarlıklar açmak mümkün değil. Bunun sonucunda örneğin Ateistler Müslüman mezarlığına defnediliyor.

> Gayrimüslim cemaatlerin el konulan mallarının geri iadesi hâlâ sorunlu bir süreç, bu alanda yasal düzenlemeye ihtiyaç var.

> Hiçbir inanç grubu tüzel kişilik kazanamıyor.

Raporda belirtilen sorunların çözülmesi için NHC:İÖG farklı kurumlara tavsiyelerde bulunuyor. Hükümete dair tavsiyelerde bütün bu sorunların yasalarla çözülmesinden sorumlu olanın hükümet olduğu hatırlatılırken çok sayıda yasal değişiklik öneriliyor. Milli Eğitim Bakanlığı’na zorunlu din derslerinin kaldırılması, TEOG ile imam hatiplere yerleştirilme sorunun çözülmesi gibi tavsiyeler verilirken belediyelerin farklı inançlara ait ibadet yerleri ve mezarlıklar açılmasının kolaylaştırılması talep ediliyor. Medyaya ise herhangi bir inanç grubunu hedef göstermeden, nefret söylemi kullanmadan yayın yapılması çağrısında bulunuyor NHC:İÖG: “Medya bu sorunların çözümü için farkındalık yaratmalı”.

mine1Kamu görevlileri insan haklarını tanımıyor

NHC:İÖG’nün raportörü Mine Yıldırım’la son bir yıldaki gerilemeleri ve devlet ile hükümet temsilcilerinin eleştirilere verdiği tepkiyi konuştuk. Yıldırım, en büyük gerilemenin herhangi bir iyileşme olmaması olduğunu söylüyor: “Bunun üstüne bir de eğitim alanındaki yeni sorunlar eklendi. Hem çocukların inanç özgürlüğü, hem de ebeveynlerinin çocuklarını yetiştirme özgürlüğü yeni uygulamalarla daha vahim hale geldi”.

‘İNSAN HAKLARINI REDDEDİYORLAR’

Mine Yıldırım, geçen yılki raporun ardından Ankara’ya giderek çok sayıda kamu görevlisiyle görüşmüştü. Bunların arasında Milli Eğitim Bakanlığı, Kamu Denetçiliği Kurumu, İnsan Hakları Kurumu, TBMM İnsan Hakları Komisyonu ve Adalet Bakanlığı da vardı. “Çeşitli tepkiler aldık” diye anlatıyor Yıldırım görüşmeleri, “Sorunların olduğunu, iyileştirmelere ihtiyaç olduğunu kabul eden görevliler var. Ama geri kalan görevliler bu temel insan haklarını tanımıyor. ‘AİHM kararları yanlıştır’ diyerek bütün kapıları kapatıyorlar. Oysa böyle bir yetkileri yok. Eğer Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni imzaladıysanız bu kararları uygulamak zorundasınız. Örneğin Norveç gibi bir ülke bile AİHM’de din dersi nedeniyle mahkum oldu. Ama mahkum olur olmaz yasal değişiklikleri hayata geçirdi.”

TOPLUMSAL BASKININ ÖNEMİ

Mine Yıldırım görüşmelerinde hükümetten hiçbir alanda olumlu sinyal almadığını söylüyor. Çözüm için ise hükümetin mahkeme kararlarını tanımamasına rağmen yasal mücadeleyi devam ettirmek gerektiğini, bir yandan da toplumsal hareketlerin taleplerini yükseltmesi gerektiğini söylüyor: “Yurtdışından gelecek baskılardansa ülke içindeki toplumsal baskıların daha etkili olacağını düşünüyorum. Hükümetten olumlu bir dönüş olmasa da, çözüm için diyaloglarımıza devam edeceğiz”.

Haber, Söyleşi içinde yayınlandı | Tagged , , , , , | Yorum bırakın

Cumartesi İnsanları Kobane’ye dikkat çekti, EBCO destek verdi

Cumartesi İnsanları Kobane’ye dikkat çekti, EBCO destek verdi

ONUR EREM 11.10.2014

Cumartesi İnsanları Galatasaray Meydanı’ndaki 498. buluşmalarında Kobane’de yaşanan vahşete dikkat çekti. Gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun bir konuşma yaparak Kobane sınırına gittiğini ve orada patlayan her bombadan sonra hangi çocuğun kendi çocukları gibi babasız kaldığını düşündüğünü söyledi: “Geceleri artık yatamıyorum, uyuyamıyorum. Kürdistan coğrafyasındaki şiddet insanları kaybetmeye, ayağında ayakkabı bile olmayan çocukları kimsesiz bırakmaya devam ediyor. Bu vahşete karşı Kobane’ye destek verin”.

‘DÜNYAYA UMUT VERİYORSUNUZ’

Cumartesi İnsanları’na destek vermek için Avrupa Vicdani Ret Bürosu üyeleri de eyleme katıldı. Belçika’dan gelen üç çocuk annesi Carla Goffi şunları söyledi: “Adalet ve insan hakları mücadeleniz yalnızca Türkiye’de değil dünyanın dört bir yanında mücadele eden insanlara umut veriyor. İnsan hakları ve demokrasinin olmadığı Güney Avrupa’da verdiğiniz bu mücadele özellikle anlamlıdır. Biz 60’larda ve 70’lerde erkeklerimizi askere göndermemek ve böylece barışa katkı vermek için verdiğimiz mücadeleyi kazandık, sizler de kazanacaksınız. Yanınızdayız ve ihtiyacınız olan her zaman sizlere destek vermeye hazırız”.

Haber içinde yayınlandı | Tagged , , , , , | Yorum bırakın

Askerliği Kobane için reddettiler: “Türkiye vicdani reddi tanımalı”

ONUR EREM 10.10.2014

İstanbul’da 2014 raporunu açıklayan Avrupa Vicdani Ret Bürosu, Türkiye hükümetinin vicdani ret konusunda Avrupa Konseyi’ne yalan söyleyerek oyalama taktiği izlemesini eleştirdi

 

Türkiye’nin ilk vicdani retçilerinden 51 yaşındaki Vedat Zencir ve Ercan Aktaş, toplantının ardından Galatasaray Meydanı’nda Kobane direnişini destekleyen ret açıklamalarını okuduktan sonra kendilerine verilen GBT tutanaklarını yaktı

Türkiye’nin ilk vicdani retçilerinden 51 yaşındaki Vedat Zencir ve Ercan Aktaş, toplantının ardından Galatasaray Meydanı’nda Kobane direnişini destekleyen ret açıklamalarını okuduktan sonra kendilerine verilen GBT tutanaklarını yaktı

ONUR EREM 10.10.2014

Avrupa Vicdani Ret Bürosu (EBCO) yıllık raporunu açıkladığı toplantıda Türkiye’ye yoğun eleştiri getirdi. Dün İstanbul Beyoğlu’nda Vicdani Ret Derneği’nin (VR-DER) düzenlediği toplantıda konuşan EBCO Başkanı Friedhelm Schneider, AKP’nin zorunlu askerlik uygulamasını kaldırmamasını eleştirirken raporun Türkiye bölümünde “Vicdani ret hakkının ulusal güvenlik bahanesiyle tanınmaması kabul edilemez” ifadeleri yer aldı. Vicdani retçiler hakkında GBT işlemi yapılması ve para cezaları kesilmesi de EBCO tarafından kınandı. Schneider topantıda “1979 yılında EBCO’yu kurarken vicdani reddin uluslararası sözleşmelerle korunan bir insan hakkı olması insanlara ütopik geliyordu ama bunu başardık, şimdi Türkiye’nin de buna uyması lazım” dedi.

ASKER OLMAMAK İÇİN İLTİCA

EBCO raporunu hazırlayan Derek Brett ise bu konuda inatla hiçbir adım atmayan tek ülkenin Türkiye olduğuna dikkat çekerken “Hükümet temsilcileri Avrupa Konseyi’nin 2006’dan beri her sorusuna ‘vicdani ret üzerinde çalışıyoruz’ diye cevap veriyordu. 2012’de artık hükümete inanmayı bırakan Konsey, somut çalışma örnekleri istedi, cevap gelmedi. Ve 2014’te hükümet vicdani ret konusunda hiçbir çalışmaları olmadığını söyleyerek yalanını itiraf etti” ifadelerini kullandı: “Bu yüzden Türkiye’de çok sayıda insan Avrupa ülkelerine iltica edip oturma izni almak zorunda kalıyor. Oysa vicdani ret, savaş dönemlerinde orduda bulunan askerlere dahi verilmesi Türkiye’nin de imzaladığı anlaşmalarla şart olan bir haktır”.

Katılımcılardan VR-DER avukatı Davut Erkan askere katıldıktan sonra reddini ilan edenlerin yaşadıkları sorunları salonla paylaşırken İHD’nin İstanbul Şube Başkanı Abdülbaki Boğa ise Türkiye’nin yalnızca vicdani reddi değil, yaşam hakkı başta olmak üzere çok sayıda hakkı engellediğini ve sorumluların cezasız kaldığını belirtti.

TOPLANTIDA KOBANE VURGUSU

Vicdani retçiler Vedat Zencir, Mehmet Tarhan ve Ercan Aktaş vicdani retçiler olarak Kobane’deki direnişe destek verdiklerini anlattılar. Yakın tarihin en barbar çetelerinden biri insanlara saldırıp katlederken o insanların öz savunmalarını oluşturup direnmesinin desteklenmesi gerektiğini söyleyen retçiler bölgedeki direnişi İspanya İç Savaşı’ndaki direnişe benzettiler. Vedat Zencir, Kobane’deki bir arada yaşama deneyiminin Erdoğan’ı ve uluslararası güçleri korkuttuğunu söylerken Mehmet Tarhan, Kobane ve Suruç’ta ulus devletlerin ne kadar insanlık dışı yapılar olduğunu gördüğünü anlattı. Retçiler, savaş karşıtı mücadelenin değerinin böyle zamanlarda daha iyi anlaşıldığını söyledi.

HDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ise meclisteki AKP çoğunluğu nedeniyle birçok konuda olduğu gibi vicdani ret konusunda da ellerinin bağlı kaldığını aktarırken bu konuda yalnızca HDP ve bazı CHP’li vekillerin çaba verdiğini, sokakta vicdani ret eylemleri arttıkça diğer vekillerin de bunu gündemlerine almak zorunda kalacağını söyledi. Toplantıda, bu alanda çalışmalar yapmış gazeteciler İsmail Saymaz ile Pınar Öğünç de konuştu.

AB raporunda da vicdani ret eleştirisi vardı

Avrupa Birliği’nin bu hafta açıklanan Türkiye ilerleme raporu da vicdani ret konusunda hiçbir adım atılmadığına dikkat çekmiş, Türkiye’nin Avrupa Konseyi üye ülkeleri içinde vicdani ret hakkını tanımayan tek ülke olduğu vurgulanmıştı. Hükümetin Mart ayında açıkladığı İnsan Hakları Eylem Planı’nda da vicdani ret konusuna değinmemesi eleştirilirken AKP, AİHM kararları doğrultusunda hareket etmeye ve vicdani ret hakkını tanımaya davet edilmişti.

Haber içinde yayınlandı | Tagged , , , , | Yorum bırakın