Necip Fazıl 10 yıldır “sivil ölü”

ONUR EREM – BirGün

‘ASKERDE BANA YAPILAN HAKSIZLIKLARI AFFEDERİM DİYORDUM, BAŞKALARINA DA YAPILDIĞINI GÖRÜNCE İSYAN ETTİM’

10 yıl önce askerde gördüğü işkence nedeniyle askerliği reddeden Necip Fazıl Kocaoğlu o günden beri sivil ölümle yüzyüze: Kimliği yok, işe giremiyor ve kaçak yaşamak zorunda

Necip Fazıl: Komutana “Böyle askerlik mi olur? Millete eziyet ederek egonu tatmin ediyorsun. Ya bu düzeni değiştir, ya da ben askerlik yapmayacağım” dedim, silahını çekti “Vururum seni” dedi

15 Mayıs Platformu’nun düzenlediği Vicdani Ret Haftası etkinlikleri kapsamında tanıştım Necip Fazıl Kocaoğlu ile. İyi niyeti yüzünden okunan sevgi dolu bir insan. Ama bu mizacın ardında büyük bir acı yatıyor. 2002 yılında askerde kendine ve arkadaşlarına uygulanan işkence nedeniyle askerliği reddeden Necip Fazıl o günden beri 5 kere hapse atıldı, akıl almaz işkenceler gördü ama yılmadı. 2010 yılında diğer vicdani retçilerle iletişime geçerek yalnız olmadığını anladı ve bu hafta, Vicdani Ret Haftası etkinliklerine katılmak için İstanbul’a geldi. Necip Fazıl ile son 10 yılda yaşadıklarını ve kendisini vicdani redde götüren yolu konuştum:

>> Askere gitmeden önce nasıl bir hayatın vardı?

Kayseri’de yaşıyordum. Annem-babam ayrılmıştı, annemle kalıyordum. Annem eve ekmek getirmek için aşçılık yapıyordu. Liseyi bitirmiştim, üniversite okuyacak durumum yoktu, iş arıyordum. Bütün işyerleri “askerliğini yapmadan işe almam” diyordu bana. Askere gidebilemem için ise 3 yıl beklemem gerekiyordu. 3 yıl boyunca işsiz kaldım işyerlerinin bu beklentisi sonucunda. Bu yüzden askerlikten soğumuştum zaten. Ama o dönemde anti-militarizm, vicdani ret gibi kavramlardan haberim yoktu tabi.

Bir ümit belki bir çevre edinirim iş verirler diye tarikata bile girdim o dönem, ama tarikat üyeleri de askerlik yapmadan iş veremeyeceklerini söylediler. Bu nasıl bir vicdandır? Bir insan üç yıl, üstüne bir buçuk yıl da askerlik ekle dört buçuk yıl neyle geçinecek kimse düşünmez mi? 3 yıllık işsizliğin ardından 20 yaşımda gittim askere.

>> Nasıl bir beklentin vardı askeriyeye dair? Askere gittiğinde neyle karşılaştın?

Hiç bir bilgim yoktu. Lise gibi bir ortam olacak zannediyordum. Bir iki eğitimin ardından rahat rahat zaman geçireceğiz, özgür olacağız sanıyordum. Askere gittiğimde yanaşık düzen eğitimi beni mahvetti. Sesim iyi çıkmadığı, yüksek sesle bağıramadığım için üçüncü günde tekmil vermeden dayak yedim. “Ya sesinle ilgili rapor al, ya da kaç git buradan” dediler, zor da olsa sesimle ilgili rapor aldım. Ama her komutanın bu rapordan haberi yoktu. Çağırdıklarında uzaktan tekmil vererek gitmem gerekiyordu. Bunu yapamadığım için yanlarına varır varmaz durumumu açıklamaya fırsat olmadan dayak yiyordum. Bazı komutanlar bağırmadığım için benden intikam almak istiyor, kimseye vermedikleri nöbetleri bana vererek gece uyumama neden oluyorlardı. İsmim nedeniyle de kötü muamele gördüm. Psikolojim çok bozuldu. Komutanlardan böyle bir muamele gördüğüm için kimse benle yakın olmak istemiyordu, 3 ay tek başımaydım bütün acemi birliğinde. Çarşı iznine bile tek çıkıyordum.

Yine de bana yaptıkları bu kötülüğü affederim diyordum. Ta ki usta birliğime gittiğimde hem daha ağır işkencelerle karşılaşana, hem de başkalarının da benzer işkenceler gördüğüne tanık olana kadar.

>> Usta birliğinde neler yaşadın?

İzmir’deki acemilikten sonra Erzurum Oltu’ya Tank takımına gönderildim. Tanklarla iç içe olmak da bana çok zarar verdi. Savaşta bu tankların birilerinin üstünden geçeceğini, kimleri öldüreceğini bilmeden ateş edeceğini düşünüyordum. Bir defasında bunları düşünürken tankın altında kalıyordum az kalsın.

Ayrıca oradaki komutan Salih Kılıç ilk günden sağlık raporumu yırttı attı, “Bu rapor burada geçmez, git bir daha al” dedi. Ben revire giderken komutan da reviri arayıp “Sakın rapor vermeyin” demiş. Bu yüzden rapor alamadım.

Orada dayak çok yaygındı. 2 askerin dayak nedeniyle psikolojisi bozulmuştu, bu yüzden 45 gün hava izni almışlardı ben vardığımda. Başka askerler de hava izni alamasın diye psikiyatriye çıkmayı yasaklamışlardı. En ufak bir hatada askerlere tokat atıyor, bazen de tekme tokat dövüyorlardı, saatlerce sürünme cezası veriyorlardı. Dahası çarşı izinleri ve telefon hakkımız da keyfi bir şekilde uzun süreli olarak yasaklanmıştı. “Karımla tartışırım gelir sizinle uğraşırım” diyordu Salih Kılıç. Bunları gördükten sonra çok rahatsız oldum. “Komutan ile konuşup bunlar değiştirmesini söyleyeceğim” dedim arkadaşlarıma.

>> Konuşabildin mi?

Söylediklerim komutanın kulağına gitmiş. Odasına çağırdı, “Sen neler söylüyorsun böyle?” dedi. “Böyle askerlik mi olur? Böyle olacağını bilsem hiç gelmezdim askere. Bu askerlik değil, sen burada keyif sürüyorsun, millete eziyet ederek egonu tatmin ediyorsun. Ya bu düzeni değiştir beni de senin takımından başka bir takıma ver, ya da ben askerlik yapmayacağım” dedim.

Bir anda bana silah çekti. “Vururum seni, öldürürüm! Sen nasıl böyle konuşuyorsun?” dedi. Ben de bıkmıştım artık “Vur o zaman, haksızlığa tahammül edemiyorum” dedim. Silahı indirdi, beni kaçmam için şehir dışında bir yere bırakmayı teklif etti. Ama ona güvenmediğim için kabul etmedim.

O günden sonra her gün beni dövmeye başladı. Ayrıca bağıramadığım için diğer askerlere dövdürüyordu. Saatlerce çakıl taşları üzerinde süründürüyordu, kollarım kan içinde kalana kadar. Sabahtan akşama kadar aralıksız işkence görüyordum.

>> Ne kadar sürdü bu işkence?

20 gün sürdü. “S….medik bir kulağının arkasını bıraktım” diyordu bana. Bu 20 günün ardından tank bakımı yapmaya Ardahan’a gittik. Ben de tepki olarak söyledikleri şeyleri yapmamaya başladım. Komutan haftasonu geri dönünce uzun süreden sonra ilk defa çarşıya çıkma fırsatımız oldu. “Emre itaatsizlikte ısrardan ceza alacağıma firardan ceza alayım” diye düşündüm, dışarı çıktığım gibi işkenceden kurtulmak için Kayseri’ye geri döndüm askerliğimin beş buçuğuncu ayında. Daha dönüş yolunda sivil ölümü hissettim kimliğim olmadığı için. “Artık bir işe giremeyecek miyim? Evlenemeyecek miyim? Araba alamayacak mıyım?” diye düşünmeye başladım. 5-6 aylık askerlik beni çok değiştirdi, ama kötü yönde.

>> Ailen nasıl karşıladı dönüşünü?

Anneme anlattım yaşadıklarımı, bana hak verdi. “Vatanı korumaları gerekenler daha oğlumu koruyamıyorlar. Ben seni işkence göresin diye mi büyüttüm” dedi. Ama babam, onca süre görüşmemiş olmamıza rağmen eve geldi, sinirle ortalığı dağıttı, askere geri gitmemi istedi. Komutanımı aradı, komutan da ona “Biz dayanamayacağını bilmiyorduk, dayanırdı sandık o yüzden böyle yaptık. Dayansaydı olgunlaşırdı, hayatta çok iyi olurdu. Ama bunlara dayanamadığına göre zaten bundan adam olmaz, bir işe yaramaz, çürük bu. Yine de geri dönsün, iyi davranacağız, kolay işler vereceğiz” demiş. Bunları duyunca altıncı günde geri döndüm.

>> Geri döndüğünde neyle karşılaştın?

Babamla beraber gitmiştik. Babam komutana teslim etti beni, ama hiçbir şey konuşmadılar. Sonra komutanım “Madem gelecektin niye kaçtın? Aynen devam edeceksin. Vatan hainisin” dedi, bütün bölüğü de toplayıp vatan haini olduğumu söyledi. Bunun ardından kaçtım aynı gece. Sabah güneş çıkana kadar soğuktan donma tehlikesi yaşadım. Sular bile donmuştu, üstümde sadece kazağım vardı. Ama güneş doğdu ve Kayseri’ye geri döndüm.

>> Ne düşünüyordun bu süreçte?

Hayatın ne kadar güzel olduğunu farkettim. Ama askerlik bu hayata uymuyordu. Dünya çapında milyonlarca insana benzer işkencelerle birbirlerine karşı askerlik yaptırılıyor. Asker firarilerine verilen uçuk cezalarla bu sistemin devam ettirildiğini anladım. Çünkü askeriye öyle kötü bir yer ki, firarın cezası ağır olmasa çoğu kişi bir dakika durmaz. İçinde bulunduğum durumu atlatıp askerliğe karşı bir platform kurmak istiyordum. Meğer varmış Türkiye çapında, haberim yokmuş.

>> Askeriyeden bir daha aradılar mı?

Evet. Bir buçuk ay sonra bir daha aradılar “O zaman ciddi olduğunu anlamadık, dönsün bu sefer gerçekten iyi davranacağız” dediler. Döndüm ve yine aynı muameleyi göreceğim söylendi. Tek bir farkla, bu sefer ceza çekecektim. Hemen koşarak kaçmaya karar verdim, yakaladılar. Gece sabaha kadar askerlerin silahlarıyla beklediği acil durum bankasına koydular beni, ellerimi ayaklarımı sandalyeye bağladılar sabaha kadar psikolojik işkence uyguladılar. Ayrıca ısıtcıyı da açmadılar, sabaha kadar donacaktım, hastalandım. TSK’nin zihniyetini anlatan bir örnek bu. TSK toplumu da sandalyeye bağlayıp kendisi keyif yaptı yıllarca.

Firar yüzünden 3 gün hücre, 20 gün DisKo (Disiplin Koğuşu) cezası aldım. Birliğimdeki 15 kişiyi benden sorumlu yaptılar, her an en az 2 kişi başımda nöbet tutuyordu. Yatağımın başında bile bekliyor, ellerimi yatağa kelepçeliyorlardı. Yaklaşık bir buçuk ay böyle sürdü.

Ailemin gönderdiği paraya el koyuyorlardı, jilet alamadığım için traş olamıyordum, bunu bahane edip beni dövüyorlardı, “diğer askerlerin dolabından çal” diyorlardı. Etli yemek yemeyen bir vejeteryan olduğum için eskiden kantinden yiyecek alırdım, artık param olmadığı için kuru ekmek yiyordum.

Bir buçuk ay sonra “artık düzeldin” dediler. Haftasonu beni çok tanımayan bir astsubay kalmıştı bir tek, ondan çarşı izni alarak çıktım, tekrar Kayseri’ye döndüm.

>> Paran olmadan nasıl döndün?

Oradaki son haftamda bir komutan 1 lira vermişti bana traş olayım diye. Ama ben de tepki olarak traş olmadığım için bir lirayı çarşıya çıkan bir arkadaşa verip loto oynatmıştım. Lotoda 4 çıkmış, o zamanla 20 lira. Kayseri’ye dönüş de 18 lira tutuyordu. O sayede dönebildim.

6 ay boyunca evden çıkmadım, psikolojim bozuldu. Dışarıyı gördükçe birşeyler yapmak isteyecektim, yapamayacaktım. Bu yüzden perdeyi bile açmadan oturuyordum. 6 ay sonra polis geldi, beni askeriyeye teslim etti. 4 gün Kayseri’de günde 1 öğün pilav ekmek ile beslediler, çok kötüydü. Ardından Ardahan’daki DisKo’da 20 günlik cezamı çektim. En kötü zamanım oradaydı. Görmediğimiz işkence kalmadı. Saniyeler geçmek bilmiyordu. Gece ayazında hortumla ıslatıp taşlarda çıplak süründürmek mi, yatağa yatarken elin kangren olacak kadar kelepçeyi sıkmak mı, ne ararsan vardı.

Ne vatan millet, ne bayrak sevigisi bıraktılar bende bu uygulamalarla. Bu bayrağın temsilcileri bana böyle davrandıktan sonra ben kimi bekleyeyim bana iyi davransın diye? ABD’yi mi?

>> 20 günlük cezadan sonra ne yaptın?

4 ay askeri cezaevi cezası aldım ama cezaevi çok dolu olduğu için ara tahliye verdiler, birliğime dönmem için beni bıraktılar. Bıraktıkları gibi Kayseri’ye döndüm. Bir buçuk sene hiç evden çıkmadım. Sonra beni bir daha yakaladılar. Bu sever Sivas Temeltepe Cezaevi’ne koydular. 38 gün kaldım orada. Sonra isyan çıktı, mahkumlar cezaevini yaktı, az kalsın dumandan ölecektik. Cezaevi kalınacak gibi olmadığı için beni birliğime götürdüler. Dokuz gün sonra yine kaçtım döndüm Kayseri’ye.

Ben 20 yaşında askere gidip sonra da normal bir hayat yaşamayı isterken karşılaştığım durumlara bak: Türlü türlü işkence, cezaevi isyanları…

>> Bu sefer ne kadar kalabildin Kayseri’de?

2 sene. 4 kere askeri cezaevinde kalmıştım. Artık bu yaşadıklarıma alışmış, iyice umursamaz olmuştum. Kimliğim de yoktu. Yıllardır çalışamadığım için fiziksel güç gerektiren işler yapamayacak kadar çökmüştü vücudum, bu yüzden kayıtdışı bile çalışamıyordum. 2006 yılında Osman Murat Ülke davasını duydum televizyonda ve vicdani ret ile tanıştım.

Ev sahibimiz bir yıl kira almamaya karar vermişti bizden, biz de o parayla internet bağlattık. Ama bilgisayarım çok kötü olduğu için sürekli kapanıyordu. Uğraşa uğraşa Savaş Karşıtları internet sitesini buldum, iletişime geçmeye çalıştım. Sonra internetimiz kapandı ve bir süre sonra da tekrar yakaladılar beni.

3-4 senelik cezam birikmişti, o kadar üsre cezaevinde kalacağım diye üzülüyordum. Mahkemeye bir hafta kala savcıya bir mektup yazarak “firari değilim, vicdani retçiyim” dedim. Ama cezaevi müdürü yollamadı galiba. Neyse ki bir süre sonra askeri savcı cezaevini ziyarete geldi, bütün mahkumlarla konuştu. Ben de o sırada anlattım kafamdakileri.

Birkaç gün sonra Kars Sarıkamış’taki mahkemeden haber geldi, 3-4 yıl ceza getirecek dosyalarımı açmamışlar bile, beni birliğime dönmem için serbest bıraktılar. Ben de Kayseri’ye döndüm ve o günden, yani 2007’den beri bir daha yakalamadılar beni. Bunda vicdani retçi olduğumu söylememin de büyük bir etkisi var bence.

Ama kimliğim olmadığı için sivil ölüme mahkum edilmiştim, 2007’den beri iş bulamadım. Kimliğim olmadığı için hiçbir şey yapamadım. Yakalanırım korkusuyla dışarı çıkamadım. 2010’da Savaş Karşıtları ile tekrar iletişime geçtim ve bu hafta da ilk defa yüzyüze görüştüm kendileriyle.

>> Bugünden sonra ne yapmayı planlıyorsun?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gidip hakkımı aramak istiyorum. Ama bir gelirim olmadığı için bana yardım edebilecek avukatlar arıyorum. Uğur Kantar’ın haberini aldığımda tüylerim diken diken olmuştu, çünkü aynı muameleyi ben de gördüm. Bu haksızlığı artık başka kimse yaşamasın.

>> Son dönemde AİHM kararlarını uygulamayan hakimlerin terfi almayacağı açıklandıktan sonra birkaç davada vicdani retçilere beraat kararı çıktı. Ama bazı retçiler için de Müslüman ve milliyetçi kimlikleri gösterilerek “İslam’da vicdani ret yoktur, milliyetçi bir adam retçi olamaz” dendi. Bu tartışmalara nasıl bakıyorsun? Diyanet de “vicdani ret İslam’a uymaz” diye açıklama yapmıştı…

Bir kere bunu demek Müslümanlara vicdansız demektir; El-Kaide, Hizbullah gibi örgütlerin gerçek Müslüman olduğunu iddia etmektir. Diyanet de “vatana hizmet etmek güzel bir şeydir” diye düşünüyor. Oysa Kuran’da askerliği reddetmek günahtır, cezalandırılmalıdır diye bir şey yok. Diyanet de orada yaşananların gerçek yüzünü bilmiyor bence.

>> Hükümete söylemek istediklerin var mı?

10 yıl oldu, asker firarisiyim. Hükümetin bir düzenlemek yaparak belli bir sürenin üzerindeki firarilerin firariliğini iptal etmesi lazım. Öbür türlü ömür boyu sivil ölümle karşılaşacağız. Üstte şenlik yapılan bir geminin altında kırbaçlanan kürekçiler gibiyiz. Üsttekilerin hiç mi vicdanı yok?

***

10 yıldır sivil ölüme mahkum edilen Necip Fazıl sadece 2 yıl önce iletişime geçebilmiş diğer vicdani retçilerle. Hükümetin vicdani retçileri boş vaatlerle oyaladığı, vicdani reddi “bedelli askerlik” tartışmalarında bir sos olarak kullandığı Türkiye’de bu durum akla şu soruyu getiriyor: Haberimizin bile olmadığı, devlet tarafından sivil ölüme mahkum edilmiş kaç kişi daha var?

Reklamlar

About onurerem

journalist @ birgün newspaper. twitter.com/onurerem
Bu yazı Söyleşi içinde yayınlandı ve , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s