Permakültür atölyesi ve Dersim-Erbil bisiklet turu başlıyor

12 Temmuz’da Hasankeyf’te düzenlenecek permakültür atölyesi, 9 Ağustos’ta başlayacak Dersim-Erbil bisiklet turu ve Kürt illerinde yükselen ekolojik hareketi Eko Jîn Kolektifi ve Jîn Ekolojik Yaşam Derneği’nden Miraz Ruspi anlatıyor

Miraz Ruspi: Bisiklet turu ve permakültür atölyesine katılmak isteyenler mirazruspi@gmail.com, ekojinekojin@gmail.com ve facebook.com/groups/ekojin/ adreslerinden organizatörlerle iletişime geçebilir.

Miraz Ruspi: Bisiklet turu ve permakültür atölyesine katılmak isteyenler mirazruspi@gmail.com, ekojinekojin@gmail.com ve facebook.com/groups/ekojin/ adreslerinden organizatörlerle iletişime geçebilir.

Eko Jîn Kolektifi’nin Doğama Sahip Çıkıyorum ve Yeni Bir Hayat İçin Pedalla sloganlarıyla 9-26 Ağustos tarihleri arasında Dersim’den Erbil’e düzenleyeceği bisiklet turu Dersim kent merkezinde baraj karşıtı mücadelelere dair film gösterimiyle başlayacak, katılımcılar yol boyunca kum ocakları, GDO’lu tohumlar, kimyasal ilaçlar, barajlar, petrol endüstrisi ve termik santrallerin çevreye verdiği zararlara, talan edilen nehirlere tanıklık edilecek. Yolculuk Irak Kürdistan’ında, Erbil’de son bulacak.

12-16 Temmuz arasında ise Jîn Ekolojik Yaşam Derneği Hasankeyf’te permakültür atölyesi düzenleyecek.

Jîn Ekolojik Yaşam Derneği’nin kurucularından Miraz Ruspi ile bisiklet turu, permakültür atölyesi ve Kürtler arasında yükselek çevrecilik üzerine konuştuk:

> Eko Jîn Kolektifi ve Jîn Ekolojik Yaşam Derneği nedir? Ne zaman kuruldular, nasıl örgütleniyorlar?

Bir süredir ekolojiyle ilgilenen, eski dostlukları olan, eko köy kurmaya çalışan insanlar olarak Eko Jîn Kolektifi adı altında bir araya geliyor, atölyeler, etkinlikler ve protestolar düzenliyorduk. Bu yıl Mayıs ayında bir de dernek kurup bazı çalışmalarımızı bu dernek ile yürütmeye karar verdik ve Jîn Ekolojik Yaşam Derneği’ni kurduk. Eko Jîn Kolektifi altında farklı dernekler, bisikletçiler, çevreciler de olan daha geniş bir yapı. İstanbul, Batman, Diyarbakır, Nusaybin ve Bismil’de örgütlenmeleri var. Yerel grupların kendi örgütlenmeleri olması çok önemli. Çünkü İstanbul’dan gelen insanların Hasankeyf’i korumalarından öte oradaki insanların Hasankeyf’i savunmasını istiyoruz. Biz bir toplantı derneği değiliz. Bürokratizme karşı, anarşizan bir yapımız var. Toplantı yapmak yerine doğal deterjan atölyesi yaptık, orada kurduk derneği.

> Bu atölyeyi anlatabilir misin? Dernek olarak başka etkinlikler de düzenlediniz mi? Yakın zamanda başka etkinlikleriniz de olacak mı?

Kendi deterjanımızı kendimiz yapabilir miyiz diye düşündük. Eğitmenimiz Ayşegül Akyüz’dü. Şu an evlerimizde şampuan dışında herhangi bir deterjan ya da benzeri kimyasal ürün yok. Üstelik sivilce gibi sağlık problemlerimizi de çözdü doğal deterjan. Hem çevreci, hem de tüketimi azaltan anti-kapitalist bir iş oldu. Çamaşır sodası, kül suyu, sirke gibi malzemelerden yaptık bunu.

Bunun dışında 12-16 Temmuz tarihleri arasında Hasankeyf’te permakültür atölyesi düzenleyeceğiz. Permakültür doğayı gözlemleyerek yapılan çok verimli ve çevreci bir tarım tekniği. Aynı zamanda yoksullukla mücadeleye bir katkı yöntemi.

PERMAKÜLTÜRÜ YERELE TAŞIMAK

Türkiye’de permakültür atölyeleri bugüne kadar İstanbul-Ege-Akdeniz üçgeni dışına çıkamadı. Kürt illerinde, hatta İç Anadolu’da da bu konuda geniş katılımlı çalışmalar yapılmadı. İstanbul’da 1.000-2.000 TL arası fiyatlara düzenlenen atölyeler bunun bir elit aktivite olduğu algısını yaratıyordu.

Oysa biz bu tekniği yerelde öğretmek istiyoruz. Hasankeyf’te herhangi bir belediyeden, partiden destek almadan düzenleyeceğimiz bu etkinliğe katılım ücreti 300 lira olacak. Buna 1 haftalık konaklama ve yemek dahil. Eğitmenimiz ise ABD’de eko-feminizm üzerine önemli çalışmalar yapmış, permakültür üzerine çalışmış Emet Değirmenci.

Kursu Hasankeyf’te düzenlememizin nedeni ise Hasankeyf’e dikkat çekmek, oranın canlanmasına katkı sunmak. Ekiden 2-3 milyon turist gelirdi, kale kapatılınca yarıdan fazla azaldı. Kaleyi kapatarak halkı ekonomik olarak bitirmek ve böylece baraja karşı çıkmalarını engellemek istiyorlar.

DİYARBAKIR’DA ‘BAŞKA BİR OKUL’

Bunun dışında Gezi Direnişi’ne katılarak Gezi Parkı’nda Eko Jîn çadırı açmıştık. Diyarbakır’da da yapmak istediğimiz bazı etkinlikler var, Başka Bir Okul Mümkün Derneği ile iletişime geçtik ve Diyarbakır’da da başka bir okul kurmak, bahçesine kuracağımız serayla okulun giderlerine yardımcı olmak istiyoruz.

Sınırlarla bölünen coğrafyayı sıcaklıkla birleştireceğiz

> Bisiklet turu fikri nasıl çıktı? Nasıl bir tur olacak?

Ben geçen yıl Barış Yürüyüşü’ne katılmıştım Halil Savda ile. Yol üstünde o kadar çok doğa katliamı gördük ki… Diyarbakır Bisiklet Derneği ile konuşuyorduk ‘kendi coğrafyamızı tanımıyoruz’ diye. Silopi’den ötesini televizyonlardan biliyoruz. Biz de bisiklet turu yapmaya karar verdik daha iyi tanımak için.

Dağlar taşlar, nehirler mahfedilmiş. Güvenlik barajları ile yıkım devam ediyor. Misafir olduğumuz köylüler bize hep talandan bahsediyordu Barış Yürüyüşü’nde. Ayrıca yeni bir yaşamın kurulabileceğini de anlatmak istedik. Yolda hem yeni bilgiler öğrenelim, hem de yeni bilgiler aktaralım insanlara.

İKİ TARAFLI BİLGİ PAYLAŞIMI OLACAK

Köylülerle yerel tohumun önemini konuşacak, GDO’lu ürünlerin zararlarını anlatacak, yerel tohumları takas edecek ve toplayacağız.

Halkların kadim tarım yöntemlerini, bitkilerini geliştirmek için kullandıkları teknikleri öğreneceğiz. Permakültür ve doğal tarım hakkında bilgilerimizi paylaşacağız.

Kürtlerin kullandıkları koruyucu sağlık yöntemlerini öğrenecek. Hastalıkları iyileştirmekte kullandıkları alternatif ilaçlar hakkında bilgi alacağız

Ölümden düğüne, sosyal hayata dair Mezopotamya insanın yaşam ekolojisi hakkında bilgi sahibi olmaya çalışacağız. Tadı tuzu kalmamış yiyeceklerin bünyemize kâr mı zarar mı getirdiğini tartışacağız. Ekolojideki dengenin izini sürecek geçmişimizi irdeleyecek tarıma ve sağlığımıza yönelik unutulmuş yöntemleri hatırlamaya çalışacağız.

Geçmişimizi, toplumumuzu yıllarca ayakta tutan yazısız ekolojik kuralları araştıracağız. Bizi yüreğinde ve evinde misafir eden insanlarla uzun soluklu dostluklar kuracak sınırlarla bölünmüş coğrafyamızı insani sıcaklığımızla birleştireceğiz.

Katılım tamamen ücretsiz ancak katılımcıların kendi ekipmanlarını getirmesi gerekiyor. Rotamız üzerindeki yerel yönetimler, STK’ler ve Kürdistan hükümeti de bize yardımcı olmak istediklerini, kalacak yer ve yemek sağlayacaklarını ilettiler ama bunu henüz kesinleştiremedik. Zaten bu tura çıkarken sırtımızı kimseye yaslamadan, ayaklarımıza ve kendimize güvenerek yola çıkacağız.

Katılımcıların yanına alması gereken malzemeler

Bisiklet turu katılımcılarının bu uzun yol öncesi kondüsyon çalışması yapması tavsiye ediliyor. Bisikletçilerin yanına alması tavsiye edilen malzemeler ise şöyle:

1- Uzun mesafe için uygun bisiklet ve kask. 2- Çadır. 3- Uyku tulumu. 4- Mat. 5- Heybe. 6- Malzemeleri bisiklete taşıtmak için arka bagaj ve çengelli lastik. 7- iki adet yedek iç lastik 8- Tamir kiti 9- El feneri veya kafa lambası. 10- Kan şekerini dengelemek için kurutulmuş yiyecekler (kuru incir, kuru kayısı, kuru üzüm, ceviz veya badem). 11- İki adet suluk. 12- Pasaport (Irak için vize gerekmiyor).

Reklamlar

About onurerem

journalist @ birgün newspaper. twitter.com/onurerem
Bu yazı Haber, Söyleşi içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

6 Responses to Permakültür atölyesi ve Dersim-Erbil bisiklet turu başlıyor

  1. Geri bildirim: Yaşasın Bağzı şeyler: “Hasankeyf’te Pemakültür atölyesi”, “Dersim – Erbil arası bisiklet turu” | Yeşil Gazete

  2. esin duran dedi ki:

    Türkiye ve Mısır.

    İslam devrim yapamaz, çağlar gerisine geri dönmek devrim değil, kötü bir yıkımdır.
    Kısa bir zaman evel, Mısır’da iktidarı ele geçiren Müslüman kardeşler zafer şarhoşluğu içinde hemencecik camilere koşuşup İsrail alehinde dualar etmeye başlamışlardı. Hüsnü Mübarek istifa etmiş, ama devletin kendisi aynen duruyorken, Müslümanların zafer çığlıklarının, Yahudi inancına sahip insanlara karşı bu türden ifade edilişi bile, islamcıların beyin altlarının nasıl işlediğine dair ip uçları veriyor! Devrim derken bile bunlar Yahudi düşmanlığını anlıyorlar. AKP gibi Sunni islam’ın en kötü temsilcilerinden biri olan Selefiliğin, diğer ırk ve dinlere karşı kin ve husumetinin ne kadar derin olduğunu burada bir kez daha görüyoruz.
    30 yıllık diktatör Hüsnü Mubarek, Arap milliyetçisi ve doğal olarak bir İsrail düşmanı idi. Sözde onu yıkıp, daha fazla Yahudi düşmanlığı yapmak devrim değildir. Buna ”Mısır devrimi” denmez, zaten var olan kin ve düşmanlığın daha da artması toplumun yıkımı demektir.
    Arap baharı adına, diğer din ve ırklara karşı düşmanlığı politik çıkarları için çıkış noktası yapan Sunni İslamcılar, bütün Orta Doğu ve Kuzey Afrika’yı sanki yeniden işgal ediyormuş gibi, Tunus’dan Yemen’ e, Sudan’dan Pakistan’a kadar her alanda iktidar değişiklikleri için ortalığı kan gölüne çevirdiler.
    Günümüzde İslam var olanın yerine daha kötüsünü koymakla meşgul!

    Her alanda geri kalan Sunni Müslümanlar, halkın var olan diktalara karşı tepkilerini kullanarak kendi diktatörlüklerini yeniden restore ederken çağ dışı bir ideolojik sistem olan İslam’ı esas aldılar.
    Mısır’ın Müslüman kardeşleri, AKP, Suriye’nin Nusracı şeriatçıları, Libya ve Tunus’ un Sunni politik İslamcıları, “İslam”ın arkasına saklanıp, “Allah böyle diyor” diye en aptalca şeyleri insanların gözüne sokmaya çalıştılar, ama şimdi onları zor günler bekliyor. Önümüzdeki yıllarda İslam, kimsenin, arkasına saklanamayacağı bir şeye dönüşebilir. Kuran’daki küfürler, hakaretler, bulduğunuz yerde öldürün ayetleri, sonu gelmez arapça yeminleri, kadınları insan yerine koymayışı, köleliği meşrulaştırması, insanların müslüman olan olmayan diye bölmesi ve müslüman olmayanlara her türlü zulmü emreden ayetleri,isanların taşlanması, bütün bunlar çağdışıdır. Dolayısıyla İslam, Müslüman olmayanlar için, tam manasıyla bir savaş ideoljisidir.
    İslam çağ dışı bir realitedir. Toplumsal alandaki bütün gelişmelere ters, kör bir reaksiyondur. Son yılların büyük değişme ve alt üst oluşlarına karşı, insanlığın genlerinde ki bağnaz karşıtlığın bir refleksidir. İslam’dan çözümler beklemek, onu moda yapmak tarihsel akışı tersine çevirmek demektir. Müslümanlık beyin değil, kalp der! Kuranın orjinalinde beyin kelimesi geçmez, “beyin” kelimesi yerine “kalp”(idrak anlamında) kullanılır. Eskiden cahiliye döneminde insanlar bunu böyle alglıyorlardı. Muhammed zamanında, ilkel bir aşiret toplumu olan Araplar henüz beyin’ in görevini bilmiyorlardı. Heyecanlanınca kalp küt küt attığı için, idrak organının kalp olduğunu sanıyorlardı. Bütün Arap ayetlerinde beyin kelimesi geçmez, kalp kelimesi geçer. Çölün ortasında bin yıllarca izole edilmiş bu türden ilkel kabilelerin, Mısır piramitlerini yapan uygarlıkla bir ilgileri yoktu. Mısır’ın ilk uygarlıklarını kuranlar insan organizması hakkında daha fazla bilgilere sahiptiler.
    Arap kabileleri, muhammed önderliğinde birleşince ilk yaptıkları hemen etraflarındaki ülkeleri işgal etmek oldu. Baskı ve zulüm, başkalarının ülkesini, malını mülkünü yağma ve talan İslam’ın geleneklerine takılıp kalmış ve bu akıncı İslam anlayışı dünyanın bütün halklarına karşı sabit bir tehdit olup çıkmıştır.
    Muhammed’in savaşları ve ölümünden sonra hemen başlayan saltanat çekişmelerinin karakteri İslam ve Müslümanlığın ne olduğunu en keskin şekilde gözler önüne serer. Halife olmak için herkes bir birini öldürmeye başlamıştır: Ali’ den Osman’a, Ebubekir’den, Ömer’ e kadar herkes suikast yoluyla temizlemiştir. Bu durum, ilkel toplumlarda, aşiret, kabile liderliği için bir birini kesen insanların en doğal halidir. Bu apaçık ortadadır. Burada kutsallık ne arıyor?
    İslamda katliam tamamen sıradan ve doğal bir olaydır. Bunun örneklerini saymakla bitmez.
    Üstelik bu katliamlar hem tarihte yapılmış hemde günümüzde yapılmaktadır.
    İslamcılara sorarsanız; bunların hiçbiri katliam değildir ve savunma amaçlı savaşlardır fakat gelgelelim, hangi canilere sorarsanız, onlara göre; onların yaptığı şey de katliam değil, savunma amaçlı ve haklı bir savaştır.
    İslamda müslüman olmayanları katletmenin legal olduğu kurandaki ayetlerle de sabittir.:
    Ahzâb/27: Allah sizi onların TOPRAKLARIna, YURTLARIna, MALLARIna ve HENÜZ AYAK BASMADIĞINIZ topraklara varis kıldı. Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.
    Yukarıdaki büyük harflerle yazılmış kelimeler islamdaki katliamların savunma ile ilgisi olmadığını, tam tersine saldırı, yağma ve talan ile ilgili olduğunun açık bir göstergesidir.
    Ayrıca savunma amaçlı savaşan insanlar barış için savaşırlar.
    Oysaki kuran; eğer ezebilecek güçteysen, barışa karşıdır. Yani “güçlüysen katletmekten asla geri kalma” emri verir. bakınız:
    Muhammed/35:
    Sakın za’f göstermeyin. ÜSTÜN OLDUĞUNUZ HALDE BARIŞA ÇAĞIRMAYIN. Allah sizinle beraberdir. Sizin amellerinizi asla eksiltmeyecektir.
    Bu ayetler islamdaki katliamların delilidir. Hadislerde anlatılan katliamlarda bu ayetlerin delilidir, günümüzde yapılan Hizbullah, El kaide vs gibi örgütlerin müslümanlara dahi yaptığı katliamlarda bu ayetlerin ve birçok hadislerin delilidir.
    Kimse gerçekleri saptıramaz:
    1- Bu dinin Peygamberi adam kesmişmi? Kesmiş.
    2- Ondan sonraki halifeleri adam kesmişmi? Onlar da kesmiş.
    3- Hadislerde adam kesme varmı? Var.
    4- Kuranda bunları destekleyen ayetler varmı? Orda da var.
    5- Peki günümüzde katliam varmı? Günümüzde de var.
    6- Sadece müslüman olmayanlarımı katlediyorlar? Hayır, mezhep çatışması yüzünden birbirlerini de katlediyorlar.
    İslamcılık yüzünden bütün dünyaya rezil olduk ama kimsenin bundan haberi yok.
    İslam dediğin zaman; İngilizi, Yahudisi, Japonu, Hindu’su; dünyada kim varsa nefret ediyor.
    Herkes “en güzel din benim dinim der ama” normal olarak diğer dinlerden de nefret etmez; ama islam öyle bir din değil; tüm dünyada müslümanlar hariç hemen hemen bütün insanlar tarafından nefret edilen bir dindir.
    Gelelim tecavüz olayına:
    Kuran denen kitap; islamda köleliği legalleştirdiği gibi onlara tecavüzü de legalleştirmiştir.
    Bu konuya girmeden önce islamda ganimet ve cariye ne demektir ona bir göz atalım.
    İslamda ganimet: Güya savaşlarda ama aslında ganimet ele geçirmek için yapılan baskınlarda; ( özellikle gece baskınlarında ) ele geçirilen; altın, gümüş, para, ziynet eşyası, gayrımenkul, hayvan ve köleleştirmek amaçlı insan.
    İslamda cariye : Gece baskınlarında ele geçirilip köleleştirilen kadınlardır. Bu kadınların tıpkı bir mal gibi alınıp satılması legal olduğu gibi; aynı zamanda bu kadınların bir seks kölesi olarak kullanılması da helaldir.
    Bu kadınlarla evlilik dışı seks yapmak serbesttir, zina kapsamına girmez. Üstelik bu kadınların evli olup olmaması da önemli değildir. Dahada çarpıcı olanı ise; bu kadınların sex’e hayır deme şansları da yoktur. Yani yasal tecavüz. Helal tecavüz.
    Kuranda “Cariyelerinizle evlilik dışı seks yapmayın” diyen tek bir ayet yoktur.
    “Başka biriyle evli cariyelerinizle seks yapmayın” diyen tek bir ayet de yoktur.
    “Cariyelerinizin rızasını almadan onlarla seks yapmayın” diyen de tek bir ayet yoktur.
    Bakınız tam tersine nasıl ayetler var:
    MÜ’MİNÛN/6. Ancak eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar.
    Nisâ/3 . Eğer, (velisi olduğunuz) yetim kızlar (ile evlenip onlar) hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helâl olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın.2 Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız o taktirde bir tane alın veya SAHİP OLDUĞUNUZ (CARİYELER) İLE YETİNİN. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur.
    Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi; bu bir yasal tecavüzdür. Çünkü cariyenin rızasına gerek görülmemiştir. Rızası alınmadan bir kadınla cinsel münasebette bulunmanın adı tecavüzdür. Ayrıca kendisini tıpkı bir mal gibi alıp satan, babasını, kardeşini katleden, biriyle hiçbir kadın seks yapmak istemez. Zaten bu bilindiği için onların rızasına gerek görülmemiştir.
    Bunların tamamı islama ve kurana tamamen uygundur ve hiçbirinin günahı yoktur. Üstelik uygulamaları da hem muhammed tarafından ve hemde muhammed tarafından cennetlik olarak ilan edilen halifeler tarafından da yapılmıştır.
    Bu silahşörlerin nereleri kutsal oluyor? Bunların savaş hikayelerinin de işlendiği İslam ideolojisi, insanlığın gelişen bilgi birikimi ve oluşan kimlik gelişimine uygun değildir. Geçmiş hizip, mezhep ve ümmetler, kendi yağma ve talanlarına uygun düşen kimlik değerlerine bağlı olarak İslam’ı formüle etmişlerdir. Bu durum, coğrafyamıza bir sürü sorun bırakarak ve hala da yenilerini yaratarak devam etmektedir. Gelecek kuşaklar bu kimlik değerleriden kopmadıkça, bu kör çemberin dışına çıkmak için çaba göstermedikçe, sorunlar çözülemez. Bu nedenle İslam’a boyun eğmek, ona biat, her hangi bir kula kulluk yapmak anlamına gelir. Arap’ların savaş ideolojisine köle olmak, hür bir insanın bir başkasına kul olmasıdır! Kulun kula kulluk ettiği sunni İslam anlayışı, çağ dışıdır. AKP’ nin çadır direkleri olan cemaat ve tarikatlar toplumu kıskaç altında tuttuğu müddetçe Türkiye yeni karanlıklara sürüklenmeye mecburdur.
    Karanlık çağlarda, çöllerde, deve çobanlarının başından geçen hikayelerin, diğer dinlerden kopyalanan bölük pörçük saçmalıklara yamanmasından oluşan bu teori, günümüz dünyasının hiç bir sorununa çözüm bulamaz. İslam, Bedevi ve Vahabi kabilelerinin başka ülkeleri yağma ve talan için salladıkları ”kutsal kılıc”ı sallayanlara verdikleri bir eroin şırıngasıdır.
    Bunu terkedin ve Taksim devrimine katılın!
     
    Taksim direnişi halktan gelen yeni taleplerle genişleyecektir.
    ****************************************************************************

    – Askerlik parası denilen haraç kalkmalıdır.
    Zorunlu askerliği “vatan borcu”, “vatani görev” gibi hamasi saçmalıklarla kutsamak anlamsız bir akıl dışılıktır: 19. yüzyılın devlet, din, ırk politikasıdır bu. Günümüzde devletler şirketler gibidir. her fırsatta halktan haraç kesen devlet sınır falan da koruyamaz. Vatana hizmet, halka hizmet elde silah tutmakla olmaz, bunu artık o kalınlaşmış 19. yüzyıl artığı beyinlerden çıkarmak gerekir. Mısır örneğinde olduğu gibi, zorla askere götürülen gençler, acımasızca, kendi ana anne babalarına kurşun sıkmaktan da geri kalmazlar. Türk ordusu bu haliyle, haraç ve baskı ile hiç bir savunma yapamaz. Nihayetinde İslamcılığa teslim bayrağı çekmesi onun geldiği noktayı gösteriyor. Nice asker intihar etti, veya kaza-intihar diye arakadan vuruldu. Yozlaşma, çürüme son noktaya varırken, bunu dağıtıp özel orduya geçmenin tam zamanıdır.
    TAKSİM GEZİ HAREKETİNDE ‘ASKER’ OLMAK!
    Son zamanlarda, Gezi eylemlerine yamanmaya çalışılan  “M. Kemal’in Askerleriyiz” sözü militarist bir anlayışı çağrıştırıyor. Asker ölme ve öldürme mevzisindedir. Bu sloganların sivilleşme ve modernleşme amacı güden böylesine demokratik bir eyleme bulaştırılması onu provoke anlamına geliyor.
    Sistem karşıtı bir protesto esnasında onun bunun askeri olduğunu iddia etmek, hareketi bozmak demektir.  “mustafa kemal’in askerleriyiz” demek ne demektir?  Kemalist askerlerden oluşan TSK, Hilafetçi AKP elinde, onun iktidarı için kullanılan şiddet aygıtlarından biridir. Yeteri kadar Kemalist asker var ve bunlar bu köhne rejimin bel kemiğidirler, daha fazlası ne yapacak?
    AKP rejimi, gezi direnişini bastırrmak için, 12 Haziran’da Taksim’e Mustafa Kemal’in dev bir portresini astı ve orada bulunan insanlara bu portrenin altında olmadık işkence ve zulüm yaptı. Türkiye’de yapılan bütün darbelerden sonra olan da budur. İşkencelerin Atatürk’ün resmi altında yapılması bir gelenek haline gelmiştir!
    Taksim’e asılan bayrak ve Atatürk resmi orada duruyor, hareketi bastıran AKP, zafer sembolü olarak M. Kemal’in resmini temel alıyor.
    Gezi eylemine gelip, ”askeriz” diye slogan atanların kastettikleri ‘Mustafa Kemal’, herhalde başka bir Kemal olsa gerek…! Rabıta işaretini yapan şimdiki başbakanı iktidara sürükleyenler, 1981 lerde Türkiye’yi dikta zoru ile Rabıta örgütüne peş keş çeken Kemalist askerlerdir.
    Kemalist Türk ordusu’nu yöneten R.T Erdoğan’ın  göğsünü gere gere rabıta işaretini yapması, arkasında yürüyen apoletliler olmadan mümkün değildir…
    Halka kan kusturan bu Jandarma ve polisler uzaydan mı indi? Kemalist askerler olmasaydı bunlar zaten bu kadar işkence ve zulüm yapamazdı!
    Kemalist TSK, halka karşı kullanılan, tepeden tırnağa silahlı, iktidarın ve şiddetinin temel direğidir.
    Gitgide daha militarist bir toplum olma yolunda ilerliyen AKP rejimi, askerliğe, islam din motifi de katarak kutsallaştırdı. Tüm komşu ülkelerin ve ülkedeki tüm azınlıkların düşman olduğu propagandası ile, “her türk asker ve Müslüman doğar” militarist ırkçı dinci propagandasının iyice yaygınlaştırıldığı bir ortamda, ona karşı mücedeleyi ‘biz daha falzla Kemalist askerciyiz’ sloganları ile güdülemek, savaş ortamı ve kaosu zihinlerde daha fazla canlandırmaK anlamına gelmektedir…

    – Okullara yerleştirilen polis ve jandarma geri çekilmelidir. Bu polis devleti olduğunun göstergesidir. Politik partilerce üniforma giydirilip polis ilan edilen sadist, kriminal unsurların bu köhne teşkilatı var oldukça hiç bir demokratikleşmeden bahsedilemez! Polislerin sahte diplomaları geçersiz kılınmalı, beyinlerindeki ırkçı kinci, halk düşmanı sadist tümorlar kökten sökülmeden görev verilmemelidir. Şimdiki Polis teşkilat tasfiye edilerek, yerine modern eğitimli bir güvenlik sistemi kurulmalıdır.
    – Köyleri baskı ve zulüm altında tutan Köy koruyucuları, devletin kullandığı diğer paramiliter örgütlenmeler dağıtılmalıdır. Bunlar var oldukça daha çok insan ölecektir. Köy katliamlarının çoğunun bunlar tarafından, PKK kılığı altında yapıldığına göre, bunların AKP tarafından kuvvetlendirilmesi daha çok kan döküleceğinin işaretini veriyor.
    – Polis ve jandarmanın ata kültürü diye benimsedikleri İşkenceye son verilmelidir. Devlet kurumlarında ki İşkence, son Gezi eyleminde tutuklananlara karşı yapıldığı gibi devam etmektedir. Bütün işkenceci polis ve subaylar iş başındadır, kurumları aynen duruyor, destekleri artmış, kariyerleri yükseltilmiştir.
    – Nüfus planlamasına geçilmelidir. Türkiye’de nüfus planlaması zorunludur. Aşırı bir hızla artan cahillik, eğitim öğretim yetersizliğinden kaynaklanan hal ve hareketler, toplumun içine düştüğü feci yozlaşma ve çürümeye son verip daha özgür bir toplumun kurulması için dengesiz büyümeye son verilmelidir. Eskiden avrupa kapılarna doğru itilen cahil kalabalıklara orada da fazla rağbet olmadığına göre, bunlar Türkiye’de kalacak ve büyük felaketlere yol açacaklardır. Mesela son haftalarda bayram kutluyoruz diye sağa sola koşusan kalabalıkların neden oldukları trafik kazaları, cinnet geçirmeler nedeniyle Türkiye’de 249 insan öldü ve 600 e yakın yaralı var! Bunun Mısırda ki katliamdan ne farkı var?
    Aşırı şekilde anormal yollarla yapay şekilde çoğaltılan ot gibi kitlelerle tarihsel, sosyal ve bilimsel başarılar sağlanamaz. Çin, nüfus planlaması yaptıktan sonra, bilim, teknik ve ekonomik alanda başarıya giden yolu açabilmiştir.

    Mısır örneğinde olduğu gibi ”her sene bir doğum” parolası ile çoğaltılan insanlar, Nil vahası ile sınırlı bir alana sıkıştırılırsa bu türden toplumsal felaketler kaçınılmazdır.

    İstanbul ve çevresi de feci yığılmalar nedeniyle aynı toplumsal patlamalara gebedir.
    İslamcılar, başta Tayip Erdoğan olmak üzere Mısır’ın Müslüman kardeşleri, politik çıkarlardan dolayı, bilimsel rasyonal metodları redettikleri için, oluşan bu türden toplumsal felaketlerin sormlusudurlar.
     
    – Cami değil, Köy Enstitüleri kurulmalıdır. Arap’ça ezan alçak sesle ve semt başına en fazla 1 tek camiden okunmalıdır. Her taraf Arapça marşlar çalan camilerle dolup taşıyor. Köhnemiş düzenin birer sembolü olan cami minarelerinden, orada oturan halka ihtar anlamında okunan eğemenlik, hükmetme marşlarına son verilmelidir. Ezan Arap dilinde, anlaşılmaycak şekilde kamufüle edilip gizemli manalar verildiğinden dolayı bunu anlamayanların tepkileri kısmen bastırılmıştır. Hükmedenin, eğemen olanın ihtar marşıdır bu, onun orada devam ettiği sinyalini verir! Bunlar ortaçağı temsil eder. O dönemlerde kominikasyon araçları çok ilkel olduğu için, yüksek minareler yapılır ve oraya hükmedenlerin kudretlerini gösterme anlamında yüksek sesli propoganda ile kitlenin piskolojisi kontrol altında tutulurdu. Bu çağ kapandığına göre köy ve mahallelere zorla cami yapımından vageçilmelidir.
     
    – Diyanet dağıtılmalıdır. Diyanet işleri başkanlığının ilke olarak ülke içindeki bütün inanışlara eşit mesafede olması, gerekirken, şimdi sadece Sünni İslam’ın temsilcisidir. Günümüzde ise, 9 milyar ytl ye yaklasan bütçesi, birçok bakanlığın önündedir. Başkanlık 100 binin üzerinde imam ataması yapmakta yine bir o kadar camiyi bünyesinde bulundurmaktadır. Din kurumu özelleşmeli diyaneti finanse etmek için devlet tarafından yapılan soygun bitmelidir..

    – Zorunlu din dersleri ve nüfus kağıtlarındaki ”İslam” hanesi kaldırılmalıdır. Devlet okullarında din dersi okutulmamalı,kuran kursu vs resmi kurum olmamalı. Nüfus cüzdanlarından din hanesi kaldırılmalıdır. İnsanların inançlarına göre bu veya başka yöntemlerle fişlenmesinin önüne geçilmelidir.

    Taksim, bir ruhtur, değişimi ve yeni bir süreci yansıtıyor, o mutlaka yeniden görünecek, gösterilerde ve yaratıcı yeni eylemlerde, girişimlerde, aktivitelerde yeniden canlanacaktır.
    Taksim Gezi Hareketi, Demokles’in Kılıcı misali polis devletini esas alan Türk İslam sentezcilerinin tepesinde sallanmaya devam edecek ve statükocıları değişime zorlayacaktır…
    AKP’nin ve öncüllerinin halkın mantalitesine soktukları barbarlık, karanlık ruh, sarsılmaya başlayacaktır. Taksim gezi hareketi, buna dokunma cesaretini gösterecektir.
     
     
     
    Sevgi ve Saygılarla

    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Ferdi koçkar
    Yeliz seren
    S. Aktaş
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Nazmi Dogan,
    Sevda Suner
    R. Adalı
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir,
    Nizamettin Duran
    A. Demir
    Melahat Baykara,
    ismail çekmez.
    Aydin Nizam
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Murat Koç
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Erdal Cömert
    Ismail Bulak
    Ahmet Meriç
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman B.
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak
    D. Okdere
    Ali Uskan
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Ali Serin, Gül Akın, esra Serin
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    Mehmet Yucel
    İsmet C. Koray
    salih Söğütlü
    Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay
    Ali Dem. Sarahoğlu
    Ayten Karaman, Mehmet Azal
    L. Uzan, Harun Tabaklı
    ***********************************************************************
     
    TAKSİM’E VE ÇAMLICA’YA CAMİ İSTEMİYORUZ. YENİ SULTANLARA HAYIR!
     
    İMZA KAMPANYASINA KATILALIM… 
    http://www.change.org/petitions/başbakan-yuksek-bina-yapmayın-demis-peki-ya-camlica
     
    Çamlıca ve Taksim’e kazma vurmanıza rızamız yok, bu sizi ilgilendirmiyor mu? #Camlica – Kampanyaya İmza Ver!
    Kampanyaya İmza Ver
     

    Beğen

  3. CİHAT DENİLEN KANLI SAVAŞ!

    Şimdi örneklerini gördüğümüz ve adına Cihat denilen islamın kutsal savaşı, İslamın başından beri vardır. Bu savaşın bütün kural ve yöntemleri, islam ideolojisini yaratan Muhamet tarafından detaylı olarak işlenmiş ve uygulamaları bütün halifelerce takip edilmiştir. İslam; Cihad,istila,vahşet,talan,çapulculuk ve eşkiyalık ile din haline getirilmiştir…Osmanlı padişahları bile kendi kardeşlerini öldürürken, Muhamet’in koyduğu savaş kurallarına sığınmışlardır! İslam’ın askeri politik ideolojisinde Cihat, Allah’ın dinini yeryüzüne hakim kılmak için ortaya çıkan her türlü engel ve düşmana karşı meşru olan kutsal savaşı yapmak demektir ve oruç gibi farzdır!

    İslam dini ne yazık ki Cihat denilen inanç savaşı ile şiddet ve düşmanlık önermiştir. İslam resmen şiddet içermektedir. Cihat, İslam Dini’nin yayılmasına yönelik kutsal savaştır. İslam Hukukuna göre, Dünya, İslam egemenliğinde olan topraklar (Dar-ül İslam) ve İslam egemenliğinde olmayan topraklar (Dar-ül Harp) diye ikiye ayrılmıştır. Cihat denilen kutsal savaşlar da Dar-ül Harp özelliğindeki toprakları, Dar-ül İslam’a katmaya yöneliktir. 

    Yayılmak ve yağma-talanı iyice körüklemek için, Cihad, Müslümanlar’a farz olarak dayatılmıştır! Bu da Bakara-216 ayetine dayandırılıyor:
    Hoşlanmasanız da, savaş size farz kılındı. Belki de sizin hoşlanmadığınız şey, hakkınızda hayırlı olur; hoşlandığınız şey ise sizin için bir şer olur. Allah bilir, siz bilmezsiniz. Bu durumda da cihad, namaz gibi, oruç gibi farz olan ibadetlerle aynı görülüyor. 
    Cihat ve kutsal akınlar denilen soygunlar neticesinde büyük bir servet ve güç edinen Müslümanlar, 4 kıta üzerinden son hızla yayılarak, Muhamet ölene kadar 30 yıllık bir zaman diliminde 40 ülkeyi işgal edip, yerli haklara karşı bir kıyım ve geniş tehcir (yerlerinden sürme) uyguladılar. Bu halkların geriye kalan mallarına el koydular…

    Muhamet öldükten sonra da yerine geçen halifeler, talan ve soygunun çekiciliği, iştahı ile her yere saldırdılar, her yeri talan edip, haraca bağladılar. Kafkaslar, Orta Asya, Kuzey Afrika, Orta Afrika ve hatta İspanya’ya kadar olabildiğine genişlediler. Sınırsızca talan, mezalim ve katliamlar yaptılar. Uzanmadıkları yer yoktur, Girdikleri her yeri talan edip, İslam’i kılıç zoruyla kabul ettirdiler. Kabul edenler kurtulur, kabul etmeyenler katledilir. Sonraki nesillere amacın İslam’ı yaymak olduğu aktarılsa da, gercek amaç: talan, soygun, haraç, cariye ve vahşettir.

    AKP’nin öncülü Osmanlı barbarlığının temelinde Cihat ve Gaza denilen Gnimet güdüsü vardı.

    Osmanlı padişahları, her zaman islam dinini yaymak için Kafirlere karşı non-stop savaş yaptıklarını söyler dururlar! İşte bu İŞİD vari ganimet savaşlarına o zaman da farz demişlerdir. Savaşta ele geçen yurtlar (ülkeler) fetih toprağı, öldürülen insanlar Allah’ın takdiri, ele geçirilen kızlar ve kadınlar (köle-cariye-seks işçisi-hizmetçi) erkek çocuklar köle (esir pazarında sermaye) İslam’ın şerefi; köle pazarında satılan insanlıktır. İşte Osmanlı dönemin de de bu İslam; haktan, hukuktan, adaletten, insanlıktan nasip almadan dünyanın başına bela olmuş bir ilkelliktir…
    Onlarca ülke, işgal edilen Balkan ve diğer Avrupa ülkeleri, İslam Dini ile asırlar boyu gerilemiş uygarlıkları yok edilmiştir. Bizans; İslam’ın katliam ve tecavüzüne uğramış, kızları cariye, oğulları köle (asker) devşirilmiştir.

    R.T. Erdoğan ve Cihat!

    R.T. Erdoğan, hayranı olduğu ve yeniden tesisi için her yola başvurduğu, gaza ruhuyla savaşmış Osmanlı’nın aç gözlü Cihadi ganimet akınlarına sahip çıkıyor.
    AKP’nin temsil ettiği İslam, hiç tartışma yok Osmanlı’dan devralınan akıncılık ve Gaza İslamı’dır, Yağma ve talan İslamıdır…Adına Türk İslam sentezide denilen bu Irkçılık, yağma ve talan ideolojisi,TC’nin temel doktirini halini aldı.. Ortadoğu ve İslam ülkelerinde İslam Din’inin, talan-yağma, tecavüz, katletmeler ve kafa kesmelerle Cihad’ı yeniden ayukka çıkarması, Türklerin İslam’a geçişi ve İslam’dan beklentileriyle bağlantılıdır. islam Din’inin tecavüz, katliam ve talanlarda savaş silahı olarak kullanılması, Osmanlı’nın da temel kültürü idi ve şimdi AKP bunu devam ettiriyor!

    Ak Saray’da yapılan caminin açılışını yapan Erdoğan, “İnşa edilen her cami bu topraklara vurduğumuz bir mühürdü. Her mühür bu coğrafyadaki tapu senetlerimizdir…”Günde beş vakit namaza işte o kubbelerin altında durulur. Camilerimin büyüklüğü iftar kaynağıdır.” dedi. Bunu söyleyen, İŞİD halifesi Al-Bagdadi değil, TC’nin AK halifesi!

    Başta Arap, Türkiye ve diğer Müslüman ülkeler olmak üzere dünyanın her tarafına yayılan 100 milyonlarca beyni yıkanmış Cihatçı Müslüman, dünya egemenliği için zorunlu gördüğü kanlı savaşların ideoljik politik ve askeri eğitimine her alanda devam ettiriyor!
    Bu Şeriatçılar, hayvansal güsüleri için coğrafyamızı yeniden kan gölüne çeviriyorlar…! Suriye, Afganistan,Pakistan, Mısır, Libya ve Irak ve şimdi Türkiye’de olanlar, Osmanlı’dan kalan katliamcı ruhla, kuıtsal Cihatlara devam edileceği sinyalini veriyor…

    TC hükümetlerince, her tarafa camiler, kuran kursları ve imam hatipler kurularak beyinleri yıkanan milyonlarca Türk, Osmanlı akıncı Cihatçıları haline gelerek, Cihat çağrılarına kulak veriyor! Ruhları islam adına esir alınan milyonlarca insanı kışkırtan ve post modern Osmanlıcılığı devlet politikası haline getiren AKP yönetiminden, bunu daha da yoğunlaştırmasından başka türlü bir hareket beklenemezdi.

    Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan ve İslamın sponsorluğu sorunu!

    Bu ülke yönetimleri Arap ve İslam âleminde ne kadar radikal, ılımlı, yumuşak, sert ve karışık İslamcı parti, örgüt, cemaat, tarikat ve grup varsa hepsi ile dolaylı-dolaysız ilişki kurup silah ve para yardımı yapmaya, onlarca Selefi Cihatçı örgütü beslemeye devam ediyorlar…
    Dünyadaki İslami Cihat hareketlerin ideolojik beslenme kaynağı sadece Suudi Arabistan değil, artık buna şimdi Türkiye’ de eklendi.
    Hepsinin beslendiği kaynak Müslüman Kardeşler hareketidir.
    Yani sorun bir IŞİD, Kaide, Nusra ve benzeri radikal İslamcı örgütler sorunu değil. En büyük sorun bugün, Müslüman ülkelerde bu örgütler paralelinde düşünen milyonlarca insanın varlığıdır.

    Sevgi ve Saygılarla

    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Ferdi koçkar
    Yeliz seren
    Vedat Konak
    S. Aktaş
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Nazmi Dogan,
    Sevda Suner
    R. Adalı
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir,
    FERDİ KADER
    Erhan Vural
    Necmi Derinsu
    Ahmet Kaymaz
    Aslan IŞIK
    Nizamettin Duran
    A. Demir
    hasan kayısoğlu
    Melahat Baykara,
    ismail çekmez.
    Aydin Nizam
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Murat Koç
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Erdal Cömert
    Ismail Bulak
    Ahmet Meriç
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman B.
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    İsmet Yelkenci
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Murat Bakır
    O. Dem
    Salih Aktaş
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak 
    D. Okdere
    Ali Uskan
    İrem Haloğlu
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir 
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Ali Serin, Gül Akın, esra Serin
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    Mehmet Yucel
    İsmet C. Koray
    salih Söğütlü
    Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay
    Ali Dem. Sarahoğlu
    Ayten Karaman, Mehmet Azal
    L. Uzan, Harun Tabaklı
     Ertekin Sancak, mehmet değerli.
    Kemal Güler, Zeynep Güler
    B. Urak. 
    Ismail Duygu, Erdem Duygu
    Hasan Incedemir.
    N. kayıkçı.
    Bayram Akçak
    İsmail Dilpek.
    Kemal Uzunyayla
    Zeynep Olgun
    Mehmet Gülçiçek. Seher Gülçiçek.Mustafa E. Sırat.
    Oktay Baykuş. Ezra Seren.

    Beğen

  4. KASAPLIK BAYRAMI VE HAVADA UÇAN KELLELER!

    Hayvan kafasının kesilmesinin Kutsal ilan edilmesi,fışkıran kanlarla küçük çocuklara adeta banyo yaptırılması bayram mı?! Kurban ve bayram sözcüklerinin yan yana kullanılması bile şizofrenik bir durum…
    Kan ve Bayram kelimelerinin yan yana getirilişi bile mantıksal bir çöküşe işaret ediyor. ‘kurban’ denilen kavram ilkel taş devrinden kalan bir soyutlamadır ve İnsanların mağaralarada yaşadığa döneme taekabül eder. Bu dönemlerde insanlar sadece hayvan avlayarak yaşıyordu! Şimdi bunun en mantıksal karşılığı Kasaplar bayramıdır ve belli bir gurubun mentalitesine denk düşen bu eylem modern bir devletin bayramı yapılamaz!

    Kasaplık kan bayramının 9 güne uzatılması, her kişiye bir imam sloganın atılması, geleceğin karanlıklarını şimdiden haber veriyor. Ufacık çocukların alınlarına birer kan damlası kondurularak bu vahşetin kutsanmasından rahatsız olmayanlar başı dönmüş cellatlardır. Kanı, öldürmeyi kutsayan bir bayram, bayram olamaz!

    Hayvanı keserken ona gel bak deden koyunu kesecek şimdi büyünce sende kesicen denilerek çocukların kasap ruhlu yetişmelerinin temelleri atılıyor. O kadar mı bu etki hep sürecek yaşamlarında. Onlar büyünce kendilerini baş kesen birer malkoçoğlu, yeniçeri, Avrupayı fethedecek akıncılar olarak görecek ve masum insanların canlarına da acımasızca kıyacaklardır.

    En çok insan kafasının kesildiği İslamcı ülkeler, ‘kurban bayramı’ denilen kanlı rituellerin topluma büyük birer bayram diye empoze edildiği ve topluca kutlandığı ülkelerdir. Hayvan kafasının kesilmesinin Kutsal diye ilan edildiği, fışkıran kanlarla adeta küçük çocuklara banyo yapıldığı barbar kültürlerde, bunu daha küçük yaşta görüp yaşayarak kanlar arasında büyüyen bu çocuklar cellat olmaktan öteye gidemiyor… Bu piskolojik bir alıştırma ve şartlanmadır. Hele elde satır, bıçak, özellikle çocukların psikolojisini bozan görüntüler uzmanların görüşüne göre de hiç de iç açıcı ve olumlu değil. Bu tür sahneleri küçük yaştan beri kutsallık diye algılayan küçük çocuklar birer ruh hastası olarak büyüyor ve sonradan işkence yapan, kafa kesen birer cani olup çıkıyorlar. Cahil kitle, bayram kutlama adına, bilinçlice tüm çocukları bu kasaplık ortamına zorla getiriyor ve onları yüzlerine kanlar fışkırtıyor. AKP yönetimince daha da uzatılan bu vahşet bayramı, zavallı çocukların beyinlerinin yıkanması için daha büyük bir fırsat oluyor. Kurban bayramında hayvan kafaları havada uçarken, küçük çocukların bilerek topluca can çekişen hayvanın boğazına kadar yaklaştırılması, alınlarına bu kanın sürülmesi ve ellerine keskin bıçaklar verilmesi, İslam kasaplığının bariz bir örneğidir ! Bunu kutsal ve iyi eylem diye algılayan Müslüman çocuklar büyüdüklerinde rahatlıkla her canlının kafasını kesmeye muktedir olup, şimdiki gibi AKP’nin desteklediği Cihatçı örgütlerin potansiyelini oluşturmaktadırlar.

    Bayram ve doğayı tekbir ruhuyla imha etmek!

    Müslümanlar, dinlerinin insanları nasıl işkenceci tipi sapık, kaba, seksist, küfürbaz, parazit haline getirdiğini anlayıp bununla hesaplaşmak zorundadırlar.
    Tekbir ve Allahuekber nidaları her geçen gün artan cami sayısı nedeniyle yaşam çekilemez hale geliyor. Piskolojik işkence derecesini alan imam haykırışları sistemsiz olarak birbirine karışıyor ve sanki Anadolu yeni işgal edilmiş de kafirlerlerin Müslümanlaştırılması yeni başlamış intibasını veriyor. Arapça ezan okuma adına diğer insanları anormal derecede rahatsız eden imam_hacı hoca takımında birazcık aile terbiyesi olsaydı, bu yaptıklarının inanç ve tanrı ile bir alakasının olmadığını, sadece petrol şehlerinin yayılmacı hedefleri için piskolojik savaşa katkıda bulunduklarını itiraf edip, ibadetlerini terbiyelice ve kimseyi rahatsız etmeden yaparlardı. 
    Kurban bayramına tekbirli savaş naraları ile giren milyonlarca beyni yıkanmış insan neden bu kadar çok hayvanın canına kıydığını bile bilmez! Müslümanların çoğu henüz cehalet dönemini yaşıyor: gözü dönen, ağzında salyalarla nârâlar atan göçebe çobanlar, Allah ekber diyerek her yeri kana buladılar.

    Kurban Bayramı büyük kentlerde m.ö 3 000 yıllarına benzemiyor, görüntüler eski çağlardan daha geri gidiyor. Öyle sahneler TV ekranlarında yansıyor ki şaşmamak mümkün değil, sokaklarda akan kanlar, kaçan danalar, koçlar ve kendini yaralayan bir sürü acemi kasap binlerce yıl öncesinden de geriye gidiyor.

    Milyonlarca hayvanı bir kaç gün içinde vahşice yokeden, tüm bir kültürü, türban, çarşaf, yüksek cami minaresi, namaz, ramazan, sünnet ve ‘kurban kesme’ ile betonlaştıran Türkiye’deki post modern Türk İslam sentezi, özünde bir kültürsüzleşme, bir sanatsızlaşma, bir felsefesizleşme/fikirsizleşme, vasatlaşma (ve odunlaşma!) demektir. ”Kurban bayramı”, toplumları şiddete yöneltmektedir. Öldürmeye, kesmeye, kan akıtmaya vicdanı rahatlıkla elveren insanlar, öldürmeyi kanıksamış insanlar, savaşların terörün, cinayetlerin de başlıca sorumluları oluyorlar. Kasaplar bayraminda hayvanları boğazlayanlar, ölümü öldürmeyi kanıksamış insanlar başka insanları da rahatlıkla öldürebiliyor. Ölüdürmenin, can almanın, kan akıtmanın, işkencenin, normal ve olağan sıradan bir şeymiş gibi gösterilmesine karşı çıkıyoruz.
    Bir canlıyı öldürüp, parçalamaya alıştırılmış bir çocuğun, gelecekte kendi türünün de katili olabileceği şüphesizdir. 
    AKP İslamiyeti hoşgörüsüz, lanet, kötücül, dogmatik ve siyasi birşey olarak uygulamada Osmanlı kafasını örnek almaya devam ediyor. Anadolu insanlarının ruhunun/kültürünün/uygarlığının Kur’an kursuna indirgenmesi, kadınların çamaşırlarına, din-ahlak adına, onların sağlığını bozacak derecede müdahale edişlmesi, tek tip islamist insan tipinin hortlatılması, kültür fakümü yaratmaktan başka bir şey değildir. Boşluğun bu kadarı klinik bir vak’adır ve bu çevrenin kültürel boşluğunun neden uzaydan daha boş olduğuyla da kimse cidden ilgilenmemiştir…

    Yeni sistemin başı Erdoğan’ın bütün işi Cami ve İslamın yayılması dır: dünyanın her yanına cami kurmayı ana amaç edinen Selefici Erdoğan İŞİD ve El Kaide gibi İslamın mutlak hakimiyetine soyunmuş durumda!
    Moskova’ya büyük cami kuran Seleficiler iyice palazlanarak vahşi ideolojilerini hakim kılmaya hız veriyorlar.. Bu türden İslami anıtlar, her tarafa kurulan ve gösterişi ile çevreye hükmeden yüksek cami minareleri eski zamanların put kültürünün biçim değiştirmiş hallerinden başka bir şey değildirler.
    Bu durum, haktan, hukuktan, adaletten, insanlıktan nasip almadan dünyanın başına bela olmuş bir ilkelliktir…

    AKP’nin temsil ettiği İslam fetih ve yağma ideoljisidir. Osmanlı’nın devr aldığı İslam-Arab istilaları hızla yayılarak ilkel milletleri hakimiyeti altına almış ve dünya uygarlığına büyük bir darbe vurmuştur. İslam; Cihad/istila/vahşet/dehşet/soygun/vurgun/talan/çapulculuk ve eşkiyalık ile tek din haline getirilmiştir…

    AKP’nin Suriye topraklarını ele geçirmek için son olarak kurdurttuğu Al Nusra+Fetih Şam cephesi, eski Osmanlı Cihat felsefesinin tekrarıdır…
    Savaşta ele geçen ülkeler fetih toprağı, öldürülen insanlar Allah’ın takdiri, ele geçirilen kızlar ve kadınlar (köle-cariye-seks işçisi-hizmetçi) erkek çocuklar köle (esir pazarında sermaye) İslam’ın şerefi; köle pazarında satılan insanlıktır. İslam; haktan, hukuktan, adaletten, insanlıktan nasip almadan dünyanın başına bela olmuş bir ilkelliktir…

    AKP çetelerinin propogandalarının merkezinde olan isimler İslam’dan önceki Putperest isimleridir. şimdi Allah dediğimiz put Abdallah, Allah’ın kulu demektir ve İslam öncesi Ay tanrısı (el-ilah) ismidir. Muhammed Kabe’de 360 put içerisinde geriye sadece Allah putunu bırakmıştır, Çünkü biyolojik babasının adı Abdallah idi!
    AKP’nin en büyük silahı olan Cihad nedir ? İslam Dinini tebliğdir. Sözle tebliğ edersin. Kabul edene itaat ettirir. Etmeyen ile ise savaşırsın. Savaşamayacak ve vergi verecek parası olmayan milletler İslam’ı kabul etmek zorunda kalırlar.

    Şimdi gelelim Osmanlı Ocakları denilen çetelere: AKP’nin Özel Harekatı Osmanlı Ocakları İŞİD’leşiyor!

    Cenaze timleri adı altında da hareket eden ve kriminal bir geçmişi olan, bunalım geçirerek sonradan Müslüman olan gençlerden oluşan, hayatını düzene sokmakta zorlanmış ve kendisine yeni bir sistem sunan İŞİD ve diğer Cihatçıların hayranı, Erdoğan tipinde otoriter bir güç arayışındaki gençlerden oluşan bu çeteler, zaman içinde TC’nin ana savunma gücü olarak tasarlanıyor…
    Bu çeteler daha önce AKP propaganda çalışmalarında kefen giydirilip, ellerine palalar verilerek meydanlara sürülmüştü.
    AKP cenaze timleri, Şam cephesi-Nusra -Fetih ordusu ve IŞİD’in başarısı ve antisemitizmin, Sünni İslam dışındaki yönelimlerin yok sayıldığı, Batı nefretinin tetiklendiği, demokratik değerlerin tehdit olarak gösterildiği resmi devlet politikalarının hüküm sürdüğü köklerin bulunduğu Türkiye’de taban buluyor.

    UYAN ARTIK!

    Kurtuluşun, ilkel Arap kabilelerinin yaşam biçimlerinden doğan AKP, İŞİD veya AL- Nusra gibi örgütlerin felsefesi ile değil, aksine onların senin üzerinde yarattığı kültü yırtıp atmandan geçer!
    Uyan artık ilkel çağların çöl İŞİD’çisi Muhammed’in ve Türkiye’nin her tarafına cami kurarak Arapça bağırma, çağırmalarla hayatı çekilemez hale getiren AKP çetlerinin kafesinden kurtul artık!! 7.yüzyıla ait ilkellikler, çöl saçmalıkları ile bir yere varılamayacağını gör artık!
    Muhammed; Erdoğan ve diğer tüm Arap diktatörleri gibi despot bir Arab lideridir. 7.yüzyılda putperest ilkel Arab kabilelerini kendi liderliği altında Millet haline getirerek kendi devletini kurmuştur. Putperestliği tek tanrılı dine dönüştürmüştür. Kur’an; Muhammed’in emirleri, devşirme bilgilere yaptığı felsefi yorumlardır. İlk İslam Devleti anayasasıdır. İŞİD’in şimdi yaptığı Muhammed’i aynen kopyalamakan başka bir şey değildir…
    İŞİD, Muhammed döneminin en güzel kopyasıdır. İŞİD Müslüman değildir demek, İslam’ın doğuş ve gelişmesi konusunda zır cahil olmak demektir.
    İslam’ın tüm ibadetleri, Kurban bayramı vs.. Putperestlik ibadetleridir. Muhammed İslam ile Putperestliği tek tanrılı din haline getirmiştir. Muhammed feodal İlkel Putperest Arab kabilelerini millet haline getirip ilk islam devletini kurup lideri olmuş ve devşirdiği bilgilerle yazdığı Kur’anı bu devletin anayasası yapmıştır…
    İlkel bir Arab’ın ve onun takipçisi AKP’nin yalanlarına daha fazla inanma artık. Bilim ve teknoloji üretmek için uyuşmuş bir beyin değil, uyanık bir beyin lazım. Muhammed denilen ilkel Arab’ın bu putun en sevdiği kulu ve en sevdiği peygamberi olduğu iddia edilir. Namazda bu puta eğilip, yerlere kapanarak yardım, iyilik, merhamet, esirgeme, koruma, yüceltme, zenginlik ve bereket istenir. Modern zamanda akıl dışı bir ilkelliktir.

    1400 SENEDEN BERİ DEVAM EDEN BARBARLIK MANZARALARI:

    Hacı olma derdindeki milyonlarca ilkel Müslüman Kurban bayramı namazı kılıp şeytan taşlama ritüeli yaparken birbirini ezmeye devam ediyor…
    Mekke’de ki son şeytan taşlama ve zalimce birbirini ezme eylemi, İslamın ne kadar geri kaldığını, Müslümanlarda genel bir beyinsel yıkılma ve cinnet halinin yaşandığını, hatta ve hatta 4 000 sene önce Mezopotamya ve Anadolu uygarlıklarını kuran halkların yaşam seviyesinin daha gerisine gidildiğinin ispatıdır…
    İslamda ki bu feci geri kalmışlık durumu, bu dinin etkisine giren halkların beyinsel ve ruhsal gelişmelerinin tamamen geriye çekildiğini, uygarlık dışı bir oluşumla, evrensel bütün pozitif gelişmeyi yadsıdıklarını gösteriyor..

    HAC’DA YAŞANAN BAZI KATLİAMLAR!

    1987: Suudi yetkililer, gösterilere müdahale ederken 400 kişi öldü. 
    1990: Putçu Kutsal bölgelere çıkan tünellerde bin 426 hacı öldü. 
    1994: İzdihamda 270 kişi hayatını kaybetti. 
    1997: Çıkan yangında 343 hacı öldü, bin 500 kişi yaralandı. 
    2006: “Şeytan taşlama” esnasında yaşanan kazada 364 hacı öldü. 
    2015: Cami minaresi çöktü, 107 ölü
    24-09-2015 : Şeytan taşlama adına birbirini taşlama ve ezme, ilk belirlemelere göre en az 780 ölü.

    İslami yapının geldiği nokta, bu ideoloji ile beyinleri yıkanmış 100 milyonlarca cahil insanın bu gezegen için bir tehlike oluşturmaya başladığı gerçeğini vurgulamakta yarar var!
    Beyinleri çöl dogmaları ile körleştirilmiş ilkel barbar kitleler şeytan taşlama adı altında birbirlerini acımasızca ezerek, şeytanlığın en kötü örneğini sergilediler…Hacılar, küçük, orta ve büyük şeytana yedişer taş atma sırasında katliama yol açtılar. Şeytan diye birbirlerini taşladılar…

    Karanlık çağlara son vermek için:

    1- Cami değil, Köy Enstitüleri kurulmalıdır. Arap’ça ezan alçak sesle ve semt başına en fazla 1 tek camiden okunmalıdır. her taraf zaten camilerle dolduğu için, yeni Camilerin kurulması yasaklanmalıdır.
    2- Diyanet dağıtılmalıdır. Diyanet işleri başkanlığının ilke olarak ülke içindeki bütün inanışlara eşit mesafede olması, gerekirken, şimdi sadece Sünni İslam’ın temsilcisidir. Günümüzde ise, 9 milyar ytl ye yaklasan bütçesi, birçok bakanlığın önündedir. Başkanlık 100 binin üzerinde imam ataması yapmakta yine bir o kadar camiyi bünyesinde bulundurmaktadır. Din kurumu özelleşmeli diyaneti finanse etmek için devlet tarafından yapılan soygun bitmelidir..
    3- Zorunlu din dersleri ve nüfus kağıtlarındaki ”İslam” hanesi kaldırılmalıdır. Devlet okullarında din dersi okutulmamalı,kuran kursu vs resmi kurum olmamalı. Nüfus cüzdanlarından din hanesi kaldırılmalıdır. İnsanların inançlarına göre bu veya başka yöntemlerle fişlenmesinin önüne geçilmelidir.
    4- Hac denilen, Arap şehlerini milyarder etmek ve her türlü çöl bakterisini yaymaktan başka bir şeye yaramayan milyarlar akıtan kurnaz ve ebedi Turizm tuzağına son verilmeli, halk, Mekke’ye düşmüş olan ve hem Allah hemde şeytan diye adlandırılan bu Meteor taşı konusunda bilimsel alanda aydınlatılmalıdır.

    Sevgi ve Saygılarla
    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey
    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Irem haloglu
    Ferdi koçkar
    Yeliz seren
    Vedat Konak
    S. Aktaş
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Hasan Sirtan
    M. Eskici
    Nazmi Dogan,
    Sevda Suner
    R. Adalı
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir,
    FERDİ KADER
    Erhan Vural
    Necmi Derinsu
    Ahmet Kaymaz
    Aslan IŞIK
    Nizamettin Duran
    A. Demir
    hasan kayısoğlu
    Melahat Baykara,
    ismail çekmez.
    Aydin Nizam
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Murat Koç
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Erdal Cömert
    Ismail Bulak
    Ahmet Meriç
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman B.
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    İsmet Yelkenci
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Murat Bakır
    O. Dem
    Salih Aktaş
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak
    D. Okdere
    Ali Uskan
    İrem Haloğlu
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Ali Serin, Gül Akın, esra Serin, Mehmet Y. Yıldıran.
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    Mehmet Yucel
    İsmet C. Koray
    Salih Söğütlü. H. Ali Erkan
    Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay
    Ali Dem. Sarahoğlu
    Ayten Karaman, Mehmet Azal
    L. Uzan, Harun Tabaklı
    Ertekin Sancak, mehmet değerli.
    Kemal Güler, Zeynep Güler
    B. Urak.
    ADNAN Yörükoğlu
    Ismail Duygu, Erdem Duygu, Aydın Üzel. S. Ali Kandarlı
    Hasan Incedemir.
    N. kayıkçı.
    Bayram Akçak
    İsmail Dilpek.
    Kemal Uzunyayla, Mehmet Gölek, Necip Kaplan
    Zeynep Olgun, Mustafa Gülay, Nuri gülay, Arzu Gülay
    Mehmet Gülçiçek. Seher Gülçiçek.Mustafa E. Sırat.
    Oktay Baykuş. Ezra Seren. Nuray Karaçay.Ali karaçay. Murat Karabel. Nedim Arslan. Haydar Erkin. Şenay Temel, Adnan Temel. M. Adil Oktan

    Beğen

  5. AKP BARBARLIĞI VE AYDINLANMA ÇAĞININ SONU!

    Tek şef statüsünde ki Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP’nin önündeki engelleri yıkıp, yerine İslam dinine dayanan ve tüm gücün bir tek egemenin yani Erdoğan’ın elinde toplandığı bir otokrasi kurma süreci son noktalarına yaklaşıyor…!
    Erdoğan ve AKP, bütün bu icraatlarla, Suriye’deki Cihatçı örgütlere ve Libya’daki radikal islamcı guruplara silah, para ve lojistik destek vererek, küresel çapta terörü destekleyen bir konuma düşmüştür.

    Türkiye ve diğer Sunni islamcı devletlerin Cihadist terör örgütlerini desteklediği artık saklanamıyor. Bu arada Erdoğan’ın El Nusra merkezli Fethi Ordusu’nun alan kaybetmesini esasen Türkiye’nin kaybetmesi olarak gördüğü dünyanın büyük bir kısmının gözünden kaçmayan bir realite haline geldi. Bunun ışığında son günlerde yaşanan gelişmelere bağlı olarak AKP ile cihatçı teröristler arasında ki bağlar iyice su üstüne çıktı.
    Suriye’deki iç savaşı kışkırtmak ve daha büyük kitle katliamlarına yol açmak için terörizmi kullanan AKP iktidarının El Kaide kökenli radikal dinci örgütlerin en büyük destekçisi olduğu, TIR soruşturmaları sırasında zaten belgelenmişti.
    Suriye’de devam eden korkunç kıyım ve yıkımı iyice kızıştıran TC, İŞİD ve NUSRA’nın büyük paydaşı oldu.
    Suriye sınırı, siyasi bir kararla sonuna kadar boşuna açılmadı. On binlerce soyguncu ve suçlunun,  İŞİD ve El Kaidecilerin geçişi Erdoğan’ın emri ile MİT tarafından koordine edildi… İŞİD ve El Kaideciler dahil her türlü terör örgütüne bağlı eylemcilerin ellerini kollarını sallayarak Türkiye’ye den gelip katliamlar yapması için gerekli askeri lojistik desteği yine TC verdi..!

    TC, Uluslararası hukuk ve antlaşmaları çiğneyerek bütün bu başı bozuk çeteleri kendi sınırından, devlet kontrolünde Suriye’ye sokup sivil halkı katlettirmekle insanlık suçu işlemeye devam ediyor…

    El Kaide’nin arkasında, AKP’nin de sponsoru olan petrol zengini prensler var. El Kaide, tüm zamanların en güçlü örgütlerinden bir tanesidir. İslam’ın dünyayı ele geçirme doktrini üzerine kurulmuştur!! Örgütü kuranlar, büyük bir bölümü Arap- Müslüman milliyetçisidir. Bu örgüt netice itibariyle, Mülüman Kardeşler, AKP, Katar ve Suudlar’ın bölge stratejisine hizmet ediyor.
    İslamın dominant Vahabi ve Selefi ideoloji üzerinden, evrensel yayılma ve hakimiyeti amaçlayan bu doktirin, Türkiye’nin de tekrar Osmanlı’yı diriltmesini ve Mısır’da Müslüman Kardeşlerin diktatörlüğünün bölgeyi domine etmesini hedefliyor!

    AKP, İslamın temel hedefini gizlemek içim maskaralık yapıyor! El Kaide kökenli olan bu Cihatçı örgütlerden masum bir çeşit “muhalif” diye dünyaya yuturulması, AKP ve müteffiklerinin gerçek yüzünü gizleyemez..!
    Kaldı ki muhalif demekle neyi kast ediyorlar? Dünyanın her yerinden toplattırılıp getirilen bütün bu kelle avcıları neyin muhalefetidir? Bu terör gurupları kime muhalefet ediyorlar?
    Diğer yandan açıkça görülüyor ki, bütün saldırıların merkezindeki yönetici güc El Kaide’dir.
    Türkiye-Suriye sınırı açıkça cihatçı örgütlerin hakimiyeti altında. Ancak AKP rejiminin iddiasına bakılırsa sadece “ılımlı” gruplara destek söz konusu.

    AKP’nin desteklediği bu paralı askerler, ölümden kaçan çocukları, kadınları, yaşlıları köyün mezralarını gören tepelerden, tekbir sesleri eşliğinde uzun menzilli silahlarla tarıyorlar ve TC’den aldıkları füzeleri kullanarak öldürmeye sevdalı halleriyle, katliamlarını gerçekleştiriyorlar. Üst üst istiflenmiş çocuk ve kadın cesetlerini, Sunni değilse katli vaciptir” denilerek, “Tekbir” sesleriyle çiğneniyorlar. İnsanlıktan firar etmiş yaratıkların Ortadoğu’yu kan gölüne çeviriyorlar.
    El Kaide’nin Suriye’deki kolu olarak bilinen El Nusra cephesi içindeki Fetih Ordusu isimli cihatçı çeteleri ılımlı muhalif veya Türkmen diye destekleyen TC iktidarı bütün bu katliamlardan bizzat sorumludur.
    Biat ettiğini açıkladığı El Kaide’nin Suriye’deki resmi kolu olan Nusra Cephesi, Özgür Suriye Ordusu’na katılmayacak ölçüde radikal olan ve ÖSO’dan ayrılan cihatçılarla birlikte İslami Cephe adlı bir ittifak kuran El Kaide bağlantılı Ahrar Şam, Ensar Şam, Şam İslam Hareketi, Suudilerin kontrolündeki İslam Tugayı, IŞİD’e biat ettiği bilinen Sukur El İz Tugayı ve benzer çizgideki cihatçı birçok silahlı grup ile birlikte Bayır Bucak Türkmenlerinin kurduğu ve cihatçılarla beraber hareket eden çeşitli isimler altındaki birlikler toplu katliamların yapıldığı bütün saldırılarına katılmaya devam ediyor.

    Arap ultra milliyetçisi İŞİD, Kürtler’e karşı başarılı olamayınca, Türkmen kılığına soktukları El Kaideci çeteleri öne süren TC yöneticileri, Suriye ve Irak halklarına kan kusturan binlerce Cihatçı çete mensubunu komşu halkların sınırlarını ihlal ederek savaş alanına sokmaya devam ediyorlar…! Sınır ihlali bundan başka bir şey değildir!
    Sınır İhlali, Dünyanın 100 den fazla ülkesinden toplatılıp getirilen çeşitli Cihatçı Örgüt mensubunun, Türkiye’de örgütlendirilip silahlandırılarak, bütün uluslar arası antlaşmaları ihlal ederek, suriye ve Irak’a alenen sokulmasıdır.
    Uluslar arası hukuk kurallarını çiğneyen Türkiye kendisini maskelemek için ‘Türkmen’ yalanına sarıldı! Çoğu Çeçen, Afgan ve Arap olan on binlerce Cihatçı çete artık resmi Türk ordusunca yönetilerek Suriye halklarına saldırtılıyor…
    Uluslar arası anlaşma ve yasaları ayaklar altına alan bu saldırı, Ankara’daki İslamcı iktidarın zıvanadan çıktığına işaret ediyor. Başta Tayyip Erdoğan olmak üzere yolsuzluk, hırsızlık ve rüşvet batağına saplanan AKP şefleri, saldırıyı sevinçle karşıladılar. Paçalarını kurtarabilmek için cihatçı teröristlerle aynı safta savaşa katılacak noktaya gelen dinci-gerici şefler, uçak düşüren TSK’yi kutlayarak, savaş çığırtkanlığına devam ettiler.

    Fakat şimdi gelinen noktada bu paralı askerlerin sonu geliyor! Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın paralı askerleri olan Cihatçı Arap ve Türk Milliyetçileri, Kürt Gerilla mücadelesi karşısında zorlanıyor..!
    Suriye’den başlayarak bölgeyi ortaçağ karanlığında boğmak için 4 yıldan fazladır savaşan cihatçı teröristlere destek sunan Türk devleti, onlar başaramayınca kendisi fiilen çatışmalara katıldı…
    Paralı askerlerin gerilla mücadelesine dayanamayacağı, Kürt halkının Kobane, Sincar, Haseki ve Tel Abyad’ta verdiği kahramanca mücadele ile ispatlanmıştır! İşte şimdi, ayda 1800 Dolar maaşla Suriye’ye sokulan 27 çeşit Cihatçı örgüte mensup kelle avcısı katil sürüleri zoru görünce geri kaçmaya başladılar…!
    Nusra ve diğer çeteler, ılımlı Muhalefet yalanından sonra bu kez Türkmen kılığına girerek, TC’nin desteğini alarak kafa kesmeye devam ediyorlar.. TC sınırına doğru geri kaçan bu cihatçılar ‘Türkmen savaşçılar’ diye Türkiye kamuoyunun gözünde meşrulaştırılmaya çalışılsa da hepsi çeşitli El Kaide fraksiyonlarından oluşuyor…

    İçerden sarsılmaya başlayan feodal Osmanlı kalıntısı AKP iktidarı, kendi koyduğu yasalarını da ayaklar altına alarak, korkunun yarattığı histeriyle etrafa saldırıyor.

    AKP VE AYDINLANMA ÇAĞININ SONU!

    Musollini ve Hitler’in teklik-mutlaklık-yücelik sloganlarına sarılan AKP rejimi ve onun tek şefi, aydınlanma ve bilim adına ne varsa hepsini teker teker yok etmeye devam ediyor!
    İslam gibi fanatik yayılmacı ve baskıyı evrenselleştiren dinlerle desteklenen Osmanlıcı feodal yapının dogmatizmini her yere hakim kılmaya hız veren AKP, Aydınlanma Hareketini kökten ortadan kaldırmaya kararlı görünüyor… Dinin meşruiyet aracı olarak kullanılması, demokratik muhalefete tahammülsüzlük, yürütmenin merkezileştirilmesi, güçlerin tek adamın elinde toplanması (vs.) sadece monarşist rejimlerde görülmüyor. Tamamen farklı çağların ürünü olmalarına rağmen başka bir bağlamda İslamist diktatörlüklerde de tecessüm edebiliyor. Dinselleştirme yoluyla diktatörlüğün yeni bir renge boyanması, İslamcı yayılmanın yerli yerinde durduğunun en bariz kanıtıdır. AKP iktidarı dinle, din feodalizmle özdeşleştirilmekte ve üstyapı alanı üzerinden Osmanlı’ya bir geri dönüş kapısı görüp, dünyada ki diğer İslamcı feodal devletlerin desteğine başvurmaktadır. 12 Eylül 1980’den, özellikle de AKP iktidarından beri hızlanan dinselleşme-Osmanlılaşma adımlarıyla yapılan bunun alt yapısını kurmak oldu!

    Bugünkü AKP iktidarı, Osmanlı’dan gelen feodal kalıntıları yeniden diriltirken, aynı zamanda İslam’ın bilinen yağma talancı siyasal akımlarının sınır ötesi kollarını da örgütleyip yönetmede öncülüğünü koruyor…
    Cihatçı Akıncı İslamistlerin hükmettiği Türkiye’nin AKP iktidarıyla birlikte yeniden Osmanlı saltanatına doğru geri götürüldüğü artık inkar edilemez bir gerçek! Türkiye, böylece İslamcı gericilikle hesaplaşmasını 220 yıldır hala tamamlayamadan içinde debelendiği uçuruma geri dönmiş oldu!

    Sevgi ve Saygılarla
    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey
    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Irem haloglu
    Ferdi koçkar
    Yeliz seren
    Vedat Konak
    S. Aktaş
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Hasan Sirtan
    M. Eskici
    Nazmi Dogan,
    Sevda Suner
    R. Adalı
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir,
    FERDİ KADER
    Erhan Vural
    Necmi Derinsu
    Ahmet Kaymaz
    Aslan IŞIK
    Nizamettin Duran
    A. Demir
    hasan kayısoğlu
    Melahat Baykara,
    ismail çekmez.
    Aydin Nizam
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Murat Koç
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Erdal Cömert
    Ismail Bulak
    Ahmet Meriç
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman B.
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    İsmet Yelkenci
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Murat Bakır
    O. Dem
    Salih Aktaş
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak
    D. Okdere
    Ali Uskan
    İrem Haloğlu
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Ali Serin, Gül Akın, esra Serin
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    Mehmet Yucel
    İsmet C. Koray
    Salih Söğütlü. H. Ali Erkan
    Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay
    Ali Dem. Sarahoğlu
    Ayten Karaman, Mehmet Azal
    L. Uzan, Harun Tabaklı
    Ertekin Sancak, mehmet değerli.
    Kemal Güler, Zeynep Güler
    B. Urak.
    ADNAN Yörükoğlu
    Ismail Duygu, Erdem Duygu
    Hasan Incedemir.
    N. kayıkçı.
    Bayram Akçak
    İsmail Dilpek.
    Kemal Uzunyayla, Mehmet Gölek, Necip Kaplan
    Zeynep Olgun, Mustafa Gülay, Nuri gülay, Arzu Gülay
    Mehmet Gülçiçek. Seher Gülçiçek.Mustafa E. Sırat.
    Oktay Baykuş. Ezra Seren. Nuray Karaçay.Ali karaçay. Murat Karabel. Nedim Arslan. Haydar Erkin.

    Beğen

  6. AKP MİLLİYETÇİLİĞİ VE OSMANLICILIK!

    AKP milliyetçiliği, İttihat Terakki Osmanlıcılığıdır!
    El Kaide’nin 4 çeşit fraksiyonundan,Taliban, Müslüman K., ÖSO ve Hamas’ı kullanan AKP, İttihat Terakki’nin politik İslamını yeniden bayrak yaptı!

    Görüldüğü gibi Pan İslamist, Pan Turanist AKP dünyadaki diğer İslamcı hareketlerle iç içedir. AKP milliyetçiliği, Devletçiliği İttihat Terakki Osmanlıcılığıdır!!
    Artık bugün AKP rejimini savunan, Erdoğan’ın başkanlığını savunan biri, Suriyeli, Bosna’lı veya Somali’li kim olursa olsun bu, yeni ümmetin bir parçasıdır…Uygarlıkları silip süpüren bu barbarlığın yüz yıllık özlemi Osmanlıcılık ve Ortadoğu’lu İslamcı görüşlerin kaynaşması bugünkü AKP’nin dinci yüzünü oluşturuyor.

    İTTİHAT TERAKKİ KOMPLOLAR VE DARBELER HAREKETİDİR.

    RT Erdoğan kliği 15 temmuz’da kalkışma değil, kafa karışıklığını da kendisi giderdi! 15 Temmuz Akşamı RTE “bu olay bize Allahın lutfu ” dedi !

    Pan Türkist, pan islamist çizgiyi esas alan AKP, 12 Eylül 1980 Cuntasının temellerini attığı ANAP, MHP, DYP çizgisinin yeni şartlara uyarlanmasıdır. Askeri cuntaların  Terörle Mücadele Şubelerinde devşirilen bu politik İslamcılar, kadrolaşmalarını tamamlayarak, o askeri anayasaya göre görev başına getirildiler! 15 Temmuz girişimi ve Erdoğan’ın gerçek darbesi ile bu kadrolaşmanın iç yüzü biraz daha netleşti…
    15 Temmuz ile ortaya çıkan duruma bakılırsa, büyük Mafya gurupları, ÖSO, Müslüman Kardeşler, NUSRA, Taliban, Hüda-Par, Hamas, Işid vb. gibi eğilimler AKP’de birleşti.
    AKP’nin yeni tabanın çoğunluğunun ise ırkçı, pan Turancı Pan İslamist MHP-DP-ANAP-Ulusalcı zihniyetinde olduğu ortaya çıkıyor…
    Osmanlıcılığın son dönemindeki, İttihat Terakkicilerin muhafazakârlık ile değişme arasında bocalayıp duran kitle piskolojisini en iyi şekilde bugün RT Erdoğan temsil ediyor!

    İlginç olan diğer bir nokta ise, AKP’nin kimi “palalılar”, kontrgerilla örgütlenmesi, fevri topluluklar ve yerel çeteler göz önüne alındığında sokaktaki örgütlü militan desteğini çoğunlukla, SADAT, ÖSO, Müslüman Kardeşler, NUSRA, Taliban, Hüda-Par, Hamas, Işid vb. örgütlerden devşirdiğidir..

    Yerelde İttihad-ı İslamcı Türk, yani Panislamizm, pan Turanizm çabaları ve devletten kopamayış, tepeden inmecilik ve devlet aygıtına bağımlılık Türkiye İslamcılığının irsî bir sorundur. Tabii ki, AKP rejiminin aile şirketlerinin ve iş adamlarının çıkarlarını savunmak için dinci gericiliği topluma hâkim kılma çabasında illa ki kitle tabanıyla birlikte safkan Şeriatçı olmasına gerek yok. Osmanlıcılık da bu işi görmeye yeter.. AKP, 12 Eylül askeri darbesinin ana amacı olan “ümmetten bir ulus yaratmak ve ulustan da yeniden bir ümmet yaratmak” ideali ile yapılan askeri anayasasının bir ürünüdür…
    12 Eylül ve 15 Temmuz darbeleri, ‘milli dindarlık’ diyebileceğimiz İslamcı, sağcı, devletçi, milliyetçi öğeleri de taşıyan eklektik veya sığınmacı bir kimliği oluşturma hedefini güder! Şimdi AKP’de toplanan politik İslamcılar kendi mirasını red etmeden ulusal kimlik veya sistem içinde, Osmanlıcılık ideolojisini yeniden yapılandırarak, Türk-İslamcı eğilim dışındaki bütün akımları tehlike olarak görüyor…
    AK Parti, öncüllü olan İttihatçılar gibi İslamcı ruhu kullanma veya çözme bağlamında, bütün namemnun unsurları toparlayıp kendi hedefleri doğrultusunda mobilize ediyor..

    İslamiyet denilen ideoloji bu coğrafyada siyasetin içeriğini de biçimini de belirleyen en önemli faktör olmaya devam ediyor.

    Bunu bilen darbeciler ve AKP’de toplanan politik İslamcılar kendi mirasını red etmeden ulusal kimlik veya sistem içinde, Osmanlıcılık ideolojisini yeniden yapılandırarak, Türk-İslamcı eğilim dışındaki bütün akımları tehlike ilan ettiler.. AK Parti, öncüllü olan İttihatçılar gibi İslamcı ruhu kullanma veya çözme bağlamında, bütün namemnun unsurları toparlayıp kendi hedefleri doğrultusunda mobilize ediyor..
    AKP, Müslüman Kardeşler, El Kaide aynı madalyonun yüzleridir.
    AKP İslamcılığı, İttihat Terakki yöneticilerinin İslamcılığının şartlarımızda ki son halidir… AKP poltik islamında, bazı ritüelleri yerine getirdikten sonra her şey serbest! Mafya, kara para, Hırsızlık, cinayet, yalancılık, kişiye biat, ahlaksızlık… Bugün, Türkiye’nin en büyük Mafya babalarının, AKP’de birleşmesi tesadufi değildir.
    15 temmuz’da askerleri linç eden unsurların çoğunu Mafya çeteleri mobilize etti…Mafya babalarına en büyük cenneti yaratan AKP iktidarının düşmemesi için en önde savaşanlar ve ”demokrasi nöbeti” tutanlar bu çeteler oldu! Erdoğan sarayının yeni şefinin, islamcı kontrgerilla SADAT örgütünün liderinin en büyük mafya çetelerinin de gizli lideri olması tesadüf değil…

    15 TEMMUZ BİR DARBE GİRİŞİMİ OLARAK KALMADI, GERÇEK DARBEYE DE DÖNÜŞTÜ!
    (“15 temmuz, Yüce Allahım’ın bana verdiği en büyük nimettir ” RT Erdoğan!)

    12 eylül 1980 darbesi gibi, hedeflenen noktalara varmak için gerekli bütün adımlar, karambol yaratılarak sivil bir darbe lideri(Erdoğan) önderliğinde yürürlüğe konuldu!
    Kenan Evren Cuntası, meşruluk kazanmak için Sağ-Sol çatışmasını bahane olarak kullanırken, RT Erdoğan Darbesi, FETÖ oluşumunu OHAL için neden olarak kullandı. Özleri ise aynı!
    İşkence ve zulüm, toplu tutuklamalar, Anayasalarının rafa kaldırılıp, muhaliflerin ailelerine dahi açık saldırı ve mallarına el koymak!
    Şu ana kadar toplanan bütün belgelerin ışığında, 15 Temmuz’un bir MİT projesi olduğu ve başkanlık hedefi önündeki son engellerin de ortadankaldırma amacı güttüğü ortaya çıktı…
    Başkanlık projesinde son aşamalara gelen Erdoğan şu anki durumdan daha güzel bir durum düşünemezdi!! Bu sayede etkin bir biçimde kahramanı oldu!

    Erdoğan 1 taşla 3 kuş vurdu!

    a- İttihat Terakki gibi Milli Birlik adına muhalefeti tümden yok etti. b-İslam ordusu kurma önündeki baş engel olan TSK’yi iyice zayıflattı. c-Sarayını meşrulaştırdı. Muhalafet denilen sahte unsurların sonları da Erdoğan’ın meşhur sarayı oldu!

    Kendisini anti-cemaat diye tanıtan AKP, cemaat ve tarikatların en kötüleri en zalimlarinin bir ittifakı olarak anti-demokrat olan SADAT eşkiyalarını, ‘demokrasiye sahip çık’ yalanı ile öne sürerek halkın dikkatlerini başka yere çekip, kendi darbesini gizlemiş oldu!!.

    AKP’lilerin İttihatçı komploları ve gerçek dinleri!

    TC’nin kuruluşundan sonra, ulus devletin egemen dini haline gelen İttihatçı milliyetçiliği bütün siyasi partiler ve iktidarlar tarafından kullanılmaktan hiç vazgeçilmeyen temel bir TC inancıdır.
    Siyasi geçmişinde katliamcılık, soykırımcılık, yağma talanla diğer hakların yok edilmesi suçunu sorgulamayan ve hesaplaşmayan, aksine normalleştiren egemen Türk siyasal aklı, bu kirli kavramları Türk milliyetçiliği kavramıyla ifade etmekte sakınca görmüyor. İşte 16 Temmuz bu ruhun hortlaması idi… Türk soykırımcılığının iktidar eliyle Türk devlet dini haline getirilmesi ve içselleştirilmesi sonucu, doğal olarak Türk halkı da bu kirlenmeyi içselleştirdi. 
    MHP ve CHP birer devlet partileri olarak, Erdoğan’da somutlaşan ırkçılığın/Türkçülüğün/islamcılığın, İtthatçılık ruhunu görünce sütünü içmiş bebek gibi oldular!!
    Devlet dini haline gelen ırkçılığın/Türkçülüğün dokunulmaz, tabu olarak kabul edilmesi ve toplumda da kabul görmesi nedeniyle bu CHP ve MHP, hemen Erdoğan sarayına doğru savruldular.

    OSMANLI’DAN TEC’YE KADAR İSLAM SİLAHI!

    Dini bu şekilde bir araç olarak kullanmak AKP ile başlamadı! Bütün Osmanlı hikayesi, Türk islam zentezi budur.
    İslam dinini yaymak, Osmanlı İmparatorluğu ile birlikte Türk yayılmacılığının istila gerekçesi haline dönüştü. Müslüman olmayan devletleri işgal eden Osmanlı, işgali altındaki Müslüman devletleri ise uzun süre sömürdü.
    İslam Dini TC ile birlikte, devlete bağlı Diyanet İşleri Başkanlığının kurulmasıyla tam anlamıyla devlet kontrolüne geçti. Yeni laik olmadı, dini tekeline alarak ve iktidar aracı haline getirdi. Bunun laiklikle bir alakası yoktur! İŞİD değil, Osmanlı Halifeleri, rakı içen TC kurucularından daha fazla uyuşturucu kullanıp Erdoğan sarayı gibi Avrupa’yı gölgede bırakan saraylarında, asrın en büyük zevk sefa ortamında yaşardı!

    Diğer taraftan, Osmanlı zamanında olduğu gibi, günümüzde de İslam dini, daha ağır şekilde, iktidar inşasında ve sonrasında baskı ve zulümle sürdürülmesinde araç olarak kullanılmakta. Suudi Arabistan’dan İran’a, Afganistan’dan Türkiye, Suriye, Mısır ve Libya’ya kadar her yerde İslam kılıcı bütün halkların başı üzerinde kutsal bir ölüm makinesi olarak çalışmaya devam ediyor..
    AKP’lilerin Sloganları olan yeni Osmanlıcılık, her ne kadar 21. yüzyılda sonlanan imparatorluk ruhuna çaresizce seslenme girişimi gibi görünse de, aslında onunla hedeflenen yeni bir kimlik inşası. AKP’nin 15 Temmuz darbesi ile etrafına topladığı MHP, CHP ve diğer ulusalcı, milliyetçi, ırkçı, mezhepçi kadrolar bu hayalin çaresiz ittifakı.
    İslamcı Türkçülük anlayışı, İslami simgelerin milliyetçilik, ırkçılık, Türkçülük ve Turancılıkla harmanlandığı Türk tipi yeni bir din anlayışıdır. Esinlendiğini iddia ettiği dünyadaki İslamcı hareketlerden bu kadar farklılaşmasının nedeni, yapay olması ve toplumu dizayn etmek için kurgulanmış olması/dayatılmasıdır.

    POST MODERN AKP CEMAATİ!

    AKP cemaatinde olduğu gibi diğer Cemaatlerin hiç birinde bireysel irade ya da sorgulama yoktur. Önderin sözü hükümdür ve önderin emrini tartışan küfre girip dinden (AKP) den çıkar.
    AKP Cemaati hiç bir cemaati sevmez. Erdoğan’ın Mehdi olduğuna inanıyorlar!!

    AKP cemaati dış dinamikler, Ortadoğu iç savaşları, şeriat örgütleri ve büyük para babaları Körfez ülkeleri olmaksızın ayakta duramaz..

    AKP Cemaatini oluşturan kitlenin geneli iktidar olanı destekler, yani bunlar durakta beklemeyi sevmezler, gelen her otobüse binerler.

    AKP Cemaati holdingleşmiştir. Holdingin mutlak hakimi, en büyük para babası olan RT Erdoğan, cemaat önderleridir. Holdingin mutlak hakimi, dünyanın en büyük muhteşem Sarayında yaşayan Erdoğan, parayı elinde tutanın gücü elinde tuttuğunu bilir ve yönetimi ailesi ile paylaşır!

    AKP Cemaatinde önder RT Erdoğan emreder, bakanlar, ve diğer piyonlar, müritler zerre sorgulamaksızın emredilen yere eksiksiz oy verir.

    AKP Cemaatinde müritler yani mensuplar rant’tan pay almanın ancak önderlerinin himmetiyle olabileceğini bildiklerinden, hepsi başbuğları RT Erdoğan’ı ahiretlerinin sigortası olarak görürler.

    AKP Cemaati diğer cemaatleri de ele geçiriyor…Rakip cemaatlere büyük bir darbe indiren RT Erdoğan, onların mal ve mülklerine de el koyarak bir Cemaatleri çatısı, bütün tarikatların tekeli haline geldi..!
    Bugün AKP’ye militanlık yapan cemaat ve İslâmcı guruplar,TC’de ki tüm cemaat ve tarikatların yüzde 90’ı. Mal Mülklere direkmen el koyma, işkence terör yoluyla korkutulan, hain ilan edilme korkusuyla paniğe kapılan diğer Cemaat ve Tarikatlar kaçınılmaz olarak RT Erdoğan’a teslim oldular!!
    Bütün bu Tarikat ve Cemaatler Erdoğan’ın militanı olup, onun diktatörlüğünün maddi temellini oluşturmaktadır..

    Suriye’de şeriat düzeni için savaşanlara, Körfez monarşilerindeki destekçileri ve sahadaki diğer cihatçı gruplara 5 yıldır her türlü yardımı yapan AKP cemaatidir…Suriye’de Cihatçı gruplar arasında birlik sağlamak için her gayreti, AKP’nin bir parti kolu haline gelen MİT yapıyor..
    El Kaide liderliğine biat eden 13 terörist örgüt MİT tarafından silahlandırılıyor ve fiilen Türkiye tarafından yönetiliyor..
    MİT Suriye terör örgütlerine, Birleşmiş Milletler’in “terör örgütleri listesi”nden çıkmaları için sürekli adlarını değiştirtiyor.

    AKP, Suriye’de ki gözbebeği Fetih el Şam gibi, ÖSO gibi, Müslüman Kardeşler gibi yağmacı, pervasız ve ucube bir din yaratarak, bu yeni dini de geleneksel İslam anlayışının cami ve diğer kurumlarını, Diyanet’i kullanarak pazarlıyor.
    AKP çeteleri, Nusra Cephesinin, El Kaide’den ayrıldığını en son adlarının da Fetih el Şam olduğunu idda etmesi gibi, onlarda Milli Görüşten, Cemaatten ayrıldıklarını idda ediyorlar! Ama Erdoğan’ın bir kişisel örgütü olan AKP tümüyle Milli Görüş, Nakşici, Müslüman Kardeşlerci, Rabıtacı bir cemaat..! Değişen tek şey örgütün ismi!

    Sevda Suner,
    13 Eylül 2016

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s