Gezi Parkı’nı işgal etmekten ötesini hayal edebiliyor muyuz?

ÇATIŞMA, VAHŞET VE ZAFER İLE GEÇEN BİR GÜNÜN NOTLARI

Gezi Parkı’nı işgal etmekten ötesini hayal edebiliyor muyuz?

İstanbul dışından getirilen polislere rağmen halkın Gezi Parkı’nı işgal ettiği gün oradaydım. Anlatacaklarım, gün boyunca tanık olduğum sayısız polis şiddetinin yanı sıra işgalin niteliğine dair sorular da içeriyor

ONUR EREM 02.06.2013 Pazar

DSC_0479Cumartesi evden çıkmadan önce televizyonda Recep Tayyip Erdoğan’ın uykusuz bedeni ve zihniyle ihracat toplantısında konuşmasını izlerken içimde farklı duygular uyanmıştı. Bir yandan gözlerindeki paniği görmenin mutluluğu, diğer yandan ihracatçıların onu alkışlaması ve Erdoğan’ın akıl almaz sözlerinin, küstahlığının yarattığı öfke vardı.

İstiklal Caddesi’ne geldiğimizde polisin sayısının kat kat arttığını, ara sokakların hepsinin kapatıldığını fark ettim. O sırada arkadaşım (BirGün muhabiri) Olgu Kundakçı ile karşılaştım. Galata’da birlikte yürüyerek baret almaya gittiğimiz nalburun yanında oturan bir genç bize Karaköy’e gaz maskesi ve gözlük almaya gitmemizi önerdi. Bu öneriyi yapan genç haberi olmasa da, kendisi ilerleyen saatlerde Olgu’nun bir gözünü kaybetmesini engelledi.

DSC_0374

Tarlabaşı Bulvarı’nda barikatın başlangıcı

Karaköy’den Tünel’e çıktığımızda Olgu ile iş bölümü yaparak ayrıldık. Ben Tarlabaşı Bulvarı’na ilerledim. Halk bu bölgede büyük bir barikat kurmaktaydı. O sırada başlayan polis saldırısı ile ara sokaklara çekilirken karşıma bir başka polis ekibinin çıkması ile gaz kapsüllerinin arasında kaldım. Polisler kafa hizasında gaz kapsülü atıyorlardı.

Ara sokaklarda bir süre koştuktan sonra ekipmanımın böyle bir koşulda çalışmak için elverişli olmadığını fark ettim. Gazete yönetimimizin muhabirlerine yeterli koruma sağlayacak gaz maskesi, baret ve benzeri ekipman sağlama konusunda yıllardır son derece duyarsız olması nedeniyle kendi çabamla topladığım havuz gözlüğü ve küçük gaz maskesinden oluşan set, etkisizdi. Gözlüğün içinde biriken buhar görmemi engelliyordu, burun hizasında biten gaz maskesi yüze oturmuyordu. Kameram da pek iyi sayılmazdı.

DSC_0412MUAMMER GÜLER YALAN SÖYLÜYOR!

Alerjik astım hastası biri olarak bu koşullar altında yapabileceğim en etkili işin Taksim İlkyardım Hastanesi’ne getirilen yaralıların durumunu belgelemek olduğunu düşünerek yürümeye başladım. Hastane’ye vardığımda ambulansların mekik dokuduğunu fark ettim. Orada geçirdiğim 30 dakikada 20’den fazla yaralı gördüm. Gün içinde sokakta gördüğüm onlarca yaralıyı saymıyorum bile. 2 gün boyunca Türkiye genelinde 53 kişinin yaralandığını iddia ederek halka açıkça yalan söyleyen İçişleri Bakanı Muammer Güler’e duyurulur! Kendisinin 53’ün sonuna iki tane sıfır koymayı unuttuğundan şüpheleniyorum.

Hastanede beklerken gelen telefon ile halkın Taksim Meydanı’na ulaştığı haberini aldım ve Sıraselviler’e yöneldim. Tam yürümeye başlamışken Olgu aradı: “Onur, kafama çok kötü darbe aldım! Kanıyor! Sıraselviler’in başındayım”. O kalabalıkta oraya ulaşmam 10 dakikadan uzun sürebilirdi. Çevresine “ambulans” diye bağırmasını söyledikten sonra telefonu kapattık ve Sıraselviler’de koşmaya başladım. 1 dakika geçmişti ki 2 ambulans ve 3 taksiden oluşan bir konvoy kalabalığı yararak hızla yanımızdan geçti. Bu sefer ters yöne koşarak hastaneye vardım.

DSC_0350

Olgu Kundakçı ile, gözünden vurulmadan birkaç saat önce

GÖZE BİBER GAZI KAPSÜLÜ

Polis Olgu’nun gözüne biber gazı kapsülü atmıştı. Doktorların söylediğine göre birkaç saat önce aldığımız gözlük olmasa gözünü kaybederdi, ucuz kurtulmuştu. Kaşına dikiş atılmıştı ve doktorlar dinlenmesini söylemişti. 2-3 saat boyunca onun yanında kaldıktan sonra tekrardan meydana doğru yürüdüm. Geldiğimde herkes oradaydı, neredeyse bütün toplumsal örgütlerin bayraklarını görmek mümkündü: Grevdeki Hava-İş işçilerinden anti-kapitalist Müslümanlara kadar… Yeryüzündeki bir cennet gibiydi gördüklerim. Orada bulunduğum süre boyunca sürekli insanları ayağa kaldırıp İstiklal Marşı okutmaya çalışan ve bunu başaramayan bir grup orta-yaşlı kadından başka beni rahatsız eden bir şeyle karşılaşmadım.

HAYAT YANDAŞ MEDYAYA GÜZEL

8 saatlik koşturmacanın ardından yorulan bedenimi dinlendirmek ve parkta çekmeyen internete girerek, diğer ilçeler ve Türkiye genelinde olan biteni öğrenmek için eve döndüm. Manzara korkunçtu: Türkiye genelinde çok sayıda insanın öldüğünü gösteren fotoğraflar internette dolaşırken, televizyonda bir haber kanalında penguen belgeseli, diğerinde su altı dünyası ve dünya ot yeme yarışması, ötekinde yurtdışı seyahatleri programı, berikinde adına hayran kaldığım Hayat Batuhan’a Güzel programı vardı. Esas hayat yandaş medyaya güzel! Bizim gibi eylem peşinde koşturmak yerine ‘koridordaki fili görmeyin’ emrini layıkıyla yerine getirmek patronlarına yeni ihaleler kazandıracak nasıl olsa!

KURTARILMIŞ BÖLGENİN SINIRLARINDA

Taksim artık halk için kurtarılmış bölge olmuş, polis arkalarına bakmadan gaz atarak çekilmişti. Bu kurtarılmış bölge halkın kurduğu barikatlarla sürekli genişliyordu. Ben de bu bölgenin sınırlarını ve olası çatışmaları görüntülemek üzere evden çıktım. İlk durağım yoğun çatışma haberlerinin geldiği Beşiktaş olacaktı.

Gümüşsuyu’ndan aşağı inerken onlarca barikatla karşılaştım. Bazı barikatlarda halk, aşağı akın akın inen kitleyi durdurmaya çalışıyor, “Taksim’i bırakmayın” diyor, ama sonuç alamıyordu.

İnönü Stadı’nın oraya geldiğimde ise gözlerime inanamadım. Onar metre arayla yanan barikatlar kurulmuş, stadın yanından çıkan yokuşlar TOMA’ların çıkamaması için yağlanmıştı. Etkileyici ve devasa. En büyük barikat da Dolmabahçe Sarayı’nın ziyaret girişi ile Başbakanlık ofisi arasındaki kavaklı yolun başlangıcındaydı. 2 metre yükseklikte, kaldırımlar hariç yolu kaplayan bir demir yığını ve etrafında büyük bir kalabalık…

DSC_0578“BU GAZ ÇOK FARKLI ABİ”

Bu son barikatın da ötesinde büyük bir çatışma vardı. Ön cephede bünyesi AKP döneminde yıllar içinde gaza alışmış, çoğu maskesiz ve çoğu örgütlü yüzlerce fedakar insan polis saldırısına karşı koyuyordu. Gazdan etkilenenler geri geliyor, sağlık ekibinden anti-asit ve süt takviyesi alarak cepheye geri dönüyordu. Müthiş bir disiplin ve iş bölümü vardı. Konuştuğum kişiler “Abi burada sıktıkları gaz çok farklı, portakal gazı. Kokusu yok ve havada patlayıp üstümüze yağıyor. Kusar gibi öğürmek zorunda kalıyoruz, içimiz çekiliyor” diyordu.

Bir süre buradaki savunmayı izledikten sonra polisin Akaretler’e saldırdığını öğrendim ve Maçka Parkı’ndan geçerek oraya ulaştım. İTÜ’den aşağı inen yolda çok sayıda barikat ve büyük bir direniş vardı. Burada da bir süre kaldıktan sonra önce Nişantaşı üzerinden Elmadağ-Osmanbey arasını görmek üzere yola çıktım, sonra bu bölgede bir barikat olmadığını öğrenerek Maçka Parkı üzerinden Taksim’e yürüdüm.

Yolda tanıdıklarımla sürekli irtibat halindeydim. Önce Akaretler cephesinin düştüğünü, polisin insanları Maçka Parkı’ndan aşağı yuvarladığını öğrendim, ardından Dolmabahçe önünde polis saldırısının arttığını.

ZAFER VE SORULAR

Taksim’e vardığımda çatışmadan geriye kalanları gördüm: Galip tarafın (halk) sevinci, yakılmış iş arabaları, yandaş medya araçları, polis araçları ve halay çeken kalabalıklar. İstiklal’deki barlar da yıllardır görmediğim kadar doluydu.

Dünyada eşine az rastlanır bir halk hareketi ve çatışma yaşandı dün ve bugün buralarda. O kadar büyük ki, algılamak, yorumlamak zor. Meydanı iktidarın kanlı baskı aracı olan polisin elinden almayı başaran halk bu alanı ne kadar tutabilecek? Burada nasıl bir hayat, nasıl bir direniş örgütlenecek? Dünyadaki benzer deneyimlerden aldığımız dersler var mı? Geriye ne kalacak?

DSC_0538

Polis çekildikten sonra meydanda ilk gün batımı

Şu noktadan itibaren neler yapılabileceğine dair, dünyadaki benzer meydan işgali hareketlerini takip etmiş bir insan olarak şunları söylebilirim: Öncelikle işgale katılan her bileşenin içinde yer alabileceği bir koordinasyon ekibi kurulmalı. Bu ekip alanın güvenliğinden çadırlarına kadar her şeyiyle ilgilenmeli. Telsiz veya başka bir sistem aracılığıyla alanın savunulduğu Dolmabahçe, Akaretler, Tarlabaşı ve Elmadağ gibi cephelerin koordinasyonu sağlanmalı, polis bir bölgeye saldırdığı anda insanlar yardıma gidebilmeli. Bir güvenlik ekibi oluşturularak alandaki güvenlik sağlanmalı, provokatörler, ateş yakanlar, araçları aleve verenler, aşırı alkol/uyuşturucu kullanarak huzur kaçıranlar ve elden alkol/uyuşturucu satanlar alan dışına çıkartılmalı. Barınma ve beslenme ihtiyaçları organize edilmeli, insanlar sürekli içmektense alanı savunmak ve genişletmek için uğraşmaya teşvik edilmeli.

İşte ancak bu temel adımlar atıldıktan sonra Gezi İşgali toplumun tüm kesimlerinin bir araya gelerek nasıl bir ülke istediğini tartışabileceği, Türkiye’nin yeni anayasasını yazabileceği, iktidarı devirebileceği bir alan haline gelir. Öbür türlü bu arzulanan hedeflere ulaşmak yerine, hükümetin eline hiç umulmadık kozlar verilebilir, AKP faşizmi kaldığı yerden artarak devam edebilir.

NOT: Bu yazı 2 Haziran 2013 Pazar sabah 07:00’de yazılmıştır.

Reklamlar

About onurerem

journalist @ birgün newspaper. twitter.com/onurerem
Bu yazı Haber içinde yayınlandı ve , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s