Akdeniz Solu Konferansı sonlandı

 833cc-3

22.02.2015 ONUR EREM @onurerem

Avrupa Sol Partisi ve Türkiye’deki üyesi ÖDP’nin birlikte organize ettiği üç günlük İkinci Akdeniz Solu Konferansı 22 Şubat’taki kapanış oturumuyla sonlandı. Akdeniz’e kıyısı olan tüm ülkelerin yanı sıra Almanya ve Danimarka’dan da siyasetçilerin katıldığı konferansın son oturumunda sonuç bildirgesi hazırlıkları yapıldı.

Batı Sahra’dan Doğu Kürdistan’a kadar tüm bölgelerin sorunlarının bildirgede nasıl yer alacağı tartışılırken PKK’nin terör örgütleri listesinden çıkarılması talebini tüm katılımcılar onayladı. Eko-sosyalist uygulamaların geliştirilmesi, Akdeniz’deki göçmen ölümlerine ve göçmenlerin AB’deki koşullarına dair somut ortak eylem planları için çalışma başlatılırken Rojava kantonlarının uluslararası statüsünün tanınması ve Kobane’ye yardım koridoru açılması için tüm katılımcılar girişimlerde bulunmayı kabul etti. Katılımcılar, Ermeni Soykırımı’nın yüzüncü yılı olması nedeniyle bu felaketin de bildirgede anılması gerektiğini ifade etti.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

“Ortadoğu’daki emperyal aktörler halkların içinden çıkmadı”

Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nden Loai Owda, Ortadoğu’daki emperyalist güçlerin bölgeye dışardan yerleştirildiğini söylerken İzzet İzcan Kıbrıs’ta, Mamdouh Habashi Mısır’daki gelişmeleri aktardı.

0e4bd-320.02.2015 ONUR EREM @onurerem

Avrupa Sol Partisi’nin İstanbul’da düzenlediği Akdeniz Konferansı’nın ikinci oturumunda bölge sorunları için sol alternatifler tartışıldı.

Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nden Loai Owda, İsrail’in tüm bölgeyi emperyalist amaçlar doğrultusunda şekillendirmenin en büyük aracı olduğunu anlatırken SYRIZA iktidarının Filistin-İsrail sorunundaki tutumu nedeniyle, bölgeye önemli bir katkı yapmasını umduklarını söyledi. “Gazze’nin acılarını taşımaya kimsenin gücü yetmez. İsrail’e karşı ancak dünyadaki tüm sol güçlerle birlikte direnirsek ancak başarılı olabiliriz. Bölgesel tüm sorunları bölgesel olarak hareket ederek çözebiliriz. Örneğin biz Öcalan’ın özgürlüğü için de Kobane için de eylemler yaptık” diyen Owda, aynı dayanışmanın Halk Kurtuluş Cephesi’nin terör örgütü listesinden çıkarılması için de gösterilmesi gerektiğini belirtti. Owda, Müslüman Kardeşler’in bile NATO üyesi olması nedeniyle Türkiye’nin Filistin’e gerçek bir destek veremeyeceğini bildiğini anlatırken “Erdoğan Filistin kapısından Ortadoğu’ya girmeye çalıştı ama Suriye ve Libya’da olanlardan sonra halk desteği gerçekten düştü.

KOBANE’DEKİ TRAJEDİYİ BİZ DE YAŞADIK
Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Başkanı İzzet İzcan ise Kıbrıs’taki sorunlara değindi. Kıbrıs’taki çözümsüzlüğün Filistin’deki çözümsüzlük ile çok ortak noktaya sahip olduğunu anlatan İzcan, kendilerinin en büyük düşmanlarının Türkiye ve Yunanistan’daki şovenist ve milliyetçiler olduğunu söyledi. Türkiye solunda da Kıbrıs meselesinin bir tabu olarak kaldığına dikkat çeken İzcan bugün adanın iki tarafında da AB’ye desteğin yüze 30’lara indiğini, ada açıklarında bulunan petrol ile çözümün daha da karmaşıklaştığını söyledi ve ekledi: “Bizim sorunlarımı hiçbir dış güç çözmeyecek, ada halkı olarak kendi sorunlarımızı yalnızca kendimiz çözebiliriz”. İzzet İzcan ayrıca Erdoğan’ın Kobane açıklamalarını esefle izlediklerini açıkladı, “Kobane’de yaşananları 40 yıl önce de biz yaşadık” dedi.

TÜM ORDULAR YOK OLDU
Mısır’da Mısır Sosyalist Partisi’nden ayrılarak Sosyalist Popüler İttifak Partisi’ne katılan Mamdouh Habashi de Mısır ve Ortadoğu’daki sorunlara değindi. Habashi şunları söyledi: “Bugün bütün bölge yanıyor. Bu yalnızca Ortadoğu’yu da tehdit etmiyor. Avrupa’yı da tehdit ediyor. Bölgede kalan tek ordu Mısır ordusu, diğer tüm ordular yok oldu. Bu savaşların sponsorlarına bakmamız lazım. Ortada kimse tarafından kontrol edilemeyen ama desteklenen küçük ordular var. Bu şeytanlara hala destek verenlere bakmamız lazım. Basir bir örneği IŞİD. Bunlar hergün petrol satmaya devam ediyor. Kimse oradan para akışını kesmek istemiyor. Sponsorları olmadan bunlar devam edemez.”. Mübarek, Mursi ve Sisi’nin ekonomik politikalarının aynı olduğunu anlatan Habashi, ülkenin toplumsal ve ekonomik boyutu olan bir kültür devrimine ihtiyacı olduğunu söyledi: “Bize rejimin dayattığı ya güvenlik ya demokrasi ikilemini reddediyoruz”.

CİHATÇILARA KAYNAK VERENLERLE MÜCADELE
Son olarak konuşan Fransız Komünist Partisi’nden Lydia Samarbaksh Avrupa’daki devletlerin militarist ve yayılmacı siyasetlerini, özellikle de Fransa’nın teröre karşı savaş stratejisini eleştirdi: “Avrupa’yı köktendincilerden korumak için diktatörlükleri ve Türkiye’deki gibi rejimleri destekliyor. Cihatçı örgütlere para, silah ve benzeri konularda yardımcı olan ülkelerle mücadele etmeliyiz. Bunların arasında Türkiye ve İsrail de var.”

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Kobane Başbakan Yardımcısı Xalid Berkel: Yalnızca Kürdistan için değil insanlık için savaşıyoruz

Avrupa Sol Partisi Akdeniz Konferansı’da konuşan Kobane Başbakan Yardımcısı Xalid Berkel: “Biz burada yalnızca Kürdistan için değil, insanlık için mücadele ediyoruz. Suriye’yi bölmek istemiyoruz”

07c0d-berkel

20.02.2015 ONUR EREM @onurerem

Avrupa Sol Partisi’nin 20 Şubat’ta İstanbul’da başlayan Akdeniz Konferansı’nın ilk oturumu Rojava’da yaşanan gelişmelere ayrıldı. Bu oturumda Afrin Başbakanı Hevi Mustafa ve Kobane Başbakan Yardımcısı Xalid Berkel konuştu.

ÜÇÜNCÜ BİR YOL İMKANI
Hevi Mustafa Suriye’deki kirli savaşın bir tarafı olmadan üçüncü bir yolu mümkün kılmak istediklerini söylerken üç kantonun yönetiminde de yalnızca Kürtlerin değil, orada yaşayan tüm kesimlerin yerini aldığını anlattı. “Rojava devrimi yalnızca kadınların devrime katılması değildir, bir kadın devrimidir. Rojava kadınları dünya devrimlerinden örnekler aldı ve ilk defa kendi rengi ve kültürüyle bu devrimde yerini her alanda aldı. Mezopotomya’da yok edilen kadın kimliğine karşı kadınlar kendi örgütlenmesini yarattı. Kürt kadını şanslıdır, çünkü bu alandaki çalışmalarımız yıllar öncesinde başlamıştı. Kadınlar bu devrime öncülük etmeye hazırlar. Eğer bir toplum kadın hakları konusunda çökmüşse başarılı bir toplum olamaz. Bizim toplumumuz direngendir. Teröre karşı küçük silahlarıyla direndi” diyen Mustafa IŞİD tehlikesinin yalnızca Rojava’ya yönelik değil, tüm insanlığa yönelik olduğunu söyledi.

KADINLARI GÜCÜ
Yalnızca bu terör çetelerine karşı çıkmakla yenimeyip yeni bir yaşam kurduklarını da anlatan Mustafa, kadınların sorunlarının çözümleri için ideolojik ve akademik çalışmalar yaptıklarını belirtti: “Kadınlar bütün süreçte söz sahibidir. Adalet konusunda kadınlar yerini alıyor, halk mahkemelerinde yerini alıyor, iç güvenlik ve asayiş konusunda kadınlar yerini alıyor. Rojava kadınlarının gücü olan YPJ de hem fikren hem fiziki olarak savunmasını yapıyor. Bu güç Kobane’de ortaya çıktı.”

YENİDEN İNŞAYA DAVET
Kobane Kantonu Başbakan Yardımcısı Xalid Berkel ise “Tunus’ta başlayan devrimler Suriye’ye ulaştı. Daraa öğrencilerinin başlattığı barışçıl direniş başlamıştı. Biz de bu sivil itaatsizlik eylemlerinin içinde yerimizi aldık ama kendi kültürümüzle ve dilimizle. Biz farklılığımızı ortaya koyarak bu direnişe katıldık. Bütün il ve ilçelerde başladık bunlara. Bazıları da camilerde karşı mücadele başlattı. Kan emici Baas rejimine karşı başlayan bu hareket sonra yolundan çıktı ve bazı uluslararası kirli güçlerin eline geçti, halklara saldıran insanların eline geçti, Kürt halkına karşı bir saldırıya dönüştü” dedi. Suriye’de devrimin yolundan çıkıp kirli bir hal adlığını söyleyen Berkel, ülkede inkar edilmiş bir halk olarak bu duruşu sergilediklerini anlattı: “Kobane bu tarihi direnişinde bu halkın medeniyette yerini aldığı, tarihsel kökleri olan, kahramanlık tarihi olan bu halkın yenilmeyeceği görüldü. Bu karanlık güçlerin gölgesi altında bu halkın yaşamayacağını gösterdik. Onlara esir olmamak için köylerimizi boşalttık. Bu direnişin sonucunda köleliği kabul etmeyeceğimizi gösterdik. Biz özgürlük ve barış isteyen bir halkız. Tüm uluslara ve inançlara bir olarak bakıyoruz, kimseyle sorunumuz yoktur. Ama kendi yaşam alanımızı da savunacağız. Beş aylık bu direniş insanlığa örnek olacaktır. Tüm uluslararası ve yerel güçleri Kobane’nin yeniden inşasına destek vermeye çağırıyoruz. Tohumumuzdan ekinimize kadar, koyunumuzdan evlerimize kadar her şeyi talan ettiler. Herkes, elinden gelen her şeyi yapmalıdır ki insanlığa yaraşır bir Kobane inşa edelim.”

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

‘Sol bu seçimde bir çıkış yapamazsa sorumlusu AKP değil kendisidir’

Avrupa Sol Partisi’nin Akdeniz Konferansı’nda konuşan HDP Eşbaşkanı Demirtaş: İktidar çevresinde gerçekleşen birlikteliğin direniş cephesinde olmaması eksiklik, bu seçimde sol sıçrama yapamazsa sorumlusu AKP değil kendisi olacak

sol1

20.02.2015 ONUR EREM @onurerem

Avrupa Sol Partisi’nin (ASP) düzenlediği İkinci Akdeniz Solu Konferansı 20 Şubat’ta İstanbul’da başladı. Konferansın açılışında ÖDP Eş Genel Başkanı Bilge Seçkin Çetinkaya, HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, SDP Başkanı Rıdvan Turan ve ASP Başkan Yardımcısı Maite Mola birer konuşma yaptı.

Çetinkaya, toplantının pek çok katılımcısının uçağının kar fırtınası nedeniyle uçağının iptal olduğunu hatırlatırken “Küresel iklim krizlerinin kurbanı olduk. Burada yürütülecek tartışmaların ve bunların sonuçlarının bölgemizdeki hayatı kolaylaştıracağını umuyoruz” dedi. “Dünyanın her yerinde egemenler müştereklerimize saldırıyor. Kentlerimiz, anılarımız, geleceğimiz, belleğimiz kapitalist vahşetin yağması altında. Varlıklarımız bir avuç zengine peşkeş çekiliyor. Dünyanın her yerinde bu dünyayı yaratanların çalışma koşulları denetimsizleşiyor. Neo-liberal muhafazakarlık insanlık adına bütün mirasları tehdit ediyor. Burjuva hukukunu ve mülkiyet hakkını bile çiğniyorlar biz yoksullar söz konusu olduğunda” diyen çetinkaya küresel ve bölgesel barışın silah tüccarlarına emanet edildiğini, göçmenleştirilen insanların kitleler halinde Akdeniz’de boğulduğunu, sınırlarda vurulduğunu ve kentlerin sokaklarında dilendiğini hatırlattı.

ATAERKİL İTTİFAK
Bir yandan Ortadoğu ve Afrika’da IŞİD ve Boko Haram gibi örgütlerin, diğer yandan Avrupa’da çeşitli ırkçı örgütlerin yükselişte olduğuna dikkat çeken Çetinkaya “Bu tarz örgütler ataerkil ittifak üzerinden kendi varlıklarını konsolide eder. Kadınların esir pazarlarında satılıp peçe takmadığı için öldürülmesi aynı düşüncenin farklı baskı yöntemleri” dedi.

Tahrir’de, Del Sol’da, Paris gettolarında, Syntagma Meydanı’nda ve Gezi’de, ayağa kalkan kitlelerin karşısında sol örgütler ve partilerin hazırlıksız yakalandığını belirten Çetinkaya “Bu isyan ve sosyal hareketler mevcut tüm yapılara çok tepkili, solu da bu düzenin bir parçası sayma eğiliminde, siyasete önyargıyla bakıyorlar. Sol partiler yalnızca, kendi yapılarını aşarak sosyal hareketlerle ve isyanlarla bağ kurarak başarılı olabilir” ifadelerini kullandı.

YANGIN COĞRAFYASINDA KADIN DEVRİMİ
Rojava’daki yangın coğrafyasında bir kadın devrimi gerçekleştiğini vurgulayan Çetinkaya “Orada kadınlar yalnızca IŞİD’i yenmekle kalmadı, hayatı sıfırdan kurmayı başardı. Diğer yanımızda da SYRIZA’nın zaferi var, 1930’lardan beri ilk defa sosyal demokrasinin solunda bir partinin zaferini gördük. SYRIZA başarırsa biz de başarmış olacağız. Akdeniz’in kuzeyi ve güneyindeki tüm partiler, Akdeniz’in kadim limanı İstanbul’da buluştuk. Ümit geliyor!” dedi.

Çetinkaya’nın ardından konuşan Demirtaş ise sözlerine zulmün ve direnişin kenti İstanbul’da buluşmaktan mutluluk duyduğunu söyleyerek başladı. “Tarihi bir dönemden geçiyoruz, çünkü henüz arzu duyduğumuz demokratik, özgür bir sisteme kavuşmadık. Bu yüzden tarihi kırılmalar bizim açımızdan hala kritik. Avrupa’da özellikle Yunanistan’da SYRIZA’nın zaferi, Podemos’un yükselişi de umudun büyümesine yol açıyor. Suriye gibi Ortadoğu’nun en vahşi katliamlarının yaşandığı coğrafyada, Rojava’da, Kobane merkezli direniş de umudu büyütüyor. Türkiye’de zulüm ve baskı politikaları artarken direnişte de büyük bir artış gördük. Hem Gezi’de, hem Kobane’de” diyen Demirtaş bu topraklarda mücadele tarihinin yeni olmadığını, Türkiye tarihiyle de sınırlı olmadığını söylerken Türkiye’de hiçbir zaman bugünkü koşullar kadar zafer imkanına yaklaşılmadığını vurguladı.

DEVRİMCİ KÖKLERE GÜVEN
Demirtaş sözlerine şöyle devam etti:
“Evet, toplumda bir korku, bir tedirginlik var AKP hegemonyasının yarattığı. AKP nasıl bir zihniyete sahip olduğunu TBMM içinde bile gösteriyor. Ülkede her kurumun hücrelerine kadar hakim olma istekleri toplumda korku ve panik yaratmamalıdır. Çok daha ağır dönemler geçirildi, akla hayale sığmaz faşizan uygulamalar görüldü, bedelini ödeyerek o dönemlerden çıkıldı.

Şimdi AKP aynı şekilde bir tekrar yaratma ve yaşatma istiyor. En büyük eksikliğimiz burada, AKP cephesinde gerçekleşen birlikteliğin direniş cephesinde yaratılamamasıdır. Türkiye’deki devrimci köklere güvenmeden bu başarıya ulaşamaz.

Kastettiğim zafer şudur: AKP zaman zaman toplumun beklentilerini kullanarak, arkasına alarak bir hegemonya yarattı. Vahşi kapitalizmin ve neo-liberalizmin devletin tüm hücrelerine kadar sızdı. İslamcı karakterinden daha önemli yönü budur AKP’nin. AKP neo-liberal sistemin en hevesli savunucusudur ve muhalefeti de buradan kurmak gerekir, İslamcı kimliğinden değil.

SINIFTAN UZAK BAŞARI OLMAZ
AKP iktidarına karşı şu saatten sonra doğru örgütlenebilirse anti-kapitalist bir çıkış olmak zorundadır. Her alanda böyle bir siyaseti kurmak, yaşamın her alanında örgütleyebilmektir, dayanışmacı bir ruhla siyasete aktarabilmektir. Kadın alanı da böyledir, sınıf bakış açısından uzak bir direniş gerçekleşince başarıya ulaşamaz. Çevre, emek, insan hakları alanları da böyledir. Biz HDP olarak seçimde bunu bir başarıya dönüştürmek niyetindeyiz.

Türkiye’deki tüm ilerici, sol, sosyalist hareketlere düşen görev bu tarihi imkanı kaçırmayarak büyüme ve sıçrama yapmaktır. Bize düşen budur. Biz HDP olarak bu tarihi imkanı görüp bunun gereğini yapmaya çalışıyoruz. Bu seçim, AKP’yi geriletmenin en büyük olanağını ortaya çıkarıyor.

Bu kadar yıpranmış bir iktidar ve karşısında insana dair bu kadar özgürlükçü bakış açısını savunan toplumsal muhalefet var. Eğer bu dönemde de bunlar bir çıkış, bir hamle yapamayacaksa, bunun sorumluluğu AKP’de değildir, solun başarısızlığı olarak tarihe geçecektir. 2015 seçimlerinin bize sunduğu fırsat budur. Biz bunu etnik bir kimliğin başarısı değil, solun başarısı olarak görüyoruz. 2019 seçimlerinde iktidar olmayı hedefleyen bir yürüyüşün başlangıcı olarak ele alınmalıdır.

İMKANSIZ GÖZÜKEN İTTİFAKLAR
Türkiye’deki toplumsal gerçeklik bu imkana sahiptir. Elbette ki 7 Haziran seçimlerinde bir devrim çıkmayacak, ama AKP’nin tek başına iktidar olamayacağı bir seçim çıkarma misyonu yüklüyor.

Rojava devrimiyle dayanışma, SYRIZA ile dayanışma ve küresel düzeyde yeni ittifakların önünü açacaktır. Bu zafer, gelecekte çok daha büyük ittifakların başarıya ulaşmasını sağlayacaktır, imkansız görünen ittifaklar bu zaferin ardından mümkün olacaktır.

Küresel düzeyde ele aldığımızda, emperyalistler, kapitalistler muazzam bir işbirliği içerisindeler, muhalefet gibi ayrıksı durmuyorlar. Evet, gerilimler yaşıyorlar ama muazzam bir dayanışmacı ruhla dünyayı sömürüyorlar. Burada da eksikliğimiz var küresel düzeyde, ezilenlerin dayanışması konusunda. Bizler Avrupa Sol Partisi’nin yapmaya çalıştığı gibi, sosyal forumların yapmaya çalıştığı gibi bu dayanışmaları büyüttüğümüz oranda başarılı olabiliriz.

YENİ TOPLUMUN İNŞASI
Yoksa, hiçbirimizin tek başına böyle bir canavarla tek başına mücadele etmesi mümkün değildir.

Bizim bu alanlardaki eksikliklerimiz AKP’nin başarılı gözükmesine yol açıyor. Daha adil olanını topluma somut proje olarak sunamadığımız için AKP bu kadar kendine alan yaratabiliyor.

IŞİD gibi emperyal kapitalist sistemle entegre olmuş, insani hiçbir değeri tanımayan ve yok eden bir barbarlığa karşı elde edilen zafer çok iyi değerlendirilmelidir. Bu sadece askeri bir zafer değildir, onu askeri stratejistler değerlendirsin. Asıl inşa edilen toplumsal sistem önemli. Bir tarafta kadınların pazarda satıldığı bir anlayış, en ilerim diyenin 4 kadınla evlendiği bir coğrafyada kadınlar şu anda Rojava’da meclisi yönetiyor, başbakanlık yapıyor, toplumu idare edip cephede savaşıyorlar. Kadınların yakılıp katledildiği bu coğrafyada herkes dönüp Rojava’ya bakmalıdır. Egemenliğin üretildiği ilk mikro alan kadın-erkek eşitliğidir. Bu egemenliği yıkmadan kapitalizmle mücadele edemez. Kadın özgürlüğünü önemsemeyen hiçbir örgütün başarıya ulaşma imkanı yoktur.”

TARİHİN SONU ÇÖKTÜ
Demirtaş’ın ardından Sosyalist Demokrasi Partisi Başkanı Rıdvan Turan konuştu. İçinde bulunduğumuz dönemde “tarihin sonu” tezinin bizzat bu tezi yaratanlar tarafından geçersiz görülmeye başladığına dikkat çeken Turan saldırının küresel karakterine karşı direnişin de küresel olması gerektiğinin dünyanın dört bir tarafında söylendiğini belirtti: Nazım’ın dediği gibi, dünyanın her tarafında dostlarımız var, yüzlerini görmediğimiz”.

Türkiye’de geleneksel siyaset ve devlet aklının Kürt meselesini çözmek değil yönetilebilir kılmak üzerine şekillendiğini söyleyen Turan “PKK Kuzey Kürdistan gücü olmaktan çıkıp bir Ortadoğu gücüne dönüştü. İktidar çok boyutlu bir tedirginlik yaşyıor. İki gün önce mecliste görüşülmeye başlanan iç güvenlik paketi iktidarın korkusunu gösteriyor. Bu iktidar bir Gezi travması yaşadı, Erdoğan ve Davutoğlu her söylemini Gezi’yle ilişkilendiriyor. Halen egemenleri korkutan bir süreci fitillemiş olduk” ifadelerini kullandı. Rıdvan Turan konuşmasına şöyle devam etti:

İŞÇİ ÖLÜMLERİNDE ZİRVE
“İşçi sınıfna çok yoğun saldırılar var. Bakanlar Kurulu toplanmadan bile grevi yasaklayabiliyor. Türkiye, hepimizin bildiği gibi işçi ölümlerinde Avrupa birincisi. En yakın ülke Portekiz’de ölümler Türkiye’den kat kat az. Dünyada da ilk üçteyiz. 15-20 yıldır meclise gelen iş güvenliği paketlerinin ana mantığı sermayenin lehinde olan kararları içermeleri. Ekoloji açısından da problemli bir süreçten geçiyoruz. Bu kavram devletin dilinde sürekli aşağılanmayla kullanıyor, “Bu çevreciler” diye başlayarak. Ülkemiz ciddi bir ekolojik kaosla karşı karşıya. Üç tane de nükleer santralla karşı karşıyayız. Tarım tavsiye edilmiş durumda. Bu sanki bize alternatifsiz bir politikaymış gibi dayatılıyor. Bir diğer taraftan da ordu ve polisle uygulanıyor bu baskı. Burada alternatifsiz bir durum yok. Bu ülkenin tarihinde önemli halk isyanları var. Bizler bu isyanların çağdaş dönemdeki temsilcileriyiz, hayduda pabuç bırakmayız. Toplumsal koşullar hiç olmadığı kadar başarıya uygun. Onlar kendilerini en güçlü hissetseler de yıkılmaya başladılar. Tünelin ucu karanlık gözükse de aydınlığa çok az zaman kaldı”.

KARDEŞLER OLARAK BİRLİKTE
Açılış oturumunda son konuşmayı yapan ASP Başkan Yardımcısı Maite Mola ise şunları söyledi: “Burada bir hafta bile geçirsek Akdeniz’in iki yakasıyla ilgili konuları bitirmemiz mümkün olmayacak. Ben bir İspanyol’um ama her şeyden önce militan komünistim. Tedirginim, çünkü sosyalizmi tek bir ülkede kuramayız, tüm Akdeniz’de kurmamız gerekecek. Enternasyonalistler için herhangi bir sınır yoktur. Savaşımız, mücadelemiz devam edecek. Herkes kendi alanında mücadele edecek ama kardeşler olarak birlikte çalışacağız. Örneğin Kıbrıs’taki durum kabul edilemez. Onu sorgulamadan geçemeyiz. Sol bütün bunlara cevap vermekte yetersiz kalmıştı.

Neo-liberal kapitalizm hayatı bize zindan ediyor. İspanya’da milyonlar yoksulluk sınırı altında. Kapitalizm bize diyor ki, git kendi ülkendeki açlarla uğraş, Rojava’ya bakma. Ama bu mümkün değil sevgili arkadaşlar.

DİKTATÖRLERİ DEVİRİYORUZ, YÖNETİCİLER KALIYOR
Avrupa Sol Partisi olarak kendimizden bahsetmek için değil, nasıl bir Akdeniz kuracağımızı bulmak için buradayız. Maalesef devrimi yarın yapamayacağız. Ancak Akdeniz’in iki yakasında çok önemli gelişmeler var. Hamma Hammami diyordu ki, diktatörleri deviriyoruz ama yöneticiler yerinde kalıyor.

Yunan halkının büyük bir zaferi olduğunu kabul etmemiz lazım. Bu, her gün sokaklara inen halkın başarısı. Avrupa Solu ilk defa iktidara geldi. Eğer Avrupa’da başarılı olursak, SYRIZA sosyal demokrat programını uygulayabilirse bu bizim için çok önemli olacak. Benden önceki konuşmacılar bunun ne kadar zor olduğunu anlattı. Karşımızdaki büyük bir düşman, ABD, AB, NATO var. Yapmamız gereken, bu haftasonu bir deklarasyonla ayrılalım ve yüzde 80 fikirler, 20 kararlar değil, tam tersi olsun.

Hepimiz pek çok konuda hem fikiriz. Bir deklarasyon yayınlayıp olan biteni yazarsak anlamı yok. Önemli olan yapacaklarımıza dair öneriler getirmek. 8 Mart gelirken kadınların Akdeniz’deki durumu nedir? Kadınların yüzde 90’ı çaresizlik içinde. Ne yapacağız? Samir Amin’in söylediği gibi: Cesaret, cesaret, cesaret. Böyle bir forumda tekrar bir araya gelmek için 2 sene beklemeyelim. 31 Mayıs’ta bir toplantısı var Avrupa Solu’nun. Sonrasında önemli bir yaz üniversitemiz var.

Yapmamız gereken bütün ekonomik ve siyasi araştırmaları yapmalı ve sokakta mücadelemizi sürdürmeliyiz. Bizim bu sol birliği yaratmamız için önemli. Sol, bir program demektir, önemli konularda konsensüs sağlamak demektir. Nasıl çalışacağımıza dair bir birliktelik kurabilirsek, çok önemli olacak”.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Vicdani retçilerin seyahat özgürlüğü gasp ediliyor

Polisin vicdani retçi Hüseyin Civan’a pasaport vermeyi keyfi bir şekilde reddetmesinin ardından Vicdani Ret Derneği suç duyurusunda bulunacak

15.02.2015 ONUR EREM @onurerem

Vicdani Ret Derneği üyesi Hüseyin Civan’ın pasaport başvurusu Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü tarafından keyfi bir şekilde engellendi. Kayıtlarda “bakaya” olarak görünen Civan’a pasaport vermek için yasal olmayan bir şekilde askerlik şubesinden onay kağıdı talep eden emniyet müdürlüğü, Civan’ın bu kağıdı almayı reddetmesi üzerine pasaport vermedi.

Tutanak tutuldu

Geçen hafta gerçekleşen bu olayın ardından Hüseyin Civan Cuma günü Vicdani Ret Derneği Avukatı Davut Erkan’la birlikte tekrar başvuruda bulundu. Başvuruyu yine reddeden polisler, Erkan ve Civan’ın ısrar etmesi üzerine ekip çağırırken yakalama kararı olmaması nedeniyle ikiliyi zorla götüremedi. Avukat Erkan’ın ısrarları sonucunda yaşananlara dair bir tutanak tutuldu.

‘Bizde uygulama böyle’

Uygulamayı BirGün’e değerlendiren Avukat Davut Erkan “Polisin istedi belge resmiyette olmayan bir belge, bu yüzden askeriye de böyle bir belge veremez. Bu belgeyi isterken hiçbir gerekçe göstermediler, ‘bizde uygulama böyle’ dediler. Bu uygulama yalnızca Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde var. Başvuruyu reddeden memurlar görevlerini ihmal etti ve kötüye kullandı. Emniyet Müdürlüğü pasaport başvurusunu reddedecek bile olsa oradaki görevlilerin başvuru belgelerini kabul etmesi gerekirdi. Bu hukuksuzluğa izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Güvence altına alınmış durumda
Davut Erkan ve Hüseyin Civan bugün Çağlayan Adliyesi’ne giderek pasaport verilmemesiyle ilgili suç duyurusunda bulunacak. Seyahat özgürlüğü ve vicdani ret hakkı, Türkiye’nin de imzaladığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınmış durumda.

Haber içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın