Suriye Çevirileri-1: Suriye’ye Bir Perspektiften Bakmak

SAVAŞ ÇANLARI ÇALARKEN…

Suriye’ye bir perspektiften bakmak

WILLIAM BLUM – ZNet
BirGün için çeviren:  ONUR EREM
4 MAYIS 2012

Amerika Birleşik Devletleri, NATO ve Avrupa Birliği’nden oluşan Kutsal Üçlü genellikle istediğini alır. Bu güçler Saddam Hüseyin’den kurtulmaya karar verdi, adam bir ipin ucunda can verdi. Taliban’ı iktidardan uzaklaştırmak istediler, kısa bir sürede başardılar. Muammer Kaddafi’nin döneminin bittiğine karar verdiler, çok geçmeden onun da hayatı korkunç bir şekilde son buldu. Haiti’nin demokratik yollardan seçilmiş ilk başkanı Jean-Bertrand Aristide’i beğenmediler, Fransa ve ABD destekli bir darbe ile 2004’te başka bir kıta sürgüne yollandı Aristide. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın modern, eğitim seviyesi yüksek ve seküler iki ülkesi Irak ve Libya’da bu özelliklerin hepsi silindi. Yukarıda adı geçen, müdahale edilmiş bütün ülkeler bugün çökmüş devletler haline geldi. Venezuela’da Chavez’e karşı giriştikleri darbe de hâlâ hafızamızda. Belki de başaramadıkları tek girişimleri buydu. Ancak bu başarısızlıkta Venezuela halkının yoğun direnişi büyük rol oynadı.

EMPERYALİZM-KOLONİCİLİK ÖLMEDİ
Yakın geçmişteki bu örneklere baktığımızda Kutsal Üçlü’nün kendilerinden daha üstün bir güç veya inanç tanımadığını, dünyada istediği ülkeye/kişiye, istediği süre boyunca istediği şeyi yapıp bunu da istediği şekilde adlandırabildiğini görüyoruz – “insani müdahale” gibi. 19. ve 20. yüzyılın kolonici-emperyalist mantığı batıda hâlâ hayatta ve güçlü. Gündemlerindeki son madde ise Suriye’de Esad’ın düşürülmesi. Kaddafi’ye yapıldığı gibi aralıksız yalan haberlerle (özellikle CNN ve El Cezire kaynaklı) rejim güçsüzleştirilmeye çalışılıyor. Haberlerde taviz vermeye yaklaşmayan Esad’ın durup dururken barbarca saldırılar yaptığı anlatılıyor. Aylarca süren bu propaganda çalışmalarının ardından kim “kitlesel Arap Baharı İsyanları”nın Suriye’ye ulaşıp halkın “gaddar bir diktatörü” devirmeye uğraştığını, Esad rejiminin “şiddetin tek kaynağı” inkâr edebilir ki?

LİBYA’YA NE OLDU?
Esad hem Suriye’de hem de genel olarak Orta Doğu’da en çok halk desteğine sahip liderlerden biri. Bu destek sadece Alevilerden değil, Hıristiyanlar ve azımsanmayacak sayıda Sünnilerden de geliyor. Kaddafi de ülkesi Libya ve Afrika’da en büyük desteğe sahip olan liderlerden biriydi. İkisinin arasında şimdilik sadece ufak bir fark var: Kutsal Üçlü 7 ay boyunca Libya’yı her gün mermi ve bomba yağmuruna tuttu, Kaddafi güçlerini ve Kaddafi’yi yok etti. Böylece Libya bir “diktatör”den kurtulurken bunlara kavuştu: Kaos, anarşi, yağma, faili meçhul cinayetler, intikam cinayetleri, kabile savaşı, çete savaşı, mezhep savaşı, iç savaş, siyahi insanlara karşı eşi benzeri görülmemiş bir ırkçılık, ülkenin ufak ülkeciklere bölünme ihtimali ve sosyal refah devletinin sonu. Ülkenin altyapısının ne hale geldiğini bir hayal edin. Başkent Trablus sokaklarında tam dört aydır çöpler toplanmıyor, şehir adeta bir çöplüğe dönüştü. Nedeni ise şehir çöplüğünün kontrolünü elinde tutan fraksiyonun diğer fraksiyonların çöpünü kabul etmemesi. İşte Suriye’nin karşısında böyle bir devlete dönüşme tehlikesi bulunuyor. Gerçi “Evrenin Efendileri”ne sorarsanız Libya’nın halkı, “özgürleştirildikleri” için kendilerine teşekkür etmesi gerekiyor.

Suriye’de süregelen şiddete baktığımızda farklı askeri güçlerin isyancılara destek verdiğini görebiliriz: Birleşik Krallık, Fransa, ABD, Türkiye, İsrail, Katar, Körfez ülkeleri ve son olarak en büyük insan hakları ve demokrasi savunucusu Suudi Arabistan. El-Kaide de bu süreçte ABD ile aynı safta mücadele veriyor. Afganistan ve Libya’dan sonra Suriye, ABD’nin El-Kaide ile beraber hareket ettiği üçüncü ülke.

MUHALİFLERİN HABERLERİ YALAN
Üst düzey bağlantılara sahip ABD’li muhafazakâr düşünce kuruluşu Stratfor yayınladığı bir raporda muhaliflerin iddialarının çoğunun abartıldığı veya tamamen yalan olduğunu açıkladı. Muhaliflerin kurduğu Suriye Ulusal Konseyi, Özgür Suriye Ordusu ve Londra Merkezli Suriye İnsan Hakları İzleme Merkezi’nin yaydığı “Rejime ait birlikler Hama’yı sardı. Muhalifler 72 saat içinde teslim olmazlarsa şehirde katliam yaşanacak” gibi uluslararası manşet olan bu haberlerin hepsinin yalan olduğu sonradan anlaşıldı. Raporda herhangi bir katliam tehlikesi olmadığı belirtilirken muhaliflerin Libya’da yaşanan süreci tekrar ederek batının müdahale etmesini sağlamak için bu tarz haberleri yaydığının altı çizildi. Zaten Esad böylesine büyük katliamların batı müdahalesine zemin hazırlayacağını bildiği için çatışmalarda çok insanın öldürülmemesi yönünde özel emirler verdi.

ÖZEL KUVVETLER SURİYE’DE
Stratfor’un Analiz Direktörü Reva Bhalla, Aralık 2011’de yazdığı bir e-postada Pentagon ile görüşmesinde -muhtemelen ABD, Birleşik Krallık, Fransa, Ürdün ve Türkiye’den oluşan- Özel Operasyon Kuvvetleri’nin Suriye’ye sızdığını ve muhalifleri eğitip keşif görevleri yaptığını öğrendiğini söylemişti.

Peki Suriye’ye müdahaleyi destekleyen Stratfor, müdahale için ellerini güçsüzleştirecek yukarıdaki açıklamaları neden yaptı? Aslında yapmadı. Bütün bunları Anonymous’un Aralık 2011’de Stratfor’un 5 milyon e-postasını hackleyip WikiLeaks’e iletmesi sayesinde biliyoruz! Bu yüzden WikiLeaks ve Anonymous’a da teşekkür etmemiz lazım.
İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre muhalifler de en az rejim güçleri kadar insan hakları ihlalleri gerçekleştirdi. Bunların içinde adam kaçırma, işkence ve infaz da bulunuyor. Lâkin Kutsal Üçlü sadece istediklerini cezalandırıyor: Muhalifler desteklenirken Esad’ın ve eşinin AB ülkelerine girişi yasaklandı, oradaki varlıkları donduruldu. Aynısı Esad’ın annesi, kız kardeşi, üvey kız kardeşi ve bakanları için de geçerli.

MUHALİFLERE 2006’DAN BERİ DESTEK
25 Mart’ta ABD ve Türkiye hükümetleri muhaliflere silah-dışı yardım göndermeyi tartıştıklarını açıkladı. Bu açıklama muhaliflere daha önce yardım edilmediğini ifade etse de WikiLeaks belgeleri sayesinde artık bunun doğru olmadığını biliyoruz. Silah yardımının yanı sıra ABD 2006’dan beri Suriye’deki muhaliflere maddi yardımda bulunuyor. Bu da Ortadoğu’daki planların ne kadar önceden hazırlandığını gösteriyor bize. Suriye’de rejim değişikliği 2002’den beri neo-con’ların gündemindeydi. O dönemde Bush yönetimi Suriye, Kore ve Küba’yı “Şeytan Üçgeni” olarak tanımlamıştı. Hatta Irak Savaşı’nın hemen ardından Suriye’ye girilmesini savunanlar da vardı.

Kutsal Üçlü’nün ileri derece megalomanlığını abartmadan göstermeye çalıştım size. Yazıyı Çin’in ABD İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakanı Yardımcısı Cui Tiankai’nin bir sözüyle bitirmek istiyorum: “ABD dünyadaki en güçlü orduya sahip ve ordusuna bütün diğer ülkelerden daha fazla para harcıyor. Yine de ABD diğer ülkeleri kendine bir tehdit olarak görüyor, onların varlığından endişe duyuyor. Oysa ben ABD’ye, diğer ülkelerin ABD’nin varlığından rahatsız olmalarını engellemek için neler yapabileceğini düşünmesini öneriyorum.

Reklamlar

About onurerem

journalist @ birgün newspaper. twitter.com/onurerem
Bu yazı Çeviri içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s