Moda Eleştirisi1: Modanın Sonuna Mı Geldik?

TANSY HOSKINS
(Yazar, aktivist ve her 29 Eylül’de Londra’da düzenlenen ‘Yargılanan Moda’ adlı isyan etkinliğinin eş-organizatörü)
CounterFire’dan çeviren: Onur Erem

Want-it!Moda hakkındaki yazı dizisinin bu bölümünde moda endüstrisinin finansal krizin ardından değişip değişmediğine bakacağız. Süper modellerin “parayı biraz daha hesaplı harcamak gerek” açıklamaları bir şeylerin değişmeye başladığının göstergesi! ABD’deki Vogue dergisinin editörü Anna Wintour’un Oscar de la Renta1 tasarımı kıyafetini 2009 yazında dört kere üst üste giymesi, onun bile krizden etkilenmiş olduğunu gösteriyor. Modanın sonuna mı geldik?

ENDÜSTRİYE ETKİSİ
‘Moda endüstrisi’ konfeksiyon, tekstil, ayakkabı ve aksesuar imalatında çalışan geniş bir kitleyi ve çok sayıda şirketi kapsar. Modeller, tasarımcılar, üreticiler, dağıtımcılar, perakendeciler, stilistler ve reklamcılar da vardır, ancak bunlar sayıca daha azdır. Bütün bunları birleştiren şey ise varoluş için verdikleri savaş ve boşalan cüzdanları oldu. Birleşik Krallık’taki bazı sokak mağazası zincirleri krizin ardından kapandı. Geriye kalanlarsa insanların alışveriş yapmalarını sağlayabilmek için bütün sezon boyunca indirime gitmek ve moda dergisi çalışanlarına ‘krizin iyi yanı’ tarzı yazılar yazdırmak zorunda kaldı.

Sadece Primark adlı bir şirket krizi fırsata çevirebildi. Kârını yüzde 20 arttıran şirket, insanların lüks tüketimden daha ucuz tüketime kaydığının, ama moda tüketimine ara vermediklerinin ve ihtiyaçları olmayan kıyafetleri almaya devam ettiklerinin bir kanıtı durumunda.

YENİDEN İCAT #01: İŞ KIYAFETİ
Moda, kendisini ekonomik krizin ve işsizliğin ilacı olarak göstermeye başladı. İnsanlara, kendilerini dönüştürmeleri ve işsizlik korkularını iyi biçilmiş kıyafetlerle yenebilecekleri söylendi. New York Times, krizin etkisinin en yoğun hissedildiği dönemde tasarımcı Michael Kors ile röportaj yaparak ekonomik kriz döneminde modanın ne anlamı olduğunu sormuştu. Kors’un cevabı ise “Aman tanrım! Modanın mânâsı nedir? Moda demek, üzerine doğru kumaşı yerleştirdiğinde ansızın farklı görünmek, farklı yürümek demektir. Doğru bir kıyafet giydiğinizde bütün algılanışınız değişir. Bu yüzden kıyafete yapılacak bir yatırımın yanlış bir yatırım olmadığını, iyi bir yatırım olduğunu düşünüyorum” oldu. İşinizi kaybetmemek için güzel gözükmeniz gerekiyordu ve moda iş kıyafeti koleksiyonuyla sizi kurtarmaya hazırdı.

YENİDEN İCAT #02: YENİDEN DEĞERLENDİRME MODASI
İkinci yeniden icat, aşırı tüketimdense yeniden değerlendirme modasına odaklanmak oldu. Bu düşünce, ABD moda endüstrisinin krizden çok kötü etkilenmesinin ardından oluştu. Çadırlarda yapılan moda gösterilerinin bile 800 bin dolar maliyeti olduğu bir ülkede satışların azalmasının ardından 175 bin kişinin işi tehlikeye girdi. Giorgio Armani de yaptığı açıklamada “Hepimiz krizi hissediyoruz. Mağazaların önceki yıllara göre çok daha az ürün almasını göz ardı edemeyiz” dedi.

Ancak bu yeniden değerlendirme modası aynı zamanda insanların daha az alışveriş yapması ve yeni tarzda kıyafetler almaması anlamına geliyordu. İnsanların kıyafete para harcamaması, etik bir moda endüstrisi için yapılan çağrıların bu ortamda göz ardı edilmesine yol açarak, catwalk’ların3 adil ticaret ve çevrecilik ilkelerine yaklaşmasının kriz döneminde mümkün olmadığı bahanelerine güç verdi. Bu trend de “eski perdelerden kendi aksesuarlarınızı yapın” tarzında birkaç makalenin dışında kendine pek yer bulamadı ve tutunamadı.

YENİDEN İCAT #03: GİZLİ SERVET
Krizle beraber zenginler bir ikilemle karşılaştı: Zengin insanların Marie Antoinette4 kadar bile sevilmediği bir dönemde zenginler ne yapmalı? Bu zenginlerin bir kısmı krizde milyon dolar kaybetmiş olsa da çoğu halen tuvalet kağıdı yerine 100 dolarlık banknotlar kullanabilecek zenginliğe sahipti. Bunun üzerine moda bir adım daha atarak bir yeniden icadı daha gerçekleştirdi: ‘gizli zenginlik’.

Eğer çökmekte olan bir ekonomide gösterişli olmak nezaketsiz ve toplumsal olarak kabul edilemez olmak anlamına geliyorsa, pahalı modanın kendisini gizleyebilmesi daha iyi olacaktır. İşte bu noktada zengin ve ünlü insanlar yırtık kotlarla fotoğraflanmaya başladı – 5 bin liralık, tasarımcıların elinden çıkma yırtık kotlarla. El çantası tercihleri ise üzerinde bir marka veya logo yer almamasına özen gösterdikleri, gösterişli olmayan, belli bir akıma ait olmadığı için her zaman kullanılabilecek ancak yine de 8 bin liralık etiketi olan çantalardı.

Antonio Berardi gibi tasarımcıların bu gizli zenginlik trendini ve bir çantaya böyle dönemlerde bile 8 bin lira verilebileceğini savunmaları moda endüstrisinin ne kadar çıkarcı olduğunu gösteriyor. Modası geçmeyecek olan bu lüks moda ürünleri artık kötü zamanlardaki iyi birer yatırım aracı olarak gösteriliyor. Zenginlerin bu söylemlere kanması ise onların da kandırılabileceğinin bir göstergesi. Gizli zenginlik trendinin diğer etkileriyse tasarım mağazalarından alınan ürünlerin kahverengi kağıtlarla kaplanıp verilmesi, kargoyla yollanan siparişlerde ise ürünlerin niteliğinin belli edilmemesi oldu. Zenginlerin yaptığı şey, yedikleri lezzetli pastanın dış görünüşünü ekmek şeklinde yaparak dikkat çekmemeye benziyor.

SONBAHAR/KIŞ 2010
Moda azgın tüketime devam ediyor. Daha duyarlı veya daha çevreci değil: “Neden bir düzine almak yerine bir çift alayım ki?”. İnsanlar 2010 Sonbahar/Kış sezonunda çekici grunge, beyaz kış kürkü ve parmaksız yüksek topuklu botlar gibi en az 15 farklı tarz görünüşten birini seçip tüketimlerine devam etti. Bu sonsuz döngüde ortalama bir Britanya kadını hayatı boyunca kıyafetlere 250 bin lira harcıyor. Bu yüzden Britanya kurumlar tarihindeki en büyük maaş çekinin bir bankacıya veya bir petrol şirketini yöneticisine değil de Topshop’un sahibi Philip Green’e verilmiş olması şaşırtmıyor. 2005 yılında vergi öncesi kârı yaklaşık 650 milyon lira olan Arcadia şirketinden 2,8 milyar dolar kazandı. Philip Green’in bu parayı İngiltere dışında yaşayan eşine vererek yaklaşık 730 milyon liralık vergiden kurtulmasını da unutmamak lazım. Kendisi şu anda Cameron hükümetine danışmanlık yapıyor.

Bir sonraki yazıda, modadaki hızlı tüketimin gerçek bedelini ve bunu kimin ödediğini inceleyeceğiz. Sweatshop’larda5 çocukların sömürülmesinin nedeni Primark’tan alışveriş yapan insanlar mı? Köleliği ve çevresel yıkımı modadan uzak tutmak için neler yapılabilir? Kendi ifade özgürlüğümüz başkalarınınkinden daha mı önemli? Hızlı tüketim modasına karşı çıkmak işçi sınıfına ihanet mi?

Bölüm 2: Bedeli kim ödüyor?

https://onurerem.com/2012/05/08/moda-elestirisi2-giydigimiz-kiyafetlerin-bedelini-kim-oduyor/

notlar:

1:  Oscar de la Renta dünyanın önde gelen tasarımcılarındandır.

2: Yeniden değerlendirme modası, eski kıyafetleri veya başka kumaşları yeniden kullanmak suretiyle insanların kendi kıyafetini yaratma modasına verilen isimdir.

3: Catwalk, mankenlerin podyumda kedi adımlarını andırır adımlarla yürüyüşlerine verilen isimdir.

4: Fransız Devrimi sırasında “ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” dediği iddia edilen Fransız Kraliçesi

5: Küçük yaştaki çocuklar başta olmak üzere çalıştırdığı insanlara düzgün maaş ödemeyen, sigortalarını yatırmayan, çok uzun çalışma saatleriyle insanları sömüren üretim atölyeleri.

Reklamlar

About onurerem

journalist @ birgün newspaper. twitter.com/onurerem
Bu yazı Çeviri içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s