‘AKP açılımda samimi olsaydı vicdani ret çoktan yasalaşmıştı’

‘HİÇBİR YERE KAÇMIYORUM, TUTUKLANMA PAHASINA YASAL MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİM’

Vicdani retçi olduğu için son bir yıl içinde 2 kere tutuklanan ve 5 ayını hapiste geçiren Taraf gazetesi eski yazarı Ali Fikri Işık, 13 Mart’ta serbest bırakıldıktan sonra BirGün’e konuştu: Demokratikleşme iddiasındaki AKP’nin vicdani ret sorununu görmezden gelmesi ikiyüzlülüktür

Ali Fikri Işık 12 Mart 1980’de, 12 Mart darbesini protesto ederken tutuklanarak Diyarbakır Cezaevi’ne yollandığında tanıştı devletin en sert yüzüyle. Devrimci Demokratik Kültür Derneği Yönetim Kurulu Üyesi olduğu için bir hapis cezası daha alan Işık, 1984’te hapisten birliğine gönderildiğinde askerliği reddetti ve firar etti. 1991-93 arasında bir kere daha cezaevine mahkum oldu ve o günden 2012’ye kadar sistemin dışında yaşadı. Önce 2012’de, ardından 2013’te ‘firar’ suçlamasıyla tutuklanan Işık son 10 ayın 5’ini hapiste geçirdi. Taraf gazetesindeki futbol ve Kürt edebiyatı üzerine yazılarıyla tanınan Ali Fikri Işık ile vicdani ret mücadelesi, hayalleri ve AKP’nin vicdani redde karşı tutumunu konuştuk:

>> Vicdani reddinizi ne zaman açıkladınız?

DSC_0219

“Bir Vicdani Ret Derneği kurmak için çalışıyoruz. Hem diğer ülkelere kaçan ve sığınma talep eden retçilere yardım olmak, hem vicdani reddin yasalara geçmesini sağlamak, bu hakkın kullanımını denetlemek için bu mücadelenin sesi olacak bir derneğe gerçekten ihtiyaç var.”

8 Haziran 2012’de Diyarbakır Belediyesi’nin daveti üzerine 3. Spor Konferansı’na gittiğimde gözaltına alındıktan sonra çıkarıldığım mahkemede açıkladım vicdani reddimi.

>> 56 yaşındasınız, yıllardır askere gitmemiş biri olarak neden vicdani reddinizi açıklamak için bu kadar beklediniz?

Açıklamayı çok düşünmüş, ama bir türlü gerçekleştirmemiştim. Biraz da şartlar öyle gelişti. 1993’te cezaevinden çıktığımda beni askeri birliğime götürdüler. Ancak ben içerdeyken, askeri birliğim olarak gözüken Tekirdağ’daki birlik lağvedilmiş. Bu nedenle beni bıraktılar ve Kırklareli’deki birliğe gitmemi söylediler – ben ise askeri birliğe gitmek yerine İstanbul’a döndüm. O günden beri de sistemin dışında yaşıyorum. Ne sigortam, ne banka hesabım, ne de ikametgahım var. Ama yine de vicdani reddimi geçen yıla kadar açıklamamamın benim açımdan bir eksiklik olduğunu düşünüyorum.

>> Tutuklu gazeteciler içeriden yazmaya devam ediyor, ancak siz hapisteyken spor ve Kürt edebiyatı üzerine yazılarınıza ara verdiğiniz. Neden?

Çünkü askeri mahkemeler beni sivil olarak değil asker olarak kabul ediyor. Erlerin de askerlik süresince ikinci bir iş yapmaları yasak olduğu için köşeme devam edemedim. Hapisten çıktıktan sonra ise Taraf ile yaptığım görüşmeler olumsuz sonuçlandı.

>> Bundan sonra ne yapacaksınız? Yazmaktan başka hayalleriniz de var mı?

Başka bir gazetede devam etmek istiyorum. Bir de kitap projem var, bu yıl bitirmeyi hedeflediğim. Bunlardan ayrı olarak teknik direktörlük yapmak her zaman hayalimdi. Ama maalesef insanların hayallerinin peşinden koşmasının kolay olduğu bir ülke değil Türkiye. Yıllarca kaçak yaşamak zorunda kaldığım için bunu yapamadım.

>> Bir gazeteci olarak tutukluluğunuz süresince medyanın size karşı tutumunu nasıl değerlendirdiniz?

8 Haziran 2012 ile 19 Ekim 2012 arasındaki 4.5 aylık tutukluluğum süresince medyanın tepkisizliği beni çok üzdü, başta gazetem Taraf olmak üzere. Bunun için Ahmet Altan özür diledi sonradan.

Öte yandan aktivistler de o dönemde çok ilgi göstermedi. Ama ikinci tutuklanmamdan itibaren Savaş Karşıtları, Barış İçin Vicdani Ret gibi gruplar ve anarşistler beni sahiplendi. Hepsiyle görüştüğümde ilk tutuklanmamdaki pasif tutumları yüzünden özür diliyorlar. Ancak burada benim de suçum olduğunu söylemem lazım. Bugüne kadar bu grupların hiçbiri ile yoğun bir ilişkim yoktu, mücadelelerini uzaktan desteklemek dışında bir emek vermemiştim.

>> Yakın zamana kadar vicdani retçilere askeri hapishanelerde ağır işkenceler uygulanıyordu. Sizin hapis günleriniz nasıl geçti? İşkence ya da kötü muamele ile karşılaştınız mı?

DSC_0217Hayır. Ancak öğrendiğim kadarıyla ben gitmeden önce Edirne Üçüncü Sınıf Askeri Cezaevi’nde işkence standartmış. Benim gazeteci kimliğimin de etkisiyle uygulamalara son verdiler. Tam da bu süreçte diskolar (Disiplin Koğuşları) kapatıldı. Böylece işkence yapacakları insan da kalmadı. İlk tutukluluğumda 4 hükümlü, 7 tutukluya karşılık diskoda ceza çeken yaklaşık 20 kişi vardı. 27 Şubat’ta başlayan tutukluluğumda ise sadece 4 kişi kalmıştı cezaevinde.

KOĞUŞSUZ CEZAEVİNE 100 BİN TL’LİK KOĞUŞ YAPTIRDI

Başlangıçta cezaevi koşulları yönetmeliklere uygun olmadığı için yönetime direnç gösterdim. İlk geldiğimde “seni tek başına bir koğuşa vereceğiz” dediler. Ama koğuş dedikleri şey, içinde sadece yatak ve tuvaletin olduğu bir hücreydi. Koğuş, içinde televizyonu, masası, sehpası, duşu, tuvaleti olan kendi başına bir komplekstir. Cezaevinde bir tane bile koğuş yokmuş! Bugüne kadar da kimse itiraz etmediği için yapılmamış! Oysa bir tutuklunun hücreye koyulabilmesi için cezaevinde bir disiplin suçu işlemesi ve mahkemenin hücre cezasına karar vermesi gerekiyor.

Bu hücrede yatmayı reddettiğimde önce şaşırdılar, sonra 100 bin lira harcayarak 2 hücreyi birleştirip koğuş yapmak zorunda kaldılar.

>> 27 Şubat’taki tutuklama kararının ardından açlık grevi ilan ettiniz. Bu kararı nasıl verdiniz? İkinci tutukluluk süreci nasıl ilerledi?

Duruşmaya giderken hepimiz beraat kararı çıkacağını bekliyorduk. Daha önce 2 kere cezaevinde kaldığım için TSK Sağlık Yönetmeliği beni ‘uyumsuz’ olarak tanımlıyordu. Mahkeme heyeti, daha önceki hükümlerime dair belgeleri bana sağlık raporu veren askeri hastaneye göndermeyi unuttuklarını, bu belgeler gönderilince askerliğe elverişli olmadığıma dair rapor verilebileceğini söylemişti. Ama mahkemeden 1 yıl 15 günlük ceza kararı açıkladı. 3. Yargı Paketi’nde olan erteleme imkanından da faydalandırılmadım. Hemen bir temyiz dilekçesi yazdık, en azından üst mahkemeden karar çıkana kadar serbest olacağımdan emindim.

AYNI GÜNDE BİR DAVADAN HÜKÜM,

DİĞERİNDEN TUTUKLAMA KARARI

Davanın ardından savcı beni ofisine davet etti. 19 Ekim 2012’de serbest bırakıldıktan sonra 19 Aralık’a kadar askeri birliğime teslim olmadığım için hakkımda ikinci firar davası açmak istediğini söyledi, tutuklamak yerine askeri birliğe gitmem için beni ikna etmeye çalıştı. 2 saatlik tartışmanın ardından beni tutuklama talebiyle mahkemeye sevk etti, hakim de tutukladı beni. Bu tutuklamaya itiraz etmek için gelen avukata “sakın itiraz etmeyin, madem istiyorlar meseleyi büyütelim” dedim ve açlık grevine başladığımı açıkladım. Cezaevine geldiğimde ise hiçbir kurala uymayacağımı, sayıma bile çıkmayacağımı açıkladım.

Basının ilgisi, vicdani retçilerin eylemleri ve benim açlık grevimin de etkisisiyle askeri mahkemeler tarihinde hiç rastlanmamış bir şekilde 10 günde iddianamem yazıldı, 15. gün duruşma yapıldı ve ‘tutuklanmasını gerektirecek koşullar oluşmamıştır’ denilerek tutukluluğuma son verildi.

Tahliye edildikten sonra özgür olacağımı düşünüyordum. Ancak beni cezaevinden alıp merkez komutanlığına götürmek istediler. ‘Bu yasadışı bir gözaltı olur, bunun belgelerini verin ki sorumlusu kimse peşine düşeyim’ dedim. Ancak onlar bana yalnızca sözlü olarak ‘seni merkez komutanlığa götürmemiz lazım’ diyor, yazılı bir belge vermiyordu. Son olarak komutanlıktan kendini arabulucu olarak tanıtan bir albay geldi, ‘tamam seni götürmeyeceğiz, 4 günlük izin veriyoruz ama geri dönmeyince yine kaçak sayılacaksın, 3. davayı açmak istemiyoruz’ dedi.

Yargılanmaktan kaçmıyorum. Tahliye bir çözüm değil, benim askerlikle olan ilişkimi bitirmiyor. Ben, vicdani reddimin bir hak olarak tanımlanması için mücadele ediyorum, etmeye de devam edeceğim. Benim hikayemin Türkiye’de vicdani ret hakkının tanınması için bir payanda olmasını diliyorum.

>> 4. Yargı Paketi’nde vicdani redde yönelik düzenleme beklentisi olmasına rağmen hükümet ‘profesyonel orduya geçene kadar vicdani reddi tanımayacağız’ açıklamasında bulundu. Bir yanda iç savaşı bitirme, ileri demokrasi ve mağduriyetleri sonlandırma söylemine sahip bir hükümetin diğer yanda böylesine büyük bir mağduriyeti görmezden gelmesini nasıl yorumluyorsunuz?

Hükümetin bu açıklamasının demokrasiyle, insan haklarıyla hiçbir ilişkisi yoktur. Bir yanda demokratikleşme süreci, daha adil bir Türkiye bir hedefi deyip bir yandan vicdani redde gözlerini kapatması, AKP’nin inandırıcılığını yok ediyor. Şu anda AKP’nin söylemi ile uygulamaları arasında çok büyük bir çelişki var. Buna gerekçe olarak da “Türkiye’nin güvenlik ihtiyacı” diyorlar. Güvenlik ihtiyacını karşılamak için insan haklarını yok etmek hangi demokrasiye uyar? Bu açıklama bize AKP’nin riyakarlığını gösteriyor. Bunlar kabul edilebilir değil, çözüm sürecinin ruhuna da aykırıdır. Süreç, şiddeti toplumsal ilişkilerimizin tümünden soyutlayıp atmayı ve siyaseti sadece siyasetin dengeleri üzerine kurma süreciyse, siyaseti en fazla deforme eden, çürüten kurum olan TSK’nın taleplerine boyun eğmek, TSK’yi yeniden organize etmek ve yarattığı mağduriyetleri gidermemek, 12 Eylül ile yüzleşmemek iki yüzlülüktür. Eğer AKP bu mağduriyetleri radikal, samimi ve gerçekçi bir şekilde gidermezse, profesyonel orduya da güven duyulamaz. O zaman profesyonel ordu da toplumun ihtiyaçlarına değil, belli bir kesimin çıkarlarına hizmet eden bir yapı olur.

‘İŞKENCECİLERİM NE ZAMAN YARGILANACAK?’

12 Eylül hapishanelerinde işkence olsun diye dişlerimi çektiler, üç yıl sekiz ay boyunca her gün dövdüler, kolumu kırdılar doktor olmadığı için aylar boyunca kendi kendine, yanlış kaynadı. AKP, Türkiye’nin yakın dönemindeki bu askeri utançlarla yüzleşmedikçe, bütün sorumluları yargılamadıkça inandırıcı olamaz. Oysa Erdoğan bugün bunu yapmak yerine çıkıp ‘Bu ülkenin genelkurmay başkanı terörist olamaz’ diyor.

‘VİCDANİ REDDİMİ AÇIKLAMAM İÇİN NEDEN ÇOK’

>> Askerlik yapmayı reddetmenizin nedenleri nedir?

Anti-militaristim, vicdani retçiyim ve Kürtüm. Barıştan yanayım. Düşünce olarak her türlü orduya, hiyerarşiye, otoriteye karşıyım. Bunlar birey olarak benim özgürlüklerimi ortadan kaldıran yapılanmalardır. Günümüzde herhangi bir sorunun silahla çözülebileceğine inanmıyorum. Bunların ötesinde başka bir neden de var: Ben Kürdüm, benim bir ülkem var ve adı da Kürdistan’dır ve tam 30 yıldır beni askere almak isteyen kurum bir savaş yürütüyor. Bu nedenle 50 bin insan öldü, 4.5 milyon insan göç ettirildi, 5 bin köy yakıldı, 10 bin faili meçhul cinayet işlendi. TSK, bu savaşı aynı zamanda bir iç politika aracı olarak kullandı. Bu kadar şaibeli, suçlu bir kurumun elbette emrine girmem.

MAHKEME 12 EYLÜL’Ü VE VİCDANİ REDDİ TARTIŞMADAN BENİ YARGILAYAMAZ

Benim 1984’te askerliği reddetmeye sevk eden şey darbeydi. Ancak mahkeme benim 12 Eylül dönemine dair görüşlerimi dinlemedi bile. “Biz 12 Eylül’ü tartışamayız” dediler. Oysa 12 Eylül’ü tartışmak sizin göreviniz. Çünkü 12 Eylül’ü yapan sizin kurumunuz ve bugün Ankara’daki 12 Eylül davasıNDA yargılanıyor.

Aynı şekilde vicdani ret hakkını da tartışmıyorlar. Anayasa’nın 90. maddesine göre uluslararası anlaşmalar ulusal yasalardan üstündür. AİHM’in 2011 yılında verdiği Bayatyan kararı ile vicdani ret Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9. Maddesi dahilinde değerlendirilmiş, böylece vicdani ret Türkiye’de de geçerli olan bir hak haline gelmiştir. Ancak mahkeme bunu tartışmıyor bile.

ALİ FİKRİ IŞIK’IN DAVALARI:

1: 1993’te Tekirdağ’da birliğine gitmesi için bırakıldığında gitmediği için açılan firar davası kapsamında 8 Haziran 2012’de tutuklanan Işık’a 27 Şubat’ta verilen 1 yıl 15 aylık ceza temyizde. 2 yıl içinde karar çıkması bekleniyor.

2: 27 Şubat’ta açılan ikinci firar davası devam ediyor. Bir sonraki duruşma 12 Haziran’da.

3: Cezaevi kurallarına uymadığı ve açlık grevi yaptığı için açılan disiplin davası 6 Mart 2013’te görüldü, kınama ve sosyal faaliyetlerden men cezası verildi. Bir daha cezaevine girerse uygulanacak.

4: 13 Mart’ta birliğine gitmesi için bırakıldıktan sonra askere gitmeyi reddettiği için kaçak durumuna düşen Işık’a 3 ay içinde üçüncü bir firar davası açılması bekleniyor.

5: Ali Fikri Işık, yakın zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Türkiye aleyhinde tazminat davası açacak.

Reklamlar

About onurerem

journalist @ birgün newspaper. twitter.com/onurerem
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı ve , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s