İslamcılık ve insan hakları ters mıknatıslanma yapar

İran Devrimi’nin ardından 1982 yılında Paris’e kaçmak zorunda kalan İlerici Avukatlar Grubu’nun kurucularından Karim Lahidji İran’ın geçmişini ve bugünü kıyasladı, ABD’nin İran halkına etkisini değerlendirdi ve İslamcılığı eleştirdi: İslamcılığın olduğu yerde insan haklarının olması mümkün değil

ONUR EREM onurerem@birgun.net

FOTOĞRAFLAR: SERBAY MANSUROĞLU

DSC_0400Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu Kongresi için İstanbul’da bulunan Karim Lahidji, İran’daki ilericilerin ve rejim karşıtlarının simgesi haline gelmiş bir avukat. Şah döneminde İlerici Avukatlar Grubu’nu kurarak 1975 yılında hükümeti Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmesi’ni imzalamak ve cezaevlerini denetime açmak zorunda bırakan Lahidji İslam Devrimi’nden sonra da insan hakları odaklı avukatlık yapmış ve rejimin ‘devrim karşıtı’ dediği insanları savunduğu için yurtdışına kaçmak zorunda kalmıştı. 1984 yılında Paris’te kurduğu İran İnsan Haklarını Savunma Derneği’nde gösterdiği faaliyetler ile 1990 yılında Human Rights Watch’ın İnsan Hakları Ödülü’nü kazanan ve 1998 yılında Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu’nun Başkan Yardımcısı seçilen Lahidji ile kişisel hikayesini, İran’daki insan hakları mücadelesinin dünü-bugününü, ABD yaptırımlarını ve İslamcılık-insan hakları ilişkisini konuştuk:

>> İnsan hakları mücadelesine nasıl başladınız?

Tahran Hukuk Fakültesi’nden 1958’de mezun olduktan sonra Şah rejimine muhalefet eden aktivistler arasındaydım. Bu nedenle birkaç kere tutuklandım. 1965’te avukatlık lisansımı aldıktan sonra insan haklarına odaklanarak rejimin mağdurlarının avukatlığını yaptım.

O dönemde barolar bağımsızdı, Şah’ın kontrolü yoktu. Şah rejiminde siyasete bulaşmadığınız sürece insan hakları açısından çok sorun yaşamazdınız. Kişisel, özel, profesyonel özgürlükler gelişmişti. Bu sayede mesleğimde ilerleyebildim.

Rejimin son 2 yılında bazı değişiklikler oldu. Avukatlar daha belirgin bir rol almaya başladı, örgütler kurdu. Tahran’da İnsan Hakları Derneği de kuruldu. Bu faaliyetlerim nedeniyle biraz daha baskı hissetmeye başladım ama bugünden bakınca onlar baskı değilmiş.

İslam Devrimi’nin ardından bana ‘çifte bakanlık’ teklif edildi. Hem hukukçu olduğum için Adalet Bakanlığı, hem de üniversitede ders verdiğim için Eğitim Bakanlığı. Ama rejime aidiyet hissetmediğim ve bağımsızlığımı korumak istediğim için bu teklifleri reddettim.

3 başka hukukçu ile birlikte yeni İran anayasası için taslak hazırladık ama sonuç alınamadı. Mollalar bizden istediği taslağı kabul etmedi.

1981 yılına kadar faaliyetlerimi sürdürdüm. Mayıs 81’den itibaren baskılar başladı. Seküler, laik gruplarda yer alan herkese karşı vardı bu baskılar. 1980’de dincilerin kontrolüne giren Adalet Bakanlığı’nda çalışanların işinin yüzde 80’ine son verilmişti. Yeni Adalet Bakanlığı bizim çalışmalarımızı sonlandırmak için elinden geleni yapmaya başladı. Baroyu da baskı altına aldılar. Bütün adalet sistemini ve baroları İslamcılaştırmak için verdikleri yoğun çabalar sonuç getirdi. Fişleme çalışması başlattılar, hepimize potansiyel suçlu, rejim karşıtı, devrim karşıtı ilan ettiler. Çocuklarımın okuduğu Fransız okuluna devlet tarafından el konuldu ve ‘insanları batılı davranmaya ittiği’ gerekçesiyle kapatıldı.

Önce İslami Mahkeme benim de dahil olduğum 60 kişinin avukatlık belgesini iptal etti, böyle bir yetkisi olmamasına rağmen. Bunu sadece baro yapabilirdi ama yasaları dinlemediler. Mayıs 1981’de de gerekçelerle hakkımızda tutuklama emri çıkardılar. Bütün varlığıma el konuldu: Büroma, eşyalarıma, banka hesaplarıma…

İSLAM REJİMİNDEN KAÇTI 12 EYLÜL REJİMİNE GELDİ

9 ay yeraltında yaşadıktan sonra Azerbaycan sınırı üzerinden dağlarda 4 gün yürüyerek Van’a vardım. Geldiğimde Türkiye’de de felaket bir ortam vardı, darbe rejimi devam ediyordu. Yollarda sürekli aramalar vardı ve ben kaçak bir göçmendim. Otobüste saklanarak Ankara’ya, oradan İstanbul’a ve sonunda Paris’e geldim.

>> İran’da kalmış olsaydınız başınıza ne gelirdi?

Kesinlikle idam edilirdim. Benim gibi düşünen neredeyse herkesi idam ettiler.

>> İran’ın çok farklı dönemlerini yaşamış bir insan olarak Şah dönemi, devrim sonrası dönemi ve bugününü karşılaştırdığınızda insan hakları açısından ne gibi farklılıklar görüyorsunuz?

Devrimin ardından 15 yıl boyunca, 95-96’ya kadar ‘insan hakları’ndan bahsetmek rejim karşıtlığı, batının provokatörlüğü olarak görülüyordu. Sadece 1988’de 2 ay içinde 3 bin kişiyi idam ettiler düşünceleri yüzünden!

DSC_04017 yıl süren İran-Irak savaşı döneminde batılı ülkelerle ilişkisi ekonomik olarak da politik olarak da çok kötüydü. Savaşın ardından İran Başkanı Rafsancani bir açılım yapmak istedi. Onunla beraber durum biraz yumuşadı. Doğrudan insan haklarından bahsedilemediyse de çocuk hakları, kadın hakları gibi konular yavaş yavaş tartışılmaya başlandı.

1997’deki seçimde ise bağımsız aday Muhammed Hatemi başkan seçildi. O da açılımı devam ettirmek istedi ama engellendi. Örneğin basını tamamen özgürleştirdiyse de başkandan daha fazla güce sahip olan dini liderlik ile sorunlar yaşadı. Hatemi’nin izin verdiği gazeteler birkaç hafta içinde dini otoriteler tarafından kapatılıyordu.

2005’ten sonra başlayan Ahmedinejad dönemi ise tam bir geçmişe dönüş oldu. Halk üzerindeki baskılar Hatemi dönemine göre epey arttı. 2009 seçimlerinde protestoculara nasıl saldırıldığını hatırlıyorsunuzdur, 4 ayda 6 bin insan tutuklandı, 100 kişi öldürüldü. Yani kısaca insan hakları açısından 1990’lar görece iyiydi, devrim sonrası dönem ve bugün ise felaket.

>> İran’da bu yaz başkanlık seçimi yapılacak ve çok sayıda adayın seçimlerde yarışmasına izin verilmemesi tepki çekti. Bu yaz da benzer protestolar bekleyebilir miyiz?

Hayır. O dönemde protestoları örgütleyen ne kadar insan varsa hapse atıldı, aydınlar, halkı etkileyecek insanların hepsi ya hapiste ya sürgünde. Çağdaş avukatlar ve gazeteciler de 6-13 yıl arasında değişen cezalar aldılar. İnsanlar artık korkuyor. Son seçime görece reformist adayların girmesine de izin verilmişti ve o adaylara oy verenler seçimi protesto etmişti. Bu sefer adaylığı onanan 8 kişi de dini liderliğe tamamen bağlı insanlar. 2 hafta önce 600 kişi aday olmuştu, aralarında Rafsancani de vardı ama dini liderliğin atadığı 6 molladan oluşan Anayasa Muhafızları Konseyi sadece 8 kişinin adaylığına izin verdi. Üstüne de halkın korkularını ekleyince bu sefer protesto olmayacağını düşünüyorum.

>> İran’ın insan hakları karnesini düzeltememesinin nedeni mollaların yanlış politikaları mı, yoksa İslamcılık insan hakları ile bağdaşamayacak bir ideoloji mi?

İslamcılığın insan haklarıyla bağdaşması mümkün değil. Çünkü iktidar yalnızca halka aittir, iktidarlar meşruiyetini tanrıdan değil halktan alır, lâkin İslamcılar bunu kabul etmez. Yasama, yürütme ve yargıyı örgütlerken halkın iradesini değil tanrının iradesini önemserler. Kendilerinden olmayanlara ayrımcılık yaparlar, halkın şeriatla bağdaşmayan taleplerine kulak asmazlar – hatta cezalandırırlar. Kadınların giyimine bile karışır, kadını baskı altına alırlar. Bu nedenle nerede olursa olsun İslamcı bir iktidar insan haklarına da demokrasiye de saygı gösteremez.

BUGÜN İRAN’DA YAŞAMA HAKKI BİLE SAĞLANAMIYOR

>> İran’da hükümet ABD ile yaşadığı gerilimi insan haklarını daha da kısıtlamak için kullanıyor mu? Ekonomik ambargo insan haklarını da etkiliyor mu?

Tabii ki, ikisi de var. Siyasi muhalefeti ABD ile işbirliği yapmakla suçlayarak sindirdiler. Bütün solcuları ABD ile işbirliği yapmakla suçluyorlar!

Ekonomik ambargo ise yoksul kitleleri o kadar kötü etkiliyor ki… Bugün İran’da 15 milyon kişi yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Bu toplam nüfusun yüzde 20’si demek. Gençlerin yüzde 40’ı işsiz. Enflasyon yüzde 60. Böyle bir ekonomide insanların en temel hakkı olan yaşama hakkı bile sağlanamaz hale geldi.

>> Bu sistem ne kadar böyle devam edebilir?

Gerçekten bilmiyorum. Petrol gelirleri olmasa çoktan çökerdi. Bugün hükümet yıllık 60 milyar dolarlık petrol geliri sayesinde ayakta duruyor. Ama bu gelir de bir süre sonra rejimi ayakta tutamayabilir.

Sistemin bir diğer sorunu da gelir eşitsizliği. Zaten az olan gelir bir de adaletsiz dağılınca bir yanda yoksul kitleler diğer yanda batıdakilerle yarışan multi-milyarderler yaratıyor.

>> İran’da halk herhangi bir ABD müdahalesi durumunda ne tepki verir? Ülkelerine sahip mi çıkarlar, yoksa Irak halkı gibi diktatörden kurtulmalarına mı sevinirler?

İran halkı Türkiye halkı gibi yurtseverdir, milliyetçidir. Bu nedenle Irak’taki gibi bir işgal olmaz dış müdahale durumunda. Halkın en az yüzde 80’i bütün gücüyle karşı koyar. Bunun en iyi örneği İran-Irak savaşıydı. O savaşta İslam rejimine muhalif olanlar bile gönüllü olarak askerliğe başvurdu, yönetimin arkasında durdu. Bu da savaşın ardından İslam rejiminin temellerinin güçlenmesine neden oldu.

Reklamlar

About onurerem

journalist @ birgün newspaper. twitter.com/onurerem
Bu yazı Söyleşi içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s