Nehirleri kurtarmak için TEK YOL DİRENİŞ

1boğazpınar-decup4 Mart Dünya Nehirler İçin ve Barajlara Karşı Eylem Günü’nde Türkiye’nin dört bir yanından insanlar, nehirlerini korumak için verdikleri direnişi ve barajların etkilerini anlattı

14.03.2014 ONUR EREM @onurerem

Bugün 14 Mart Dünya Nehirler İçin ve Barajlara Karşı Eylem Günü. Nehirlerin hidroelektrik santrallere (HES) hapsedildiği ve barajlar tarafından tutulduğu Türkiye’de iki bine yakın HES inşaatı projelendirilmiş durumda. Fakat pek çok yerde halk topraklarını, kültürel varlıklarını, geçim kaynaklarını yok edecek bu projelere karşı direniyor, eylem yapıyor. 14 Mart vesilesiyle Türkiye’nin farklı bölgelerindeki eylemcilerle konuştuk.

Eren Akyol, Dersim’in Peri Vadisi’nin barajlarla yok edilmesine karşı yıllardır Peri Suyu Koruma Platformu’nda mücadele ediyor. Peri Vadisi’ne bugüne kadar 6 güvenlik barajı inşa edildi. 9 tane de HES projesi var. Akyol iç savaşın yoğun olduğu 90’larda, henüz çevre mücadeleleri Türkiye’de yaygınlaşmamışken devletin bölgeyi insansızlaştırmak için bu projelere başladığını anlatıyor: “Türkiye’de ilk defa özel paramiliter şirketler Peri Suyu’na yapılan Pembelik Barajı’nda denendi ve başarılı oldu. Baraja karşı protestoları engellemek için askerler ve özel harekat birliklerinin yanında paramiliter güçlerle birlikte barajın etrafına kalekollar inşa edildi”. Akyol, Peri Vadisi’ndeki köylerin bu projeye karşı büyük bir direniş gösterdiğini ancak çadırlarının devlet tarafından yakıldığını, insanların gözaltına alındığını, Dersim merkezden ve Türkiye’nin geri kalanından destek alamadıkları için barajların yapılabildiğini söylerken en azından sonra Türkiye kamuoyunun bölgedeki direnişlere Yırca’ya verdiği gibi güçlü bir destek vermesi gerektiğini vurguluyor.

munzur-karlıKültürel ve ekolojik soykırım

Eren Akyol, nehirler için ve barajlara karşı direnmenin önemini ise tamamlanan barajların etkilerini anlatarak gösteriyor: “Yapılan barajlarla birlikte bölgenin karasal iklimi değişti, insanlar yaz sıcağında nemden boğulmaya başladı. Halkın tarım arazileri su altında kaldı, hayvancılığın yapıldığı meralar kamulaştırıldı, geçim kaynağını yitirenler parasız bir şekilde göçmek zorunda kaldı, barajların etrafındaki köyleri birbirine bağlayan yollar kesildiği için akrabalar birbirlerini göremez hale geldi, kültürel ve tarihi alanlar yok edildi. Bu, kültürel ve ekolojik bir soykırımdır”.

Milli Park’a 4 baraj 6 HES

Dağları ve vadileriyle ünlü Dersim’de rant için yok edilmek istenen tek bölge Peri Vadisi değil. Munzur Vadisi Milli Parkı da, bir milli park olmasına rağmen devletin 4 baraj ve 6 HES yapmak istediği bir vadi. Bu tesislerden elde edilecek elektriğin Türkiye’nin üretiminin yüzde birine denk geleceği hesaplanıyor. Munzur Doğal Yaşamı Koruma dersim-munzurDerneği Başkanı Haydar Çetinkaya altı yıldır nehirlerini korumak için mücadele veriyor. “Munzur Vadisi’ndeki baraj ve HES projelerine karşı açtığımız davalarda bize ‘Üstün kamu yararı nedeniyle inşaat yapılmalı’ diyorlar. Üstün kamu yararı bir milli parkı korumak mıdır, yok etmek midir?” diyen Çetinkaya da bu projeleri “kültürel ve ekolojik soykırım” olarak adlandırıyor. Fırat Nehri’nin özgürce akan yalnızca iki kolu kaldığını, bunların da Munzur ve Pülümür olduğunu söyleyen Çetinkaya, “Başka enerji kaynakları mümkündür ama başka bir Munzur mümkün değildir” diyor. Dersim’de çok dar bir coğrafyada inanılmaz bitki ve hayvan çeşitliliği bulunduğuna dikkat çeken Çetinkaya, bunların yanı sıra pek çok kültürel yapının ve ziyaretin olduğunu, Hindular için Ganj ne kadar kutsalsa Aleviler için de Munzur’un o kadar kutsal olduğunu söylüyor: “Fakat maalesef buna şaşıramıyoruz. Dünya mirası olan Allainoi, Hasankeyf, Bergama gibi yerlerin yok edildiği veya yok edilmeye çalışıldığı bir ülkedeyiz”. Çetinkaya, bölgedeki barajların iklimi ılımanlaştırması nedeniyle bu kış Dersim’de pek çok bölgeye kar düşmediğini, bu iklim değişikliklerinin sonuçlarının uzun vadede daha belirgin hale geleceğini anlatıyor.

24 HES’i engelleyen Fındıklı

Su kaynakları bakımından Türkiye’nin en zengin bölgesi olan Doğu Karadeniz, bu nedenle HES şirketlerinin en fazla hedeflediği bölgelerin başında geliyor. Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı’nın açıkladığı verilere göre bölgede aktif ve plan aşamasındaki HES’lerin toplam sayısı 271. Bu kadar fazla HES’e rağmen sınırları içinde yapılası planan tüm HES’leri engellemeyi başaran bir ilçe var: Rize’nin Fındıklı ilçesi. Bugüne kadar bölgede planlanan 24 HES için bir çivi bile çakılmasını engelleyen Fındıklı’nın başarısını, sekiz yıldır bölgede mücadele eden Derelerin Kardeşliği Platformu Fındıklı Temsilcisi Hüseyin Acar ile konuştuk.

HES değil yaşam mücadelesi

Verdikleri mücadelenin bir HES mücadelesi değil yaşam mücadelesi olduğunu söyleyen Acar, geçmişten ders çıkardıklarını ve bu yüzden HES konusunda iş işten geçmeden mücadeleye başladıklarını söylüyor: “Devler daha önce kadastro uygulamasında topraklarımızı elimizden aldı, sonra şirketlere peşkeş çekti. Karadeniz’le aramıza Berlin Duvarı gibi giren bir sahil yolu yaptı. Bunlarda mücadeleye iş işten geçtikten sonra başlamıştık, dersimizi aldık, HES konusunda hemen mücadeleye başladık”.

fındıklı4İlçenin yarısı eylemde

Fındıklı’da mücadelenin başarıya ulaşmasını sağlayan şeyin, sadece bazı insanların değil bütün halkın katılması olduğunu anlatan Acar, bunun ardında biliminsalarıyla birlikte köy köy, ev ev gezerek insanlara HES’in etkilerini anlatmalarının olduğunu söylüyor: “Elimizdeki son varlıklar da talan edilmeye başlanınca halk ‘biz ne şirketleri tanırız ne de devleti’ dedi. Bütün bireyler, örgütler bu mücadelede bir araya geldi. Bu sayede 10 bin nüfuslu ilçede 5 bin kişilik eylemler yaptık.”

Fındıklılılar Şubat ayında Taşdibi HES ve regülatör projesinin ÇED toplantısını bu mücadelelerle engelledi. Daha önce de nehir ıslah projelerine karşı kurdukları direniş çadırlarında bir hafta boyunca jandarma ve asker tacizine direnmiş, bir haftanın sonunda dozerler geri çekilmişti.

Acar, eli çantalı şirket temsilcilerinin köylere ve yaylalara gidip insanların aklını çelmeye çalıştığını, gizlice ölçümler yapmaya başlattıklarını fark etmelerinin ardından araçların gitmediği yaylalara 11 saat yürüyerek ulaşıp bu insanları yakaladıklarını söylerken “Devlet çevresel etkileri dikkate almasa da halkın çevresel tepkisine boyun eğmek zorunda kaldılar” diyor.

Mücadeleleriyle aynı zamanda dili olmayan hayvanların ve bitkilerin de sesleri olduklarını anlatan Acar, “Bitkiler kendi hukukunu yapamıyor. Yasalar yapılırken bize de soran olmuyor. Benim fikrim alınmadan yapılan bu yasalara uymayız, çünkü biz bu toprakları gelecek nesillere nasıl bırakacağımızı düşünüyoruz. Bu yüzden kapitalizmin çıkarlarına teslim olmayız” diyor.

Bizim hukukumuz dağ hukukudur

Hüseyin Acar, yasal mücadelelerde 130 dava kazandıklarını ancak şirketlerin isim değişikliği gibi yollarla devam etmeye çalıştığını anlatırken “Hukuk hikayedir. Bizim için onların hukuku değil, dağ hukuku, orman hukuku vardır. Bu sorunları bilim ve halk çözer” ifadelerini kullanıyor.

Memleketini talan eden RTE

Kazanılan davaların nihai bir zafer olmadığını Fındıklılılar da biliyor. Hükümetin Samsun’dan Artvin’e kadar yaylalar üzerinde 10 metrelik bir otoyol yapıp çevresini de ranta açma projesine karşı bölge halkı tetikte. “Bunlara da fırsat vermeyeceğiz” diyor Acar, “Gelen insanın niyeti neyse, ona göre karşılık veririz.”

Rize, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da memleketi. “Cezaevlerinden bile direnişimize destek mektupları geliyor ama Cumhurbaşkanı’nın gözleri kör, kulakları sağır olmuş Rize’nin doğa mücadelesine. Kendi memleketini talan eden insan olabilir mi? Bu zavallıların sonu da Mesut Yılmaz gibi olacak” diyor Acar.

alakır2Suyu alınca yaşam biter

Erdoğan çevreciler için “Madem ağaçları bu kadar seviyorsunuz gidin ormanda yaşayın” diyordu. Fakat ormanda yaşayanların da peşini bırakmıyor HES’ler. On yıl önce İstanbul’dan kaçıp Antalya’nın Alakır Vadisi’nde kendilerine doğal bir yaşam kuran Tuğba Günal ve Birhan Erkutlu’nun yaşadıkları bunun bir örneği. “İlk beş yılımız Anadolu’nun güzel insanlarıyla yardımlaşma içinde geçti. Son beş yılımız ise kömür, su şişeleme ve HES için buraya gelen şirketlerle mücadele ederek geçti” diyor Tuğba Günal. Mücadeleleri sonucunda 4 HES’i engellemiş olsalar da 4 tanesi de bitmiş durumda. Biten HES’lerin etkilerini şöyle anlatıyor Günal: “Ağaçlar kesildiği ve kuruduğu için ilk görülen etki yağmurlarla toprak kaymaları oldu. Sonrasında dere yatağında su kalmadığı için çevredeki bitkiler kurudu, canlılar öldü. Suyu alırsanız, yaşamı bitirirsiniz. Eğer planlanan tüm HES’leri yaparlarsa vadi baştan sona kuruyacak. Oysa Akdeniz gibi bir yerde soğuk akan bir nehir yalnızca vadideki canlıların yaşamını değil, tüm bölgenin iklimini de belirliyor”.

Albümün etkisi

Mücadelelerinde sistemin koşullarına göre evrildiklerini, bir güneş paneli edinip bölgedeki mücadeleyi insanlara duyurmaya başladıklarını söyleyen Günal “Sistemin gözü bu bakir topraklara kadar uzandı, nereye giderseniz gidin sistemle mücadele etmeniz gerekiyor. Ele geçirmedikleri bir tek doğal kaynaklar kalmıştı, şimdi onlara saldırıyorlar. Kalkınma diyorlar, bir damlacık sudan elde edilecek enerjiyle mi kalkınacak Türkiye?” diye soruyor.

Bölgedeki mücadeleyi duyurmak için kullandıkları yöntem ise eşine sık rastlanmayan bir yöntemdi: Albüm yapmak. Arkadaşlarıyla birlikte bir albüm kaydeden Tuğba ve Birhan, bu albümü elden satarak, parası olmayana hediye ederek hem kamuoyunda farkındalık yarattı, hem de 40 bin liraya ulaşan dava masraflarını karşıladılar. Alakır Vadisi’ndeki köylerin nüfusu azalıp insanların yaşlanması ve şirketlerin bazı köylüleri kendi yanına çekmeye çalışması nedeniyle yerelde gösterilemeyen direnç, böylece Türkiye kamuoyuna duyurularak yaratıldı. “O CD bir sembol aslında. Bir şeylere karşı mücadele etmek istiyorsanız paranız olmadan da sanat eseri yaratıp insanlara dağıtarak bunun başarabileceğini gösterdik. Kimsenin HES’lerin etkisini bilmediği bir dönemde albümü verdiğimiz insanlarla konuşarak HES’leri anlattık, Altın Portakal katılımcılarıyla konuşmaya başladık. Anlatırken biz de öğrendik. Bir süre sonra Altın Portakal’a gelen insanlar artık HES’lerin etkilerini öğrenmeye başladı.”

Hukuk mücadelelerini kazanmalarına rağmen kararların idare tarafından uygulanmaması diğer bölgeler gibi Alakır Vadisi’nde de görülüyor. “Hukukun olmadığını gösterdiler” diyor Günal, ancak bu hukuksuzluk karşısında yılmayıp daha fazla mücadele verdiklerini de anlatıyor: “Bu mücadelemizle gerçekleri topluma duyuracağız. Ve bir gün gelecek, bunun sorumlularının kim olduğu ortaya çıkacak.”

boğazpınar-(58)Futbol ve direniş

HES’e karşı verdiği mücadeleyle dikkat çeken bir diğer bölge de Mersin’in Boğazpınar köyü. Nasıl dikkat çekmesin ki? Geçen yıl Tarsus Belediyesi’nin düzenlediği köylerarası futbol turnuvasında her maça “HES istemiyoruz” pankartlarıyla çıkan köyün futbol takımı, devlet erkanının izleyeceği final maçına çıkmaması için yarı finalde fikstür değiştirilerek en zor rakiple eşleştirilmiş, maç ikinci yarıya kadar 0-0 devam edince rakibin kırmızı kartlık müdahalelerine hakemin sessiz kalması üzerine çıkan şiddetsiz tartışmada polis sahaya girip köy takımına saldırmış, dört kişi yaralanırken altı futbolcu da iki yıl turnuvadan men cezası almıştı. Bu polis saldırısından sonra yargılananlar ise polisler değil futbolcular oldu. Tarsus Sulh Ceza Mahkemesi’nde bu şaka gibi davanın görüleceği tarihin 1 Nisan olması ise kaderin bir cilvesi olsa gerek.

Doğdukları ırmağı göremeyenler

HES’e karşı çıktıkları için yargılananlar yalnızca futbolcular değildi. Çok sayıda köylüye sayıları kişi başı 10’u geçen soruşturma açıldı. “HES yapma boşuna, yıkacağız başına şarkısı” söyleyenlere “eyleme teşvik” ve “çocuklara ideolojik şarkı söyletmek” gibi suçlardan yargılananlardan biri de köydeki mücadelede aktif olan katılan yurttaşlardan Ahmet Öztürk. 13.5 yıl hapis istemiyle yargılandığı davadan beraat eden Öztürk, Boğazpınar’da 2010 yılında yapılan Gök HES’inin yarattığı tahribatı anlatırken bu tahribatın, köylülerin 2012 yılında projelendirilen Akhan 1 ve 2 HES’lerine karşı çıkmasına yol açtığını anlatıyor: “Gök HES’i inşa ederken köylülere ‘Toprağınızı satmazsanız devlet zorla elinizden alır’ diyerek satmalarını sağladılar. Sigortalı iş sözü verdiler, 30 köylüye 6 ay boyunca kazma kürek işi yaptırdıktan sonra ‘İş bu kadardı, bitti’ dediler. Köylülerin sabrını taşıran şey ise ırmağa giden yolun şirket tarafından ‘özel mülkiyet’ denerek zincirlenmesi oldu. Yüzyıllardır içinde doğup büyüdüğü ırmağı göremeyen köylülerin HES’lere karşı tepkisi büyüdü.”

Sermaye – siyaset ilişkisi

Öztürk, HES şirketinin avukatlığının yapan kişinin AKP’den Tarsus belediye başkan adayı, şirketinin ortağının AKP Meclis Üyesi, gerçek sahibinin de eski MHP başkan yardımcısı olmasının sermaye ile siyaset arasındaki bağları ifşa ettiğini vurgularken köylülerin direnişe başlamayla birlikte politikleştiklerini anlatıyor: “2012’nin Ramazan Bayramı’nda köyün girişine 2-3 kişi birlikte astığımız ‘HES istemiyoruz’ pankartı şirket tarafından çalındı. Köylülerin buna öfkesi büyük oldu. 15-20 kişi birlikte yine pankart yapıp bunu köy meydanına astık. Gerisi çorap söküğü gibi geldi. Köyümüze HES karşıtları gelmeye başladı, avukatlar gelerek yerel mücadelenin davaların kazanılmasındaki önemini anlattı ve son üç yıldır HES karşıtı festivaller ve forumlar düzenler olduk.”

boğazpınar

Tüm HES direnişçilerinin söylediği ortak bir söz var: “Türkiye ve dünyadaki tüm mücadeleleri destekliyoruz. Yüzlerini hiç görmediğimiz, karşılıklı hiç oturmadığımız insanlarla aramızda organik bir bağ oluştu, hepsi kardeşimiz, dostumuz oldu”.

‘Direniş köyü dönüştürdü’

Festival ve forumların köyün toplumsal yapısını da dönüştürdüğünü söyleyen Öztürk “İlk başta dışardan gelen üniversiteli gençlere ‘Bu erkek niye uzun saçlı, bu kadın niye şortlu’ diye bakıyorlardı. Jandarma da bu önyargıyı kullanıp köylülere ‘Siz iyisiniz ama bunların niyeti farklı. Bunlar terörist’ gibi şeyler söylüyordu. Ama köylüler jandarmayı dinlemedi ve bir süre sonra dışardan gelen gençlerle çok iyi ilişkiler kurdular. Artık köyde durumu iyi olmayan gençlere ücretsiz ders veriyor Mersin’den gelen üniversite öğrencileri. Köylüler politikleşti, seçimlerde sistem dışı partilere oy çıkar oldu. Eskiden Kürt hareketinin partilerine çıkan oylar üzerine birkaç mühür daha vurarak geçersiz hale getirilirdi sayılırken, Cumhurbaşkanlığı seçiminde HDP’ye yüzde 5 oy çıktı” ifadelerini kullandı.

‘İmkansızı istiyoruz’

Boğazpınar’da yasal mücadelede önemli aşamalar geçildi. Şubat 2015’te bilirkişi incelemesinde rapor köylülerin lehine çıktı. Mahkemenin bu rapor doğrultusunda yürütmeyi durdurma kararı vermesi bekleniyor. Ama Öztürk bununla yetinmek niyetinde değil. “Şimdi Gök HES’i de iptal ettirmek istiyoruz” diyor Öztürk, “Daha önce faaliyete geçen bir HES’in yasal yollarla iptal edildiği olmadı Türkiye’de. Yalnızca illegal yollardan başarıldı, TİKKO’nun Dersim’de patlattığı bir HES ile. Avukatlar da yasal bir başarı için imkansız diyor. Ama biz gerçekçi olup imkansızı istiyoruz.”

Yasal mücadeleninin sınırları

Peri Suyu Koruma Platformu’ndan Eren Akyol halkın hukuki mücadele vermesine rağmen devletin hukuku çiğnediğini, rant için şiddet uyguladığını söylerken “Barajlar kaçak olarak su tutuyor. İdare mahkemelerinin verdiği yürütmeyi durdurma ve mühürleme kararları uygulanmıyor. Acele kamulaştırma kararlarını da Yargıtay iptal ediyor fakat uygulanmıyor” ifadelerini kullanıyor. Munzur Doğal Yaşamı Koruma Derneği Başkanı Haydar Çetinkaya, mahkemelerin verdiği iptal kararlarının ardından devletin hemen yeni anlaşmalar yaparak süreci devam ettirdiğini anlatırken “Türkiye’nin her alanına sıçrayan hukuksuzluğu burada da görüyoruz. Kesinleşmiş yargı kararları uygulanmıyor. Karşımızda bir parti organı haline gelmiş devlet kurumları ve bundan nemalanan yandaş şirketler, taşeronları var. Biz bunlara Dersim halkı olarak topyekün direneceğiz” diyor ve ekliyor: “Devlet zorlandığı yerde askeri gücünü devreye sokuyor. Bu konuda da mücadelenin hangi boyutu gerekiyorsa o şekilde mücadele vereceğiz”.

Derelerin Kardeşliği Platformu Fındıklı Temsilcisi Hüseyin Acar ise atalarının toprakları için bedel ödediğini, kan döktüğünü söylerken “Bizim atalarımız ormana girerken bile baltanın ağzını kapatırdı. Bir gün devlet askerleriyle gelip bu HES’leri başlatırsa elimizde ne varsa onunla direniriz. Silahımız yoktur ama ormanlarımız taş ve odun doludur. Bu HES’leri yapabilmek için önce canımızı almaları gerekir” diyor.

Reklamlar

About onurerem

journalist @ birgün newspaper. twitter.com/onurerem
Bu yazı Haber içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s