Türkiye’ye gaz satışını birlikte engelleyebiliriz

Bahreyn için başardık, Türkiye için de yapabiliriz

Güney Kore’de silah ticaretine karşı mücadele veren örgütlerden WWW’nin kurucusu Seungho Park: “Son sevkiyata hazırsız yakalandık, birlikte çalışırsak gelecekteki gaz satışlarını engelleyebiliriz. Bunu Bahreyn’de başardık”

DSCF789730.05.2015 ONUR EREM @onurerem

Seungho Park, Güney Kore’de silah ticaretini durdurmak için mücadele veren anti-militaristlerden. Militarizmin hayatın pek çok alanında kendini hissettirdiği, vicdani ret hakkının tanınmadığı ülkesinde Türkiye’ye göz yaşartıcı gaz satışını durdurmak için yürütülen kampanyanın da örgütleyicilerinden biri olan Park geçen hafta İstanbul’daydı. Kendisiyle hem Kore’deki militarizm hem de Türkiye’ye gaz satışının engellenmesi üzerine konuştuk:

>> Kore’de silah ticareti karşıtı mücadeleye nasıl dahil oldunuz?

Hayatımda en büyük etkiyi yaratan kişi George W. Bush’dur. 2. Irak Savaşı’nda Kore’nin Irak’a asker göndermesiyle birlikte buna karşı bir şeyler yapmam gerektiğini düşündüm. O andan önce barış savunuculuğuyla ilgili çok bilgim yoktu. Hatta militarist kültürün çok baskın olduğu ülkemde lise öğrencisiyken asker olmayı bile düşünüyordum! Kore’de askerler lisede milli güvenlik dersleri verir, derste videolar izletir. O videolarda iplere tırmanmalarını, havalı kamuflaj kıyafetlerini gördüğümde “Bu eğlenceli bir işe benziyor” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Fakat Irak Savaşı’nın canlı görüntüleri televizyonlarda yayınlanmaya başladığında savaşın ve askerliğin ne anlama geldiğini ilk defa anladım. Hayatımı savaşlara karşı mücadele ederek geçirmeye karar verdim.

Üniversiteyi bitirdikten sonra barış çalışmaları üzerine yüksek lisans yapmak istiyordum. O sırada Kore Af Örgütü’nün 3 aylık stajyer ilanını gördüm ve yüksek lisansa başlamadan biraz pratik tecrübe edinmek için başvurdum. Sonrasında 4 yıl boyunca Af Örgütü’nde idam cezasının kaldırılması, vicdani ret, silahsızlanma ve silah ticaretinin engellenmesi konularında çalıştım. Bir yıl önce de Kore’de Weapon Zero ağındaki aktivistlerle birlikte World Without War (WWW – Savaşsız Dünya) örgütünü kurduk ve bir yıldır orada çalışmalar yürütüyorum. Savaştan kâr eden şirketleri inceleyip ifşa ediyoruz, Güney Kore’nin Kuzey Kore’yi bahane ederek envanterinde tuttuğu misket bombalarının imha edilmesi için uğraşıyoruz. Kore’de misket bombası üreten şirketlerin en büyük yatırımcısının devletin emeklilik fonu olduğunu ortaya çıkardık ve insanlar misket bombalarının kendi paralarıyla finanse edildiğini görünce bu üretime daha fazla tepki gösterdi. Ayrıca Türkiye ve Bahreyn gibi baskıcı rejimlere göz yaşartıcı gaz ihracatını durdurmak için kampanyalar yapıyoruz.

>> Kore toplumu, orada üretilen gazların burada nasıl kullanıldığından, bunun sonuçlarından haberdar mı?

Evet. Türkiye’ye milyonlarca gaz fişeği satan bir ülke olmak bizim için bir utanç kaynağı. Gaz aldığınız diğer ülkeler için bu böyle olmayabilir ama eylemcilere karşı kullanılan göz yaşartıcı gazların Kore tarihinde büyük önemi var. Kore’de başına gelen gaz fişeği kapsülü nedeniyle ölen iki genç Kore toplumunu ve tarihini derinden etkiledi. İlki 1960’lardaki öğrenci protestoları sırasındaydı ve bu ölümün ardından protestolar şiddetlendi, iktidar el değiştirdi. İkincisiyse 1980’lerdeki demokratikleşme eylemleri sırasında öldü. Benzer bir şekilde, o gencin ölümü Kore toplumunun iktidara karşı tepkisini artırdı ve uzun mücadelelerin ardından diktatörlük son buldu. Bu tepkileri dikkate almak zorunda kalan polis, yasalar gaz kullanmalarına izin verse de 1990’lardan itibaren molotof kokteyli kullanılmayan eylemlerde göz yaşartıcı gaz kullanmıyor. Bugün Kore’de diktatörlük dönemi ve demokrasi mücadelesinden bahsederken herkesin aklına gazlı, dumanlı anılar geliyor.

Kendi ülkemizde bunun kullanılmasını engellemeyi başarmışken Türkiye ve Bahreyn gibi ülkelere satılması da Kore halkının tepkisini çekiyor. Bu tepki sayesinde Bahreyn’e gaz satışı engellendi.

DSCF7896>> Neden Türkiye için de engellenemedi?

Bahreynliler kampanyalarını dünyaya duyurmak için çok uğraştı, Kore’ye gelip milletvekilleriyle ve sivil toplumla görüştüler, yalnızca Kore değil, diğer gaz satıcısı ülkelerin de satışını engellemek için çok çaba harcadı. Türkiye’deki gaz karşıtları ise böylesine uluslararası bir kampanya örgütleyemedi. Bu nedenle Kore’deki yetkililerin 2014 başında Bahreyn ve Türkiye için iptal ettiği ihraç izni 2014 Kasım’da Türkiye için tekrar çıkarıldı ve bu yılın bahar aylarında 1.5 milyon fişeklik sevkiyatın tamamı Türkiye’ye teslim edildi.

Türkiye’ye gaz satışını öğrendiğimizde önümüzde bunu engellemek için çok az zaman vardı. Hem Kore’nin kendi gündemi çok yoğundu, hem de insan hakları savunucuları başka kampanyalar ile meşguldü. Bu yüzden elimizden geleni yapsak da örgütlediğimiz kampanyanın etkisi fazla olamadı. Fakat bundan sonraki süreçte birlikte örgütleyeceğimiz kampanyalarla gelecekteki sevkiyatları engelleyebileceğimizi düşünüyorum.

>> Bundan sonrası için ne yapabiliriz?

Uluslararası dayanışmanın büyük önemi var. Güney Kore’de hiçbir hükümet göz yaşartıcı gaz nedeniyle utanç verici bir duruma düşmek istemez. Hükümet, uluslararası basındaki haberleri çok ciddiye alıyor. Bahreyn’in kampanyası bu sayede sonuca ulaşmıştı.

Silah ticareti uluslararası, biz de uluslararası hareket etmeliyiz. Türkiye ve Kore’deki hareketler birbiriyle yakın ilişkide olursa daha büyük kampanyalar örgütleyebilir. Biz de bunu hedefliyoruz.

Kore’de yaşadığımız bir diğer sorun da bu konuda bilgilere erişmenin çok zor olması. Bilgi edinme hakkı kapsamında başvurduğumuzda bir yanıt alamıyoruz. Yalnızca milletvekilleri, konuyu meclise taşıdıklarında bazı cevaplar alabiliyor ve bunları kampanyalarımızda kullanıyoruz. Türkiye’de de bilgi edinmek çok zor bir iş. Bu nedenle göz yaşartıcı gaz ticaretine dair bilgiler bize bazı kaynaklardan ulaştığında harekete geçmek için çok geç kalmış olabiliyoruz. Ama yine de elimizden geleni yapmalıyız.

Örneğin biz Kore’de bir yasa çıkararak göz yaşartıcı gaz ihracatında insan haklarına dair kriterlerin dikkate alınmasını, Türkiye ve Bahreyn gibi ülkelere satılmamasını sağlamak istiyoruz.

Türkiye ile Güney Kore arasında tarihi olarak özel bir ilişki var. Türkiye’nin Kore savaşına asker yollamasından beri hükümetlerimiz kardeş ülke olduğumuzu söylüyor. Bu ilişkiyi her zaman hükümetler kullanıyor ama biz de kampanyalarımızda bunu kullanabiliriz. Çünkü ülkelerimiz arasındaki silah ticaretleri halkların faydasına değil, silah şirketleri ve tacirlerinin çıkarına oluyor.

Bu kardeşlik tanımına dair de çekincelerim var. Birbirimizi kardeş olarak ilan ediyoruz ama bu kardeşlik savaşı ve çatışmayı temel alıyor. Bir öteki, Kuzey Kore üzerinden oluşturuluyor. Oysa biz iki halk olarak iktidarların çizdiği sınırlara da karşı çıkmalıyız diye düşünüyorum.

Kore’de vicdani ret yok, militarizm her yerde

>> Güney Kore’de hükümetin silahlanma harcamaları ve güvenlik politikalarında Kuzey Kore’nin nasıl bir etkisi var?

Güney’in hükümeti silahlanma harcamaları, militarist uygulamaları ve güvenlik politikaları için her zaman kullanabileceği bir bahaneye sahip: Kuzey Kore. Ne zaman toplum bunlara itiraz edecek olsa “Kuzey Kore” diyerek halkın rızasını almayı başarıyor hükümetler. Yıllardır vicdani ret hakkını tanımayarak ülkenin dünyanın en büyük vicdani retçi hapishanesi olmasına yol açarken de Kuzey’i bahane ediyorlar. Şimdi de aynı bahaneyle 40 adet F-35A savaş uçağı ve füze önleme sistemleri alacaklar ABD’den. Bu silahlanma yarışını durdurmak için Güney Koreli savaş karşıtları olarak mücadele ediyoruz.

>> Güney Kore’de vicdani retçilerin son durumunu anlatabilir misiniz?

Güney Kore’de her erkek 21-24 ay arası askerlik yapmak zorundadır. Güney Kore zorunlu askerliğin en sert şekilde uygulandığı ülkelerin başında geliyor. Büyük kısmı Yahova’nın Şahidi olmak üzere şu anda 700 vicdani retçi var hapiste. Fiziksel veya psikolojik sağlık sorunları nedeniyle rapor almak da neredeyse imkânsız. Ülkede azalan genç nüfus nedeniyle tüm erkekleri askere almak istiyorlar.

>> İsrail’deki gibi kadınları askere alma düşüncesi oldu mu hiç?

Hayır, olmadı. Güney Kore’de hâkim olan militarist kültürün de etkisiyle kadınlar birer özne olarak değil, “korunması gereken nesneler” olarak görülüyor. Bu kültürün kadınların toplumdaki rollerini etkilediğini söyleyebilirim. Kadınlardan beklenen şey anne olmaları. Ayrıca militarist kültürle yetişen kadınlar da zorunlu askerliğe itiraz etmiyor.

Özellikle anti-militarizm savunucusu kadınlara “Sen askerlikten ne anlarsın” gibi yorumlar yapılıyor. Derneğimizin anti-militarist çalışmalarını eleştirmek için telefonla arayanlar, telefonu kadın üyelerimiz açtığında “Orada konuşabileceğim bir adamı bağla” diyor. Kadınları bu konuda muhatap bile almıyorlar.

>> Bahsettiğiniz militarist kültürün toplumda başka nasıl etkileri oluyor?

Diktatörlük döneminden beri iktidarlar toplumu kontrol etmek için militarist bir kültür dayatıyor. Aslında tüm Kore toplumu askeri bir toplum olarak tasarlanmış, toplum ordunun devamı gibi. Okullar militarist kültürün empoze edildiği alanların başında geliyor. Örneğin ilkokul ve ortaokuldayken her sabah asker gibi sıraya dizilir ve müdürün sıkıcı konuşmalarını dinlerdik. Rahat ve hazırol komutlarını her sabah uygulamamız gerekirdi. Yine ordudaki gibi kolektif cezalandırma sistemi var okullarda, yani bir kişi yaramazlık yaptığı zaman yalnızca o birey değil, tüm sınıf cezalandırılıyor. Ortaokul ve lisede müfredatın bir parçası olarak çocuklar tahta silahlarla ve kamuflaj kıyafetleriyle askeri eğitim alıyordu yakın zamana kadar.

İş dünyasında da terfi sistemi askeriyedekine çok benzer bir şekilde işliyor. Terfi edenlerin ordudaki gibi belli ayrıcalıkları oluyor, örneğin işyerinde terlikle gezebiliyorlar.

Orduya dair herhangi bir şeyi tartışmak imkansızdı bir süre önceye kadar. Ordu bir tabuydu. Şimdi de çok farklı olduğu söylenemez. İktidarların söylemi değişse de politikalarının özü değişmedi.

>> Kore’deki anti-militaristler olarak hareketinizin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Vicdani ret hakkı, silahsızlanma, militarist kültürü geriletme hedeflerinize ulaşabileceğinizi düşünüyor musunuz?

Yapmamız gereken çok şey var. Şu anda askeri gerginliğin yüksek olması, mücadelemizde zafer kazanmamız açısından daha zor bir ortam yaratıyor. Ama bunlara rağmen mücadelemizin etkilerini hissediyoruz. Örneğin 2000’lerden itibaren politik nedenlerle vicdani reddini açıklayan, Yehova’nın Şahidi olmayan vicdani retçi sayısı artıyor. Toplumda çok sayıda insan anti-militarist düşüncelerine katılmasa bile topluma hiçbir zararı dokunmamış bu insanların hapse atılmasına tepki gösteriyor.

Reklamlar

About onurerem

journalist @ birgün newspaper. twitter.com/onurerem
Bu yazı Söyleşi içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s