İyi uykular Philae

67P adlı kuyrukluyıldıza inen Philae aracı hedeflenen çalışmalarını tamamladıktan sonra yeterli güneş alamadığı için uyku moduna girdi. İTÜ Fizik Mühendiliği’nden Kerem Cankoçak ile operasyonun önemini konuştuk

67P kuyrukluyıldızının İrlanda’daki Cork kentine oranı, bu cismin büyüklüğünü anlamamıza yardımcı oluyor

ONUR EREM 16.11.2014

İnsanlık, tarihinde ilk defa bir kuyrukluyıldıza uzay aracı indirmeyi başardı. Sovyetler Birliği’nin Tacik biliminsanı Svetlana Gerasimenko ve Ukraynalı biliminsanı Kim Churyumov tarafından 1969 yılında keşfettiği 67P kuyrukluyıldızına Avrupa Uzay Ajansı’nın Philae adlı aracı bu hafta inmeyi başardı. Fakat iniş beklendiği gibi sorunsuz geçmedi. 2004 yılında fırlatılan Rosetta adlı uzay aracından ayrılarak yüzeye iniş yapan Philae’nin iniş sistemlerinde kullanılan nitroselüloz adlı maddenin yer çekimsiz ortamda sorun yaratabileceği ancak 2013 yılındaki bir araştırmayla ortaya çıkmıştı. İnişte kuyrukluyıldıza sabitlenemeyen Philae yerden sekerek bir kilometre yükselmiş, iki saat sonra tekrar yere çarparak yedi metre sekmiş ve sonunda hedeflenen noktadan uzağa, yeterince güneş alamayan bir noktaya yerleşmişti.

Bu nedenle güneş panelleriyle enerji depolayamayan Philae, önceki gece enerjisini bitirerek uyku moduna geçti. Bu sırada planlanan çalışmalarının hepsini tamamlamayı başardı. Dünyaya gönderdiği veriler önümüzdeki aylar ve yıllar boyunca biliminsanları tarafından incelenecek. 67P’nin güneşe yaklaşmasıyla birlikte, 2015 Ağustos’ta güneş panellerinin tekrardan ışık alabilecek bir konuma gelebileceği hesaplanıyor.

Doç. Dr. Kerem Cankoçak

Doç. Dr. Kerem Cankoçak

İstanbul Teknik Üniversitesi ve CERN’den Doç. Dr. Kerem Cankoçak ile Philae’nin inişi ve önemini konuştuk:

>> Philae aracının üzerinde çok sayıda sensör var. Bu sensörlerin yapacağı ölçümlerin öneminden bahsedebilir misiniz?

Bu aracın üzerinde kuyrukluyıldızların yapısını araştıracak sensörler var. Güneş sistemini 4.5 milyar yıl önce meydana getiren elementleri açıklayabilir bunlar. Sensörlerden bazıları da aminoasitleri araştıracak. Dünyadaki yaşamı oluşturan organik moleküllerin uzaydan gelip gelmediği hakkında bir bilgi verebilir bu.

Büyük bir ihtimalle dünyadaki suyun çoğu da kuyrukluyıldızlardan geliyor. Bunu birinci elden gözleme olanağımız ancak şimdi meydana gelecek. Bu kuyrukluyıldızda bol miktarda su ve buz bulunursa dünyadaki okyanuslarda bulunan suyun kuyrukluyıldızlardan geldiği konusundaki bulgular güçlenmiş olacak.

>> 4.5 milyar yıl yaşındaki 67P kuyrukluyıldızı üzerinde yaşamın yapıtaşlarına ait bileşenler bulunursa, bu ne anlama gelir?

Öncelikle bu kuyrukluyıldız 4.5 milyar yıldan daha eski de olabilir. Eğer böyle bir şey bulunursa yaşamı oluşturan temel maddelerin başka sistemlerde veya Dünya dışında da oluşabildiğini gösterir. 1950’lerde aminoasitlerin bazı koşullarda kendiliğinden oluşabildikleri kanıtlandı. Burada belki de daha kompleks, DNA’ya benzer yapılar da bulunabilir.

Yaşamın dünyada başladığı düşünülse de uzayın başka bir köşesinde başlayıp güneş sistemine gelmiş olma ihtimali de var ve bu şaşırtıcı olmaz. Yaşamın başlangıcına ait bazı veriler sunabilir bu kuyrukluyıldız. Uzayın başka yerlerinden başka hücre yapıları da sunabilir bizlere.

>> Güneş yörüngesinde çok sayıda kuyrukluyıldız varken neden bu kuyrukluyıldız seçildi?

En yakın olduğu için bu seçildi. Başka denemeler de yapıldı, ancak en yakında ve en kolay ulaşılabilecek olan buydu.

>> Philae’nin 2015 Kasım’a kadar kuyrukluyıldız üzerinde kalması hedefleniyor. Kuyrukluyıldız güneşe yaklaştıkça daha fazla gaz ve sıvı yaymaya başlayacak. Bu durum misyonu nasıl etkileyebilir, başka nasıl bulgulara yol açabilir?

Kuyrukluyıldızların yapısını daha iyi anlamaya yarayacak. Uzaktan yapılan analizlerle kuyrukluyıldızlara dair bazı fikirler edindik ama en doğru bilgi kuyrukluyıldızın üstünden alınacak örneklerle elde edilecektir.

>> 67P’nin sıradışı bir şekli var. Biliminsanları “böyle bir yapı beklemiyorduk” demişlerdi aylar önce bu şekli ilk defa gördüklerinde.

Çok değişik şekillerde kuyrukluyıldızlar var. Kuyrukluyıldızlar üzerinde doğrudan bir ölçüm yapmak çok önemli. Ay’ın nasıl oluştuğuna dair birçok kuram vardı 1970’te ancak Ay’dan doğrudan alınan numuneler bu kouda çok daha doğru bilgiler almamızı sağladı. Ay Dünya’ya çarpan yaklaşık Mars büyüklüğündeki bir gezegen ile dünyadan koparak oluşmuştu. Bu yüzden gök cisimlerinden direk numune almak çok önemli. Philae çok az bir süre bile çalışsa, 67P’den gelecek bilgiler çok önemli bilgiler olacak.

“Her cismin bir frekansı var”

>> Biliminsanları kuyrukluyıldızın yayınladığı ilginç bir frekans keşfetmiş, bunu birkaç gün önce internette yayınlamıştı. Bu frakansın kaynağı ne olabilir?

Uzayda her gök cisminin yaydığı bir frekans var. Bu maddelerin titreşimlerinden kaynaklanıyor. Ancak bizim duyabileceğimiz frekanslarda değil bu sesler. Bundan çıkan ses de kuyrukluyıldızın yapısına dair bilgiler sağlayacaktır.

“Türkiye’de bilimin önemi anlaşılmıyor”

>> Türkiye’nin uzay araştırmaları konusundaki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Birçok Avrupa ülkesi böyle bir araştırmayı desteklerken Türkiye bu araştırmanın içinde yok.

Türkiye hiçbir yerde yok. Ben CERN’de çalışıyorum, buraya bile zar zor çok az para ayırarak katılıyor Türkiye. Bilimde çok geriyiz maalesef.

Bu, tarihi olarak gecikmemizden de kaynaklanıyor. Avrupa’da 300-400 yıldır bilimsel araştırmalar yapılırken Türkiye’de bu süre ancak 100 yıl. Cumhuriyetten sonra bilim yapılmaya başlandı ve hâlâ bilimin önemi anlaşılamıyor.

Teknolojiye yatırım yapmak istiyoruz diyorlar ancak bilim olmadan teknlooji olamayacağının farkında değiller.

>> Bu durumun değişmesi için ne yapılabilir?

Bu çok büyük bir soru. Bir iki satırla açıklamak mümkün değil ama zihniyetin değişmesi gereketiğini söyleyebilirim.

Söyleşi içinde yayınlandı | , , , , , , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Gözlerimizi yaşartan gazların tarihi

Maskenizi takın, göz yaşartıcı gazların tarihinde kısa bir yolculuğa çıkıyoruz

1937'de Çin'i işgal eden Japon askerleri Şanghay'da gaz maskeleriyle kendilerini korumaya çalışırken

1937’de Çin’i işgal eden Japon askerleri Şanghay’da gaz maskeleriyle kendilerini korumaya çalışırken

ONUR EREM 16.11.2014

Son yıllarda gözlerimizin yaşarması sıradan hale geldi. Sokakta bağırdığımızda, evde oturduğumuzda, haklarını savunan gençlerin ölüm haberini aldığımızda gözlerimiz yaşarıyor, öksürüyoruz. Fransa Remi Fraisse adlı bir eylemcinin ölmesi üzerine bu hafta polisin gaz kullanımını yasaklarken¹ Türkiye’nin 2015 için 1.5 milyon adet gaz fişeği alacağını, bu miktarın Gezi’de kullanılanın 12 katı olduğunu ortaya çıkardık. Berkin Elvan’ı gaz kapsülü darbesiyle, “Güzel bir ülke istiyorum” diyerek 22 Aralık 2013’te İstanbul’da kent mitingine katılan 64 yaşındaki Elif Çermik’i gaz kaynaklı kalp krizi sonucunda öldüren Türk devleti, bu gidişle önümüzdeki yıllarda da yeni canlar almaya devam edecek². Hiç merak ettiniz mi, ne zaman ve nasıl başladı bu lanet gazların kullanımı?

Öncelikle gazların tanımını doğru yapalım. Biber gazı ve göz yaşartıcı gaz kavramları medyada birbirinin yerine kullanılsa da, aralarında fark var. Ortak özellikleri: İkisi de kimyasal silah statüsünde. Biber gazı, göz yaşartıcı gazların yalnızca bir türü. Biber gazı denilen gazın hammaddesi olan OC (Oleoresin Capsicum, Türkçesiyle “biber reçinesi”) biber bitkisinin aerosolda gibi çözücülerle işlenmesiyle elde ediliyor. İçinde yalnızca OC olan gazların ve spreylerin dışında OC’ye ek olarak başka göz yaşartıcı kimyasallar içeren formları da bulunuyor. Biber gazı günümüzde, İngilizce’de “pepper spray” denilen, genellikle sprey olarak sıkılan, bazen de el bombası veya plastik mermi gibi formlarda fırlatılan gazlar için kullanılıyor.

Biber gazının da dahil olduğu göz yaşartıcı gazlar ise içinde farklı kimyasalların yer aldığı bir silah sınıfı: Soğanın göz yaşartıcı kimyasalları, CS, CR, CN gibi kod adlara sahip, labaratuvarlarda geliştirilmiş kimyasallar veya OC. Aslında bu maddelerin doğal veya laboratuvar ürünü olmasının çok bir önemi yok – sonuçta siyanür de doğada bulunan bir madde. Bu gazların bir kısmı ölümcül zehre sahipken bazıları ise daha az tehlikeli. Üretici firmalar bu kimyasal silahların kimseyi öldürmeyecek karışımlarla hazırlandığının garantisini verse de dünya çapında çok sayıda insanın göz yaşartıcı gaz nedeniyle ölmesi bu iddialarının asılsızlığını gösteriyor.

HALK, DÜŞMAN ASKERİNDEN TEHLİKELİ

Göz yaşartıcı gazların kimyasal silah statüsünde yer aldığını söylemiştim. Bu nedenle, tıpkı diğer kimyasal silahlar gibi savaşlarda kullanılmaları uluslararası anlaşmalarla yasaklanmış durumda. Ancak devlet mantığı, kendisine karşı ayaklanan halkını düşman askerinden daha tehlikeli gördüğü için aynı uluslararası anlaşmalarda “isyan bastırmak için kontrollü şekilde kullanılabilir” diye bir ifade yer alıyor. Yani Türkiye, ABD gibi ülkeler IŞİD’e karşı kullanamayacakları bir silahı halklarına karşı kullanmaktan çekinmiyor.

Bu silahların tanımını yaptıktan sonra dünyadaki tarihlerine bakmaya başlayabiliriz: Acı biberlerin işlendikten sonra bir paket içinde düşmana el bombası gibi atılması Uzak Doğu’da eski çağlarda savaşlarda uygulanan bir yöntemdi.

1. Dünya Savaşı'nda kullanılan gazlar gözleri yaşartmakla kalmıyor, kör de ediyordu. Fotoğraf 1918'de gaz nedeniyle kör olmuş Britanya askerlerini gösteriyor.

1. Dünya Savaşı’nda kullanılan gazlar gözleri yaşartmakla kalmıyor, kör de ediyordu. Fotoğraf 1918’de gaz nedeniyle kör olmuş Britanya askerlerini gösteriyor.

1. Dünya Savaşı ise göz yaşartıcı gazların kitlesel olarak kullanıldığı ilk savaş oldu. 1899’da imzalanan Lahey Sözleşmesi’nde yasaklanmış olmasına rağmen 1. Dünya Savaşı, kimyasal silahların kullanıldığı bir savaştı. İngiliz, Rus, Alman ve daha birçok milletten asker, bu gazlar nedeniyle kör oldu, öldü. Savaşın ardından ABD Kimyasal Savaş Departmanı göz yaşartıcı gazları isyan bastırmak için kullanma kararı aldı. Şöyle diyordu departmanın başındaki General Amos Fries: “Göz yaşartıcı gazın karşısında morali yüksek tutmak, mermilere göğüs germekten daha zordur”.

HIZLA YAYILDI

Göz yaşartıcı gazlar iki dünya savaşı arasında hızla dünyanın farklı yerlerindeki ordulara yayıldı. Japonya, İtalya, İspanya 1930’larda düşmanlarına karşı sıklıkla kullanır oldu. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Batı ülkelerinde toplumsal hareketlere ve isyanlara karşı müdahalede her geçen yıl daha çok tercih edildi. Cumhuriyet gazetesinin arşivleri 1930-1960 arasında Arjantin’den Kore’ye kadar geniş bir coğrafyadan göz yaşartıcı gaz haberleriyle dolu. Fransa 1968 öğrenci ve işçi eylemlerinde aşırı oranda gaz kullandı. Öğrencilerin gazın etkisine karşı kullandığı limon, Stone Roses’ın Bye Bye Badman albümünün kapağında ölümsüzleşti. Gazla başa çıkmanın yollarını kısa sürede öğrenen Fransızlar aynı yıl Birleşik Krallık’ın gazlı saldırısına maruz kalan Kuzey İrlanda halkına gazla mücadele eğitimi verdi, halka beş adımda korunmayı anlatan bildiriler dağıttı.

ABD ise önce Vietnam’da Viet Cong’un tünellerine, ardından kendi ülkesinde savaşı protesto edenlere göz yaşartıcı gaz attı. O zamanlar Kaliforniya Valisi olan geleceğin ABD Başkanı Ronald Reagan’ın emriyle göz yaşartıcı gaz kullanmıştı 1969’da, Berkeley kampüsünde. Halkın üzerine helikopterden gaz atılarak gerçekleştirilen bu saldırıda kullanılan gaz o kadar yoğundu ki, sadece barışçıl eylem yapmakta olan insanlar değil, öğrenciler, çevredekiler ve hatta yüzme havuzundakiler bile etkilenmişti.

ÖNCE DÜŞMANA, SONRA “İÇ DÜŞMANA”

1982 yılında Arjantin ile Birleşik Krallık arasında gerçekleşen Falkland savaşında Arjantin devleti tarafından kullanıldı bu gazlar. Arjantin, 2012 yılında Buenos Aires’teki Birleşik Krallık Konsolosluğu önünde protesto düzenleyen solculara saldırırken de aynı silahı kullanacaktı.

1980’lerden itibaren göz yaşartıcı gaz, çok sayıda ülkede polislerin sıklıkla başvurduğu bir araç haline geldi, İsrail, Güney Kore gibi ülkelerde yaygın kullanımı insan hakları örgütleri tarafından eleştirilmeye başlandı. Yalnızca İsrail’in 1. İntifada’daki gaz kullanımının 40’dan fazla Filistinli’yi öldürdüğü yer alıyor kayıtlarda.

1980’ler, biber gazının sprey versiyonunun da popülerleştiği bir dönem oldu. 1991 yılında ABD, Birleşik Krallık, Fransa polislerinin kemerine eklenen biber gazı spreyi ölüm saçmaya başladı. 1990-95 yılları arasında yalnızca ABD’de biber gazı kaynaklı ölümler nedeniyle 60’tan fazla dava açıldı.

1990 SONRASI ARTIŞ

1990’ların sonuna doğru etkisi hissedilmeye başlanan küreselleşme karşıtı gruplar ve dünyanın farklı noktalarında artan eylemlilikleri, daha önce bu gazın tadına bakmamış coğrafyaları da göz yaşartıcı gazla tanıştırdı. Kanada’nın Quebec kentinde 2001 yılında düzenlenen ve devlet liderlerinin katıldığı bir konferansı protesto eden eylemcilere karşı polisin kullandığı gaz o kadar orantısızdı ki, kentin sokaklarına bir sis gibi çökmüş, havalandırma sistemi aracılığıyla konferansın yapıldığı binaya girerek devlet liderlerini de etkilemişti.

Bu harita, yalnızca 2013 yılında dünyada polisin göz yaşartıcı gaz kullandığı noktaları gösteriyor. [SİTEYE YAZININ SONUNDAKİ LİNKTEN ERİŞEBİLİRSİNİZ]

Bu harita, yalnızca 2013 yılında dünyada polisin göz yaşartıcı gaz kullandığı noktaları gösteriyor. [SİTEYE YAZININ SONUNDAKİ LİNKTEN ERİŞEBİLİRSİNİZ]

Dünyada göz yaşartıcı gazların geçmişine baktıktan sonra sıra Türkiye’de. Göz yaşartıcı gazların bu ülkede günlük hayatımızı yıllardan beri nasıl etkilediğine bakmak için en verimli yer gazete arşivleri. Bunun için Türkiye’nin en iyi arşiv sistemine sahip Cumhuriyet gazetesine baktım. Gazetenin 1930’dan günümüze kadar gelen arşivinde ilk haber 1934’ten, ABD’deki bir greve polis saldırısını anlatıyor: “Memleketin tekmil zabıta kuvvetleriyle bazı asker müfrezeleri her ihtimale karşı seferber edilmiş ve göz yaşartıcı gaz bombaları ile teçhiz olunmuştur. Daha şimdiden, grevin dünden beri ilân edilmiş bulunduğu Georgia, Alabama ve Cenubi Karolin (Güney Karolina) havalisinde ağır hâdiseler çıkmıştır. Polis silah kullanmağa mecbur olmuş, bir kişi ölmüş, birçok kimseler yaralanmıştır”.

İLK HABER İZMİR’DEN

Sonraki örnekler de yabancı ülkelerden: 1946’da Hindistan’daki bir isyanda, 1951’de Buenos Aires’te Arjantin-İngiltere maçında Arjantin’in golüne ofsayt kararı çıkmasının ardından sahaya inen halkı dağıtmak için kullanılmış göz yaşartıcı gaz.

Türkiye’deki ilk göz yaşartıcı gaz kullanımı haberi ise 1952’de İzmir’den. Tepecik Mahallesi’nde Kenan adlı bir yurttaşın gözaltına alındıktan sonra polise saldırdığı iddiasıyla karakolda kullanılmış bu lanet icat. İki yıl sonra da Beşiktaş’ta bir akıl hastasına gazla saldırmış polisler.

ÇİÇEK BAHÇESİNDE GAZ DENEYİ

1955’te sıradışı bir mektup görüyoruz Cumhuriyet’in sayfalarında. Yazan Türkiye’nin önemli botanikçilerinden, 5 yıl önce kaybettiğimiz Prof. Dr. Yusuf Vardar, konu Yıldız Sarayı’nın yeni açılan botanik bahçesinde polislerin göz yaşartıcı gaz denemesi: “Nebatat (botanik) bahçesinin kuruluşunda epey para, hatta döviz sarfedildiği muhakkak. Bu bahçede bir polis ekibinin göz yaşartıcı gaz denemesi yapması hakikaten bizi hayrete düşürdü. Nâdide çiçekler belgesi olan ilk nebatat bahçesinde göz yaşartıcı gaz denemesinin zararı olup olmayacağının bu işten anlayanlara sorulması icap etmez miydi? Çünkü çeşitli gazlar havada pek az bulunsalar dahi nebatların büyüme ve gelişmelerine büyük tesirler icra ederler, hatta birçok hallerde nebatın normal gelişimi bakımından anormal durumların tezahürüne sebeb olurlar. Bundan dolayı birçok memlekette çeşidli fabrika gazlarının tesirleri incelenmiş ve ona göre ayarlanmıştır. Doç. Dr. Yusuf Vardar Nebatat Enstitüsü, Süleymaniye”.

1971’DE ÖĞRENCİLERE KARŞI

Arşivde göz yaşartıcı gazın toplumsal olaylarda kullanıldığı ilk haber ise 26 Ocak 1971’den. Polisin Ankara’da Siyasal Bilimler Fakültesi yurduna saldırması anlatılıyor. Dönemin rektörü Prof. Cahit Talas öğrencilerle birlikte düzenlenen forumda bu şiddete karşı başvurabilecekleri bir makam kalmadığını söylerken Dev Genç Genel Başkanı Ertuğrul Kürkçü “Milli Güvenlik Kurulu’nun yeşil ışık yakmasından sonra SBF’ye karşı olaylar tezgahlanmıştır” demiş. Yurt binasına, saldırıdan 18 saat sonra girebilen Cumhuriyet muhabirleri, “Göz yaşartıcı gaz bombalarının izlerini hissederek dolaştık” diye yazmış.

Gazetenin manşetinde geçen ilk göz yaşartıcı gaz ise 3 Mart 1990’dan. Yıldız Üniversitesi’nde Türkiye Devrimci Komünist Partisi’nin 11. kuruluş kutlamasının ardından öğrencilerin gözaltına alınmasını protesto etmek için rektörlük işgal eden öğrencilere karşı kullanılmış bu defa gaz. Polis 200 öğrenciyi gözaltına almak için rektörlük binasını gaza boğmuş, görüntüleyen gazetecileri dövmüş.

Biber gazı kavramının kullanımı ise göz yaşartıcı gaza kıyasla çok yeni. Arşivdeki ilk haber 1998’den. Başlığı: Emniyet Müdürü Bilican basını suçladı. “KESK’in Ankara Kızılay’daki eyleminde biber gazı ve gaz bombaları kullanan polisin tavrının eleştirilmesinin ardından Polis-Medya İlişkileri konulu panelde konuşan Emniyet Genel Müdürü Necati Bilican basının yanlışları söylediğini, doğruları vermekteyse kıskanç davrandığını öne sürdü”. 1995-97 arasında OHAL Bölge Valiliği de yapan Bilican bugün biber gazı kullanımını eleştirebilen bir avuç gazete kalmasını mutlulukla karşılamıştır herhalde.

AKP VE BİBER GAZI AŞKI

Biber gazı haberlerinin sıklığı 2000’lerin ikinci yarısından itibaren, özellikle de 2010 sonrasında büyük bir hızla artarak göz yaşartıcı gaza fark atıyor. Böylece AKP’nin baskıcı politikalarının yıllara göre artışı arşivlerdeki biber gazı haberlerinden de rahatlıkla takip edilebilir hale geliyor: 2009’da 65 haberde geçen biber gazı 2011’de 184, 2012’de 337, Gezi eylemleriyle birlikte “her canlının biber gazını tattığı” 2013’te ise 842 habere konu olmuş.

AKP’nin son yıllarda her toplumsal hareketi zor kullanarak bastırır hale gelmesi, meydanlara keyfi eylem yasakları getirip yasağı çiğneyenleri gaza boğması göz yaşartıcı gazların bir süre daha hayatımızda yoğun bir şekilde yer alacağını gösteriyor. Geçen hafta yaptığım haberde yer alıyordu: 2015 yılında Emniyet 50 milyon TL’ye 1.5 milyon gaz fişeği alacak. Gezi’de ülke çapında 3 hafta boyunca kullanılanın 12 katı olan bu miktar, ülkede her 50 kişiye 1 gaz kapsülü düşmesi anlamına geliyor.

AKP bu konuda yalnız değil, dünyanın dört bir yanında hükümetler halk hareketlerini bastırmak için her geçen yıl daha fazla biber gazı ve göz yaşartıcı gaz kullanıyor. Savaşlarda düşman güçlere karşı kullanımı yasaklanmış olan bu kimyasal silahın sokaklarda eylem yapan kitlelere karşı kullanımını da yasaklamak için daha büyük mücadelelere ihtiyacımız var.


1: Fransa’daki eylemin nedenleri için, şu söyleşimize bakabilirsiniz: http://wp.me/p2psMa-Pw

2: Doğu Eroğlu’nun 15 Aralık Cumartesi günü BirGün’de yayınlanan haberine göre son 7 yılda Türkiye’de 11 kişi başına atılan gaz kapsülü fişeği nedeniyle öldürüldü. Gazın etkileri nedeniyle ölenlere dair ise net bir veri bulunmasa da Metin Lokumcu, İbrahim Sevindik, Çayan Birben, Kazım Şeker, Hacı Zengin’in gazın etkileriyle öldüğü biliniyor. Elif Çermik’in eylem başlangıcında Çapul TV’ye söyledikleri için: http://goo.gl/tZGKmm

Yazı içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İÜ’deki IŞİD saldırıları yabancı basında

13.11.2014

https://pbs.twimg.com/media/Byc5h92CAAEs0Pf.jpgİstanbul Üniversitesi’nde IŞİD sempatizanlarının öğrencilere saldırması dünyanın ilgisini çekmeye devam ediyor. ABD’li Public Radio International (PRI), İÜ Beyazıt Kampüsü’nde öğrencilerle konuşarak saldırıları ve bu saldırılara neden olan hükümet politikalarını haberleştirdi. PRI İstanbul muhabiri Jacob Resneck okuldaki sosyalist öğrenciler ve Şebnem Korur Financı ile konuşarak hem IŞİD sempatizanlarının saldırı nedenlerini hem de Türkiye’de devletin onyıllardır sağcı öğrenciler aracılığıyla solu baskılamaya çabalarını ABD kamuoyuyla paylaştı. İspanyol El Pais gazetesi ise dün “Türk üniversitesinde ‘kutsal savaş’” başlıklı geniş bir makale ile konuyu inceledi. Gazetenin Türkiye muhabiri Jose Miguel Calatayud öğrencilerle konuşarak hazırladığı makalede “İslamcılar seküler ve solcu öğrencilere saldırmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Haber içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Lambdaistanbul ayrımcı kitaplara karşı harekete geçti

ONUR EREM 15.11.2014

LGBTİ derneği Lambdaistanbul homofobik ve transfobik kitapların satışına karşı kampanya başlattı. Etik dışı ve gerçekte var olmayan yöntemlerle LGBTİ bireylerin “tedavi”lerine yönelik hazırlanan psikoloji ve psikiyatri kitaplarının satışını durdurmak için insanlara gördükleri kitapları ve satış noktalarını kendilerine ihbar etmeleri için çağrı yapan Lambda’ya üç haftada altı psikoloji ve psikiyatri kitabı şikayet edildi. Kampanyayı örgütleyenler arasında yer alan psikolog Özge Tuğçe Güdül, kitapların çoğunun Kaknüs Yayınları’ndan çıktığını söyledi.

‘SATIŞI SONLANDIRIN’

BirGün’e konuşan Lambdaistanbul Ruh Sağlığı Komisyonu üyesi Güdül, kitapların satıldığı noktalarla iletişime geçerek bu kitapları satıştan çekmelerini talep edeceklerini anlattı: “Bu kitapların satıldığı mağazalar arasında Kabalcı, D&R, İdefix internet sitesi ve Litera Yayıncılık internet sitesi. Şimdi onlarla konuşarak bu kitapların satışlarına son vermelerini isteyeceğiz. Bu konuda kitaplar görmüş olup henüz ihbar etmeyen duyarlı insanları danisma@lambdaistanbul.org adresine mail atmaya davet ediyoruz” dedi.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Göçmenlerin katkısı götürüsünden fazla

Birleşik Krallık’ta göçmenlerin kamu hizmetlerinden faydalanmasının maliyeti tartışma yaratırken bir araştırma göçmenlerin ülkeye katkısının daha fazla olduğunu ortaya çıkardı

06.11.2014

Birleşik Krallık’ta düşük gelirli Avrupa ülkelerinden gelen göçmenlerin ekonomiye katkısının kamu hizmetlerinde yarattığı maliyetten daha fazla olduğu ortaya çıktı. The Economic Journal adlı akademik dergide yayınlanan araştırmaya 2008-2011 dönemi arasında göre göçmenlerin ekonomik katkıları, aldıkları kamu hizmetinden 8 milyar dolar daha fazla oldu.

Christian Dustmann ve Tomasso Frattini’nin araştırmasında “Bu göçmenlerin eğitimlerini kendi ülkelerinde aldığını da hesaba katarsak net katkıları daha da artıyor. Çünkü eğitim maliyetleri başka ülkeler tarafından karşılanmış oluyor” ifadeleri yer alıyor.

Birleşik Krallık’ta politikacılar bir süredir Avrupalı göçmenlerin iş imkanlarını çaldığını, eğitim ve barınma hizmetleri üzerine fazladan yük bindirdiğini iddia ederek göçmen karşıtı bir söylem üretiyordu. Başbakan David Cameron AB üyesi ülkelerden gelen göçmenlerin kısıtlanması gerektiğini söylemiş, AB anlaşmalarına aykırı bu talebi nedeniyle Almanya Şansölyesi Angela Merkel’den tepki görmüştü.

Haber içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın