Londra Olimpiyatları: Şehri Soylulaştırmak İçin Bir Fırsat

17 NİSAN 2012
ASHOK KUMAR (Ceasefire Magazine Özel Raporu)
BirGün için çeviren: ONUR EREM

Londra 2012 Olimpiyatı’na hazırlanırken kentsel dönüşümle yoksulları ve işçi sınıfını şehir merkezinden uzaklaştırma çabaları her Olimpiyat’ın müzmin ev sahibi adayı İstanbul için bir ders niteliğinde…

Londra 2012 Yaz Olimpiyatı’na hazırlanırken ana akım medyada bu konuya eleştirel bakış neredeyse sıfır. Bilet fiyatlarının pahalılığı dışında tartışılan bir konu yok-bütün şehir baskın anlatıya esir düşmüş durumda. Oysa her Olimpiyat’tan önce gördüğümüz gibi Londra’da da “Olimpik vurguncular” bu süreçten kendilerine maksimum çıkarı sağlamak için uğraşıyor. Hem uzun vadeli hem de kısa vadeli çıkarları için ev sahibi şehirleri sömüren bu çıkarcılar Londra’yı da etkiliyor.

“Yetkililer sadece birkaç hafta sürecek Olimpiyat için evimizi yıkmak istediler” diyor Maraton koşucusu Cenira dos Santos, “Ama direnerek onları şaşırttık”.

Halkın paralarıyla fonlanan ve yüksek kârlı bu spor olayına ev sahipliği yapmak için dünyanın dört bir yanındaki büyük (ve büyük olma sevdalısı) şehirler birbirleriyle yarışıp Olimpiyat Komitesi’ni etkilemeye çalışıyorlar. Bunun sonucunda ülkeler vergilerle topladıkları parayı sadece birkaç hafta kullanılacak muhteşem stadyumlar ve tesisler için harcamakla kalmayıp şehirleri güvenlik adlı altında askerileştiriyor ve sivil özgürlükleri kısıtlıyorlar.

KATİL ŞİRKET ‘PARTNER’ OLDU

Başlangıçta 7 milyar liraya mal olması beklenen Olimpiyat’ın faturası şimdiden 70 milyar liraya yükseldi. Dahası, iş sözleşmelerini alan şirketlerin büyük kısmı en kötü çalışma koşullarını savunan ve insan haklarını ihlal eden şirketler. Formalara dikilecek Olimpiyat logoları için Çin’de çocuklar günde 11 saatten uzun sürelerde duman dolu fabrikalarda çalıştırılırken, 1984’te fabrikasından saldığı gazlarla Hindistan’ın Bhopal kentinde 11 bin kişiyi öldüren, 600 bine yakın kişiye de kalıcı sağlık sorunları hediye eden Dow Chemicals şirketi Olimpiyat partneri olarak seçildi.

Britanya solunun bir kısmı da kamu parasının özel sektörün önüne böylesine serilmesine karşı çıkıyor, özellikle de böylesine tasarruf politikaları döneminde. 1976 Montreal Olimpiyatları’nın ardından ortaya çıkan borcu ödemek şehrin 30 yılını almıştı. Benzer bir şekilde 2004 Atina Olimpiyatları için başta 250 milyon lira bütçe öngörülürken sonradan bu rakamın 25 milyar liraya çıkması Yunanistan’ın ekonomik krizini etkileyen nedenlerin arasında yer alıyor.

Ancak zenginlerin esas kârı, kalabalıklar ülkelerine döndükten sonra şehirlerde gün yüzüne çıkıyor. Yaygın inanışın aksine şehirlerin yoksul ve tarihsel olarak marjinalize edilmiş, dışlanmış gruplarının Olimpiyatlar’dan son derece kötü etkilenmesi Olimpiyatlar’ın istenmeyen bir yan etkisi değil; tam tersi, şehirlerin Olimpiyatlar’ı almak için birbiriyle yarışmasının özünde bu yatıyor.

Günümüzde Londra’yı Olimpiyatlar’a hazırlamak için seks işçileri ve diğer “istenmeyen gruplar” şehir dışına kovuluyor. Geçtiğimiz 20 yılda yapılanlarla birleştiğinde Olimpiyatlar şehrin karakterini, görünüşünü ve siyasetini baştan şekillendirme stratejinin önemli bir taşı olarak ortaya çıkıyor. Olimpiyatlara ev sahipliği yapan her kentte olduğu gibi Londra’da da yönetim evsizler ve seks işçileri gibi kolay hedeflerden başlayıp sonunda etnik azınlıkları ve işçi sınıfını şehir dışına “püskürtmeyi” hedefliyor. Bunu gerçekleştirmek için uygulanan en genel taktiklerden biri, bu politikaların Olimpiyat nedeniyle değil, “halkın talebi üzerine” gerçekleştiğini söylemek.

MÜLKSÜZLEŞTİRME VE SERMAYE

Olimpiyatlar David Harvey’in de dediği gibi her zaman “mülksüzleştirerek sermaye birikimi sağlama” dediği politikaya hizmet etmiştir. Bunun en görünür örneklerinden biri bazı mahalleleri zorla tahliye edip yıkarak, şehir yapısını sermayenin istediği şekilde dönüştürmektir. Olimpiyatların ana motivasyonu da işte budur. Günümüzde Olimpiyatlar sadece şehirleri “temizleyerek” zenginlerin arzularına uygun bir şehir yaratmak değil, aynı zamanda kâr edilebilir aktivitelerin gerçekleştiği alanları genişletmek içindir de…

Londra’da bir duvardan. Türkçe meali: Olimpiyatların amına koyayım

2007’de Birleşmiş Milletler’in fonuyla yapılan Barınma Hakkı ve Tahliyeler Merkezi araştırmasına göre 1988-2008 arasında yapılan Olimpiyatlar 4 milyondan fazla insanın zorla tahliyesine neden olurken dünya çapında en büyük tahliye nedenlerinin arasında yer alıyor. Bu araştırmaya göre Olimpiyatlar küresel krizin nedenlerinden biri olan emlak balonuna da epey katkı sağlamış. Üstelik tahliye edilenlerin sayısı her Olimpiyatta daha da artmış: 1988’deki Seul Olimpiyatı şehri ayrıcalıklıların kontrolünde olan korporatist bir yapıya dönüştürmek için 720 bin kişiyi yerinden ederken 2008 Pekin Olimpiyatı 1 milyon 250 bin kişinin tahliyesine neden olmuş. 1992 Barselona Olimpiyatı ise Olimpiyat Köyü inşaatı bahanesiyle Roman nüfusun yüzde 90’ını yerinden etmişti.
İnşaat alanı olarak yoksulların azınlıkların yaşadıkları yerlerin seçilmesi bütün Olimpiyatlarda görebileceğimiz bilinçli bir hamle. Böylece sermaye kendine yeni topraklar kazanmış oluyor. Londra’da da Olimpiyat Köyü’nün inşa edildiği Newham, inşaattan önce şehrin etnik açıdan en renkli semtiydi. Şimdilerde tahliyelerin vurduğu bu semtin kaderi de “soylulaştırma” projelerine maruz kalmak oldu.

BREZİLYA’DA HALK DİRENİYOR

Latin Amerika’da ise başka bir süreç yaşanıyor. 2014 Dünya Kupası ve ardından 2016 Olimpiyatı’na ev sahipliği yapacak Rio de Jenario’da sadece 2010’da 150 bin insanın tahliye edilmesi planlanıyordu. Ancak şimdilik 6 bin yoksul insan silah zoruyla tahliye edildi. Halkın direnişi sırasında ordu 30’dan fazla yoksul Brezilyalı’yı öldürdü. Ancak eşi benzeri görülmemiş bir örgütlü mücadeleyle Brezilyalılar hem sokaklarda hem de mahkemelerde bu sürece direniyor. Bu direniş sayesinde tahliye rakamı 6 bini henüz geçemese de önümüzdeki yıllarda tehlike büyüyecek. Bu süreçte işçilerin de yoksul halkla dayanışması çok önemliydi, hâlâ 8’den fazla şehirde 25 binden fazla Dünya Kupası işçisi grev yapıyor. Sendikalar politikalar değişmezse ülke çapında uzun süreli grevlere gideceklerini açıkladılar.

Her Olimpiyat şehrinde devlet, halkın alanlarını yıkıp özel sektöre veriyor. Yıkılan mahallelerdeki ortak şehirli, mahalleli kültürü yerine bireysel tüketici kültürü yaygınlaştırılıyor. Bu soylulaştırma hamlelerinin sonucunda yabancılaşma, aidiyetsizlik, akraba ilişkilerinin kopuşu gibi önemli, derin siyasal ve kültürel yıkımlar gerçekleşiyor.

Bu planların mimarların amacı göz kamaştırıcı bir gösteri yaratmak; yarattıkları hegemonik aygıtla özgürlükleri, mekânsal ilişkileri, şehrin işçi sınıfının kendi kaderini tayin hakkını baştan tasarlamak. Olimpiyatlar da bunun için başka hiçbir etklinliğin sunmadığı fırsatı sunuyor.

Reklamlar

About onurerem

journalist @ birgün newspaper. twitter.com/onurerem
Bu yazı Çeviri içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s