İşgalciler ve İşgal Mekanları

ONUR EREM

İşgalcilerin dünya çapında kullandıkları işaret

Bir binayı yasalara göre hakkı olmamasına rağmen işgal etmek ve orada yaşamak insanların yüzyıllardır yaptığı bir eylem. Gerek kullanılmayan boş binaları işgal etmek, gerek yasadışı binalar yapıp içine yerleşmek neredeyse her ülkede gözlemleniyor. Batı dillerinin bir kısmında bu işgal mekanlarına “squat” deniyor. Kelimenin kökeninde ise “çömelmek, kurulmak” fiili var. Yazar Robert Neuwith’e göre dünya çapında bir milyar kişi “işgalci” statüsünde. Bu işgalcilerin çoğu yoksulluk nedeniyle işgalci olsalar da bazıları, özellikle Avrupa’dakiler ideolojik nedenlerle, bazen de müzik, resim ve benzeri sanatsal üretimler yapılabilecek bir ortam yaratma isteğiyle işgal ediyor ve mekanlarını anarşist veya komünist prensiplerle yönetiyorlar.

İşta dünyanın dört bir yanından işgal mekanları:

Almanya: Frankfurt’taki Au adlı bina 1983’ten beri işgalcilerin kontrolünde. İşgalciler binayı “Yaşayan bir proje ve otonom kültür merkezi” olarak tanımlıyor. Kültürel ve siyasal tartışmalara, halka açık bir mutfağa ev sahipliği yapan binada müzik festivalleri ve konserler de düzenleniyor. Konser afişlerinde bir uyarı dikkati çekiyor: Naziler giremez. Hamburg’daki Rote Flora binası da işgal mekanlarının dikkat çekici bir örneği. 1888’de bir tiyatro olarak inşa edilen ve 1989 yılında işgal edilen mekan 2007’deki G8 protestoları sırasında alternatif siyasal ve kültürel kongrelere ev sahipliği yaptı. Hamburg’da sol gençliğin buluşma noktası olan mekanda alternatif müzik grupları konser verirken sanatsal sergiler de düzenleniyor.

Britanya: “Bu bir otlakçılık değil” diyor Bristol’daki Biz adlı işgalci, “Bu ev boş duruyordu, ve evlerin boş durması bir israftır! Bu yüzden girip burada oturmamda bir sakınca görmüyorum”. Birleşik Krallık hükümetine göre Britanya’da 20 bin civarında işgalci ve 650 bin boş bina bulunuyor1. Aslında işgal evlerinin geçmişi en eski olduğu bölgelerden biri Britanya. 1381’deki köylü isyanlarından 17. yüzyıldaki kazıcılara kadar Britanya’nın geniş bir işgal tarihi bulunuyor. Günümüzde ise yasalara göre 10 yıl işgal edilen binanın mülkiyeti işgalciye veya işgalcilere geçiyor. Ancak bu yasadan faydalanmak oldukça zor, çünkü işgalci burada 10 yıl boyunca aralıksız olarak oturduğunu kanıtlamak, oturmaya başlarken de tapu müdürlüğüne burayı işgal ettiğini bildirmesi gerekiyor. Bu durumda tapu müdürlüğü mülk sahibine haber vereceği ve mülk sahibinin de itiraz ederek işgalcileri binadan attırabileceği için uygulamada bu sistem işlemiyor. Sayısız işgal mekanına ev sahipliği yapan Londra’da sadece işgalcilere yardım etmek ve yasal danışmanlık sunmak için kurulan ASS (Advisory Service for Squatters – İşgalciler için Danışma Hizmeti) adlı grup işgal ettikleri bir ofis binasında işgalcilere yardım ediyor, ayrıca hazırladıkları kitapçılar ve internet siteleri aracılığıyla işgalcileri bilgilendiriyor2.

Danimarka: Kopenhag’daki Christiania bölgesi 1971’de 900 kişilik bir grubun işgaliyle alternatif bir topluma dönüştü. Terkedilmiş bir askeri bölge olan Christiania kalacak yeri olmayan insanların kalabileceği bir barınma mekanı, ve ayrıca farklı alt kültürlerin oluşup kendilerine yer bulabildikleri bir toplumsal harekete dönüştü. Görüntü almanın yasak olduğu mahallede esrar satmak ve içmek de serbest.

Fransa: Avrupa’nın en pahalı şehirlerinden Paris’ta sürekli yükselen ev fiyatları nedeniyle insanlar işgal evlerinde kalsa da daha dikkat çekici olna işgal mekanları “sanatçı işgalleri” de denen, sanatçıların işgal edip sanat eserleriyle birer müzeye dönüştürdükleri yapılar. Hatta Rivoli’deki bir “işgal müzesi” 2001 yılında 40 bin ziyaretçi ile şehrin en çok ilgi çeken üçüncü güncel sanat mekanı olmayı başardı. Muhafazakar yönetimin kapattığı mekan, belediye yönetimini sosyalistlerin kazanmasıyla 2010 yılında tekrardan ziyarete açıldı3. Şehirde 10 yılda dünyanın dört bir yanından 5 bin grubun sahne aldığı, hatta devlet televizyonunun bile konser yayını yaptığı başka mekanlar da bulunuyor.

Hollanda: Hollanda, işgalin yasal olduğu ülkelerden biriydi. İşgalciler 12 ay boyunca kullanılmayan bir mekana yerleşme ve bina kullanılmadığı müddetçe burada kalma hakkına sahipti. Ancak 2010 yılında hükümetin çıkardığı bir yasayla işgal yasadışı hale getirildi. Bunu protesto eden işgalcilere polis sert müdahalelerde bulundu4. Yerel yönetimler ise kararı uygulamaktan kaçınacaklarını ilan etti. 28 Ekim 2011’de ise Yüksek Mahkeme ise bir hakim kararı olmadan işgalcilerin tahliyeye zorlanamayacağına hükmetti.

Poortgebouw

Hollanda’nın en dikkat çekici işgallerinden biri Pannerden kalesidir. Terkedilmiş haldeki bu kalede 200 yılında yaşamaya başlayan işgalciler 2006 yılında 2 gün süren, makineli tüfekli polis ve askerlerin katıldığı ve 1 milyon dolara malolan bir operasyonla kaleden çıkartıldı. Günümüzde Amsterdam’da OT3015, Rotterdam’daki Het Slaakhuis ve Lahey’deki Poortgebouw6 gibi işgal mekanlarında insanlar organik sebze yetiştirmekten ucuz kafe/restoran/bar işletmeye, internet üzerinden canlı yayınlanan konserler düzenlemekten birçok farklı alanda ücretsiz eğitime kadar sayısız etkinlikler düzenliyor.

Kenya: Başkent Nairobi’nin hemen dışındaki Kibera bölgesinde kanalizasyon, su, elektrik, tuvalet ve yol dahil hiç bir hizmetten faydalanamayan çok sayıda insan yaşıyor. Bölgede yaşayan Aloo John “Tuvalet olmadığı için ihtiyacımızı kağıt torbalarla giderip akşamları camdan dışarı atıyoruz. Eğer geceleri sokaklarda yürürken başınıza bir şey düşerse bilin ki bu birinin pisliğidir” diyor7. 1920’lerde yerleşilmeye başlanan ve ardından hızla büyüyen bölgenin nüfusu resmi rakamlara göre 170 bin. Resmi olmayan tahminler ise bu sayıyı çok daha yukarılara, bir milyon ile iki milyon arasına çekiyor.

Meksika: Meksika’da yoksulluk nedeniyle büyük şehirler dışına gecekondu mahalleleri kurmak en az Türkiye’deki kadar yaygın. Başkent Meksiko’daki Nezahualcoyotl gecekondu bölgesinin nüfusu resmi rakamlara göre bir milyondan daha fazla. Meksika yasalarına göre boş bir mülkte 5 yıl oturanlar oranın mülkiyetini üzerina alabiliyor. Bu yüzden binaları işgal edenler 5 yıl farkedilmeden oturabilme umuduyla yaşıyor. Bir de yasadışı gecekondu inşa edenler var tabii. Onların durumu her seçimde oy malzemesi haline geliyor. Partiler “eğer bize oy verirseniz buraları yasallaştıracağız, tapu vereceğiz” vaadiyle oy topluyorlar (bir yerlerden tanıdık geldi galiba).

Mısır: Kahire’deki Ölüler Şehri de bir milyona yakın insana ev sahipliğ yapıyor. Kahire’nin tarih boyunca kullanılan mezar ve anıtmezar bölgesi olan Ölüler Şehri’ne yerleşen evsizler buradaki anıtmezarların içinde yaşıyor. 1992’de Kahire’de 50 bin kişiyi evsiz bırakan depremin ardından Ölüler Şehri’nin nüfusu daha da artmış.

Mozambik: Beira’daki Grande Hotel, 50’lerin başında lüks bir otel, hatta kıtanın en lüks oteli olarak inşa edilmişti. Ancak Mozambik İç Savaşı’nda hizmet vermeyi bırakan otel, o günden beri bir işgal mekanı. Binanın içinde 2 bin ile 3 bin arasında insanın su ve elektrik olmadan yaşadığı tahmin ediliyor. İşgalciler mümkün olan her alanı yaşam alanına çevirmiş, otelin havuzu ise çamaşır yıkamak için kullanılıyor8.

Mekan: Barcelona
Evin çatısında yazan yazı: İşgal et ve diren.
Çatıdaki pankartta İngilizce yazan yazı: “Madem ‘Turist Mevsimi’ diyorlar, niye turistleri vurmamıza izin vermiyorlar?”

Yoksul ülkelerde işgal evleri genellikle bir ihtiyaç olarak ortaya çıkar. Şehirlerin kenar bölgelerinde kalan arsaları işgal eden halk, buraya kendi başlarına evler kurarak barınma ihtiyaçlarını karşılamaya çalışır. Altyapıdan yoksun olan bu bölgeler zamanla dönüşüp şehrin bir parçası haline gelebilir, veya olduğu gibi kalabilir de. Galler’de 16. yüzyılda vergiden bunalan köylülerin kamu arazisine inşa ettiği ve “Tỳ unnos” (bir gecede yapılan) adını verdikleri binalar kadar Türkiye’deki gecekondu mahalleleri de bu durumun birer örneği.

Gelişmiş ülkelerde de benzer işgaller gözlenebilir. Ancak bu ülkelerdeki işgaller farklı ihtiyaçların sonucu da olabilir. Hollandalı sosyolog Hans Prujit’e göre farklı işgal tiplerini 5 ana kategoride inceleyebiliriz9:

1) Yoksunluk nedeniyle: Barınacak mekanı olmayan insanların barınma ihtiyaçlarını karşılamaları

2) Alternatif barınma stratejisi olarak: Şehir yönetimlerinin ve belediyelerin yeni gelen yerleşimcilere bir alan açmakta yavaş davranması sonucunda insanların bu ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik.

3) Girişimci işgal: Bölgedeki toplumun ucuz bar, kafe gibi ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kullanılmayan bir binanın işgal edilmesi

4) Tepki işgali: Belediyelerin/yönetimlerin çürümeye veya yıkılmaya terkettiği yapıları kurtarma amacıyla

5) Siyasal işgal: Toplumsal alan eksikliğinden rahatsız olan veya bir şeyleri protesto etmek isteyen insanların bir binayı işgal etmesi

Geçen yıl kaybettiğimiz büyük anarşist yazar Colin Ward’da göre aslında her mülkiyet bir işgaldir: “İşgal en eski barınma biçimi. Bugün Britanya’ya baktığımızda 710 km2 lik toprağa sahip olan Kraliçe veya Britanyalı mülk sahiplerinin de işgalci olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü onlar dünyanın hepimize sunduğu toprağa ticari bir mal gibi bakıyorlar. Onların özel mülkiyetleri insanlığın geri kalanından çalınmış işgal mülkleridir”

Reklamlar

About onurerem

journalist @ birgün newspaper. twitter.com/onurerem
Bu yazı Yazı içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s