Dipsiz Kuyu: Almanya’nın kendi eliyle yarattığı nükleer felaket

Almanya’daki Asse II madenine 50 yıldır depolanan nükleer atıklar çıkartılırken uzmanlar uyarıyor: Atıkların çıkması, içeride kalmasından daha zararlı da olabilir

Almanya’nın Aşağı Saksonya bölgesinde, Remlingen’deki eski bir kayatuzu madeni olan Asse II, 1965’ten beri araştırma ve uzun süreli nükleer atık depolama amacıyla kullanılıyor. Nükleer enerji santrallerinden çıkan bu atıkların binyıllar boyunca doğaya karışmayacak bir şekilde saklanması gerekiyor. İnsanlığın günümüzdeki teknolojisiyle bunu yapıp yapamayacağı ise meçhul. Ancak ellerinde başka çareleri olmadığı için Alman bilim insanları bu atıkları yıllar boyunca Asse II madenine depolamaya devam ettiler. Üstelik halktan gerçeği saklayıp “burada sadece araştırma yapıyoruz” diyerek. Bugün, madenin derinliklerinde tam 126 bin dev varil dolusu nükleer atık yatıyor.

Asse II’nin yapısı, tıpkı diğer nükleer atık depoları gibi bir karınca yuvasını andırıyor. Fakat Asse II’yi diğer depolardan ayıran önemli bir özellik var: Her yıl 15 santimetre batması. Kayatuzu madenlerinde, herhangi bir sütun ve destek kullanılmadığı için normal olan bu durum maden depo olarak kullanılmaya başladığı zaman bir sorun olarak algılanmıyordu. Batma nedeniyle kayatuzu duvarların yavaş yavaş çökmesi bilim insanlarını endişelendirmemişti. Zira nükleer atık gözden ne kadar uzak olursa o kadar iyiydi!

Duvarların çöküşü ve su baskınları, her geçen yıl artıyor. 1906’dan 1988’e kadar 82 yılda 29 defa yaşanan bu durum, 1988’den sonraki 20 yılda 32 defa yaşandı.

ÇALIŞMALARIN BAŞARILI OLMASI ZOR

Su baskınları sonucunda nükleer atıkların yer altı sularına karışacağından endişelenen bölge halkının çabalarının ardından, madenin eski yöneticisi olan Alman Çevresel Sağlık Araştırma Merkezi 2007 yılında madendeki radyasyonun yayılmasını önlemek için madeni magnezyum klorür ile dolduracağını açıkladı. Halkın buna da tepki göstermesinin ardından hükümet 2008 yılında nükleer atıkları buradan çıkartarak 50 bin metreküplük bir hangarda saklayacağını açıkladı. Ancak bu atıkların nasıl çıkartılacağı sorusu netlik kazanmadı. Bazı bilim adamlarına göre atıkların çıkartılıp çıkartılamayacağı bile belli değil. 2013 itibariyle 50 bin metreküplük hangarın nereye yapılacağı da belirsizliğini koruyor.

Bütün bu belirsizliklere rağmen nükleer atık çıkarma operasyonu 2012 yılında başlatıldı. Ancak yer altı gazlarının patlama riski nedeniyle her vardiyada ancak 20 santimetre kazı yapılabiliyor. Madenin önemli bir bölümünün çökmüş, bir o kadarının da her an çökebilecek durumda olması içerideki çalışmaları daha da zorlaştırıyor. Bu nedenle, çalışmayı yürüten Federal Radyasyon Koruma Ofisi’nin detaylı bir planı, konsepti, zaman çizelgesi ya da teknik önerileri yok. Maden’in teknik yöneticisi Jens Köhler’e göre böylesine sıradışı bir mühendislik çalışması daha önce dünyanın hiçbir yerinde denenmedi. İlk başta “2025’te bütün atıklar çıkmış olacak” denmesine rağmen, atıkları yukarı çıkarmaya bile 2025’ten önce başlanamayacağı anlaşıldı. Tahmini maaliyetinse 20 milyar liradan fazla tutması bekleniyor.

HÜKÜMET: MADENİ STABİLİZE EDİN

Peki hangisi daha etkili bir yöntem? Asse’deki inşaat operasyonunun başında yer alan, daha önce Alp Dağları, Çin ve Hindistan’da sayısız tünel çalışmasında yer almış 47 yaşındaki inşaat mühendisi Jens Köhler bu soruya cevap vermeyi reddediyor: “Asse’de hepimiz hükümet ne derse onu yapıyoruz. Hükümetin bize verdiği emir ise atıkların çıkartılabilmesi için madenin stabilize edilmesi”. Köhler’e göre devlet aynı zamanda projenin önündeki en büyük engellerinden biri. İnşaatın başlaması için toplam 18 bin belge imzalanmış ve bütün bürokratik işlemlerin tamamlanması 2.5 yıl sürmüş.

Mühendisler işi aceleye getirmeden, eski madenin yanına yeni ve stabil bir maden inşa ederek eski madenin dibindeki atıkları buradan çıkarmayı hedefliyor. Ancak bu madenin inşa edileceği yerde kesilmesi gereken ormanda kritik tehlikedeki türlere ait yumurtalar bulunması, inşaatın kendisinin de çevreye zarar vereceğinin anlaşılmasını sağladı. Yok olmaya yüz tutmuş, Uluslararası Doğa Koruma Birliği’nin kırmızı listesinde yer alan bir kurbağa türü olan Rana dalmatina’nın yanı sıra tehlike altındaki ve endemik bitkilerin de inşaat başlamadan önce bir şekilde korumaya alınması gerekiyor.

Sosyal Demokrat Parti’nin yerel parlamentodaki üyesi Marcus Bosse’a göre, nükleer atıkların çıkarılmasına karşı çıkan devlet kurumları, ilişkileri ve yapısal sorunları nedeniyle güvenilir değil. Bosse’a göre sürecin yavaşlamasının nedeni aralarında açıkça nükleer enerjiyi savunan avukatların da yer aldığı Federal Radyasyon Koruma Ofisi ve Federal Çevre Bakanlığı uzmanlarının bir kısmının projeye ayak diremesi. Ofis, 2010’da yayınladığı raporda da atıkları çıkarmayı düşünmeden önce atıkları madenin derinliklerinde izole etmeye uğraşılmasını tavsiye ediyordu.

NÜKLEER YANLILARI OPERASYONA KARŞI

Almanya Federal Meclisi Çevre Komisyonu’nun Sol Partili üyesi Dorothee Menner, Çevre Bakanlığı’nın oyalama politikasını kendi tecrübeleriyle anlatıyor: “Bakanlığın Nükleer Atık Departmanı’ndan Peter Hart, atıkları dışarı çıkarma sürecini hızlandırabilecek her dilekçemizi ve önerimizi reddetti”.

Projenin üst düzey yöneticilerinden biri olan Michael Siemann ise geçen yıl görevinden istifa ederek OECD için çalışmaya başlarken, istifasının ardından televizyonlarda şu açıklamayı yapmıştı: “Atıkların güvenli bir şekilde çıkarılması teknik olarak imkansız. Bütün görevliler bunu biliyor ama kimse söylemeye cesaret edemiyor”. Siemann 2011 yılında proje çalışanlarına yazdığı bir notta da çalışmaları sonlandırmak için girişimlerde bulunduklarından bahsetmişti.

Alman-İsvişçre Radyasyondan Korunma Birliği Başkanı Joachim Breckow da atığın güvenli bir şekilde çıkartılmasının imkansız olduğunu düşünenlerden. Breckow’a göre bu atıkları makinelerle dışarı çıkarmak mümkün değil. Dahası, atıklar dışarı çıkartıldığı takdirde, paketleme ve ulaştırma süreçlerinde çevreye önemli miktarda radyasyon yayılacak. Bu nedenle “kötünün iyisi” olarak, atıkların madende bırakılması gerektiğini savunuyor.

‘KÖTÜNÜN İYİSİ’ HALKA ZARAR VERİR Mİ?

Breckow, madenin nehir suları nedeniyle tamamen çökmesi ve radyoaktif maddelerin suya karışması durumunda bile, çevreye en fazla yıllık 0.1 millisiervert miktarında radyasyon yayılacağını söylüyor. Bu miktar, bir insanın bir yılda doğada aldığı radyasyon miktarının yüzde 3’üne eşit. Örnek vermek gerekirse röntgenler vücuda 0.5 millisiervert, tomografi ise 10 millisiervert radyasyon veriyor. “En kötü ihtimalle halk bölgeden çıkartılan suları içmeyi bırakır” diyen Breckow, atıkların çıkartılma sürecinin sorunsuz bir şekilde gerçekleştirilmesi durumunda bile 50 bin metreküplük, Almanya’nın ve belki de dünyanın en büyük depolama tesisinin üretilmesi ve bu tesisin saldırılar ve uçak kazalarına karşı korunması gerektiğine de dikkat çekiyor.

Yazan: Michael Fröhlingsdorf, Udo Ludwig ve Alfred Weinzierl

Der Spiegel’den Çeviren: ONUR EREM VE PAUL COHEN

Reklamlar

About onurerem

journalist @ birgün newspaper. twitter.com/onurerem
Bu yazı Çeviri içinde yayınlandı ve , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s