Direniş hareketleri ve ortak özellikleri

Direniş hareketleri ve ortak özellikleri

Kitlesel isyan, direniş, işgal ve sivil itaatsizlik eylemleri son dönemde sıklığı artan bir şekilde dünyaya yayılıyor. Peki bu hareketlerin ortak noktaları, benzerlikleri neler? İşte önceki hafta Saraybosna’da 1. Dünya Savaşı’nın 100. yıldönümü nedeniyle düzenlenen 2014 Barış Etkinliği’nde farklı ülkelerden gelen aktivistler bunu tartıştı. Farklı ülkelerden insanlar tecrübelerini aktardı ve ortaya bu tablo çıktı.

1 – İSYAN ÖNCESİ

>> Baskı altındaki toplum, yozlaşmış hükümet, statükoyu değiştirme arzusu:

Yıllardır iktidarda kalan hükümetlerin gittikçe otoriterleşen politikaları veya hükümetler değişse de değişmeyen baskıcı devlet politikaları isyan hareketlerinin temelindeki en büyük parça. Bir noktadan sonra insanlar temsili demokrasi sistemini kullanarak ülkeyi değiştirebileceklerine dair inançlarını yitiriyorlar. Hükümetlerin yolsuzlukları, aniden zenginleşen yandaş işadamları halk tarafından bilinse de bu yolsuzlukların devlet tarafından cezalandırılmasının imkansız olduğunu düşünüyorlar. Kitleler neo-liberal politikalarla yoksullaşmaya devam ederken ha

Ülke yönetimindeki ve toplumdaki bu statüko, zamanla yurttaşları bıktırmaya başlıyor. Özellikle de bu statükonun içine doğan, ne yaparlarsa yapsınlar sistemin değişmediğini gören gençleri.

>> Hükümet kontrolünde medya:

Direniş hareketlerinin yayıldığı ülkelerde medya genellikle hükümetin veya işadamlarının yoğun baskısı altında bulunuyor. Hükümet medyayı rıza yaratmak için bir araç gibi kullanırken olan bitenin farkında olan yurttaşlar okuyacak/izleyecek alternatif bir medya bulamıyorlar.

>> Sivil toplumun yokluğu:

Devletlerin örgütlenme karşıtı politikalarının sonucu olarak bu ülkelerde dini örgütlerin, partilerin ve sendikaların dışında bir sivil örgütlenme bulunmuyor. “Ülkede çok dar 1-2 konuda çalışan küçük STK’ler dışında sivil örgütlenme hiç yoktu, var olan örgütler de genelde toplumla bir bağı olmayan salon örgütleriydi. İnsanlar dernek işleriyle uğraşanların boş işler yaptığını düşünürlerdi” diyordu Ukrayna’dan Sasha Delemenchuk.

2 – İSYAN VE SONRASI

>> Beklenmeyen başlangıç:

“Gezi döneminde Türkiye’deki arkadaşlarımla konuşuyordum. Bir yandan hayranlıkla izlerken bir yandan da Bosna’da bunun imkansız olduğunu söylüyordum. Bizde halk sabırlıdır, itaatkardır, en azından önümüzdeki 10 yılda Bosna’da böyle bir eylemin olamayacağını söylüyordum” diyordu, Bosna’nın Tuzla kentinde yaşayan Miralem Tursinovic. Bu sözleri söyledikten yalnızca 7 ay sonra, Tuzla kentinde başlayan isyan dalgası ülkeyi sardı. Yoksul işçiler ve işsiz kalan işçilerin düzenlediği küçük bir eylem, polis şiddetinin ardından kitleselleşti. Bazen küçük bir eylem, bazen bir polis cinayeti ile başlayan eylemler daha fazla polis şiddetiyle ülke geneline yayılabiliyor.

>> Ne yapacağını bilemeyen, şiddet uygulayan hükümet:

Yıllar boyunca küçük eylemleri şiddetle dağıtmaya alışmış hükümetler, eylemlerin dağılacağı yerde büyümesi üzerine, bildiği başka bir yöntem olmadığından daha fazla şiddet uyguluyor halklarına. Ancak bir noktadan sonra, reflekslerinin işe yaramadığını fark ettikleri noktada polis şiddetini geçici olarak azaltabiliyor veya sonlandırabiliyorlar.

>> Yatay örgütlenen insanlar:

İsyanın başladığı ülkelerde halk sokaklarda, ele geçirdilerse meydanlarda yatay olarak örgütlenmeler kuruyor, komünal yaşamı deneyimliyor. Sendikalar, işçi hareketleri ve varolan siyasi partiler bu hareketlere dahil olsalar da, kitlenin küçük bir kısmını oluşturuyor, kitleyi örgütleyemiyor.

Ukrayna’da göçmen hakları alanında çalışan, anti-faşist mücadeleleri nedeniyle faşistlerin saldırısına uğramış aktivistlerden Maksym Butkevych, dahil olduğu SOS Euromaidan projesini örnek verdi: “Eylemler başladıktan sonra ülkede panik hali ve bilgi kirliliği vardı. Yakınlarını arayanlara ve yardıma ihtiyacı olanlara destek olabilmek için SOS diye bir Facebook sayfası kurduk. Beklemediğimiz kadar yoğun ilgi gördü, gönüllülerin sayısı sürekli arttı. Bir arkadaşımızın evindeki bir odada toplanıp orada çalışmaya başladık ve telefon destek hattı açtık. Bugüne kadar tam 700 bin çağrıya cevap verdik, çatışmalar sırasında kurulan yeraltı hastanelerinde açık akciğer ameliyatları yapılmasını örgütledik, Kırım’ın ilhakının ardından Kırım’ı terk etmek isteyenleri araba-otobüs bagajlarında kaçırdık. Şu anda resmi yetkililer kayıp, yaralı ve ölü rakamlarından bahsederken bizim verilerimize referans veriyorlar. Yatay bir örgütlenmeyle bu kadar şeyi başaracağımızı hayal edemezdik. Şimdi bu kadar şeyi başarabiliyorsak başımızda neden bir devlet ve hükümete ihtiyacımız var ki, diye sorgulamaya başladık”.

Bu hareketlerin bir ortak noktası da arkalarında çok sayıda irili ufaklı toplumsal örgütlenme bırakması.

>> Ajanlıkla, teröristlikle suçlayan hükümet:

“Ülkemizi karıştırmak isteyen güçler ajanlarını sokaklara yolladı. Eylemcilere günlük harçlık vererek sokaklarda polisimizle çatıştırıyorlar. Bu eylemlerin amacı ülkeyi bölmek. Arkasında ise yıllardır ülkemizi bölmeye çalışan X ülkesi var”. Bu ifadedeki X’in yerine Almanya yazınca Türkiye hükümetinin, Avusturya yazınca Bosna hükümetinin açıklamasına dönüşüyor. Hükümetlerin eylemciler karşısında takındıkları tavırlar, onlarla ilgili söyledikleri yalanlar da çoğu ülkede benzerlik gösteriyor. Türkiye-Bosna karşılaştırmasında ise neredeyse birbirinin kopyası.

>> Yurttaş medyası:

Medyanın eylemcilerin görüşlerine yer vermemesi, hükümet emriyle onları karalaması ve polis şiddetini göstermemesi nedeniyle tüm isyanlarda eylemcilerin internet ve sosyal ağlar üzerinden yarattığı yurttaş medyası haberlerin yayılmasında ve egemenlerin yalanlarının ifşa edilmesinde önemli bir araç olarak kullanılıyor.

***

İsyan hareketlerinin benzerlikleri temel olarak bunlar. Tabii ki her isyan hareketi burada anlatılan her maddeye uymayabiliyor. Bu anlatılanlar daha çok Avrupa’daki hareketleri kapsıyor. Atölyeye katılan Londra Üniversitesi’nden Prof. Gilbert Achcar’ın da belirttiği gibi, Arap ülkelerinde tablo farklılaşıyor. “Eyleme katılan insanların, polis şiddetine karşı taş atmayı saymazsak genel olarak barışçıl geçen bu eylemlerin barışçıl şekilde sürdürülebilmesi için karşınızdaki devlet gücünün bir yerde duracağını, insanları kurşun yağmuruna tutmayacağını bilmeniz lazım. Mısır, Suriye ve Bahreyn’de durum böyle değil. Suudi Arabistan gibi ülkeler insanların örgütlenmesine dahi izin vermiyor” demişti Achcar.

İsyan anı ve sonrasındaki maddeler Orta Doğu’da farklılaşsa da isyan öncesindeki durum neredeyse her isyanda aynı. Bu özelliklerin bir araya gelmesi, toplumu adeta bir patlayıcıya dönüştürüyor. Geriye kalan, nereden geleceği bilinmeyen o kıvılcımı beklemek oluyor: Bazen bir parkın yerine yapılacak AVM’den çıkıyor kıvılcım, bazen bir duvar yazısından, bazen de küçük bir işçi eylemine saldıran polisin silahından.

Reklamlar

About onurerem

journalist @ birgün newspaper. twitter.com/onurerem
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s