Rojavalı aileler vahşeti anlattı

Suriye’deki çatışmalardan kaçarak İstanbul’a sığınan, Bağcılar’da çalışarak ayakta kalmaya çalışan üç aile ülkelerini terk etmeye karar verdikleri anı, Türkiye’ye ulaşma maceralarını, İstanbul’da yaşadıkları emek sömürüsünü ve ayrımcılığı BirGün’e anlattı

ONUR EREM 21.09.2013

Burası İstanbul Bağcılar’da 2 odalı bir ev. İçeride 2 aile yaşıyor: 9 kişi, 4’ü çocuk. Onlar Suriye’den kaçarak Bağcılar’a yerleşen yüzlerce Kürt aileden biri. Şanslılar, çünkü başlarını sokabilecekleri bir çatı bulabilmişler. 2 hafta öncesine kadar evde 3 aile olarak 13 kişi kalıyorlamış, sonra Haydar’ın kardeşi yan sokakta ailesine ayrı bir ev tutmayı başarmış.

‘KOMŞUMUZA BOMBA DÜŞÜNCE AYRILDIK’

Evdeki iki ailenin ‘reisleri’ Haydar ve Halil yakın arkadaşlar. Halep’i terk ederken arkalarında akrabalarını, evlerini ve sahip oldukları tekstil atölyelerini bırakmak zorunda kalmışlar. O günden beri geride kalan akrabalarından ve evlerinden haber alamıyorlar. “Sürekli korku içindeydik. İşlerimiz aylardır kesikti, elimizdekilerle hayatta kalmaya çalışıyorduk. Ama bir akşam yemek yerken komşumuzun evine bomba düşmesi ve 2’si çocuk 11 kişinin ölmesinin ardından artık Halep’i terk etmemiz gerektiğine karar verdik” diye anlatıyorlar göçmenliklerinin başlangıcını.

İlk başta Rojava’ya geçmişler. Burada 8 ay kaldıktan sonra Halep’te çatışmaların durulduğunu düşünerek geri dönmüşler ancak kısa süre sonra yanıldıklarını fark etmişler.

DSC_0069

Konuştuğumuz göçmenler hâlâ Suriye’de olan akrabalarının güvenliğini düşünerek fotoğraf çektirmeyi ve soyadlarını vermeyi reddederken çocuklarının fotoğraflarını çekebileceğimizi söyledi. Bu fotoğraftakiler Muhammed ve Silan. Küçük bir odada, ellerindeki 2-3 oyuncakla oynayarak günlerin geçmesini bekliyorlar.

‘TÜRK ASKERİ ERZAĞIMIZA EL KOYDU’

Kaçakçılara kişi başı 200 lira ödeyerek Türkiye sınırına kadar gelmişler ama kaçakçılar o noktada ortadan kaybolmuş, onları terk etmiş. “Ne yapacağımızı bilemeden sınıra gittik, geçmeye çalıştık. Türkiye askerleri erzağımıza el koyup bizi geri gönderdi. Bir ay Rojava’da kaldıktan sonra Ramazan Bayramı’nda tekrar geçmeye çalıştık ve bu sefer başardık” diyor Haydar. Kilis’te bir gece geçirdikten sonra İstanbul’a gelmişler.

BAĞCILARDA GÖÇMEN ÇOK

Neden Bağcılar’a yerleştiklerini sorduğumda birden çok neden sıralıyorlar. Akraba ilişkileri, Bağcılar’da Türkiyeli Kürt nüfusun fazla olması ve semtte çalışılabilecek çok sayıda merdivenaltı tekstil atölyesi olması burayı Suriyeli Kürtlerin en yoğun olduğu noktalardan biri haline getirmiş, tıpkı Küçükçekmece gibi. Onlar da çevrelerinden duyduklarına göre hareket ederek buraya gelmişler. 3 gün amcalarının yanında kaldıktan sonra bir ev ayarlamayı başarmışlar. “Göçmen olduğumuz için emlakçılar daha çok komisyon, ev sahipleri daha çok kira istiyor. 400 liralık eve 500 lira veriyoruz” diyor Halil. Evi tutmak için önce bir tekstil atölyesiyle iş için anlaşıp sonra avans almışlar. “Tekstilin her sürecini bildiğimiz ve kalifiye işçiler olduğumuz için bize avans vermeyi kabul ettiler. Yoksa atölyelerde aylık 500 lira maaş alıp atölyedeki yer yataklarında uyuyan çok Suriyeli Kürt var. Bizleri Türk işçilerden daha uzun süre çalıştırıyorlar ama daha az maaş veriyorlar”.

‘HASTANE BİLE REFERANS İSTİYOR’

Üstelik sağlık güvenceleri de yok. Geçen ay çocukları bacağını kırınca Esenler’de bir devlet hastanesine gitmişler. Kimliksiz ve kaçak statüsünde oldukları için bir TC yurttaşının referansını istemiş doktorlar. Çocuk yurttaşlarına ücretsiz sağlık hizmeti sunan devlet, onlardan tedavi için 400 TL istemiş.

Bu bebeğin adı da Muhammed, ailesinin başka bir ülkeye kaçmasına neden olan savaştan habersiz, uyuyor.

Bu bebeğin adı da Muhammed, ailesinin başka bir ülkeye kaçmasına neden olan savaştan habersiz, uyuyor.

Çocuklarıyla ilgili tek sıkıntıları sağlık değil. Türkçe bilmedikleri için çocuklar sokakta vakit geçirmekten korkuyor. “Bütün gün evin içinde hapis hayatı yaşıyorlar. Evde televizyon da yok onları eğlendirebilecek. Neyse ki teyzem de bizimle kalıyor da gündüz işteyken bütün akrabaların çocuklarına o bakıyor” diyor Haydar. Bir kızları da okul çağına gelmiş ancak okula gitme hakkı yok.

Türkiye’de resmi belgelerinin bulunmamasının sonuçları saymakla bitmiyor. Örneğin kış yaklaşırken evlerine doğalgaz bağlatamıyorlar. Üzerine almayı kabul eden bir TC yurttaşı da bulamamışlar. “Yazın soğuk suda yıkanmak yine çekiliyor ama kışın ne yapacağız, kaloriferi nasıl ısıtacağız bilmiyoruz” diye anlatıyorlar çaresizliklerini.

İşyerindeki ve bürokrasideki ayrımcılığın yanısıra gündelik hayatta da ayrımcılık yaşıyorlar. Mahalleli ev kiralarını artırdıkları için, işçiler maaşları düşürdükleri ve işleri ellerinden aldıkları için şikayetçi. “Çocuklar gürültü yaptığında bile alt komşumuz gelip ‘polis çağırırım’ diye tehdit ediyor. Bunlar normal komşuluk ilişkilerinde olacak şeyler değil, biz yabancıyız diye yapıyorlar” diyor Halil.

‘KENDİ AYAKLARIMIZ ÜZERİNDE DURMAK İSTEDİK’

Devlet bugüne kadar kendilerine hiçbir yardımda bulunmamış. Yalnızca bir kere belediyeden bir koli gıda gelmiş. Neden mülteci kamplarında kalmadıklarını sorduğumda “Duyduğumuz kadarıyla orada hayat güzel değil. İstediğiniz gibi kampa girip çıkamıyorsunuz, yemekleri kötü, iş yok. Öyle bir hayat yaşamaktansa kendi ayaklarımız üzerinde durmaya çalışmayı tercih ettik” diyorlar. Devletten bekledikleri yardım da öyle büyük maddi bir yardım değil. Sağlık ve eğitim hizmetlerinden yararlandırılmak, bürokratik işlerde engellerle karşılaşmamak istiyorlar.

Konuşmamızın sonlarına doğru Haydar’ın kardeşi geliyor eve. Onun adı da Halil. Haydar’ın ürettiği tekstil ürünlerini dükkanında satarak geçiniyormuş Halep’te. “Bir gün muhalifler geldi ve dükkanı soydu. Parasız ve malsız kaldım, piyasalara borcumu ödeyemeyince dükkanı kapattım” diyor. Hangi muhaliflerin saldırdığını soruyorum “Anlayamıyoruz ki! Farklı farklı gruplar var, dışarıdan bakınca hepsi aynı” diyor. Bizi evine davet ediyor, gidiyoruz. Evin tek eşyası yer yatakları. Kıyafetlerini yığdıkları bir oda dışında bütün odalar boş. Ama bir eve çıkabilmiş olmanın mutluluğu yüzlerinden okunuyor. Sonuçta Esenler’de bir evde 16 kişi kalmak zorunda olan tanıdıkları var.

YARDIM KAMPANYASI DÜZENLENİYOR

Haydar ve Halil’den İnan Suver ve eşi Remziye Suver’in aracılığıyla haberdar oldum. Şimdi ise Vicdani Ret Derneği aracılığıyla bir yardım kampanyası düzenliyorlar. Derneğin İstiklal Caddesi’ndeki ofisine XYZ maddelerini getirerek siz de Bağcılar’da yaşayan Suriyeli göçmenlere yardım edebilirsiniz. Tek ihtiyaçları bu maddeler değil fakat derneğin imkanları kısıtlı olduğu için daha fazlasını kabul edemiyorlar. Eğer kendi imkanlarınızla Bağcılar’a kadar götürebileceğiniz başka yardım malzemeleri, yatak, koltuk gibi mobilyalarınız varsa bunları götürmeniz gereken yer için de Vicdani Ret Derneği ile irtibat kurabilirsiniz.

‘Türkiye çetelere silah göndermese mülteci durumuna düşmezdik’

Konuştuğum aile fertlerinin hepsi Türkiye bayraklı araçlardan çetelere para, gıda ve silah yardımı yapıldığını gözleriyle görmüş. ‘Türkiye silah ve para yardımı göndermeseydi, sınırından yabancı cihatçıların Suriye’ye girmesine izin vermeseydi Suriye bugün bu hale gelmezdi, biz de mülteci olmak zorunda kalmazdık” diyorlar.

‘YPG OLMASA KELLEMİZ UÇMUŞTU’

YPG’ye ise büyük sempati duyuyorlar: “YPG olmasa muhalif çeteler kellemizi uçururdu. Hakim oldukları bölgelerde etnik çeşitlilik olmasına rağmen bir sorun çıkmıyorsa onlar sayesindedir”.

‘Şeriat devleti kurulursa geri dönmeyiz’

Ülkelerine dönme planı olup olmadığını sorduğumda “Çatışmalar bitsin hemen döneriz, orada güzel hayatımız vardı, buradaki gibi ayrımcılığa maruz kalmıyorduk. Bizim orada hanımlar gerçekten hanım gibi yaşarlar. Bir erkek hanımını asla çalıştırmaz. Erkeğin maaşıyla 10 kişilik aile bile geçinirdi. Şimdi burada kadınlarımızın iş bakmaya başlaması çok zor geliyor. Kim kazanırsa kazansın, yeter ki savaş bitsin” diyorlar.

‘HAPLANIP SOKAĞA ÇIKIYORLARDI’

Evleri hâlâ duruyor mu, çatışmalarda yıkıldı mı bilmiyorlar. Ama duruyorsa bile içindekilerin gittiğinden eminler. “Zaten biz oradayken muhalifler silahlarla gelip evlerimizi, işyerlerimizi soymuştu, şimdi içerde tek bir eşya kalmamıştır” diyorlar.

“Peki İslamcı gruplar baskın gelip bir şeriat devleti kursa da döner misiniz” diye sorduğumda ise düşünüyor, birbirleriyle konuşuyorlar. Cevap net bir hayır: “Burada sonsuza kadar kalırız ama bir şeriat devletine dönmeyiz. Gözümüzün önünde haplanarak sokağa çıkıp insanlara saldıran, ‘Bismillah’ diyip arkadaşlarımızın hanımlarını kaçıran insanların kurduğu bir rejimde yaşayamayız”.

Reklamlar

About onurerem

journalist @ birgün newspaper. twitter.com/onurerem
Bu yazı Haber içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s