“Hükümetin yalanları ilkokul seviyesinde ve ahmakça”

Sendika ve meslek örgütlerine açılan 1 Mayıs davasını izlemeye ve metal işçileriyle dayanışmaya gelen ITUC Başkan Yardımcısı Jaap Wienen, hükümetin ilkokul seviyesinde, ahmakça yalanlarla kendini gülünç duruma düşürdüğünü söylüyor

06.02.2015 ONUR EREM @onurerem

Dünyanın en büyük sendikal örgütü olan, 160’dan fazla ülkede 176 milyon işçinin örgütlendiği Uluslararası Sendika Konfederasyonu’nun (ITUC) Başkan Yardımcısı Jaap Wienen önceki gün İstanbul’daydı. 38 yıldır sendikal mücadelenin içinde yer alan Wienen hem grevleri ertelenen metal işçileriyle dayanışmak hem de 1 Mayıs 2014’te Taksim’de kutlama çağrısı yapan KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’ye açılan davayı izlemek için gelen Wienen ile Türkiye’deki grev yasaklarını ve 1 Mayıs davasını konuştuk:

>> Metal işçilerinin grevi “ulusal güvenlik” bahanesiyle hükümet tarafından ertelendi. Geçen yaz aynı bahaneyi cam işçilerinin grevini aynı şekilde engellemişlerdi. Türk hükümetinin işçilere karşı bu tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çok üzücü. Hükümet kendini gülünç duruma düşürüyor. Türkiye’de hükümetin yaptığı açıkça siyasi bir müdahaledir, tamamen yanlıştır. Türk hükümetine mektuplar göndererek bunun büyük bir hata olduğunu söyledik, işçi haklarının net bir ihlalidir.

İşçilerin talepleri makul olmasına rağmen işverenler pazarlık konusunda çok yetersiz davrandı. İşçilerin istedikleri şartları rahatlıkla yerine getirebilirlerdi. Bu işçiler yalnızca daha iyi bir maaş istiyor. Bazı işverenler buna sıcak baksa da MESS kabul etmedi. Bir avuç geri zekalı bürokrat oturmuş kafalarına göre karar veriyor. Bir süre sonra işverenler de bundan rahatsızlık durmaya başlayacaktır. Hatta bazı işverenler kendi işçileriyle uzlaşmak istedi ama işveren örgütü MESS bu noktadan çok uzaktaydı. MESS, sendikalara “sorun çıkarmak isteyen anarşist” gözüyle bakıyor. Bu tarz işveren örgütleri işçilere ve içi sorunlarına en uzak örgütlerdir. Bütün gün masa başında, işçilerden uzaktadırlar. Oysa işverenler kendi fabrikalarında işçilerle az da olsa temas kurar, durumlarını bilir.

Dünyanın her yerinde işçiler makul bir pazarlık yürütmek ister, bu çok doğaldır. İşveren nasıl ki petrol fiyatları yükseldiğinde ürününün pahalılaşacağını hesaplıyorsa, işçilerin yaşam koşulları pahalılaştığında da işçilere ödeyeceği maaşın artacağını kabul etmek zorundadır. Aksini iddia etmek saçmalıktır.

Ben 25 yıl boyunca sendikalarda işverenlerle pazarlık yürüttüm. Fabrikanın verimliliği arttıkça işçilerin maaşlarını artırmak, daha fazla tatil istemek, çalışma saatlerini azaltıp daha fazla işçiye iş imkanı doğurmak gibi istekler çok doğaldır. Tabii ki hiçbir zaman istediğimizin yüzde yüzünü alamayız. Ama işveren de bu pazarlıkta makul adımlar atmak zorundadır. Eğer atmazlarsa işçiler işverenlere bir şekilde baskı uygulamak ister. Bunu greve gitmeye bayıldıkları için değil, ellerindeki tek silah bu olduğu için yaparlar. İşçilerin yüzde 99’u durduk yere greve gitmek istemez. Grev yorucudur, ilişkileri değiştirir, gerginlikler yaşanabilir.

Böyle lider olur mu?

Türkiye’nin siyasi liderliğinin düşünce kapasitesinin çok kısıtlı olduğunu anladık. Bölgede ve dünyada büyük rol oynamak, liderlik üstlenmek istediğini açıklayan siyasetçilerin bu kadar saçma kararlar alması bunu gösteriyor. Bir ülkenin ulusal güvenliği, 15 bin işçinin işvereniyle anlaşmazlığı nedeniyle sarsılıyorsa bu ülkeden lider ülke olabilir mi?

>> Grevin işçilerin elindeki son silah olduğunu söylemiştiniz. Bu son silahın da hükümet tarafından işçilerin ellerinden alınmasının ne gibi sonuçları olur?

Bu grev sendikalar tarafından örgütlenmiş yasal bir grevdi. Eğer sendikaların böyle bir yasal grev yapmasını yasaklarsanız işçileri öfkelendirirsiniz. Bir noktadan sonra kendileri, sendika liderliği olmadan resmi olmayan grev ve eylemler yapmaya başlayacak kadar öfkelenirler. Bu tarz hareketler de kaos yaratır. Hükümetinizin tavrı, işi bu noktaya götürme riski taşıyor.

Sendikalar yasal bir grev örgütlediği zaman hiçbir şekilde üretim araçlarına zarar vermez, sendika sorumluluk alır, güvenlik riski olmaz. Ama resmi olmayan grevlerde ne olacağını kimse kestiremez. İşçiler sabotaj da yapabilir. Bu yüzden hükümetin ne yaptığından haberi olmadığını düşünüyorum.

>> Uluslararası sendikal mücadele tecrübeli bir isim olarak bu noktadan sonra işçilere ne tavsiyeniz olacaktır?

Buradaki işçilere tavsiyem, haklı taleplerinden hiçbir şekilde vazgeçmemeleri. Onurlu bir hayat sürmek için yasal yollar sonuç vermediğinde eylemliliğe geçin. Eğer sendikanız hakkınızı savunmuyorsa, hakkınızı savunacak bağımsız ve demokratik bir sendikaya geçin. Bu noktada yalnız olmadığınızı bilin. Uluslararası işçi hareketleri olarak her zaman yanlarındayız, Türk hükümetinin bu absürt uygulamasını uluslararası topluma ifşa etmeye devam edeceğiz. Avrupa’nın dört bir yanından işçiler ve örgüt temsilcileri buraya gelip destek vermeye, mesajlarını yaymaya devam edecek. Çünkü bu aptallık kabul edilemez.

Eşi benzeri olmayan bir komedi

>> İstanbul’a sendikacıların 1 Mayıs davasını izlemek için geldiniz. Bu dava hakkındaki yorumlarınız nedir?

Buradaki siyasetçiler ve yetkililer sendikalardan çok korkuyor. İnsanların bir meydanda yanyana durmasından korkuyor. Bunu siyasi güçlerine bir tehdit olarak görmeleri gerçekten absürt. İnsanların bir meydanda yanyana gelmesi bir hükümet için tehditse o hükümet çok güçsüz bir hükümet olmalı.

Hükümetin geçen 1 Mayıs’taki agresifliği korkunç boyutlardaydı. Sendika binası önünde toplanan masum insanlara saldırıp dövdüler. Bu da yetmezmiş gibi onları hastaneye kadar gazlarla kovaladılar, hastanenin içine gaz attılar. Bu dünyada eşi benzeri olmayan bir uygulama! Hangi ahmak polis bir hastaneye göz yaşartıcı gaz atmayı akıl etti?

Türk hükümeti Avrupa mahkemelerinde şaka gibi bir savunma yaptı. “Bir polis memuru gazın üstüne oturmuş, gaz patlamış, hastaneye fırlamış” dediler. İlkokul çocuğu yalanları gibi savunma yaptı hükümet. Bu nasıl bir komedi? Bu ahmakça açıklamayı akıl eden kim? Avrupa mahkemelerinde savunma yapma görevi verilen memurun bulduğu en iyi bahane bu olmuş, düşünebiliyor musunuz?

>> Türk yargı sisteminde devletin bu tür savunmaları genellikle kabul görüyor. Muhtemelen Avrupa mahkemelerine de alışkanlıkla böyle bir savunma göndermişlerdir.

Bu savunmayı bir Türk’e, Alman’a, Japon’a, dünyada herhangi birine okursanız gülmemesi imkansız. Türkiye’deki işçi sınıfının böyle seviyesiz insanlarla, lanet olası çocukça yalanlarla muhatap olmak zorunda kalması çok üzücü.

1 Mayıs davasında sendikacıları nasıl mahkum edecekler? 1 Mayıs’ı kutlayarak hükümeti devirmek ve devrim yapmakla mı? Böyle bir ceza verseler ellerine ne geçecek? İşçileri daha da öfkelendirecekler. Hükümet istediği sonucun tam tersini elde etmiş olacak. Meydanlarda buluşmayı yasaklamanın, insanlara saldırmanın gerekçesini “huzur sağlamak ve devrimci hareketi bastırmak” olarak açıklıyorlardı. Ama bu aptalca kararlar huzuru bozdurdu, insanları daha da öfkelendirdi. Dahası, uluslararası kamuoyunun gözleri Türkiye’ye çevrildi. Bu davranışlarına devam ettikçe Türkiye’deki durum uluslararası kamuoyunda daha da fazla tartışılacak. Türkiye’nin saygınlığı sürekli azalıyor. Bu baskı politikaları dünyadaki herhangi bir makul hükümetin uygulamayı düşünemeyeceği boyutlarda.

>> 1 Mayıs yaklaşıyor, İstanbul’daki kutlamalara katılmayı düşünüyor musunuz?

ITUC temsilcileri gelecek. Geçen yıl genel sekreterimiz gelmişti, bu yıl da başka arkadaşlarımız gelecek.

>> Gaz maskesi getirmeyi unutmasınlar.

(Gülüyor) Türkiye’nin kullandığı gaz miktarı inanılmaz. Göz yaşartıcı gaz atarak toplumu bastırabileceklerini düşünüyorlar, büyük saçmalık.

Türkiye’de örgütlenme özgürlüğü, kolektif pazarlık hakkı ve grev hakkı için mücadele ediliyor. Oysa Türkiye ILO sözleşmelerini imzalamış, uluslararası saygınlık arayan bir ülke. Böyle bir ülkede bu haklar ve özgürlüklerin çoktan sağlanmış olması gerekirdi. Hükümetin yaptıkları, hedeflerinin tam tersinin gerçekleşmesine yol açıyor. Baskıyla bir toplumu yönetmek isterseniz sürekli daha fazla baskı uygulamanız gerekir.

Sonunda diktatörlük getirir

Türkiye seneye daha da fazla gaz mı alacak? Bu sonunda Türkiye’ye diktatörlük getirir. Bir sonraki adımınız ne olacak? Gücünüzü korumak ve size itiraz eden herkesin çenesini kapamak için daha ne kadar ileri gideceksiniz? Seçimleri de yasaklayacak mısınız? Bu çok endişelendirici. Tarihe baktığınızda bu gidişatın sonunu biliyoruz. Bu tarz liderler sürekli daha fazla gücü elinde toplamak için daha da aşırılaşarak sonunda kendi meşruiyetlerini yok ederler. Demokratik bir ülkede bunu yapamazsınız. İnsanların ifade özgürlüğünü yasaklayamazsınız, grev hakkını engelleyemezsiniz. Bu hükümete kimler danışmanlık yapıyor çok merak ediyorum.

>> Erdoğan’ın telekineziyle öldürülmeye çalışıldığını açıklayan insanlar danışmanlık yapıyor.

Türk hükümetine bir mesaj göndermek istiyorum: Lütfen gerçeklikten ne kadar koptuğunuzu, normal davranışlardan ne kadar uzaklaştığının farkına varın. Yetersizliğiniz, kabiliyetsizliğiniz gülünç noktalarda. Korkuyorsunuz ama korkarak liderlik yapılmaz.

Erdoğan açıklamalarıyla Türkiye’nin yüz karası oldu

>> Avrupa’da bir grevin en son ne zaman “ulusal güvenlik” adı altında bu şekilde ertelendiğini hatırlıyorsunuz?

Avrupa’da böyle tek bir örnek hatırlamıyorum. Türkiye’deki bu duruma benzer tek örneği Mısır’da gördük son dönemde, fırın çalışanlarının grevlerini yasaklamışlardı ulusal güvenlik nedeniyle.

Bazı ülkelerde nadir olarak ulusal güvenlik nedeniyle grevlere dair kararlar alındığını görürüz, ama bunlar gerçekten ulusal güvenlik diyebileceğimiz konulardır. İtfaiye, ambulans, hastane gibi hizmetlere ilişkindir, ciddi bir durum karşısında minimum bir hizmet verilmesi içindir ve nadiren uygulanır. Bunu anlayabiliriz.

Üstelik Avrupa’da bu kararlar hükümet tarafından alınmaz. İşveren şirket veya kurum mahkemeye giderek bu konuda bir başvuru yapar, mahkeme böyle bir karar alır. Türkiye’deyse kararı hükümet alıyor, iptali için işçiler mahkemeye gidiyor.

Belçika’da sonbaharda büyük bir genel grev oldu, ülkede hiçbir şey çalışmadı. Ne hükümet, ne yargı karıştı. Yeni seçilmiş bir hükümet asgari ücretten emekli aylıklarına kadar tüm gelirleri azaltıp emeklilik yaşını azaltacağını duyurmuştu, işçi sınıfı bu karara karşı ayağa kalktı. Bu tarz grevler işçilerin hakkıdır. İnsanların bir dahaki seçime kadar dört yıl bekleyip hiçbir şey dememesi beklenemez. Türk hükümeti anayasasını da, yasalarını da, uluslararası anlaşmaları da ihlal ediyor.

>> Örnek bulmak için belki biraz daha geriye gitmek gerekebilir. Türk hükümeti Soma katliamının ardından 19. yüzyıl İngilteresi’nden örnek vererek böyle kazaların normal olduğunu söylemişti.

Bunlar utanç verici açıklamalardı, Erdoğan’ın bu konuşmasını çok iyi hatırlıyorum, Türkiye için yüz karası oldu. Bu tarz referanslarla konuşmaları rezalettir. 19. yüzyılda güvenlik önlemleri, ekipmanlar 21. yüzyıldaki kadar gelişmemişti. O dönemde bile böyle kazalar olunca insanların bu koşullarda çalıştırılması tartışılırdı.

Büyük kepazelik

Türkiye gibi bir ülkede böyle örneklerle savunma yapmak, bunu sevdiklerini kaybetmiş insanların yüzüne söylemek büyük kepazeliktir, şok edicidir. Kazalar tabii ki olabilir ama yetkililerin güvenliği denetleme sorumluluğu varken bu denetleme düzgün yapılmıyorsa bu kaza değildir, suçlu yetkililerdir.

Reklamlar

About onurerem

journalist @ birgün newspaper. twitter.com/onurerem
Bu yazı Söyleşi içinde yayınlandı ve , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s