İtiraz sonuç verdi, WordPress açıldı

Gölbaşı Sulh Ceza Hakimliği’nin popüler blog sitesi WordPress’e erişimi engellemesine yapılan itirazdan bir gün sonra site tekrar erişime açıldı. Ancak siteyi erişime açan mahkeme değil, süreç hukuka uygun işlemiyor

30.07.2015

Ankara Gölbaşı Sulh Ceza Hakimliği’nin geçen hafta aralarında sendika.org ve DİHA da olmak üzere pek çok haber sitesiyle birlikte erişimi engellediği kararına akademisyenler Kerem Altıparmak ve Yaman Akdeniz ile BirGün muhabiri Onur Erem itiraz etti.

Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın (TİB) 96 farklı siteye erişimi engellemesi kararının Gölbaşı Sulh Ceza Hakimliği tarafından 25 Temmuz’da kabul edilmesine itiraz edilirken, başvuruda WordPress ve Blogspot sitelerinin kullandığı IP adreslerinin engellenmesinin yalnızca istenen sitelere değil, pek çok bloğa erişimi engellemek anlamına geldiği mahkemeye açıklandı.

29 Temmuz’da verilen dilekçede bu uygulamanın ifade özgürlüğü, bilgi edinme hakkı ve haber verme hakkının ihlali anlamına geldiği ifade edilirken Anayasa Mahkemesi’nin Youtube yasağına karşı verdiği karara ve AİHM kararlarına atıfta bulunuldu.

Mahkeme kararı yok

İtirazın ardından 30 Haziran’da engellenen WordPress ve Blogspot’un IP adresleri tekrardan erişime açıldı. Fakat bu açılma mahkemenin herhangi bir kararı olmadan gerçekleşti. Durumu BirGün’e değerlendiren Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Yaman Akdeniz şunları söyledi: “Wordpress’in kapatılmasına verilen tepkiyle TİB yanlış bir iş yaptığını anladı. Erişim engeli talebi geldiğinde TİB idari tedbir kararıyla erişimi engelleyip mahkemeye başvurmuş, mahkeme de engellenmesi yönünde karar vermişti. Bu noktadan sonra erişim engelini kaldırma yetkisi olan mahkemedir. Ancak mahkemenin bu yönde bir kararı olmadan erişim tekrardan açıldı”.

Bu durumun sansürün çok kolay olduğunu ancak sansürü kaldırmanın daha uğraşlığı olduğunu gösterdiğini söyleyen Akdeniz, bu tür sansürlerin gelecekte gerçekleşmeye devam etmemesi için uğraştıklarını anlattı.

Vikipedi’nin bir sayfası açıldı

Öte yandan Yaman Akdeniz ve Kerem Altıparmak’ın Yüksek Seçim Kurulu’na yaptığı başka bir başvuru sonucu 7 Haziran Genel Seçimi öncesi YSK’nin tedbir kararıyla erişimi engellediği 90 sayfaya erişim tekrar açıldı. Seçimlere dair haber sitelerinden haberler ve Vikipedi’deki 2015 Genel Seçimleri Anketleri sayfasının da dahil olduğu 90 sayfanın açılmasını yorumlayan Akdeniz “Bu sayfalar hakkında tedbir kararı verilmişti. Ama tedbir kararı süreli olmalı, 7 Haziran’da oy kullanım süresinin bitmesiyle sonlanmalıydı. Tedbir kararını süresiz verdikleri için biz başvuru yapana kadar kaldırılmadı” dedi.

Reklamlar
Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Madene karşı yürüyenlere beşer ay hapis cezası!

Ordu’nun Fatsa ilçesindeki madene karşı Ocak’ta yapılan yürüyüşün düzenleme komitesine “rapor vermedikleri” için 5’er ay hapis cezası verildi. Ceza alan Yorulmaz: Yıldıramayacaklar!

fatsa maden215.07.2015 ONUR EREM @onurerem

Ordu’nun Fatsa ilçesinde siyanürle maden çıkarma faaliyetlerine karşı Ocak ayında yapılan kitlesel ve barışçıl yürüyüşün düzenleme komitesinde yer alanlara açılan davada yedi kişiye beşer ay hapis cezası çıktı. Davanın avukatlarından Alptekin Ocak, Fatsa Asliye Ceza Mahkemesi’nin dün verdiği kararda düzenleme komitesinde yer alanlara “yürüyüşün ardından kaymakamlığa yürüyüşle ilgili rapor verilmemesi” ve “yürüyüşte bazı insanların belirlenen rotanın dışında yürümesi” nedeniyle hapis cezası verirken kararın açıklanmasının geri bırakıldığını söyledi.

‘Eylemciler memur mu?’

“Ben de o yürüyüşe katılmıştım. Fatsa’daki 5-6 köyün yanı sıra Fatsa merkezi ve İstanbul’dan da katılım olmuştu. Binlerce kişiydik ve yürüyüş tamamen barışçıldı” diyen Ocak, bu kararla halkın yıldırılmak istendiğini düşünüyor: “Çok şekli sebeplerle ceza verdiler. İnsanların demokratik haklarının kullanılmasına karşı çıkıyorlar. Orada yürüyüş yapanlar kaymakamlığın memuru mu, gidip rapor yazsın yürüyüş bitince?”

Bölgedeki maden projelerinin mahkemeler ve kaymakamlık nezdinde özel olarak korunduğunu söyleyen Ocak, bu kararın hem Anayasa’ya hem de uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu, itiraz edeceklerini söyledi.

‘Karar bizi kamçıladı’

Yürüyüş nedeniyle ceza alan yurttaşlardan, Yukarıtepe Köyü’nden Şenel Yorulmaz ise “Biz kanunlara aykırı bir şey yapmadık, bu karar taraflıdır” dedi. Anayasa’nın 34. maddesinin kendilerine verdiği yürüyüş hakkını kullandıklarını söyleyen Yorulmaz, “Biz sonuna kadar haklıyız, istedikleri davayı açsınlar, biz buradayız. Yılmayacağız” dedi.

Maden karşıtı mücadelede öne çıkan isimleri cezalandırarak halka gözdağı vermek istediklerini söyleyen Yorulmaz, “Ama halk artık uyandı. Bu kararın arkasında siyasi bir ideolojinin yattığı ortada. Bu karar bizi daha da kamçıladı, çalışmalarımıza ağırlık vereceğiz, mücadeleye devam edeceğiz” dedi.

Siyanür hazırlıkları bitti

Bölgede halkın yüzde 80’inin madene karşı olduğunu anlatan Yorulmaz, madenin her an siyanür kullanımına başlayabilecek durumda olduğunu anlattı: “Şirketin sitesinde madenin Mart ayında çalışmaya başlayacağı yazıyordu. Mart’ta başlayamadılar ama şu an başlamaya hazır durumdalar. Havuzlar bitti, siyanür harmanları hazırlandı. Her an siyanür kullanmaya başlayabilirler”. Şenel Yorulmaz, Temmuz sonu veya Ağustos başı gibi bölgede yeni bir kitlesel eylem düzenlemeyi planladıklarını söyledi.

Ne olmuştu?

İngiliz Stratex şirketinin Bahar Madencilik ile ortaklaşarak kurduğu Altıntepe Madencilik adlı şirket, Fatsa’daki Engiz tepesi bölgesinde siyanürle altın çıkarmak için izin almış, 2014 sonuna bin dönümlük ormanlık alanda ağaç kesmiş, ÇED raporunu usullere aykırı bir şekilde çıkarmıştı.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Yunanistan’da medya evet için çalıştı

Yunanistan’da bugün gerçekleşecek referandum öncesinde anaakım medya evet için çalışırken özel TV’ler hayır’a ayırdığı her dakika için evet’e 14 dakika ayırdı

04.07.2015 ONUR EREM @onurerem

Yunanistan’da sekiz gün önce ilan edilen ve yalnızca ülkenin değil Avrupa’nın da geleceğini etkileyecek referandum bugün yapılacak. Halk Avrupa Merkez Bankası, Avrupa Komisyonu ve IMF’den oluşan troykanın ülkeye dayattığı kemer sıkma paketini kabul edip etmemeyi oylayacak. Eğer evet oyu çıkarsa SYRIZA hükümeti istifa edeceğini açıklarken hayır oyu çıkarsa müzakerelerde troykanın karşısında SYRIZA’nın eli epey güçlenecek.

“Referandum kararının ilanından itibaren propaganda için yalnızca bir hafta olması medyanın buradaki rolünü daha da önemli hâle getirdi. Parti teşkilatları çalışmaya çok vakit bulamadı ama medya bir haftadır evet propagandası yapıyor. Şu anda anketlerde evet ve hayır oyları birbirine çok yakın. Eğer evet çıkarsa, bu medyanın inanılmaz propagandası sayesinde olacak.” Bu sözler Atina Üniversitesi Medya Çalışmaları ve İletişim Fakültesi Dekanı Prof. George Pleios’a ait.

TV’nin %90’ı

BirGün’e konuşan Pleios özel medyanın çok yanlı bir şekilde yayın yaptığını söylerken veriler de onu destekliyor. Dün I Avgi gazetesinde yayınlanan bir araştırmaya göre kamu televizyonu ERT dışındaki tüm kanallar, 1 dakikalık hayır görüşüne ayırdığı sürenin ortalama 14 katını evet görüşüne ayırdı. “Yalnızca bu şekilde değil, ATM önündeki kuyruklar gibi olayları abartarak vererek de yanlı yayınlarına devam ettiler. Tartışma programlarında tarafsız gibi gözüken konuşan kafalar bile eveti savunuyor ve programlarda 4-5 evetçi, hayırı savunması için çağırılmış tek kişie yükleniyor. Almanya’daki kanallarda SYRIZA’yı eleştirmek için kullanılan söylemler sonraki gün Yunan kanallarında karşımıza çıkıyor. Yunanistan’da halkın yüzde 90’ı özel TV’leri izliyor ve onların tamamı bu şekilde. Gazetelerde de yalnızca az okuyucusu olan birkaç gazete hayır oyunu destekliyor” diyor Pleios.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Aleksis Çipras: Kahraman, hain, kahraman, hain, kahraman, hain…

Yunanistan’ın bir ritüelle intihar etmediği için dünya çapındaki Marksistlerden özür dileriz. Koltuklarınızda acı çektiniz

14.07.2015 Alex Andreou*

Avrupa’da, hatta dünyada herkesin sosyalizm hayallerini küçük bir ülkenin genç başbakanının omuzlarına yüklendiğini anladık. Borç içinde boğulurken nefes almaya çalışan bu küçük ülkenin küresel kapitalizmi bir şekilde (bu ‘bir şekilde’nin nasıl olacağı da hiçbir zaman somut olarak açıklanmaz) elindeki taşlar ve sopalarla yenebileceğine dair ateşli fakat irrasyonel bir düşüncenin var olduğunu anladık.

Ne zaman bu hayaller gerçekleşmeyecek gibi gözükse “Çipras kapitülasyon verdi”, “O bir hain” demeye başladılar. Uluslararası siyasetin karmaşıklığı #prayfortsipras (#çiprasiçinduaedin) veya #tsiprasresign (#çiprasistifa) gibi birer twitter hashtag’ine (etiket) indirgendi. Bütün dünya bir doruk noktası, X-Factor (Türkiye’de de yayınlanan bir yarışma programı) benzeri bir final, Holywood yapımlarını aratmayan bir son bekliyordu. Ölene kadar savaşmak dışındaki tüm seçenekler kabul edilemez birer korkaklıktı.

Hiçbir şeyi riske etmediğinizde idelojik olarak kusursuz olmak ne kolaydır. Kıtlıklara, toplumsal uyumun çöküşüne, toplumsal çatışmalara ve ölüme maruz kalmadan, Avro grubunun kabul etmekte zorlandığı ve aylar süren müzakerelerle çıkabilen bir anlaşmayı kabul etmemek gerektiğini söylemek ne kadar da kolay. Cesur kararlar verebilmek de çok kolay, sonunda kendi canının yanmayacağını bildiğinde – annemin hastalık nöbetleri geçirmesini engelleyen ilaçların son 24 dozunu sayarken benim yaşadığımın aksine… 20 doz, 14 doz.

Her zaman neyin kazanıldığını görmezden gelip yalnızca neyin kaybedildiğine odaklanmak patolojik karamsarlığın acayip bir özelliği. Her ülkedeki toplumların belli kesimlerinde gözüken bir başka özelliğin aynısı: Sosyalist Ütopya’yı arzularken vergi ödemekten kaçınmak için elinden geleni yapmak…

Çipras’ın bir ‘hain’ olduğu fikri geçen haftaki referandumun kinik bir yanlış okumasına dayanmaktadır. Bu fikri savunanlara göre OXI, herhangi bir anlaşmaya hayır demekti, ülkenin düzensiz bir şekilde avrodan çıkmasını kaçınılmaz kılıyordu. Oysa gerçekliğin bununla alakası yok. Çipras referandumdan çıkacak hayır oyuna, müzakerelerden daha iyi bir sonuç elde etmek için ihtiyacı olduğunu referandumun hemen ardından defalarca ifade etti. Bütün bunları kaçırdınız mı? İyi bir anlaşmaya imza atmadığını düşünebilirsiniz, bu adil de olur, ancak SYRIZA’nın halkın karşı çıktığı avrodan çıkış politikasını izlemesi gerektiğini söylemek kesinlikle samimi değildir. Ayrıca “Evet” oyu veren yüzde 38 ne olacak? Çipras o insanları da temsil etmiyor mu?

Korkmayın. Varılan anlaşma uygulama aşamasına geçemeyebilir bile. Yunan Parlamentosu anlaşmayı onaylamayabilir. SYRIZA kendini parçalayacak ayrılıklar yaşayabilir. Grexit, uzun süredir Yunanistan’ın avrodan çıkmasını isteyenler tarafından dayatılabilir. O zaman bunu iddia edenlerin “daha iyi” dediği sonucun ne kadar iyi olduğunu hep birlikte görürüz.

12 doz, 10 doz.

Çipras’ın 17 saat süren son müzakere sonucunda vardığı anlaşma (bildiğimiz kadarıyla) hayal ettiğimizden çok daha kötü. Ama kimsenin ummadığı kadar da iyi. Bu tamamen kayıplara veya kazançlara odaklanmakla ilgili. Kayıp kısmı, felaket bir kemer sıkmanın uygulanacak olması. Siyasi öngörüsü olan herkes önünde sonunda bunun zorunlu bir şekilde uygulanacağını biliyordu. Tek farkı, başta önceki gibi ‘itaatkar’ hükümetler olsaydı bu dayatma tavizsiz bir şekilde hayata geçirilecekti.

Kazanılanlar tarafında ise önceden hayal edilemeyecek kadar büyük miktarda bir para ve bu para aracılığıyla hükümetin orta vadeli programını uygulayabilme, ona kaynak yaratabilme imkanı var. Ayrıca ciddi bir ekonomik canlandırma paketi, borçların yeniden yapılandırılması, IMF ve Avrupa Merkez Bankası’na ait olan borçların Avrupa İstikrar Mekanizması’na devredilmesi de anlaşmaya dahil. Son olarak önceki ‘itaatkar’ Samaras hükümetinin bile hayata geçiremediği Avrupa Finansal İstikrar Fonu’ndan büyük bir kaynağın Yunanistan’a verilmesi de bu anlaşma sayesinde gerçekleşecek. “Bu hiçbir şey değil” diyen yorumcular konuşmaya devam ediyor. Fakat ERT (Yunanistan kamu televizyonu) analisti Michael Gelantalis’e göre yalnızca borçların IMF ve AMB’den AİM’e devredilmesi bile Yunanistan’ın yıllık 10 milyar avro daha az ödeme yapması anlamına gelecek. Aradaki farkla epey suvlaki (Yunan kebabı) yenir!

Son günlerde pek çok kişi bana Yunanistan’ın avrodan çıkması gerektiği, Yunanların müthiş bir iklimde kendi kendilerine yetebilecekleri, bitcoin ve crowdfunding (kitle fonlama) ile geçinebileceğimiz ve ihtiyaç olursa ABD’nin Yunanistan’a ilaç yardımı yapacağına dair sözler söyledi. Ama kimse bunların kendi ülkelerinde de yaşanması gerektiğini söylemiyor! “Yunanistan bir denesin de ne olacağını görelim”. Bu lafları sıralayanların pek çoğu güçlü merkezi hükümetlerin bir yandan kemer sıkma politikalarını benimseyip diğer yandan da marketlerde yeterince iPad olmasını sağladığı ülkelerde yaşıyor. Bütün hepsi, istisnasız, boğazlarına bıçak dayanmışken çok daha iyi anlaşmalara varabilir, çok daha cesur olabilirdi.

Bu eleştirmenlere şunu sormak istiyorum: Siz kendi ülkenizde, kentinizde, mahallenizde ne gibi mücadeleler veriyorsunuz? Neleri riske ediyorsunuz? Yoksa siz de küçük bir ülkeyle deney yapmak isteyen kemer sıkma ideologları gibi insanların hayatlarıyla deney yaparak sonucunun ne olacağını mı görmek istiyorsunuz?

Sekiz doz. Beş doz.

Bir çeşit Miğfer Dibi Savaşı (Yüzüklerin Efendisi kitabında geçen bir savaş. Savaşın sonunda Miğfer Dibi kalesini savunan kahramanların hem kale duvarları hem de neredeyse bütün askerleri yok edilir, fakat son anda gelen yardım sayesinde kaleye saldıran antagonistleri de yenerek yok etmeyi başarırlar) gibi okunursa bu yenilgi Yunanlar için devasadır, telafisi mümkün değildir. “Her şeyin kaybedildiği an”dır. Fakat daha uzun süreli bir savaşın ilk çarpışması olarak okunursa, çok değerlidir. Düşmanı açık alana çıkmaya zorlamış, güçlü ve güçsüz yanlarını ifşa etmiştir. Ayrıca başkalarına, İspanya ve Portekiz ve İtalya’ya, bu çarpışmadan tecrübe ve istihbarat edinme imkanı sağlamıştır – böylece onlar kendi çarpışmalarına daha iyi hazırlanabilecektir. Cesurca savaşılmıştır. Ve zekice, çünkü Yunanlara mücadele edebilecekleri bir gün daha yaşama imkanı vermiştir.

Biz iyi, dürüst ve cesur bir adamı seçtik. O da kavraması bile güç olan büyüklükteki çıkarlara karşı aslanlar gibi savaştı. Sonunda hepinizin umduğu şekilde şehit düşmemiş olabilir. Ama şimdilik iş görür.

* Yunan ekonomist ve hukukçu

Çeviri: Onur Erem

Kaynak: byline.com/column/11/article/164

Çeviri içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Chomsky: Suriye operasyonu suç olur

Noam Chomsky, Türkiye’nin Suriye’ye operasyon yapmasının suç olacağını söylerken “Bundan en çok Rojava halkları ve Esad zarar görür” dedi ve tüm dünyanın bu operasyonu lanetlemesi gerektiğini açıkladı

20.08.2015 ONUR EREM @onurerem

Dünyaca ünlü dilbilimci ve düşünür Noam Chomsky, Türkiye’nin Suriye topraklarına girme ve tampon bölge kurma ihtimali üzerine BirGün’e konuştu.

Türkiye hükümetinin böyle bir operasyonu gerçekleştirmesinin teknik olarak mümkün olduğunu düşündüğünü söyleyen Chomsky, operasyonun sonuçlarının ağır olacağına dikkat çekti: “Böyle bir operasyon, gerçekleştirilmesi durumunda IŞİD’in vahşi güçlerine karşı hayatlarını korumak için savaşan Rojava halklarına çok ciddi zararlar verecektir.”

Olası bir operasyonun yalnızca Rojava’daki insanlara değil, arka planda Esad güçlerine de zarar vereceğini düşünen Noam Chomsky, Türkiye hükümetinin böyle bir karar almasının suç olacağını vurguladı: “Suriye’ye böyle bir operasyon yapmak suç teşkil eden bir girişim olur. Operasyon yapılırsa, umarım tüm dünya tarafından lanetlenir”.

Erdoğan ‘onay’sız da girebilir

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir süredir Suriye’nin kuzeyinde halkın IŞİD’i geriletip kendisini yönetmeye başlamasına izin vermeyeceklerini belirten açıklamalar yapmış, ordunun önemli bir kısmı sınıra kaydırılmış ve AKP yandaşı medya savaş çığırtkanlığı yapmaya başlamıştı. Ancak bütün bu çabaya rağmen ABD’den olası bir operasyona ve tampon bölgeye soğuk bakan açıklamalar gelmişti. Noam Chomsky, ABD’nin itirazına rağmen Erdoğan’ın bir onay almadan böylesi bir operasyonu başlatabileceğini düşünüyor: “Erdoğan ABD onayı olmadan ordusunu Suriye’ye sokabilir. Fakat bunun kendi geleceği açısından ne gibi sonuçlar doğuracağını kestirmek zor”.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Eritre’nin hikayesi gariptir kadınlarınkiyse daha garip

Luwam Estifanos*

Sık sık düşünürüm, diğer insanlar bizim hikayelerimizden, Eritre hikayelerimizden ne anlam çıkarır diye. Dramatik hikayelerimizden değil, sıradan, her Eritrelinin yaşadığı hikayelerden bahsediyorum. Çünkü bizi özgürleştirdiğini iddia eden insanlar tarafından gereksizce acıya boğulan hayatlarımızdaki sıradan hikayeler muhtemelen yabancılara hiç de sıradan gelmeyebilir.

Mesela Lemlem’in hikayesi. 60’lı yaşlarının ortasındaki bu yaşlı kadın Kalaşnikof taşımaya zorlanıyor. Neden bunu yaptıklarını anlamıyor, silahı taşımak istemiyor, nasıl kullanacağını da bilmiyor. Bu ilginç nesneyi evinde mutfak malzemelerini, tencerelerini astığı yere asıyor. Her gördüğünde aklına, hayatı boyunca yakasından düşmeyen ölüm ve yıkım geliyor.

Ya da Kibra’nın hikayesi. Kibra üç çocuk annesi. Daha doğrusu üç çocuk annesiydi. Kızını özgürleşme mücadelesinde kaybetti, oğlu ise 1998’da bir sınır çatışmasında öldü. Birkaç yıl sonra en genç çocuğu da Akdeniz’in sularında boğulunca tamamen yalnız kaldı. Artık her sabah yalnız uyanmak ona bugüne kadarki kayıplarını hatırlatıyor. Hapsolduğu yalnızlığın içinde sabahları yataktan çıkmak için tüm enerjisini harcıyor, sonrasında da bu gezegende ne işi olduğunu düşünüyor. Her akşam tamamen tükenmiş bir şekilde, uğruna yaşanacak bir şey bulamadan kafasını yastığa koyuyor.

Semira 30 yaşında bir kadın. Çevresindeki herkes ona kahraman şehitlerin kızı olduğunu söylese de kendisini herhangi bir öksüzden farklı hissedemiyor. Annesi veya babasından biri, sadece biri yaşıyor olsaydı nasıl bir hayatı olacağını düşünüp duruyor. Sonra, belki de hiçbir farkı olmazdı, diyor. Annesi ve babasının pek çok yoldaşının ülkedeki hapishanelerde kaybedildiklerini veya ülkeden kaçmak zorunda bırakıldıklarını biliyor. Ülkesiz büyümenin ailesiz büyümeye benzeyip benzemediğini merak ediyor.

eritreaSara ise genç bir kadın. Özgür olmak istiyor ve özgürlüğü hayal edip duruyor. Ama zorla askere alındı ve şimdi komutanlarının her istediğini yapmak zorunda. Askerde kendisine ödenen günlük 50 dolar sent (1.30 TL) karşılığında yapmak zorunda olduğu şeyler kendisini ucuz ve kirli hissettiriyor. Aylardır komutanı kendisinin sahibiymiş gibi davranıyor. Eğer komutanının arzularını tatmin etmezse başına gelecekleri biliyor. Aslında bilemiyor, fakat bu riski almaması gerektiğini çok iyi biliyor. Semira gibi Sara da şehit özgürlük savaşçılarının kızı ve ailelerinin özgürlük için yaptığı fedakarlığın bir gün meyvesini verip vermeyeceğini düşünüyor.

Ben de düşünüyorum… Bu kadınların tecrübelerini değil, 16 yaşımdayken askere alındığımda yaşadıklarımı. Hâlâ bir açıklama getiremediğim korkunç şeyler yaşadığımı belirtmeme gerek yok sanırım.

Asker arkadaşım Winta (gerçek adı değil) 17 yaşındaydı. Bir gün, tepemizde yakıcı güneşle birlikte yaptığımız uzun saatler süren eğitim ve işlerden sonra hastalandı. Önce sesini kaybetti, bir süre sonra da haftalarca geçmeyen güçlü hıçkırıklara yakalanır oldu. Normal yürürken dizleri bükülmeye başladı ve yalnızca geri geri yürüdüğünde düz bir çizgi üzerinde yürüyebilir hale geldi. Bu hastalığın neden kaynaklandığı hakkında bir fikrimiz yoktu ve pek çok arkadaşımızın başına aynı şeylerinde gelmesiyle birlikte çok korkmuştuk.

Winta ve diğer arkadaşlarımız hiçbir tıbbi tedavi görmedi. Aksine, hastalandıkları için ciddi bir şekilde cezalandırıldılar. Cezalandırılmalarını önlemek için arkadaşlarımızın hastalık belirtilerini komutanlardan saklamak için elimizden geleni yapmaya başlamıştık. Sabah sayımına normal saatinden daha erken gelmeye başlamıştık örneğin, yolda birinin dizi büküldüğünde kaybedeceğimiz zamanı telafi edebilmek için.

Bir gece, durumu ilerleyen ve tedavi edilmediği için öçlen arkadaşımızın yasını tutmak için bir araya gelmiştik. Winta ve arkadaşları, komutanları tarafından arkadaşlarının cenazesinde ağlamamaları için sert bir şekilde uyarılmışlardı ve göz yaşlarını tutamadıklarında emre itaatsizlik suçlamasıyla çok sert bir şekilde cezalandırıldılar.

Hem kaybın üzüntüsü, hem de 2 saat süren ciddi cezalandırma sürecinin ardından kızlar hastalıklarının belirtilerini saklayamayacak hâle gelmişlerdi. Yardım olmadan yürüyemiyor, kontrolden çıkmışçasına hıçkırıyorlardı. Yıllar sonra, bu hastalığın Dystonia benzeri bir hastalık olduğunu öğrendim. Korkunçtu!

Bu olayın ardından haftalar boyunca Winta geceleri kalkıp ağlıyordu. Ceza olarak gördüğü işkenceden değil, hastalandığı için değil, ama arkadaşına sonsuza kadar veda ederken ağlamasına izin verilmediği için. Askerde hayat zordu; bu zulmü yaşamayacak kadar şanslı olanların anlayamayacağı kadar zordu. Oradan canlı çıkıp çıkamayacağımı merak ediyordum.

Birçok Eritreli gibi ben de bunlardan çok daha fazlasını yaşadım. Birçok Eritreli gibi ben de bu deneyimlerin bir sonucuyum. Bizim gibi işkence gören ruhların bir kısmı özgürlüğüne kavuşunca bütün bu anıları silmeye çalışır, bir kısmı da korku içinde yaşamaya devam eder. Ama bütün bunlar olmamış gibi sessizce devam etmek zordur.

Kadın yoldaşlarım, arkadaşlarım, bu yaşadıklarımızı unutmayacağınıza dair söz verin. Bu korkunç haksızlıkları unutmayalım.

* Eritre’den kaçarak Norveç’te yaşamak zorunda kalan 26 yaşındaki insan hakları savunucusu.

Çeviri: Onur Erem

Kaynak: Uluslararası Savaş Karşıtları – bit.ly/1GQdMbq

Çeviri içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Yunanistan’da vicdani ret ikilemi

Yunanistan’da yıllardır vicdani ret hakkını savunan SYRIZA hükümeti döneminde solcu vekiller mecliste durumu iyileştirmek için çalışırken Savunma Bakanlığı’nı yöneten ANEL işleri zorlaştırıyor

b64502.06.2015 ONUR EREM @onurerem

Yunanistan kağıt üzerinde vicdani ret hakkını tanıyan bir ülke. Fakat uygulamada, kimin “gerçek retçi” olup olmadığını askeri temsilcilerden oluşan bir kurul belirliyor. Vicdani ret hakkını kullanmak isteyenleri saatler süren sorguya çeken kurul üyeleri “Türkiye ülkemizi işgale geldiğinde ne yapacaksın”, “Sokakta sevgilini dövseler ne yaparsın” gibi sorarak değerlendirmelerde bulunuyor. Ve bu değerlendirmenin sonunda yalnızca tamamen şiddeti reddeden pasifistlere ve Yehova’nın Şahitleri dini mensuplarına vicdani ret hakkı tanınırken herhangi bir şekilde devrimci şiddete karşı olmadığını açıkça söyleyen anarşistlere, sosyalistlere ve komünistlere bu hak tanınmıyor. Vicdani ret hakkını kullanmalarına izin verilmeyen bu retçiler binlerce avroluk para cezalarıyla karşılaşıyor. İşsizliğin yüksek, genç işsizliğinin çok yüksek (yüzde 50’den fazla) olduğu Yunanistan’da genç vicdani retçiler, kendilerine kesilen ortalama 6 bin avroluk (17 bin TL) cezayı ödeyemiyor.

Yıllardır vicdani ret hakkını savunan SYRIZA’nın iktidara gelmesi Yunanistan’daki retçiler için büyük bir umut olmuştu. Fakat aradan geçen ayların ardından retçiler aynı umudu taşımaya devam edemiyor. Bu umutsuzluğun kaynağı ise Savunma Bakanlığı’nın, koalisyonun küçük ortağı olan sağcı ANEL’in başkanı Panos Kammenos’a verilmesi.

“SYRIZA 20 yıldır vicdani ret mücadelesinin ana destekçisi konumunda. 20 yıldır mecliste bizim sözcümüz oldu, soru önergeleri verdi, basının bize yer vermesini sağladı, sorunlarımızı Avrupa Parlamentosu’na taşıdı ve bizim için lobi yaptı” diyor Yunanistan Vicdani Ret Derneği’nden Lazaros Petromelidis, “Bu yüzden iktidara geldiklerinde sonunda sorunlamızın çözüleceğini düşünüyorduk. Ama bunun aksi gerçekleşti”.

SYRIZA’dan 46 milletvekili geçen ay bu para cezalarının iptal edilmesi ve vicdani ret hakkını herkesin kullanabilmesi için bir taslak hazırladı, Savunma Bakanlığı’nı harekete geçmeye çağırdı. “Fakat Savunma Bakanlığı’nın tavrı, bizim taleplerimizin tam aksi” diyor Yunanistan’daki vicdani retçilerden Angelos Nikolopoulos, “Kammenos orduyu toplumun her alanına daha fazla dahil edip, militarizmin günlük yaşamımızın her alanına sızmasını sağlamak istiyor. Bu yüzden umudumuz yok.”

Lazaros, Savunma Bakanlığı’nın önceliğinin Yunanistan savunma sanayisi ürünlerinin yurtdışına ihraç edilmesi olduğunu söylüyor: “Daha da kötüsü, SYRIZA üyeleri de “ulus, şeref, güvenlik gibi kavramları daha çok kullanır oldu”. Lazaros’un ajandasında yalnızca Haziran’da görülecek 3 vicdani retçi davası var. Bunlardan da para cezası çıkması bekleniyor.

Yunanistan’ın içinde bulunduğu büyük ekonomik kriz, vicdani retçilerin sorunlarının ülke gündemine gelmesini zorlaştırıyor. “Özellikle retçilerin önemli bir kısmını oluşturan anarşistler, kendi görüşlerini paylaşmayan yapılarla birlikte çalışmıyor. Bu nedenle Yunanistan’da vicdani ret mücadelesi de kendi içinde ikiye bölünmüş durumda” diyor Lazaros, “Ama bu durum karşısında çaresizliğe düşmek yerine daha fazla mücadele vermekten başka çaremiz yok.”

Haber içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın