Davos oligarkları kendi yarattıkları dünyadan korkmakta haklı

World-Ecoonomic-Forum-Sniper-at-Davos-on-roof-e1422114682875Seamus Milne*

Davos Zirvesi’nde buluşan milyarderler ve kurumsal oligarklar eşitsizlik konusunda endişelilermiş. Bu insanlar, insanlık tarihindeki en büyük ekonomik eşitsizliği yaratan sistemin yöneticileri.

Artık kriz tarafından istila edilmiş ekonomik düzenin mimarları da kendi yarattıkları tehlikenin farkında. Üstelik bu yalnızca, kendisini “sınıfına ihanet eden” biri olarak tanımlamayı seven yatırım fonu yöneticisi George Soros ile sınırlı değil. Unilever’in tepe yöneticisi Paul Polman “kapitalizme kapitalist tehditten” bahsediyor. IMF’nin yönetici direktörü Christine Lagarde, Marx’ın söylediği gibi kapitalizmin kendi yıkımının tohumlarını içinde taşıdığından endişelendiğini açıklarken bu konuda bir şeyler yapılması gerektiğini söylüyor.

Oxfam, krizin boyutlarını açıkça gösteren bir çalışma yaptı. En zengin 80 kişinin serveti, dünya nüfusunun yarısı olan 3.5 milyar kişinin servetine denk. Son beş yılda dünyanın en zengin yüzde 1’inin dünyadaki toplam servetteki payı yüzde 44’den 48’e çıktı. Bu yıl da, en zengin yüzde 1’in cebine girecek para, geri kalan yüzde 99’un cebine girecek paradan daha fazla olacak. ABD’de ise en zengin binde 1, 1980’den beri gelir pastasındaki payını dörde katladı.

Bunun adı servet gaspı

Bunun adı grotesk boyutlarda servet gaspıdır. Son 30 yıldır, Bank of England yöneticisi Mark Carney’in “pazar köktenciliği” diye adlandırdığı kuralla birlikte gelir ve servet adaletsizliği, hem ülkeler içinde hem de ülkeler arasında şişti. Afrika’da günde iki dolardan daha az kazanan insanların sayısı 1981’den itibaren ikiye katlanırken kıtadaki milyarderlerin sayısı daha da hızlı arttı.

Dünyadaki pek çok ülkede emekçilerin ulusal gelirden payları sürekli olarak azaldı, maaşlarındaki artış özelleştirme, deregülasyon ve zenginlere düşük vergi rejimleriyle durma noktasına geldi. Aynı zamanda finans, serveti kamusal âlemden emerek küçük bir azınlığın eline bırakırken ekonominin geri kalanını durgunlaştırdı. Bugün, bu büyüklükte bir servet adaletsizliğinin yalnızca toplumsal ve ahlaki öfke yaratmakla kalmadığı, toplumsal ve doğal çatışmaları, savaşları, kitlesel göçleri, yolsuzluğu, yoksulluğu, etnik çatışmaları ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğini büyüttüğüne dair elimizde yeterli kanıt var.

Eşitsizliğin etkileri

Eşitsizlikteki artış, yedi yıldır içinde bulunduğumuz ekonomik krizde de etkin bir faktör oldu, talebi azaltırken kredi patlamasına yol açtı. Bunları yalnızca Fransız ekonomist Thomas Piketty’nin araştırmasından veya The Spirit Level adlı toplumsal çalışmayı yayınlayan Britanyalı yazarlardan öğrenmedik. Onyıllar boyunca Washington ortodoksluğunun propagandasını yapan ve hâlâ batı egemenliğinde olan OECD ve IMF gibi kurumlar bile son 20 yıllık neo-liberal dönemde gelir ve servet eşitsizliğinin artmasının büyümeyi yavaşlattığını söylüyor. OECD raporuna göre Britanya’da eşitsizlik bu kadar artmasaydı ekonomi bugün yüzde 10 daha büyük olurdu. Günümüzde zenginler kemer sıkma politikalarını kullanarak pastadaki paylarını daha da artırmayı hedefliyorlar.

Latin Amerika ve Çin

Son yıllardaki eşitsizlik dalgasına en büyük istisna Latin Amerika ülkeleri oldu. Bölgede iktidara gelen ilerici hükümetler, felaketlere yol açmış ekonomik modelleri terk edip kaynakları şirketlerin ellerinden kurtardılar ve eşitsizliği azalttılar. Kıtada günlük iki dolardan daha az geliri olanların sayısı on yılda 108 milyondan 53 milyona indi. Neo-liberal öğretinin büyük bir kısmını reddeden Çin’de de eşitsizlik hızla azalırken ülkede yoksulluk koşullarından kurtulan insanların sayısı dünyanın geri kalanındakilerden daha fazla oldu, küresel eşitsizlik artışının frenlenmesini sağladı.

Bu iki örnek eşitsizlik ve yoksulluktaki artışın kaçınılmaz olmadığını gösteriyor. Bunlar politik ve ekonomik kararların sonuçları. Artık Davos’taki oligarklar da sistemin aynı şekilde devam etmesinin yaratacağı tehlikelerin farkında. Bu yüzden bazıları, daha ilerici bir vergilendirme sisteminin de dâhil olduğu daha “katılımcı” bir kapitalizm ile sistemi kendinden kurtarmak istiyor.

Kurtuluş ve direnç

Ama kurtuluş İsviçre dağlarındaki düşüncelerden ve öğle yemeği buluşmalarından gelmeyecek. Kurumsal baronların hisleri ne olursa olsun yerleşmiş kurumsal elitler (ve onların kontrolündeki örgütler ile kolonileştirdikleri siyasi yapılar), çıkarlarına karşı olan en mütevazı reformlara bile tüm güçleriyle savaş ilan ediyor. Bunu görebileceğimiz çok sayıda örnek var: Birleşik Krallık’ta Ed Miliband’ın 7.5 milyon TL’den daha pahalı evlerden vergi alarak sağlık sistemini güçlendirme planına aşırı tepkiler verildi, Barack Obama’nın vergi sisteminde çok ufak değişiklikler yapma talebi bile kongre engeline takıldı.

Belki endişeli elitlerin bir kısmı biraz daha fazla vergi ödemeye hazır olabilir. Ama onların hiçbir türlü kabul etmeyeceği esas değişiklik toplumsal güç dengesinde yapılmak istenen değişikliktir. Bu yüzden, sendikaların güçsüzleşmesinin endüstriyel dünyadaki eşitsizliğin artışında kilit bir rolü olmasına rağmen her ülkede sendikal hareketlerin güçlenmesine karşı çıkıyorlar.

Timsah gözyaşları

Eşitsizlik dalgasını geri çevirmenin tek yolu, fonksiyonelliğini yitirmiş bir ekonomik düzen yaratan yerleşik çıkarlara meydan okumaktır. Kemer sıkma politikaları karşıtı SYRIZA da bunu yapmayı hedeflemektedir. Latin Amerika solu 15 yıl boyunca bunu gerçekleştirmeyi başardı. Ancak yalnızca bunu başarmak için bile toplumsal ve siyasi hareketlerin, kolonileştirilmiş anaakım siyasetin blokajını aşmak için güçlü bir mücadele vermesi gerekiyor. Gördüğümüz timsah gözyaşları, elitlerin korkusunun semptomudur. Fakat değişim, yalnızca boyuneğmez toplumsal baskı ve siyasi meydan okuma ile gelebilir.

Çeviri: Onur Erem

* The Guardian gazetesinde editör ve köşe yazarı, Britanyalı gazeteci-yazar.

Çeviri içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ya sosyalizm ya barbarlık: Avrupa gerçekten iki vitesli oldu

İlerici bir çevre ve gerici bir merkez arasında, yalnızca radikal değişiklikler Avrupa’yı ileri taşıyabilir. Şimdi kıtayı tekrardan ayağa kaldırma zamanı

Almanya ve Yunanistan'ın Maliye Bakanları: Wolfgang Schäuble ve Yanis Varoufakis

Almanya ve Yunanistan’ın Maliye Bakanları: Wolfgang Schäuble ve Yanis Varoufakis

30.01.2015 Jerome Roos*

Son yıllarda AB liderleri, Brükselli bürokratlar ve siyasi analistler iki vitesli bir Avrupa kavramından bahsediyorlardı. Kastettikleri, AB üyelerinin ortak projeye farklı seviyelerde entegre olması, bazı ülkelerin mali ve siyasi birliğe diğerlerinden daha hızlı ilerlemesiydi. Bu tür bir “alacalı geometri” uzun zamandır Alman Finans Bakanı Wolfgang Schauble tarafından savunuluyordu. Schauble 1994’te ‘Çekirdek Avrupa’ diye bir yapının kurulması gerekliliğinden bahsetmişti.

Fakat bugün Yunanistan ve İspanya’da sol partilerin yükselişiyle “iki vitesli Avrupa” kavramına farklı bir anlam yüklendi. Ansızın borç iptalleri, toplumsal reformlar, halka güç transferi, göçmen hakları ve kemer sıkma politikalarının mali mazoşizmini sonlandırmayı savunan ilerici bir çevre ve karşısında (Tarık Ali’nin kitabına referansla) Aşırı Merkez tarafından yönetilen, bütçe kesintileri için ısrar eden, aşırı sağın göçmen karşıtı görüşlerini çaresizce yatıştırmaya çalışan gerici bir çekirdeğin olduğu bir tabloyla karşılaştık.

Bu tablo, Avrupa’nın neo-liberal kozmopolit projesinin ideolojik anlatısını baş aşağı çeviren olağanüstü bir dönüşümdür. Wolfgang Schauble ve Komisyon Başkanı Jean-Claude Juncker gibi güçlü AB figürleri uzun süredir kuzeyli ülkelerin güneyli ülkelere kıyasla daha tutumlu ve daha gelişmiş olduğunu fikrini savunuyorlardı. Onlara göre güneyin gelişmesinin tek yolu Yunanistan ve İspanya’nın Almanya ve Hollanda gibi olmaya çalışmasıydı.

Zayıf halkadan kurtulmak

Bu düşünce çizgisinin mantıksal çıkarımı şudur: Eğer çevre ülkeleri “bizim gibi olmak için” gerekli reformları yapmakta isteksiz veya yetersizse, Avrupa ailesi onlarsız daha iyi olacaktır. Bu nedenle Schauble Alman Hükümeti içinde Yunanistan’ın Avro Bölgesi’nden çıkarılması görüşünü en çok dile getiren kişidir. Onun mali zincir teorisine göre, ortak para birimi yalnızca en zayıf halkasının çıkartılmasıyla güçlendirilebilir.

Bu görüşün açık Almanmerkezciliği dışında esas sorunu Avrupa projesinin tamamen teleolojik kavrayışı üzerine inşa edilmesi ve “ilerleme” kavramının anlamını dönüşüme uğratmasıdır. Schauble ve Çekirdek Avrupa’nın neo-liberal kozmopolitanları kıtayı ileri taşımanın mali kesintilerle kıtayı 19. yüzyıla reforme etmekle mümkün olacağına inanıyor. İçinde bulunduğumuz Büyük Buhran’la yolun yarısını aldık bile.

Bu tehlikeli ideolojinin dramatik sonuçları her geçen gün daha belirginleşiyor. Alman kemer sıkma rejimi altında maaşların sistematik olarak baskılanması, harcamalara anayasal sınırlamalar getirilmesiyle birlikte Çekirdek Avrupa kendisini 1930’lara geri döndürdü. Birkaç yıl önce ufukta faşizmin kara bulutlarının göründüğünden bahsederek uyarıyorduk. Bugün o bulutlar kafamızın tepesine kadar geldi. Altın Şafak bile öncelikli sorunumuz olmaktan çıktı. Çünkü karşımızda daha büyük sorunlar var.

Faşizm yükselirken

Fransa’da Le Pen’in Ulusal Cephesi anketlerde birinci. Hollanda’da İslam karşıtı Geert Wilders’in zenofobik Özgürlük Partisi anketlerde ilk sırada. 2014’teki AB Parlamentosu seçimlerinde İngiltere’deki UKIP açık ara birinci çıktı. Popülist sağcı Almanya için Alternatif partisi Merkel’i avro bölgesi konusunda sıkıştırırken aşırı sağcı ve göçmen karşıtı Pegida aralarında neo-Nazilerin de bulunduğu on binlerce kişiyi “Avrupa’nın İslamlaşmasına karşı” mobilize etmeyi başarıyor.

İki vitesli Avrupa’nın hatları hızla ortaya çıkıyor: Çevre ülkeleri ilerici toplumsal değişime doğru hızla ilerlerken (ilerici toplumsal değişim derken yalnızca sol partilerin oy oranının artışını değil, taban hareketleri, işçi kooperatifleri, dayanışma ekonomileri, çeşitli ağ örgütlenmeleri ve otonom mekanların, yenilikçi aşağıdan-yukarı pratikleri tarafından getirilen derin toplumsal dönüşümleri kastediyorum) karşılarında merkez ülkelerinin somurtkan ve yabancılaşmış yurttaşları umutsuzluğa kapılıyor ve gericiliğe kayıyor.

Tekrar yürüyebilmek için

İnsanlık bu noktaya daha önce de gelmişti. Yüz yıl önce Alman devrimci Rosa Luxemburg’un yaptığı keskin açıklama trajik bir şekilde doğru çıktı. “Burjuva toplumları bir kavşaktadırlar” demişti 1915’te yazdığı Alman Sosyal Demokrasisi’nin Krizi’nde: “ya sosyalizme dönüşüm ya da barbarlığa gerileyiş”. Güneyde sol yükselirken kuzeyde aşırı sağ fırtınaların esmesiyle Aşırı Merkez bu noktada nerede durduğunu belli etti: Eğer fırsat verilirse, bizi karanlık çağlara geri götürecekler.

Bugün yalnızca taban hareketlerinden yükselen radikal bir kozmopolitan proje ve çevre ülkeleri, insani gelişmeye farklı bir ışık tutabilir ve Eski Kıta’yı umut verici bir noktaya taşıyabilir. Bir başka Alman devrimcinin anlattığı gibi, bugün Hegel’i baş aşağı çevirmeliyiz ki, tekrar yürüyebilelim. Önce Atina’dan Madrid’e, sonra da Berlin’e.

Çeviri: Onur Erem

* Avrupa Üniversite Enstitüsü’nde Siyasal ve Toplumsal Biilimler alanında doktora araştırmacısı, ROAR Magazine kurucu editörü

Çeviri içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

SYRIZA veya başka türlü bir umut

The leader of Syriza, Alexis Tsipras, waves to supporters at a rally in Athens, 22 January 22, 2015.

29.01.2015 George Nikolias-Bletsas*

“Tarih itaatsizliklerle yazılır. Toplumsal mücadeleler ve siyasal değişim buradadır.” Son beş yılı domine eden memorandum karşıtı gösterilerin klasik sloganı 25 Ocak gecesi Propylaea meydanında, Aleksis Çipras’ın binlerce kişiye yaptığı konuşmada her zamankinden daha güçlü duyuldu.

Son beş yılda Yunanistan’da yaşamak çoğumuz için bir kâbustu. Tüm üyeleri işsiz kalan aileler, işten çıkarılan hamile kadınlar, gençliğin yurtdışına göç etme veya işsizliği kabullenme ikilemi ülkede çok sayıda insanı intihara sürükledi. Memorandumun ilk yıllarında kemer sıkma politikalarına karşı halkımızın kitlesel ayaklanmasına, Indignados (Öfkeliler) benzeri toplumsal hareketler geliştirerek gerçek ve doğrudan demokrasi uygulamalarıyla mahalle meclisleri kurmalarına tanık olduk. Ancak son iki yılda ülkede korku, kolektif umutsuzluk ve öfke hüküm sürmeye başladı. Atina sokakları evsiz ve çaresiz insanların üzgün yüzleriyle doluydu. Artık yeter! SYRIZA ile birlikte sokaklarda yürürken, işyerinde çalışırken yeni bir şey hissetmeye başladık: Umut.

Pek çok genç için seçim sonucu Yunan toplumunun dönüşümü için tarihi bir mücadelenin zafere ulaşmasını ifade ediyor. Bu dönüşüm, bizim neslimizin Kasım 2008’de Aleksis Grigoropoulos’un bir polis tarafından öldürülmesiyle başladı. Öfkeli insanlar meydanları işgal etti, gençler faşist Altın Şafak’a karşı Yunanistan’ın dört bir yanında mahalle mahalle savaşmaya başladı. Seçim günü umut ve neşeyle dolan yalnızca bizler değildik. Bu zafer aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi işgaline karşı büyük mücadeleler veren Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin kahraman nesli ve 1973’te Yunan diktatörlüğüne karşı ayaklanan nesil içindi.

Yeni Yunanistan hükümeti yalnızca SYRIZA değil, onunla birlikte UMUT’tur. Hem Avrupa, hem de dünya halklarının mücadelesinde tarihi bir noktadayız. Toplumsal adalet, demokrasi ve işçi sınıfının haysiyeti için yeni bir çağa girdik. Neo-liberalizme direnişin ilk adımı Yunanistan’da atılıyor. Toplumun ve ekonominin işleyişini değiştirebileceğimizi biliyoruz. Bu devasa bir mücadele olsa da adım adım toplumsal eşitlik ve özgürlük vizyonumuzun somutlaşacağını göreceksiniz. Yunanistan’da şafağın en parlak ışığını hissediyoruz.

BirGün için çeviren: Onur Erem

*SYRIZA Gençliği üyesi, ilkokul öğretmeni

Çeviri içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Bu daha başlangıç, mücadeleye devam

syriza youth

SYRIZA Gençliği, Gezi Direnişi sırasında bu görseli paylayaşarak bir mesaj yayınlamıştı: “Bizi ayıran şey deniz, birleştiren ise haysiyet. Türk halkıyla dayanışıyoruz”

Emmy Karimali*

Öyle! Şimdi biz başlıyoruz! Bizim sol başlıyor. Demokrasi, haysiter, eşitlik ve direniş dolu başka bir toplum için yıllarca mücadele verdik. Geçmişte birçok komünistin uğrunda savaştığı Yunan toplumunu hem kendimiz, hem de artık aramızda olmayan o yoldaşlarımız için baştan inşa etmemiz gerek. Yunan toplumu son beş yılda kemer sıkma politikalarının mağduru oldu ancak işçi sınıfı, bu sürecin öncesinde de eşitsizlik ve anti-demokratik yapıların mağduruydu.

Hükümetin geçen gün kurulması bizi gururlandırdı – “bizim insanlarımız” önemli hale geldiği için değil, önemli insanlar yönetime geldiği için. Onlar toplumun ve taleplerinin gerçek temsilcisi olacaklar.

Sağ bir partiyle koalisyon kurmak zorunda kalmamız işlerin kolay olmayacağını gösteriyor. Aramızda büyük ideolojik farklılıklar var fakat kemer sıkma politikalarına karşı ortak ekonomik perspektife sahibiz. Önceliğimiz Komünist Parti (KKE) ile koalisyon kurup güçlü bir sol hükümet yaratmaktı. Maalesef KKE teklifimizi reddetti. Bu, toplumun gerçek ve acil sorunlarını reddeden tarihi bir karardı.

Esas mücadele sokakta

Yapacak çok önemli işlerimiz var. Ancak toplum, mücadeleyi bırakırsa başarmamız zorlaşır. Mücadeleler, toplumsal hareketler tarafından sokakta verilmeli.

Yeni hükümet, ülkede iktidara gelmiş tüm diğer hükümetlerden daha farklı bir hükümet. Yeni bakanlar ve yaptıkları açıklamalar “değişim” kelimesine gerçek anlamını veriyor. Yeni Meclis Başkanı Zoe Konstantopoulou öncekiler gibi dekoratif bir süs olmayacak, kendisi toplumsal hareketler ve insan hakları inisiyatifleri ile iç içe geçmiş çok güçlü bir kadın.

Yunanistan’da içişleri bakanı artık protestocuları öldürmek isteyen bir faşist olmayacak. Bu sandalyenin yeni sahibi Nikos Voutsis eylemlerde polis şiddetine karşı direnen ve saldırıya uğrayan bir insan. İlk açıklamalarında polisi silahsızlandıracağını duyurdu. Yıllardır dayanışma inisiyatiflerine yardım eden Panos Skourletis artık Toplumsal Dayanışma ve Emek Bakanı. Göçmenlik, finans, eğitim ve kültür bakanlarımız Yunanistan’ın önde gelen akademisyen ve entelektüellerinden.

Güneş yeniden doğdu

Yeni hükümet iktidara gelir gelmez limanlar, havalimanları ve elektik altyapısına dair tüm özelleştirmeleri durdurdu. Dünden itibaren tüm hastaneler ücretsizleştirildi. Beş yıldır parlamentonun etrafını çevreleyen demir çitler kaldırıldı. Demokrasi çitlerle sınırlandırılamaz.

Bugün SYRIZA iktidarının üçüncü günündeyiz ve güneş tekrardan doğmuş gibi hissediyoruz.

Bugün üçüncü gündeyiz ve şimdiden umudumuzun boşa olmadığını görüyoruz. Bu daha başlangıç!

BirGün için çeviren: Onur Erem

* SYRIZA Gençliği üyesi, mimarlık öğrencisi

Çeviri içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Haysiyet, demokrasi ve adalet umudu

syrizaa29.01.2015 Konstantinos Kalamvokidis*

25 Ocak 2015 genel seçimi Yunanistan siyasetinde yeni bir çağ açtı. O gün, benzersiz ekonomik kriz nedeniyle darbe alan milyonlarca Yunan’ın değişim arzusu radikal sol koalisyon SYRIZA’nın seçimlerden, tarihinde ilk defa, birinci olarak çıkmasına yol açtı. Beş yıllık vahşi kemer sıkma politikaları, refah devletinin aralıksız geriletilmesi ve demokratik prosedürlerin değersizleştirilmesi Yunan halkını ayağa kaldırdı.

Artık zaman kaderimizi kendi kontrolümüze alma ve daha aydınlık bir gelecek için kesin kararlar verme zamanı. Eski hükümet ve egemen medyanın, SYRIZA’nın seçimi kazanması durumunda geri dönüşü olmayan felaketler yaşayacağımıza dair terör propagandasına rağmen Yunan halkı umudu korkuya tercih etti. Artık Yunanistan sol hükümetinin ilk günlerini kutluyor.

Koşulları iyileştirmenin ötesinde

Seçim kampanyası sürecinde SYRIZA’nın ana sloganı “Umut geliyor”du. Kısa sürede bu slogan herkesin diline yerleşen popüler bir söze dönüştü, krizin yarattığı çok katmanlı açmazlardan çıkmak isteyen halka cesaret ve ilham verdi. Fakat bu umut, yalnızca yaşam koşullarımızı iyileştirmek gibi dar kapsamlı bir umut değil, toplumsal yapımızın tümünün aşamalı bir şekilde dönüştürülmesine dair büyük bir umut.

Öncelikle, haysiyetimizi geri kazanmak için umutluyuz! Hem toplumsal hem de ulusal anlamda. Beş yıllık kemer sıkma politikaları toplumun geniş kesimlerine sefalet getirirken toplumsal dokunun çözülmesine neden oldu. Artık toplum ve emek yanlısı yasalar çıkararak toplumun en yoksul kesimi için bir emniyet ağı oluşturup, onurlu bir hayat garantisi sunacağız. Ayrıca bağımsız bir ulus olarak haysiyetimizi geri kazanacağız, enerjik bir dış politika ile Troyka gibi uluslarüstü kurumların neo-koloniyel taciz politikalarından kendimizi koruyacağız.

Hesap sorma zamanı!

İkinci olarak, adalet için umutluyuz! Artık ülkenin anayasasını ihlal eden politikalar uygulayan, rüşveti yayan eski hükümet üyelerinin ve bu politikaları uygulatan ekonomik oligarşinin bütün suçlarından ötürü hesap verme zamanı. Bugüne kadar bu politikalar nedeniyle tarifsiz acılar yaşayan halkın adalet hissini sağlayacağız.

Yeni bir siyasi ahlak için umutluyuz! Sol hükümetin, önceki erk sahiplerinin manipülasyon ve yasal oyalama politikalarıyla taban tabana zıt yeni bir siyaset yöntemi geliştirmesi halkın derin bir beklentisi. Bu yüzden sol hükümetin, kurumlara yok edilen itibarlarını geri getirerek onları toplumsal çıkarlar için araçsallaştırması için umutluyuz.

Toplumsal dönüşüm

Ama en önemlisi, daha fazla demokrasi için umut var! Sol hükümet, halkın karar alma süreçlerine daha fazla katılımı sağlamak için adımlar atacak. Zira ilerici bir yönetişim anlayışında pasif fikir alma normları yetersizdir. Halk, yeni hükümetin yerellerde ve iş yerlerinde doğrudan katılımı sağlayacak yeni araçlar geliştirmesini bekliyor. Böylece insanlar kolektif çıkarlarını kendileri kazanacak ve koruyacak, idari birimlerle toplumsal hareketler arasındaki doğrudan ilişki etkin bir şekilde sağlanacak.

25 Ocak’tan önce SYRIZA’ya oy vermeye yatkın insanlar arasında şüphe duyanlar, siyasi taktiklerle korkutulanlar vardı. “SYRIZA programının yarısını bile uygulayabilse tatmin oluruz” diyenler vardı. Onlara katılmıyorum. Bu anın halkımız için ne kadar büyük bir tarihi önem taşıdığını biliyoruz. SYRIZA’nın programında ilan ettiklerinden daha azı bizi kesinlikle tatmin etmemeli, daha fazlası için mücadele vermeliyiz. Adım adım ortak mücadeleye katılarak, hayallerimizin gerçekliğe dönüşömesi için kolektif bir şekilde elimizden gelenin en iyisini yapmalıyız. BirGün için çeviren: Onur Erem

*Uluslararası ilişkiler analisti, SYRIZA uluslararası ilişkiler departmanı üyesi.

Çeviri içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın