Avrupa’yı etkileyen SYRIZA ABD’yi de etkileyecek mi?

Dave Lindorff*

BirGün için çeviren: ONUR EREM | 27.01.2015

* ABD’li gazeteci, yazar.

SyrizaVictory-620x350Yunanistan’dan gelen haberler hepimizi heyecanlandırdı. 40 yaşındaki dinamik ve Marksist lider Çipras’ın başbakanlığına yol açan SYRIZA’nın net zaferi yıllar süren kemer sıkma politikalarını sonlandırıp ülkeyi kurumsal bir talan sahnesi olmaktan çıkarıp gerçek demokrasiye geri döndürecek.

Avrupa’nın yozlaşmış sağ ve sol partileri, bir AB ülkesinde hakiki bir sol partinin seçim zaferi sonrasında paniğe kapılmış durumdalar. Bunun İtalya, İspanya, Fransa ve Portekiz başta olmak üzere kıtada büyümekte olan sol hareketleri coşturacağının farkındalar. Yeni toplumsal hareketler, Avrupa kıtasını yıllardır aralıksız yöneten yozlaşmış partiler duopollüğünü açıkça reddediyor.

Avrupa’nın merkez hükümetlerinin, özellikle de Almanya’nın yeni Yunan hükümetine ve yeni realiteye nasıl yaklaşacağını herkes merakla bekliyor. Brüksel, Lüksemburg, Londra ve Paris’teki bankacıların kucağına iki pis bir değnek düştü. Yunanistan’ın borçlarına dair tüm taleplerini müzakere etmeksizin geri çevirmeleri, ülkenin Avro bölgesinden ayrılmasına ve bunu örnek alan diğer Güney Avrupa ülkelerinin de aynı yolu izlemesine yol açabilir. Fakat Yunanistan’ın taleplerini, en azından bir kısmını kabul etmeleri durumunda, diğer Güney Avrupa ülkelerinin de aynı taleplerle kapılarına geleceklerini biliyorlar. Yunan seçmeni, ulusal ekonomilere ‘reform’ adı altında kemer sıkma politikaları dayatan, toplumsal programları kesintiye uğratan, maaşları düşürürken işsizliği artıran, sağlıktan demiryollarına kadar tüm altyapıyı özelleştiren Avrupa’daki neo-liberal mutabakatın üzerine bir el bombası attı. Bu noktadan sonra Yunanistan hangi yöne giderse gitsin, kıta asla aynı olmayacak.

Peki bunların ABD’de bir karşılığı olacak mı?

Avrupa’nın yaşadığı pek çok sıkıntı ABD’de de mevcut. Üstelik burada iki parti rejiminin yolsuzluğu çok daha gelişmiş, demokrasi mekanikleri kepaze edilmiş ve yoksulların itildiği koşullar Avrupa’dan daha kötü. Avrupa’da 2. Dünya Savaşı sonrası sosyal demokrat politikaların sağladığı toplumsal güvenceler kısmen devam ederken Atlantik’in diğer yakasında bunların izi bile yok. ABD’de toplumun yüzde 15’ini oluşturan 50 milyonluk bir nüfus hayatta kalma mücadelesi verirken, çocuklarının durumunun daha iyi olmayacağını düşünüyor. ABD toplumunun temeli diye tanımlanan “orta sınıf”ın toplumdaki nüfus oranı 50 yılda yüzde 53’ten 43’e geriledi. ABD’de böyle bir kriz varken SYRIZA’nın ABD versiyonu nerede? ABD’nin bir Çipras’ı olabilir mi?

Şu anda ülkede kimse Çipras’ın yanına bile yaklaşamaz. Senatörlerin arasında solculara en yakın olarak gözükenler bile ABD’nin emperyalist politikalarına ve trilyon dolarlık ordu harcamalarına açıkça itiraz edemiyor.

ABD’de yüzyıllardır devam eden yolsuzluk duopollüğüne karşı çıkacak gerçek bir sol alternatif çıkacaksa, onun liderinin Wall Street ve Washington’daki statükoyu rahatsız etmekten korkmayacak yeni bir yüz olması gerektiği aşikar. Yunanlar dünya halklarına yolu gösteriyor. Avrupa’daki bir çok halk bu yolu takip edebilir. ABD’liler de bir gün uyanıp ayağa kalkacak mı?

Çeviri içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

SYRIZA ve dış politikası

SYRIZA iktidarı Yunan ekonomisinin yanı sıra dış politikası için de radikal bir dönüşüm vaat ediyor. Türkiye ile ilişkilerden, İsrail-Filistin sorunu ve NATO’ya kadar yeni bir Yunan dış politikası göreceğiz

GREECE-POLITICS-EU-VOTE26.01.2015 ONUR EREM @onurerem

Radikal sol koalisyon SYRIZA’nın zaferi, Yunanistan’ın AB, Birleşik Krallık, NATO ve İsrail ile ilişkilerinde onyıllardır değişmeden giden dış siyasetine de radikal bir şekilde yeniden kurmayı vaat ediyor. 2012 yılında parti, AB ile imzalanan anlaşmaları referanduma götüreceğini açıklamıştı. SYRIZA’nın resmi açıklamaları ve parti liderlerinin söyleşilerde anlattıklarından derlediğimiz SYRIZA dış politikası bölgedeki pek çok dengeyi etkileme potansiyeline sahip.

İSRAİL İLE İŞBİRLİĞİNE SON

SYRIZA son dönemde Türkiye karşıtlığı üzerinden artan Yunanistan-İsrail işbirliğine açık bir şekilde karşı çıkıyor. Partinin açıklamaları, Yunanistan’ın 1967 sınırlarına sahip bir Filistin’i desteklediğini, İsrail’in tüm işgal bölgelerinden geri çekilmesi gerektiğini ifade ediyor. SYRIZA ayrıca İsrail ile tüm askeri işbirlik anlaşmalarını iptal edeceğini duyurmuştu. İsrail destekçileri tarafından anti-semitist olarak suçlanan parti, anti-semitist değil anti-siyonist olduğunu dünyaya kabul ettirmiş durumda.

TÜRKİYE VE KIBRIS

Çipras’ın partisi Yunanistan’ın geleneksel düşmanlık politikasını onyıllardır reddeden bir söyleme sahip ve bu Türkiye’yi de kapsıyor. Parti, açıklamalarında Türkiye ile daha yakın bir ilişki kurmak istediğini söylüyor. Türkiye’de AKP hükümeti varken ilişkilerin nasıl bir seyir izleyeceğini kestirmek zor olsa da SYRIZA, Kıbrıs sorununun çözümünde daha yapıcı bir görüşe sahip. Adanın kuzeyinde, ÖDP’nin de kardeş partisi olan Yeni Kıbrıs Partisi ile bu konuda aynı görüşü paylaşıyorlar.

MAKEDONYA VE GÖÇMENLER

Yunanistan’ın yıllardır Makedonya ismini kullanmasına izin vermediği, batı ülkeleri tarafından Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti olarak tanınması için her yolu kullandığı kuzeybatı komşusu ile isim krizini aşacağı da SYRIZA’nın açıklamaları arasında. Parti, ülke sınırlarında göçmenlere karşı uygulanan insanlık dışı politikaları sonlandırıp göçmenler için daha fazla kaynak ayırma görüşüne sahip. Göçmenlere karşı gevşetilecek sınır, uyuşturucu ticaretine karşıysa misliyle sertleştirilecek. SYRIZA’nın 2012’deki deklarasyonuna göre uyuşturucu ticaretine baskı ve yaptırımları artırılırken bireysel uyuşturucu tüketimine getirilen cezalar azaltılacak, rehabilitasyon imkanları artacak.

UKRAYNA’DA FAŞİZME KARŞI

SYRIZA Ukrayna’daki krizde de Avrupa Birliği’nin Ukrayna hükümetini koşulsuz desteklemesine ve Rusya’ya yaptırım uygulamasına karşı çıkıyor. Partinin dış siyaset sözcüsü Costas Isychos Rusya’ya yaptırımları “neo-koloniyal iştah” olarak tanımlarken Rusya yanlısı milisleri Ukrayna’nın neo-Nazi’lerine tercih edeceğine yönelik açıklamalarda bulunmuştu.

BÖLGEDE SOLU YÜKSELTMEK

SYRIZA Avrupa’nın geri kalanında, özellikle de güney ülkelerindeki sol parti ve hareketlerle yakın bağlara sahip. İspanya’daki Podemos’un yanı sıra İtalya’daki solcular 2014 Avrupa Birliği Parlamentosu seçimlerinde Çipras Listesi çıkardı. SYRIZA’dan çok sayıda isim 23-25 Ocak’ta Barselona’da gerçekleşen 1. Güney Avrupa Forumu’na katıldı ve kıtanın güneyinin ortak sorunlarına ortak çözümler üretecek bir strateji için çalıştı. Şubat ayının son haftasında da SYRIZA ve ÖDP’nin üye olduğu Avrupa Sol Partisi’nin Akdeniz Forumu İstanbul’da yapılacak. SYRIZA iktidarı boyunca bölgesindeki sol güçleri güçlendirmek için emek harcayacak.

NATO’DAN AYRILMAK

SYRIZA’nın en çok tartışılan açıklaması ise NATO’dan ayrılma konusunda. Bu planlarını defalarca açıklayan parti, seçim yaklaşırken bu konuda suskunluğa bürünmekle suçlanıyor. Oysa SYRIZA yalnızca NATO’dan ayrılmayı değil, Balkanlar ve Afganistan’daki tüm Yunanistan askerlerinin geri getirilmesini, ülkenin askeri gücünün bir daha sınır dışına çıkmamasını ve Yunanistan’daki tüm yabancı askeri üslerin kapatılmasını savunuyor. SYRIZA Merkez Komitesi’nden siyaset bilimi akademisyeni Stathis Kouvelakis’in de ifade ettiği gibi “SYRIZA’nın pek çok cephede mücadele vermesi gerekecek ve bu cephelerin hepsini aynı anda açmak parti için bir hata olur”. Bu nedenle SYRIZA’nın önceliği AB ile borç ödemesi ve ekonomik iyileşme meselelerine verip NATO üyeliğinden ayrılma hamlesini önümüzdeki yıllara bırakması bekleniyor.

Yazı içinde yayınlandı | , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

“Hükümetin yalanları ilkokul seviyesinde ve ahmakça”

Sendika ve meslek örgütlerine açılan 1 Mayıs davasını izlemeye ve metal işçileriyle dayanışmaya gelen ITUC Başkan Yardımcısı Jaap Wienen, hükümetin ilkokul seviyesinde, ahmakça yalanlarla kendini gülünç duruma düşürdüğünü söylüyor

06.02.2015 ONUR EREM @onurerem

Dünyanın en büyük sendikal örgütü olan, 160’dan fazla ülkede 176 milyon işçinin örgütlendiği Uluslararası Sendika Konfederasyonu’nun (ITUC) Başkan Yardımcısı Jaap Wienen önceki gün İstanbul’daydı. 38 yıldır sendikal mücadelenin içinde yer alan Wienen hem grevleri ertelenen metal işçileriyle dayanışmak hem de 1 Mayıs 2014’te Taksim’de kutlama çağrısı yapan KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’ye açılan davayı izlemek için gelen Wienen ile Türkiye’deki grev yasaklarını ve 1 Mayıs davasını konuştuk:

>> Metal işçilerinin grevi “ulusal güvenlik” bahanesiyle hükümet tarafından ertelendi. Geçen yaz aynı bahaneyi cam işçilerinin grevini aynı şekilde engellemişlerdi. Türk hükümetinin işçilere karşı bu tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çok üzücü. Hükümet kendini gülünç duruma düşürüyor. Türkiye’de hükümetin yaptığı açıkça siyasi bir müdahaledir, tamamen yanlıştır. Türk hükümetine mektuplar göndererek bunun büyük bir hata olduğunu söyledik, işçi haklarının net bir ihlalidir.

İşçilerin talepleri makul olmasına rağmen işverenler pazarlık konusunda çok yetersiz davrandı. İşçilerin istedikleri şartları rahatlıkla yerine getirebilirlerdi. Bu işçiler yalnızca daha iyi bir maaş istiyor. Bazı işverenler buna sıcak baksa da MESS kabul etmedi. Bir avuç geri zekalı bürokrat oturmuş kafalarına göre karar veriyor. Bir süre sonra işverenler de bundan rahatsızlık durmaya başlayacaktır. Hatta bazı işverenler kendi işçileriyle uzlaşmak istedi ama işveren örgütü MESS bu noktadan çok uzaktaydı. MESS, sendikalara “sorun çıkarmak isteyen anarşist” gözüyle bakıyor. Bu tarz işveren örgütleri işçilere ve içi sorunlarına en uzak örgütlerdir. Bütün gün masa başında, işçilerden uzaktadırlar. Oysa işverenler kendi fabrikalarında işçilerle az da olsa temas kurar, durumlarını bilir.

Dünyanın her yerinde işçiler makul bir pazarlık yürütmek ister, bu çok doğaldır. İşveren nasıl ki petrol fiyatları yükseldiğinde ürününün pahalılaşacağını hesaplıyorsa, işçilerin yaşam koşulları pahalılaştığında da işçilere ödeyeceği maaşın artacağını kabul etmek zorundadır. Aksini iddia etmek saçmalıktır.

Ben 25 yıl boyunca sendikalarda işverenlerle pazarlık yürüttüm. Fabrikanın verimliliği arttıkça işçilerin maaşlarını artırmak, daha fazla tatil istemek, çalışma saatlerini azaltıp daha fazla işçiye iş imkanı doğurmak gibi istekler çok doğaldır. Tabii ki hiçbir zaman istediğimizin yüzde yüzünü alamayız. Ama işveren de bu pazarlıkta makul adımlar atmak zorundadır. Eğer atmazlarsa işçiler işverenlere bir şekilde baskı uygulamak ister. Bunu greve gitmeye bayıldıkları için değil, ellerindeki tek silah bu olduğu için yaparlar. İşçilerin yüzde 99’u durduk yere greve gitmek istemez. Grev yorucudur, ilişkileri değiştirir, gerginlikler yaşanabilir.

Böyle lider olur mu?

Türkiye’nin siyasi liderliğinin düşünce kapasitesinin çok kısıtlı olduğunu anladık. Bölgede ve dünyada büyük rol oynamak, liderlik üstlenmek istediğini açıklayan siyasetçilerin bu kadar saçma kararlar alması bunu gösteriyor. Bir ülkenin ulusal güvenliği, 15 bin işçinin işvereniyle anlaşmazlığı nedeniyle sarsılıyorsa bu ülkeden lider ülke olabilir mi?

>> Grevin işçilerin elindeki son silah olduğunu söylemiştiniz. Bu son silahın da hükümet tarafından işçilerin ellerinden alınmasının ne gibi sonuçları olur?

Bu grev sendikalar tarafından örgütlenmiş yasal bir grevdi. Eğer sendikaların böyle bir yasal grev yapmasını yasaklarsanız işçileri öfkelendirirsiniz. Bir noktadan sonra kendileri, sendika liderliği olmadan resmi olmayan grev ve eylemler yapmaya başlayacak kadar öfkelenirler. Bu tarz hareketler de kaos yaratır. Hükümetinizin tavrı, işi bu noktaya götürme riski taşıyor.

Sendikalar yasal bir grev örgütlediği zaman hiçbir şekilde üretim araçlarına zarar vermez, sendika sorumluluk alır, güvenlik riski olmaz. Ama resmi olmayan grevlerde ne olacağını kimse kestiremez. İşçiler sabotaj da yapabilir. Bu yüzden hükümetin ne yaptığından haberi olmadığını düşünüyorum.

>> Uluslararası sendikal mücadele tecrübeli bir isim olarak bu noktadan sonra işçilere ne tavsiyeniz olacaktır?

Buradaki işçilere tavsiyem, haklı taleplerinden hiçbir şekilde vazgeçmemeleri. Onurlu bir hayat sürmek için yasal yollar sonuç vermediğinde eylemliliğe geçin. Eğer sendikanız hakkınızı savunmuyorsa, hakkınızı savunacak bağımsız ve demokratik bir sendikaya geçin. Bu noktada yalnız olmadığınızı bilin. Uluslararası işçi hareketleri olarak her zaman yanlarındayız, Türk hükümetinin bu absürt uygulamasını uluslararası topluma ifşa etmeye devam edeceğiz. Avrupa’nın dört bir yanından işçiler ve örgüt temsilcileri buraya gelip destek vermeye, mesajlarını yaymaya devam edecek. Çünkü bu aptallık kabul edilemez.

Eşi benzeri olmayan bir komedi

>> İstanbul’a sendikacıların 1 Mayıs davasını izlemek için geldiniz. Bu dava hakkındaki yorumlarınız nedir?

Buradaki siyasetçiler ve yetkililer sendikalardan çok korkuyor. İnsanların bir meydanda yanyana durmasından korkuyor. Bunu siyasi güçlerine bir tehdit olarak görmeleri gerçekten absürt. İnsanların bir meydanda yanyana gelmesi bir hükümet için tehditse o hükümet çok güçsüz bir hükümet olmalı.

Hükümetin geçen 1 Mayıs’taki agresifliği korkunç boyutlardaydı. Sendika binası önünde toplanan masum insanlara saldırıp dövdüler. Bu da yetmezmiş gibi onları hastaneye kadar gazlarla kovaladılar, hastanenin içine gaz attılar. Bu dünyada eşi benzeri olmayan bir uygulama! Hangi ahmak polis bir hastaneye göz yaşartıcı gaz atmayı akıl etti?

Türk hükümeti Avrupa mahkemelerinde şaka gibi bir savunma yaptı. “Bir polis memuru gazın üstüne oturmuş, gaz patlamış, hastaneye fırlamış” dediler. İlkokul çocuğu yalanları gibi savunma yaptı hükümet. Bu nasıl bir komedi? Bu ahmakça açıklamayı akıl eden kim? Avrupa mahkemelerinde savunma yapma görevi verilen memurun bulduğu en iyi bahane bu olmuş, düşünebiliyor musunuz?

>> Türk yargı sisteminde devletin bu tür savunmaları genellikle kabul görüyor. Muhtemelen Avrupa mahkemelerine de alışkanlıkla böyle bir savunma göndermişlerdir.

Bu savunmayı bir Türk’e, Alman’a, Japon’a, dünyada herhangi birine okursanız gülmemesi imkansız. Türkiye’deki işçi sınıfının böyle seviyesiz insanlarla, lanet olası çocukça yalanlarla muhatap olmak zorunda kalması çok üzücü.

1 Mayıs davasında sendikacıları nasıl mahkum edecekler? 1 Mayıs’ı kutlayarak hükümeti devirmek ve devrim yapmakla mı? Böyle bir ceza verseler ellerine ne geçecek? İşçileri daha da öfkelendirecekler. Hükümet istediği sonucun tam tersini elde etmiş olacak. Meydanlarda buluşmayı yasaklamanın, insanlara saldırmanın gerekçesini “huzur sağlamak ve devrimci hareketi bastırmak” olarak açıklıyorlardı. Ama bu aptalca kararlar huzuru bozdurdu, insanları daha da öfkelendirdi. Dahası, uluslararası kamuoyunun gözleri Türkiye’ye çevrildi. Bu davranışlarına devam ettikçe Türkiye’deki durum uluslararası kamuoyunda daha da fazla tartışılacak. Türkiye’nin saygınlığı sürekli azalıyor. Bu baskı politikaları dünyadaki herhangi bir makul hükümetin uygulamayı düşünemeyeceği boyutlarda.

>> 1 Mayıs yaklaşıyor, İstanbul’daki kutlamalara katılmayı düşünüyor musunuz?

ITUC temsilcileri gelecek. Geçen yıl genel sekreterimiz gelmişti, bu yıl da başka arkadaşlarımız gelecek.

>> Gaz maskesi getirmeyi unutmasınlar.

(Gülüyor) Türkiye’nin kullandığı gaz miktarı inanılmaz. Göz yaşartıcı gaz atarak toplumu bastırabileceklerini düşünüyorlar, büyük saçmalık.

Türkiye’de örgütlenme özgürlüğü, kolektif pazarlık hakkı ve grev hakkı için mücadele ediliyor. Oysa Türkiye ILO sözleşmelerini imzalamış, uluslararası saygınlık arayan bir ülke. Böyle bir ülkede bu haklar ve özgürlüklerin çoktan sağlanmış olması gerekirdi. Hükümetin yaptıkları, hedeflerinin tam tersinin gerçekleşmesine yol açıyor. Baskıyla bir toplumu yönetmek isterseniz sürekli daha fazla baskı uygulamanız gerekir.

Sonunda diktatörlük getirir

Türkiye seneye daha da fazla gaz mı alacak? Bu sonunda Türkiye’ye diktatörlük getirir. Bir sonraki adımınız ne olacak? Gücünüzü korumak ve size itiraz eden herkesin çenesini kapamak için daha ne kadar ileri gideceksiniz? Seçimleri de yasaklayacak mısınız? Bu çok endişelendirici. Tarihe baktığınızda bu gidişatın sonunu biliyoruz. Bu tarz liderler sürekli daha fazla gücü elinde toplamak için daha da aşırılaşarak sonunda kendi meşruiyetlerini yok ederler. Demokratik bir ülkede bunu yapamazsınız. İnsanların ifade özgürlüğünü yasaklayamazsınız, grev hakkını engelleyemezsiniz. Bu hükümete kimler danışmanlık yapıyor çok merak ediyorum.

>> Erdoğan’ın telekineziyle öldürülmeye çalışıldığını açıklayan insanlar danışmanlık yapıyor.

Türk hükümetine bir mesaj göndermek istiyorum: Lütfen gerçeklikten ne kadar koptuğunuzu, normal davranışlardan ne kadar uzaklaştığının farkına varın. Yetersizliğiniz, kabiliyetsizliğiniz gülünç noktalarda. Korkuyorsunuz ama korkarak liderlik yapılmaz.

Erdoğan açıklamalarıyla Türkiye’nin yüz karası oldu

>> Avrupa’da bir grevin en son ne zaman “ulusal güvenlik” adı altında bu şekilde ertelendiğini hatırlıyorsunuz?

Avrupa’da böyle tek bir örnek hatırlamıyorum. Türkiye’deki bu duruma benzer tek örneği Mısır’da gördük son dönemde, fırın çalışanlarının grevlerini yasaklamışlardı ulusal güvenlik nedeniyle.

Bazı ülkelerde nadir olarak ulusal güvenlik nedeniyle grevlere dair kararlar alındığını görürüz, ama bunlar gerçekten ulusal güvenlik diyebileceğimiz konulardır. İtfaiye, ambulans, hastane gibi hizmetlere ilişkindir, ciddi bir durum karşısında minimum bir hizmet verilmesi içindir ve nadiren uygulanır. Bunu anlayabiliriz.

Üstelik Avrupa’da bu kararlar hükümet tarafından alınmaz. İşveren şirket veya kurum mahkemeye giderek bu konuda bir başvuru yapar, mahkeme böyle bir karar alır. Türkiye’deyse kararı hükümet alıyor, iptali için işçiler mahkemeye gidiyor.

Belçika’da sonbaharda büyük bir genel grev oldu, ülkede hiçbir şey çalışmadı. Ne hükümet, ne yargı karıştı. Yeni seçilmiş bir hükümet asgari ücretten emekli aylıklarına kadar tüm gelirleri azaltıp emeklilik yaşını azaltacağını duyurmuştu, işçi sınıfı bu karara karşı ayağa kalktı. Bu tarz grevler işçilerin hakkıdır. İnsanların bir dahaki seçime kadar dört yıl bekleyip hiçbir şey dememesi beklenemez. Türk hükümeti anayasasını da, yasalarını da, uluslararası anlaşmaları da ihlal ediyor.

>> Örnek bulmak için belki biraz daha geriye gitmek gerekebilir. Türk hükümeti Soma katliamının ardından 19. yüzyıl İngilteresi’nden örnek vererek böyle kazaların normal olduğunu söylemişti.

Bunlar utanç verici açıklamalardı, Erdoğan’ın bu konuşmasını çok iyi hatırlıyorum, Türkiye için yüz karası oldu. Bu tarz referanslarla konuşmaları rezalettir. 19. yüzyılda güvenlik önlemleri, ekipmanlar 21. yüzyıldaki kadar gelişmemişti. O dönemde bile böyle kazalar olunca insanların bu koşullarda çalıştırılması tartışılırdı.

Büyük kepazelik

Türkiye gibi bir ülkede böyle örneklerle savunma yapmak, bunu sevdiklerini kaybetmiş insanların yüzüne söylemek büyük kepazeliktir, şok edicidir. Kazalar tabii ki olabilir ama yetkililerin güvenliği denetleme sorumluluğu varken bu denetleme düzgün yapılmıyorsa bu kaza değildir, suçlu yetkililerdir.

Söyleşi içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Türkiye’de hukukun üstünlüğü kalmadı

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün Türkiye araştırmacısı Sinclair-Webb: Hükümetin yargıya olağanüstü müdahaleleri nedeniyle hukukun üstünlüğü ilkesi yok edildi

emma sinclair30.01.2015 ONUR EREM @onurerem

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW) dört gün önce yayınlanan 2015 Dünya Raporu’nda Türkiye’deki otoriterleşme, denge ve denetleme mekanizmalarının yok edilmesi ve insan haklarındaki gerilemelere büyük eleştiriler getirildi. HRW’nun Türkiye araştırmacısı olan Emma Sinclair-Webb ile bu eleştirileri ve Türkiye’yi bekleyen tehlikeleri konuştuk:

>> Raporunuzdaki en önemli eleştirilerden biri denge-denetleme mekanizmaları işlevsizleştirilirken ülkenin otoriterliğe doğru kayması. Parlamenter sistem bu haldeyken Erdoğan’ın başkanlık rejimine geçmek istemesi bir tek adam rejimine yol açar mı?

İnsan hakları kurumları genellikle ülkelerin kendi kurumsal düzenlemeleri ve gelenekleri hakkında söz söylemez. Bazı ülkelerde başkanlık, bazı ülkelerde ikili meclis olur, sonuçta her ülkede farklı uygulamalar olabilir.

Ama burada önemli olan denge ve denetleme mekanizmalarının olması. Kuvvetler ayrılığı ve denge-denetleme mekanizmaları olmazsa insan hakları açısından sorunlar yaşanır.

>> Erdoğan’ın küçük esnafı ve bakkaların sokaklarda polislik yapıp asayiş sağlaması gerektiği açıklamaları ve çıkması beklenen iç güvenlik paketine baktığınızda kafanızda nasıl bir rejim canlanıyor?

Siyasetçilerin böyle popülist ve demagojik üslupları oluyor. Ama bir yandan da çok tehlikeli bir açıklama bu. Toplumdaki kutuplaşmayı ve düşmanlığı artıracak bir uygulama olurdu bu.

Türkiye’de polisle ilgili en problemli yasa gelmek üzere: İç güvenlik yasası. Çok kapsamlı bir paket ve bazı maddeler kolluk yetkilerini çok artırıyor. Örneğin yargı denetimi olmadan gözaltı yapılacak, önleyici gözaltı olacak. Molotof kokteyli atanlara karşı silah kullanma yetkisi veriliyor. Bu paketle yargıyı da etkisizleştirilirken inisiyatif polise veriliyor. Çok kötü bir şekilde kullanılabilir bu yasa.

>> Yalnızca HRW değil, Sınır Tanımayan Gazeteciler’den Freedom House’a, Amnesty International’dan Transparency International kadar tüm örgütler son dönemde Türkiye’deki haklarda gerilemeyi ve otoriterleşmeyi eleştiren raporlar yayınladı. Hükümet ise bu raporları yazanları ciddiye almayıp Türkiye’yi karalamakla suçladı. Bu durum, Türkiye’nin uluslararası arenadaki algısını nasıl etkiliyor?

Türkiye uluslararası alandaki itibarı çok zarar gördü. Hükümetin getirilen eleştirileri kabul etmemesi ise bu zararı artırıyor. Tüm eleştirileri reddetmenin kendilerine de bir faydası yok. Aslında zekice olan bazı eleştirileri kabul etmektir ama bu hükümet onu hiç yapmıyor.

Türkiye’nin uluslararası itibarından daha önemli olan ise Türkiye’de halkın yaşadığı hak ihlalleri. Bu ülkenin yurttaşlarının hakları çiğneniyor, yalnızca muhalif kişilerin değil, AKP’ye oy verenlerin de hakları çiğneniyor hükümet tarafından.

>> Raporunuzda AKP-Cemaat arasındaki gerilimin yargı sistemine yansımasından da bahsediyordunuz. Sıradan insanları nasıl etkiledi bu yansımalar?

Türkiye’de yargı sistemi her zaman politizeydi. Ama son dönemde, özellikle yolsuzluk iddialarının ardından hükümet yargıya olağanüstü müdahaleler yapmaya başladı. AKP ve Cemaat yargıyı birlikte kontrol etmişler, kavgaya başladıktan sonra ise yargı AKP’nin tam kontrolü altına girmiş, bunu gördük. Gerçekten bunları anlatmak bile ne boyutlara ulaştığını gösteriyor. Binlerce kamu görevlisi sürgüne gönderildi, kitlesel bir rotasyon yaşandı. Yeni bir ceza hakimlik sistemi yaratıldı: Sulh ceza. Küçük bir gruptan oluşan bir sistem bu ve soruşturmalarda çok kritik müdahaleler yapabilirler. Bu kişiler gördüğümüz kadarıyla gerçekten hükümet tarafından özenle seçildi ve ona göre karar veriyor. Hükümetin yargı üzerindeki kontrolü hiç olmadığı kadar artırıldı. Özel Yetkili Mahkemeler kalkmışken bunların yeniden kurulması tartışılıyor son günlerde.

Hukukun üstünlüğü diye bir şey kalmadı Türkiye’de. Bu noktadan sonra bu ülkenin insanları nasıl yargı sistemine yeniden güvenebilecek? Normal vatandaşlar bu sistemin güvenilir olduğuna nasıl güvenebilir? Hükümet kendine bunu sormalı.

Hakaret kavramı suistimal edilerek eleştiriler susturuluyor

>> AKP’nin Haziran ayındaki genel seçimlerden güçlenerek çıkması durumunda ülkede ne gibi değişiklikler yapacağını düşünüyorsunuz?

O konuda bir şey demem doğru olmaz ama seçim öncesi süreçte dikkat edilmesi gereken çok şey var. AKP, hükümet gücünü diğer partiler aleyhine suistimal ederek seçim kampanyalarının adil bir şekilde yapılmasını engellememeli. Muhalif partilere propaganda için eşit fırsat verilmeli.

Yerel seçimde bu konuda büyük soru işaretleri oluşmuştu. Ayrıca hükümet son dönemde kendilerini eleştirenleri “hakaret” davalarıyla susturmaya çalışıyor. Seçim sürecinde bunu devam ettirmesi, seçimlerin adil olmadığı yönündeki algıyı güçlendirecektir.

Hakaret davaları ile son dönemde bazı gazeteler çok sık karşılaşır oldu. Örneğin Cumhuriyet yazarı Cüneyt Arcayürek’e Emine Erdoğan’a şişman dediği için ceza verildi. BirGün’e de açılmış çok sayıda hakaret davası var. Bu uygulamalar hakaret cezasının tamamen, acımasızca suistimal edilmesidir. Bu davalarla ifade özgürlüğünü bastırma uygulamalarının sonlanması lazım.

Söyleşi içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

LGBTİ’lere ayrımcılığa karşı büyük kampanya

Psikoloji, psikiyatri ve sosyoloji alanlarından çok sayıda örgüt LGBTİ’lere yöneltilen ayrımcılığa karşı büyük bir kampanya başlattı. İlk hedef ayrımcı kitapların satışını durdurmak

26.01.2015

Ruh sağlığı çalışanları LGBTİ’lere (lezbiyen, gey, biseksüel, transeksüel, interseks) ayrımcılık ve önyargıya karşı kampanya başlattı. Dünyadaki sağlık örgütlerinin 1970’li yıllardan itibaren LGBTİ yönelimleri hastalık sınıfından çıkardığını, LGBTİ’in haklarını korumak için çok sayıda ülkede yasal önlemler alındığını ancak Türkiye’de bu konuda yasal eksiklik olduğunu söyleyen örgütler ayrımcılığı yayan kitaplara karşı bir çağrı yayınladı. Toplumsal Dayanışma için Psikologlar Derneği, Türk Psikologlar Derneği, Türkiye Psikiyatri Derneği, İstanbul Tabip Odası, Ruh Sağlığında İnsan Hakları Girişimi Derneği, Psikolojik Danışmanlar Derneği, Travma Çalışmaları Derneği, Sosyoloji Mezunları Derneği, Psikoloji Öğrencileri Meslek Yasası Platformu ve Türk Psikoloji Öğrencileri Çalışma Grubu gibi çok sayıda dernek ve meslek örgütünün imzaladığı çağrı şöyle:

>> Herhangi bir şekilde LGBTİ bireylere yönelik önyargı ve ayrımcılık içeren ve/veya eşcinselliğe/biseksüelliğe yönelik “tedaviler” öneren kitapların basımı ve satışı derhal durdurulmalıdır, kitapevlerinde raflarda bulunan bu tür kitaplar raflardan indirilmelidir.

>> Ruh sağlığı alanında “onarım terapisi” adıyla veya başka adlarla yapılan ve eşcinselliği “tedavi ettiğini” iddia eden, ayrıca trans bireylere “hasta” muamelesi yapan tüm homofobik/transfobik uygulamalar ve terapilerden vazgeçilmelidir.

>> Bizler bu metne imzacı olan kurumlar olarak bu tür homofobik/transfobik kitapların ve uygulamaların karşısında olduğumuzu, bunları ve sorumlularını kamuoyuna teşhir edeceğimizi, bu tür kitaplara ve kişilere/kurumlara karşı hukuki süreçlere başvuracağımızı ve de sürecin takipçisi olacağımızı beyan ediyoruz. Tüm kişi ve kurumları, ruh sağlığı çalışanlarını, yayınevlerini, kitabevlerini ve de okurları söz konusu duruma karşı duyarlı olmaya ve süreci desteklemeye davet ediyoruz.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın