Kore Türkiye’ye gaz satamayabilir

Emniyet Genel Müdürlüğü’nün yüz binlerce göz yaşartıcı gaz almayı planladığı Koreli DaeKwang şirketine yasadışı uygulamaları nedeniyle soruşturma açıldı, ihracat izninin iptal edilmesi bekleniyor

kore

21.01.2015 ONUR EREM @onurerem

Türkiye’ye göz yaşartıcı gaz satışı yapan Güney Koreli DaeKwang firmasının yasadışı üretim ve belgelerde sahtecilik yaptığı ortaya çıktı. Yetkililer fabrikayı kapatırken DaeKwang’ın gaz ihracat izninin iptal edilmesi bekleniyor. DaeKwang Kore’nin gaz ihracatının yüzde 90’ını gerçekleştiriyordu.

Kore’deki Monthly Joongang dergisinden gazeteci Choi Jae-Pil, üç gün önce yayınlanan haberinde fabrikanın bulunduğu bölgedeki Nakdong Nehri kenarında yürürken kullanılmış göz yaşartıcı gaz fişeği kovanları bulduğunu, bunun üzerine araştırmasını derinleştirdiğini anlatmış ve bunun sonunda pek çok yasadışı uygulama tespit ettiğini açıklamıştı. O uygulamalardan bazıları şöyle:

Gaz fişeklerinde barut kullanması gereken DaeKwang bunu üretim lisansı olmadan üretti, fitil ve potasyum kloratı ise Çin’den yasadışı yollarla, ithalat izni almadan ülkeye soktu. Şirketi bir süredir izlemeye alan Kore polisi, depolama izni olmadan bir ambarda büyük gaz fişeği stokları biriktirdiğini tespit etti. Bunun üzerine polis sorgusuna alınan DaeKwang Genel Müdürü Hag-Song Kim bu suçları itiraf etti.

İtirafın ardından savcılık DaeKwang’ın olası diğer yasadışı uygulamalarını da ortaya çıkarmak için büyük bir soruşturma başlattı. Kore Gümrük Ofisi fabrikaya baskın düzenleyerek tüm yasadışı ithal ürünlerini tespit etti. Polis güçleri ise fabrikaya giderek kapatma emrini tebliğ etti. Bu gelişmelerin ardından DaeKwang Türkiye’ye gaz satma iznini kaybetmesi bekleniyor

BirGün duyurdu, kampanya başlatıldı

BirGün Emniyet Genel Müdürlüğü’nün teknik şartnamelerine ulaşarak, 2015 için 1.5 milyon adet gaz fişeği alma planını 9 Kasım 2014’te “Ekmek bulamıyorlarsa gaz yesinler” manşetiyle duyurdu. EGM, ilk aşamada 550 bin gaz fişeğini Kore’deki DaeKwang firmasından almayı planlıyordu. BirGün’ün haberinin ardından Biber Gazı Yasaklansın İnisiyatifi büyük bir kampanya başlattı. Türkiye’nin yanı sıra Kore’de de göz yaşartıcı gazların satışının durdurulması için eylem yapıldı.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Filistin’de zeytin ağacı kampanyası

381243.pngFilistin’i yeniden ağaçlandırmak için uluslararası bir kampanya başlatıldı. İsrail’in 2014’teki savaşta 46 kişiyi hapse attığı, bir hafta boyunca yağma yaptığı, 12 metrelik bir askeri kule diktiği ve 750 zeytin ağacını yok ettiği Ni’lin köyünde başlatılan kampanya ile önce Ni’lin, sonra da Filistin’in geri kalanında kesilen ağaçların yeniden dikilmesi amaçlanıyor. Nil’in’inde 2008’den beri yok edilen ağaçların miktarı ise bin 100 civarında. Ni’lin’deki Duvara Karşı Halk Komitesi ile Barış ve Adalet için Filistin Gençliği’nin birlikte başlattığı kampanyanın zamanla yarışması gerekiyor. Kampanyanın örgütleyicilerinden Saeed Amireh, İsrail’in askeri bölgelerine yakın olan topraklarda tarım yapılmadığı takdirde İsrail’in bu toprakları ele geçirme uygulamasını sürdürdüğünü anlatırken “Bir an önce topraklarımıza yeniden zeytin ekmezsek bu toprakları tamamen kaybetmiş olacağız” diyor. İsrail ambargosu nedeniyle endüstrisi gelişemeyen Filistin’de zeytin üretimi halkın ender geçim kaynaklarından biri. Yeniden ekilecek zeytin fidelerinin maliyeti fide başına 10 dolar ve toplamda bin 700 fide ekilmesi planlanıyor. 30 Mart Filistin Toprak Günü’ne kadar replantpalestine.com sitesinden bağış toplayacak gönüllüler, 31 Mart’ta toplanan paralarla dikime başlayacak.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Türkiye’de halk polise güvenmiyor

polis

Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV), Demokratikleşme Programı güvenlik sektörü reformu alanındaki yaptıkları son çalışmaları sonucunda “Polis ve Toplum: Türkiye’de Polise Güven Araştırması” raporunu yayınladı. Raporda, Türkiye’de yurttaşların polise ne kadar güvendiği ve polise güvenin polis ile işbirliği, polise itaat ve polis ihlallerine toleransı nasıl etkilediği çarpıcı analizler ile ortaya konuluyor.

En az güvenen Hıristiyan ve Şiiler

Sünni, Türk, AKP’li ve MHP’liler polise güven duyarken Aleviler, Kürtler ve HDP’liler polise güven duymuyor. En az güven duyan siyasi gruplar “Diğer” başlığı altında toplanan BBP, ÖDP, HÜDAPAR, SDP ve İP gibi “merkezden uzak” partilerin seçmenleri. En az güven duyan dini gruplar ise Hıristiyanlar ve Şiiler. Toplumun yüzde 60’ı polisi doğrudan halkın yönetmesi gerektiğine ve kanunları çiğneyen polislerin cezasız kaldığına inanıyor. Toplumun yüzde 39’u çocuğunun polis olmasına sıcak bakarken 38’i polis olmasına karşı. Toplum polisin vatandaşların ihtiyaçlarına duyarlı ve adil şekilde cevap verdiğine inanmıyor. Kürtler polisin suçluları yakalamada başarısız olduğunu düşünüyor. Toplumda polislerin şikayet edilebileceği bağımsız bir kurum talebi var.

Raporun sunumun ardından toplantıda konuşan sosyoloji profesörü Ferhat Kentel polisin de devlet gibi nötr bir kavram olmadığını, toplumdaki belli güçlerin yansıması olduğunu söylerken “Polis makbul vatandaşlığın inşasında büyük rol oynadı” dedi.

‘Emre itiraz edemiyorsa istifa etmeliydi’

Polis Akademisi Doç. Dr. Ahmet Erkan Koca da toplumun alt katmanlarında var olan her çelişki ve çatışmanın polis teşkilatı içinde de yansıması olduğunu söylerken “Polisler bir yandan halka güven duymakla görevli, bir yandan da halkı şüpheli ve tehlikeli olarak görmesi bekleniyor, bu da polislerin yaşadığı çelişkileri artırıyor “dedi. Polise güvenin düşük olduğu toplumlarda halkın kendi güvenliğini kendi sağlama eğilimi olduğunu anlatan Koca, Gezi eylemlerine de değindi: “Gezi’de dendi ki emir geldi polis çadırları kaldırdı. Polislik denen şey yukarıdan biri size emir verdikten sonra bu işi nasıl yapacağını bilme işidir. İyi bir polis şunu öngörmeli: Suça karışmamış barışçıl bir eylem yapan insanlara bu saatte bu biçimde müdahale ederseniz daha büyük sorun yaparsınız. Bunu diyemiyorsanız İstanbul Emniyet Müdür olmamalısınız. Eğer baskı çoksa, ‘ya yap ya istifa et’ denirse iyi bir polise istifa etmek düşer.

‘Polis siyasal istihbarat yapıyor’

Toplumsal olaylardaki yasal ihlaller tipik bir kanun dışına çıkma değildir. Örneğin eylemde trafik kesildiyse trafiği kesmekten ceza verilemez normal bir zamandaki gibi. Toplumsal hareketler her zaman yasanın ilerisindedir. Bunu bu şekilde sınırlandırmak yaratıcı siyasal enerjiyi öldürmek ve dönüştürememektir. Kıdem alana kadar militer disiplinle yetiştikleri için bu sorunları yaşıyoruz”. Ahmet Erkan Koca, Türkiye’de yazılı kurallardan çok kişisel sözlerin dinlendiğini anlatırken pek çok kişinin egosuna iyi geldiği bu nedenle polis olduğunu, polisler kendilerine “Yasada böyle bir hakkım olduğu için bunu yapıyorum” diyen insanlara bu nedenle daha fazla tepki verdiğini belirtti. Koca ayrıca Türkiye’deki polis istihbaratını eleştirirken “Türkiye’de polis, üzerine vazife olmaması gereken siyasal istihbarat ve ayrımcılık yapıyor. Polis akademisinde bile bir öğrenciyi cezalandırmak yerine bütün sınıfı cezalandırıyor öğretmenler. Bu polisler toplumdaki suçlara nasıl yaklaşacaktır?” dedi.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Hırsızların erkine para vermeyeceğim

ABD’de yaşayan akademisyen Bilgesu Sümer dövizli askerlik yapma imkanına rağmen dün vicdani ret ilan etti: “Öldürmeyeceğim demek yeterli değil, aynı zamanda ödemeyeceğim de diyorum”

vr-bilgesu-sumer1

13.01.2015 ONUR EREM @onurerem

Bilgesu Sümer Massachusetts Üniversitesi’nde siyaset bilimi alanında doktora yapan bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı. 1986 yılında Diyarbakır Askeri Hastanesi’nde doğan, Boğaziçi Üniversitesi’nde siyaset bilimi alanında lisans ve yüksek lisans yaptıktan sonra öğrenimine iki yıldır ABD’de devam ediyor.

Askeri ve finansal çıkarlar

Sümer, dün İstanbul Kadıköy’deki Vicdani Ret Derneği’nde bir basın açıklaması düzenleyerek vicdani reddini ilan etti. “Hiçbir zaman adımın kız ismi olmasını yadırgamadım ama nedenini merak ettim. Çocukken ailem sorularımı geçiştirirdi. Büyüdüğümde öğrendim ki ben doğmadan önce Bilgesu Erenus’un yazdığı bir tiyatro oyununun ardından, en azından çocuklarının adında bir umut görmek için koymuşlar” diyordu Bilgesu Sümer açıklamasında: “Ben askere gitmeyeceğim, bu devletin borç olarak çıkardığı meblağları da ödemeyeceğim. Hiçbir devlete askeri ve finansal çıkarları için hizmet etmeyeceğim. Bir akademisyen, bir insan, bir erkek olarak reddediyorum. Anti-militarizm adına ‘öldürmeyeceğim’ demenin yetmediği bir dünyada yaşıyoruz, o yüzden ben aynı zamanda ‘ödemeyeceğim’ diyorum. Hırsızların erki olan bu devlete hiçbir borcum yok”.

‘Halk askerlikten çoktan soğumuş’

Bilgesu Sümer 2012’ye kadar üç yıl boyunca Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak çalışmış ve bu süreçte toplu mezlarlarla ilgili çalışmalara katılmış. Bu vahşeti yaratan, yalnızca yaşama hakkını değil, insanların gömülme hakkını, yakınlarının mezarları ziyaret etme hakkını bile elinden alan bu orduya dahil olmayacağını söylüyor. Açıklamasında şu ifadeler yer alıyor: “Doğayı alt üst edenleri, zeytinlikleri banknotlara dönüştürenleri, toprağı siyanürleyenleri, insanları kâr için madende diri diri gömenleri koruyabilmek için para yeterli değildir. Bizim ekonomik gücümüzle kendi militarist konumlarını pekiştirmek istiyorlar. Bunu dersek halkı askerlikten soğutmuş mu oluyoruz? Bence hayır. Halkın askerlikten çoktan soğumuş olduğunu bedellinin miktarı zaten yansıtıyor. Her canlının sözü olduğu, herkesin içine sığdığı bir dünyada, tek silahın söz olduğu bir yaşam istemek suç değildir ve bir haktan çok insanlık ödevidir”.

“Bedelli çıktığında Para ve İktidar dersi alıyordum”

Bilgesu Sümer’e siyasi görüşlerini ve vicdani retle nasıl tanıştığını sorduk:

>> Siyasi olarak kendini nasıl tanımlarsın?

Siyaset ideolojileri öğreten biri olarak bu soruyu cevaplamayı zor buluyorum. Ben bir solcuyum. Sosyalistlerle sosyalist, anarşistlerle anarşist, Marksistlerle Marksist, feministlerle feminist… Bu mücadelenin pek çok şekli var. Yataylığa, anti-kapitalizme, anti-militarizme, anti-sömürgeciliğe inanmış, benim makul ve ahlaklı bulduğum herkesle birlikte tanımlayabilirim kendimi. Çok siyah-beyaz bir tanımlama yapmanın doğru olduğunu düşünmüyorum.

>> Vicdani reddi ilk ne zaman duydun, nasıl vicdani retçi olmaya karar verdin?

İlk defa üniversitedeyken Mehmet Tarhan’ı duydum. Askere gitmek istemediğini duyduğumda hiç şaşırmadım, aksine “herkes askere gitmeyi reddetmeli” diye düşündüm. Son yıllarda çevremde birçok kişinin vicdani ret açıklamamış da olsalar aslında vicdani retçi olduğunu farkettim. Kendimi askerlik yapacak bir insan olarak görmediğim için ben de vicdani retçi olduğumu fark ettim yaklaşık 3-4 yıl önce. Bugün toprağı kazdığımızda Kürt toplu mezarlarını buluyoruz. Bir katman daha kazdığımızda Ermeniler, sonraki katmanda Aleviler, sonraki katmanda Hristiyanlar… Bir kemik yığını üzerinde duruyoruz. Bunun nedenlerinden biri de militarizm. Biz militarizm yüzünden birbirimizle barışamıyoruz.

2019 yılına kadar tecilim olmasına rağmen vicdani ret ilan etmeye karar verdim. Bedelli askerlik çıktığında Para ve İktidar dersi alıyordum, dostum Nejat Kobane’de öldürüldü. Birçok neden vardı ve sonunda silah endüstrisini besleyecek bu parayı ödemek istemedim.

>> Ailen nasıl yaklaştı?

Anneme babama söylediğimde “Oğlum verelim parasını kurtul” dediler. O an, bu mücadelenin ailede başladığını fark ettim. Barışa giden yolun ilk kısıtlandığı yerin aile olduğunu anladım ve onu politize etmek istedim.

Babam buraya, vicdani ret açıklamama geldi. Kendisi bir askerdi. Annem ise kimliğini sürekli saklamak zorunda hissetmiş bir Kürt. Benim midem ağrıyor korkudan, onları hayal edemiyorum. Oysa bu liberalizm içinde bile korku yaratmaması gereken bir şey olmalı: Kimsenin malına mülküne zarar vermeden düşüncelerimi açıklıyorum. Bu korkuyu yenmek aileden başlıyor.

>> Sivil hizmet hakkında ne düşünüyorsun?

Eğer ordunun ve polisin dışında bir sivil hizmeti kabul ettirirsek, militarizmi kırmış olacağız. Öte yandan neden devletler insanların topluma fayda sunmayacağını düşünüp bir sivil hizmeti zorunlu kılsın ki? Kendimi total retçilere yakın buluyorum.

Haber, Söyleşi içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Kobanelilerin sorunları ve çözümleri rapor oldu

Kobaneli sığınmacıların ihtiyaçlarını karşılayan Kobane Kriz Koordinasyonu ile Rojava Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği bir rapor yayınlayarak ihtiyaçları, sorunları ve çözümleri açıkladı

kobane_migration_b_00308.01.2015

Kobane Kriz Koordinasyonu ile Rojava Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği geçen ay bir rapor yayınlayarak Kobane’den Türkiye’ye gelen sığınmacılarla ilgili bilgileri kamuoyuyla paylaştı. 15 Eylül 2014’ten itibaren yoğunlaşan saldırıların ardından Türkiye’ye 200 bin Kobanelinin sığındığını, bunların 60 bininin Suruç’ta, 115 bininin de Urfa sınırları içinde olduğunu açıklayan raporda Suruç’ta AFAD çadırlarında 7 bin, Suruç Belediyesi çadırlarında da 11 bin kişinin kaldığı yer aldı.

Kızılay’ın AFAD çadırları dışındaki tek etkinliğinin belediye çadırlarında kalanlara çorba ve bebek bezi dağıtmak olduğunu belirten rapora göre Birleşmiş Milletler AFAD ve Suruç Kaymakamlığı dışında kendine muhatap bulamadığı için faaliyet yürütmekte zorlanıyor. Yurtdışından gelen Hayata Destek Derneği, Uluslararası Tıbbi Birlikler ve Danimarka Mülteci Konseyi gibi örgütlerin bölgede faaliyet yürüterek çok sayıda sığınmacıya yardım ettiğini açıklayan raporda, krizin büyüklüğü ve sürenin uzunluğu nedeniyle hem bu örgütlerin hem de Suruç Belediyesi’nin bütçesinin yetersiz kalmaya başlayacağı, bu nedenle Türkiye devletinin bölgeye daha fazla yardım yapması gerektiği yer alıyor.

Sağlık alanındaki ihtiyaçlara da değinen raporda Kobanelilerin Göç İdaresi Başkanlığı’na kayıt yaptırarak sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanabildiği, ancak eczanelerde ilaç alırken ödemeleri gereken yüzde 20 komisyonu karşılayamadığı, Demokratik Toplum Kongresi ve Sağlık Emekçileri Sendikası’nın oluşturduğu Sağlık Koordinasyonu’na gönderilen ilaçlarınsa kronik hastaların sürekli olan ilaç ihtiyaçlarını karşılayamadığı anlatılıyor.

Çözüm için öneriler

Sorunları tespit ettikten sonra bunların olası çözümleri için yapılması gerekenleri de listeleyen örgütler, şu önerileri açıkladı:

1- Düzenli tüketim maddeleri (gıda, hijyen, bebek kiti vb.) için uzun vadede ihtiyacı karşılayabilecek kalıcı çözümler üretilmeli.

2- Belediye ve dışarıdan gelen yardımlarla kurulan elektrik altyapısına rağmen sık sık yaşanan elektrik kesintilerini önlemek için devlet merkezi olarak bu sorunu çözmeli.

3- Külünçe’de kurulmakta olan çadır kentte eksik olan elektrik trafoları bir an önce sağlanmalı.

4- Öncelikle çadır kentlerde, sonra da mahalle ve köylerde olmak üzere mama mutfakları kurulmalı, böylece 6 aydan sonra hazır mama kullanımı en aza indirilmeli

5- Düzenli çocuk maması yardımı sağlanmalı.

6- Sağlık Bakanlığı gebe ve çocuk sağlığı konusunda kapsamlı bir çalışma yürütüp bir merkez kurmalı, burada yeni doğan takibinin de yapılmalı. Ayrıca, çadır kentlerde yapılan aşılama çalışması mahalle ve köyleri de içerecek şekilde genişlemeli.

7- Çadır kentlerde dağıtılan yemeğin ortaya çıkardığı beslenme sorunu bir an önce çözülmeli. Günlük süt ve yumurta sağlanarak protein ihtiyacı giderilmeli, sebze ve meyve daha sık sunulabilmeli.

8- Tüm çadır kentlere, mahalle ve köylere kadın atölyeleri kurularak üretime katılmaları sağlanmalı, giysi ihtiyacı bu yöntemle karşılanmalı.

9- Herkese iç çamaşırı, kışlık ayakkabı ve çorap dağıtımı yapılmalı.

10- Acilen yangın tüpleri temin edilmeli.

11- Uluslararası STK ve yardım kuruluşlarının Suruç Belediyesi veya bölgedeki STK’lere gönderdiği yardımlara devlet tarafından zorluk çıkarılmamalı.

12- Devlet sınırdan geçerek Kobane’ye giden yardımları yavaşlatmamalı, engellememeli

13- Mürşitpınar Sınır Kapısı acilen gümrük kapısı statüsüne kavuşturulmalı.

14- Suruç’ta çadır kent, merkez mahalle ve köylerde yaşayan Kobanelilerin AFAD kayıtları devam edilmeli ve tamamlanmalı, böylece herkesin sağlık hizmetlerinden yararlanması sağlanmalı, reçeteli ilaç alımlarındaki yüzde 20’lik komisyon kaldırılmalı.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın