İDİTİK’lerle konuşmanın 11 yolu

İklim Değişikliğine İnanmayan Tipik Kişilerle, yani İDİTİK’lerle tartışmak her zaman zordur. İşte size yardımcı olacak 11 taktik

Duvarda bir yazı: Küresel ısınmaya inanmıyorum.

Duvarda bir yazı: Küresel ısınmaya inanmıyorum.

23.12.2014 | Will J. Grant ve Rod Lamberts | BirGün için uyarlayarak çeviren: Onur Erem

Yeni yıla girerken katılacağınız etkinliklerde, partilerde çok sayıda insanla tanışacaksınız. Bu ortamlarda sohbet ederken, havaların bu ara ne kadar değiştiğinden bahsettiğinizde sıradışı tepkileriyle kendini belli eden bir insan tipiyle karşılaşmanız büyük ihtimal, çünkü onlar her yerde: İklim Değişikliğine İnanmayan Tipik Kişi (İDİTİK).

İDİTİK sizi argümanlarıyla köşeye sıkıştırmaya çalıştığında ne yapabilirsiniz? Daha önce bu durumla karşılaşmış kişilerin aktardığı gibi, onlara olgu ve bilgiler sunmak bu tartışmayı sonlandırmıyor. Ama bu durum arkanızı dönüp gitmenize yol açmasın. Bu sorunun üstesinden gelebilmeniz için İDİTİK’lerle karşılaştığınızda size yardımcı olarak 11 taktik derledik. Bunları uygularken eğlenmeyi unutmamanızı tavsiye ediyor, bol şans diliyoruz!

  1. Kitlenizi seçin

İDİTİK’ler fikirlerini kolayca değiştirebilen insanlar değildir, değişim geçirmenin entelektüel ve toplumsal maliyeti gözlerini korkutur. Onlarla tartışma inançlarını pekiştirmeye bile yol açabilir. Ama unutmayın, İDİTİK’lerle tartışırken onları ikna edemeseniz bile çevrede sizi dinleyen diğer arkadaşlarını ikna edebilirsiniz.

  1. Ortak zemin bulmaya çalışın

Karşınızdaki insanın bütün bilimsel verileri reddeden bir İDİTİK olması onun kötü bir insan olduğu anlamına gelmez. Büyük ihtimalle özünde iyi insanlardır ve değer verdikleri konular vardır. Siz de onların değer verdikleri şeyleri bulmaya çalışın: Demokrasi, ekonomi, örgü örmek, bahçesinde sebze yetiştirmek… Belki ortak değerleriniz de vardır. İşte bunları bulduktan sonra iklim değşikliğinin bu değerlere nasıl zarar vereceğini anlatın.

  1. Esas mesele kesinlik değil

İDİTİK’iniz “iklim değişikliğinin işleyişini yüzde yüz kesinlikle anlayamıyoruz, o yüzden bu konuda bir şey yapmamalıyız” diyenlerden olabilir. Cümlelerinin ilk kısmı kesinlikle doğru. İklim bilimi yüzde yüz kesinlikle işlemiyor, ancak aynı durum tıp, hukuk, çocuk yetiştirme ve neredeyse tüm konular için geçerli. Bu konularda kesinlik olmasa da insanlar bir şeyler yapıyor. Bu yüzden cümlelerinin ikinci kısmının yanlış olduğunu söyleyin. Bu dünyada hiçbir eylem için yüzde yüz kesinlik gerekmez.

  1. Bir şey yapmamanın risklerini anlatın

Konuştuğunuz İDİTİK’e şunu sorun: “Hangisi daha kötü olurdu? İklim bilimcilerinin çoğunun yanlış olmasına rağmen önlemimizi almamız mı, iklim bilimcilerin çoğunun haklı olmasına rağmen önlem almamak mı?”

Onları klişe sözleri bir kenara bırakıp spesifik örnekler vermeye zorlayın.

  1. Riskleri daha somut örneklerle anlatın

İDİTİK’iniz doktorlara güveniyor mu? “Bir doktor sana karnındaki şu büyüyen kitleye biyopsi yapmalıyız dediğinde onu dinlemiyor musun” diye sorun. Doktorlar da hiçbir zaman tavsiyeleri dinlenmediği takdirde yüzde yüz kötü bir şey olacağını garanti edemez ama tavsiyelerini dinlememenin riski büyüktür.

  1. Konu doktorlardan açılmışken…

İDİTİK’e iklim bilimi alanında doktora yapmış kişilerin yüzde 97’sinin insan kaynaklı aktiviteler nedeniyle küresel ısınmanın bu boyutlara ulaştığı konusunda hemfikir olduğunu söyleyin ve sorun: “Gittiğiniz doktorların yüzde 97’si size ölümcül tehlikeli fakat tedavi edilebilir bir kanseriniz olduğunu söyleseydi, tedavi için harekete geçmez miydiniz? Yoksa size kanserinizin ciddi olmadığını, diğer doktorların tıbbi bir komplonun parçası olarak size gereksiz kemoterapi satmak istediğini söyleyen yüzde 3’lük doktorlar grubuna inanıp tedavi olmayı reddeder misiniz?”

  1. Bilim tarihini bilen İDİTİK

Bilim tarihini bilen İDİTİK’ler size dünyanın güneş etrafında döndüğü gibi pek çok bilimsel gerçeğin ilk başta az sayıda kişi tarafından kabul edildiğini, ana akıma yayılmasının zaman aldığını söyleyerek yüzde 3’lük bilim insanının aslında doğruyu savunduğunu iddia edebilir. Ona zaten küresel ısınmanın insan kaynaklı olduğunun ilk başlarda geniş kesimlerce kabul edilmediğini ancak günümüzde kabul gördüğünü söyleyin. Bilimde her zaman ana akım düşüncelere karşı çıkanlar vardır. Ama bunlar genellikle yanılırlar.

8. “Bütün bunlar komplo” diyenler

Karşınızda iklim değişikliğine komplo diyen bir İDİTİK varsa muhtemelen ABD’nin aya çıkmadığı, Almanya’nın 3. havaalanından rahatsız olduğu için Gezi Direnişi’ni çıkardığı, “Paraları sıfırladınız mı” kasetlerinin montaj olduğu iddialarından en az birine inanıyordur.

Düzinelerce farklı disiplinden, yüzlerce farklı kurumdan binlerce bilim insanının uluslararası bir komplo kurabilmesi ancak gülünecek bir iddiadır. Eğer bu insanlar komploda bu kadar başarılı olsaydı seçimlere hile karıştırmak veya borsada para kaldırmak gibi işlerle uğraşırlardı. Ayrıca böyle büyük bir komplo olsaydı, bunu ortaya çıkartacak kişiye bütün Nobel ödülleri verileceğinden ötürü bir kişi bunu mutlaka ortaya çıkarırdı.

  1. Bilim insanları para için yalan söylüyor

Bu da İDİTİK’lerin kullandığı bir diğer iddia. Onlara bir üniversitenin otoparkına gibip akademisyenlerin arabalarına bakarak maaşlarının hangi modellere yettiğine bakmalarını isteyin.

  1. İklim biliminin farkı ne?

İDİTİK’lerin çoğu, iklimle ilişkili olmayan bir bilime itiraz etmez. İDİTİK’inize yer çekimini, içten yanmalı motorları, matematiği kabul edip etmediklerini sorun. Eğer ediyorlarsa iklim biliminin neden farklı olduğunu anlatmalarını isteyin. Eğer karşınızda bunları kabul etmeyen bir insan varsa konuşmayı bırakın ve yavaşça ortamdan uzaklaşın.

  1. Karbon dioksit zararlı değildir

Karşınızdaki İDİTİK karbon dioksitin zehirli olmadığını, hatta bitkilerin oksijen üretebilmesi için gerekli olduğunu ve bu yüzden zararlı olmadığın iddia edebilir. Bunu söyleyen İDİTİK’ler “iyi bir şeyin fazlası zararlı” olmaz düşüncesine sahip. Oysa suyun bile fazlası insanı öldürür. Onlara bu mantığın yanlış olduğunu bu örnekle anlatabilirsiniz.

***

İDİTİK’lerle tartışan herkes, onlara gerçeği anlatmanın sinir bozucu tartışmalara yol açtığını görmüştür. Ama bu tartışmanın anlamsız olduğu anlamına gelmez. Bazen karşınızdaki kişi sadece kulaktan dolma bilgiler duymuş, gerçeği öğrenince fikri değişecek biri çıkar. Ayrıca çevrede dinleyenlerin de düşüncelerini etkileyebilirsiniz.

Neticede toplumu ileri taşımak için verilen her çaba değerlidir. Tartışmalarınızdan azıcık bir olumlu sonuçlansa da bir etkinlikte ayak üstü yapılan bir sohbet için bunun fena bir sonuç olmadığını unutmayın. Hiç yoksa tartışma yeteneğinizi geliştirmiş olursunuz. Şerefe ve bol şans!

Çeviri içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Noel Baba’nın gerçek atölyesi

Çin’in Yiwu kasabasında periler, geyikler ve kar yok; yalnızca dünyadaki Noel dekorasyonu ürünlerinin yüzde 60’ını üreten 600 fabrika ve ağır koşullarda çalışan işçiler var

Noel Baba’nın atölyesi… 19 yaşındaki Wei, Çin’in Yiwu kasabasında kırmızı bir tozdan plastik kar taneleri yapıyor.

Noel Baba’nın atölyesi… 19 yaşındaki Wei, Çin’in Yiwu kasabasında kırmızı bir tozdan plastik kar taneleri yapıyor.

19.12.2014|Oliver Wainwright|Çeviri: Onur Erem @onurerem

Yer kırmızı, tavan kırmızı. Pencerenin pervazından kırmızı damlıyor, duvarlardaki lekeler kırmızı. Sanki Anish Kapoor içeri sıradışı bir sanat eseri bırakmış. Ancak bu bir sanat eseri değil, Noel’in gerçek hazırlığı. Bu, Kuzey Kutbu’ndan binlerce kilometre uzakta, Çin’in Yiwu kasabasında Noel Baba’nın gerçek atölyesi.

Hayal dünyamızda Noel’i hazırlayanlar Kuzey Kutbu’nda ahşap bir kulübede pembe yanaklı periler olsa da gerçeği görmek için Yiwu’ya bakmalıyız. Evinizin her yanına koyduğunuz yılbaşı süsleri, parlak toplar ve LED ışıklarının muhtemel üretim noktası bu kasabadır. Şanghay’ın 300 kilometre güneyinde, tek bir çam ağacının veya kar tanesinin bulunmadığı bu gerçek kasaba…

Wei günde en az 10 toz maskesi değiştiriyor, kırmızı tozu solumamaya çalışıyor.

Wei günde en az 10 toz maskesi değiştiriyor, kırmızı tozu solumamaya çalışıyor.

ÇİN’İN NOEL KASABASI

Adı “Çin’in Noel Kasabası” çıkan Yiwu’da parlak fiber optik ağaçlardan şapkalara kadar dünyadaki Noel dekorasyonlarının yüzde 60’ını üreten 600 fabrika bulunuyor. Bu fabrikalarda çalışan “perilerin” çoğu iş için Çin’in başka bölgelerinden buraya göçmek zorunda kalan, günde 12 saat çalışma karşılığında aylık en fazla 1000 TL kazanan insanlar insanlar. Çoğu Noel’in ne olduğunu bilmiyor.

Fabrikadaki işçilerden 19 yaşındaki Wei “Belki bizim kutladığımız Çin Yeni Yılı gibi bir şeydir yabancılar için” diyor.Geçen yıl çalışmak için kırsal Guizhou bölgesinden Yiwu’ya göçmüşler. Babasıyla birlikte uzun saatler çalıştığı bu “kırmızı in”de plastik kar tanelerini tutkala batırıp toz makinesinde sokup kırmızıya dönene kadar tutuyor. Bunu her gün beş bin defa tekrarlıyor.

Bü süreçte baba oğul tepeden tırnağa kırmızı toza bürünüyor. Wei’nin babası Noel Baba şapkası giyiyor. Beğendiğinden değil, saçlarının kırmızı toza bulanmaması için. İkili tozu solumamak için günde en az onar toz maskesi eskitiyor. Yaptıkları çok yorucu bir iş ve muhtemelen önümüzdeki kış yapmayacaklar: Wei’nin düğünü için yeterli para biriktirdikten sonra Guizhou’ya dönmeyi ve bu kırmızı tozun bir zerresini bile tekrar görmemeyi planlıyorlar.

İkili günde beş bin kar tanesi üretiyor ve ayda 1.000 TL maaş alıyor.

İkili günde beş bin kar tanesi üretiyor ve ayda 1.000 TL maaş alıyor.

62 BİN DÜKKANLIK MERKEZ

Plastik çantalar içindeki kırmızı toz 4 milyon metrekarelik Yiwu Uluslararası Ticaret Merkezi’nde, almaya hiç ihtiyacınızın olmadığı ancak bir gün bir şekilde almak zorunda kaldığınız diğer ürünlerle birlikte sergileniyor. Noel temalı plastik çiçekler, şemsiyeler, saatler… Bunların her birine ayrılmış büyük sokaklar var, BM tarafından dünyanın en büyük küçük ölçekli üretici pazarı olarak tanımlanan bu ticaret merkezinin içinde. Küresel tüketim kültürünün bir fotoğrafı bu merkez, içindeki 62 bin dükkanla birlikte. Ölçeği o kadar büyük ki, şehir planlamacılarla birlikte beş farklı ilçe yönetimi üstleniyor organizasyonunu.

Ancak Yiwu Uluslararası Ticaret Merkezi’nin ihtişamlı günleri geride kalmış durumda. Ali Baba ve Made In China gibi internet devleri karşısında geriliyorlar. Yalnızca Ali Baba 1.4 milyon farklı Noel dekorasyonu ürününü farenizin tek tıkıyla kapınıza kadar getiriyor. Yiwu’daki ticaret merkezinde ise sadece 400 bin farklı ürün var.

Yiwu’nun düşük fiyatlı ürün üreterek piyasanın alt segmentlerine ürün üretmesi küresel ekonomik kriz döneminde satışlarını artırmıştı fakat uluslararası satışlar bu sene azaldı. Yiwu Noel Ürünleri Endüstrisi Birliği Başkan Yardımcısı Cai Qingliang yine de umutlu. Çin’de iç pazarın büyümekte olduğunu, Çin de her yıl kutlanan Mammon gibi festivallerin talebi artırmaya devam edeceğini söylüyor.

4

Yiwu Uluslararası Ticaret Merkezi’nin Noel köşesi.

PATRONLARIN MORALİ YERİNDE

Ekonomist dergisine göre Noel Baba Çin’de İsa’dan daha fazla bilinen bir figür haline geldi. Noel dekorasyonu üreten fabrikalardan Boyang’ın kurucusu Cheng Yaping’e göre ömür boyu Noel’e mahkum olmaları mutluluk verici. “Yiwu’da çalışırken ve yaşarken sürekli bir Noel havası içinde, güzel dekorasyonlar arasındasınız. Bu moral için çok iyi” diyor Yaping. Ancak bizim Noel’de “yalnızca 99 kuruşa” alacağımız kırmızı kar tanelerini, tozlara bulanmış bir atölyede üreten, üretim bandının öbür tarafındaki işçiler için aynı şeyi hissetmiyor.

Çeviri içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

“Berkin’in katillerine gaz satmayın”

BirGün’ün ortaya çıkardığı, Emniyet’in 2015 yılı için 1.5 milyon gaz fişeği alma planının ardından Af Örgütü Kore’ye “Gaz satışını durdurun” çağrısı yaptı

kore-gaz18.12.2014

Uluslararası Af Örgütü, Türkiye’nin Ocak ayında 500 bin adet göz yaşartıcı gaz fişeği almayı planladığı Güney Kore’ye çağrı yaparak “Türkiye’ye gaz satışını durdurun, aksi takdirde Türkiye’deki baskıyı körükleyeceksiniz” dedi. BirGün Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 2015 yılı için 1.5 milyon gaz fişeği alacağını, bunun en az 500 binini Ocak ayında Güney Kore’deki DaeKwang Kimyasal Şirketi’nden almayı planladığını 9 Kasım’da manşetten duyurmuştu.

Uluslararası Af Örgütü Asker, Güvenlik ve Polis Birimi Başkanı Marek Marczynski imzasıyla yayınlanan çağrıda “Bugün hiçbir hükümet Türkiye’ye barışçıl eylemleri bastırmak için kullanılabilecek araçları satmamalıdır” ifadeleri yer aldı. Marczynski, Türkiye’nin özellikle Gezi Direnişi boyunca eylemcilere karşı işlediği suçları ve Berkin Elvan cinayetini hatırlatırken 2014 1 Mayıs eylemlerine de değindi.

‘TÜRKİYE’DE İNSAN HAKKI YOK’

Koreli yetkililerin DaeKwang firmasının Türkiye’ye satış lisansını bir an önce iptal etmesi gerektiğini belirten Af Örgütü “Türkiye’de güvenlik güçleri en barışçıl eylemleri bile hızla ve şiddetle bastırmaktadır. Güney Kore’li yetkililer, eylemcilere taciz edici ve keyfi baskıların uygulandığı Türkiye gibi bir ülkeye satış yapılmasına izin vermemelidir. Türkiye’de güvenlik güçleri gaz fişeklerini kötüye kullanıp insanları hedef alarak ateş etmektedir. Hiçbir bilinçli hükümet, bu çapta insan hakları ihlallerini destekleyemez” ifadelerini kullandı. Marek Marczynski, Türkiye’nin bir daha benzer ihlaller yapmayacağına dair güçlü bir taahhüt verip, güvenlik güçlerinin işlediği suçların tümünün cezalandırmadıkça Türkiye’ye hiçbir ülkenin satış yapmaması gerektiğini belirtti.

ANLAŞMALAR SATIŞA ENGEL

Uluslararası Af Örgütü, Birleşmiş Milletler’in 24 Aralık 2014’te yürürlüğe girecek ve insan hakları ihlalleri gerçekleşen ülkelere silah satışını kısıtlayan Silah Ticari Anlaşması’nın (ATT) ilk olarak Türkiye’nin almak istediği gazların engellenmesi çağrısında bulundu. Ayrıca Güney Kore, Wassenaar Anlaşması’nı imzalayarak insan hakları ihlallerinin yaygın olduğu ülkelere silah ve kimyasal gaz satışı yapmayacağını taahhüt etmişti.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Devlet vicdani retçilerle bir araya gelecek

17.12.2014

Başbakanlık ile ilişkili bir kurum olan Türkiye İnsan Hakları Kurumu (TİHK) çok sayıda sivil toplum kuruluşunu Cuma günü Ankara Holiday Inn otelinde toplantıya çağırdı. Kurum Başkanı Hikmet Tülen’in imzasıyla gönderilen mektup ile Vicdani Ret Derneği, Avrupa Vicdani Ret Bürosu, Uluslararası Savaş Karşıtları, Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları Ortak Platformu, İnanç Özgürlüğü Girişimi, KAOS GL Derneği’nin yanı sıra Avukat Davut Erkan, vicdani retçi Mehmet Tarhan, Adalet Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı temsilcileri de toplantıya davet edildi.

TİHK gönderdiği mektupta uluslararası anlaşmalarda Türkiye’nin bir hak olarak tanıdığı vicdani reddin uygulamaya geçmesi için Anayasa’da bir engel bulunmadığını fakat Askerlik Kanunu’nun uygulamaya engel oluşturduğu, bu toplantı ile vicdani reddin uygulanmasındaki engellerin nasıl aşılacağının konuşulaşacağı aktarıldı.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

‘Dürüstlük örneklerini tuhaf karşılar olduk’

Şeffaflık Derneği Başkanı Oya Özarslan gelişmiş ülkelerde yolsuzlukla suçlanan kraliyet ailelerinden cumhurbaşkanlarına kadar herkesin adalet önüne çıktığını, ufak bir hediyenin bile ifade nedeni olduğunu söylüyor

IMG-20141214-WA0001

14.12.2014 ONUR EREM @onurerem

Şeffaflık Derneği 17 Aralık yolsuzluk skandalından itibaren yaptığı açıklamalar ve yayınladığı araştırmalarla, yolsuzluk kültürünün yerleşmeye başladığı Türkiye’ye yolsuzluklardan kurtulmak için izlenmesi gereken yol ve atılması gereken adımlar konusunda tavsiyeler veriyor. Son olarak Türkiye’nin en hızlı düşüşü yaşayan ülke çıktığı Yolsuzluk Algı Endeksi’ni açıklayan ve Ankara’da TBMM’ye giderek vekillerle yolsuzluk karşıtı kampanya yürüten Şeffaflık Derneği’nin başkanı Oya Özarslan ile 17 Aralık’ın yıldönümünde son bir yıldaki gelişmeleri konuştuk:

>> 17 Aralık’ın yıldönümündeyiz. Bir yıl boyunca izlenen yasal süreç hakkındaki eleştirileriniz neler? Nasıl işlemesi gerekirdi, en vahim yanlışlar nerede yapıldı?

17 Aralık’ın sonrasına baktığımızda hukuki dürecin kendi işleyişiyle devam ettirilmediğini görüyoruz. İlk günden itibaren soruşturmayı yapan kişiler, polisler, amirler, savcı ve hakimler görevinden alındı. Soruşturma savcıdının yanına yeni savcılar atandı, sonra görevli savcılar görevden alındı. Bütün bunlar soruşturmaya dışarıdan yapılan müdahaleyi işaret ediyor.

17 Aralık’ın hrmen ardından Adli Kolluk Yönetmeliği değiştirildi. Bu oyunun ortasında oyunun kurallarını değiştirmek gibi bir şey. Artık soruşturma yapan birimlerin bu konularda yürütmeye bilgi vermesi gerekiyor. Hemen arkasından HSYK’nın yapısı değiştirildi, soruşturmayı başlatan savcının kendisi hakkında soruşturma başlatıldı. Kamu zararının karşılanması için gerekli bir önlem olan mal varlığına tedbir getirmeye dair kanun değiştirildi, zorlaştırıldı.

İnternet özgürlüğü de 17 Aralık sonrası süreçten etkilendi, sosyal paylaşım sitelerinin sansürlenmesi, twitter ve youtube un kapanması dünyayı şok etti.

17 Aralık ve 25 Aralık soruşturmalarına yönelik yayın yasakları getirildi. Şüphelilerin haklarını koruma gerekçesiyle getirildi bu yasak, ama buradaki yüksek kamu menfaati görmezden gelindi. Yolsuzluk yapıldığına ilişkin büyük iddialar olması halinde, halkın cebinden çıkan paraların usulsüz harcanıp harcanmadığını bilme hakkı var. Buradaki şüphenin kamu yararına değerlendirilmesi gerekirdi.

Bir yıl içinde bunun gibi çeşitli adımlar atıldı. Önce şüpheliler hakkında gözaltından kararaları verildi, bilahare takipsizlik kararı verilerek süreç sona erdi. Geriye sadece Meclis’te görüşülen bakanların dosyası kaldı.

Artık 17-25 Aralık bir ceza soruşturması olarak kapanmış durumda. Yeniden nasıl açılır bilemiyoruz. Yeni delillerin ortaya çıkması durumunda yeni bir soruşturma başlatılabilir ama şu anda öyle bir durum da gözükmüyor. Soruşturma kapandı ve geriye yalnızca dört eski bakan hakkındaki meclis soruşturması kaldı. Gözaltına alınan diğer 96 kişi için de bu süreç kapanmış görünüyor. Öte yandan Meclis soruşturması da çok ağır aksak yürüyor. Bütünüyle baktığımızda iç karartıcı bir tablo var Türkiye’deki adalet sistemiyle ilgili. Hukukun üstünlüğü ilkesi zaten hep problemliydi, şimdi hiç kalmadığını görüyoruz.

>> Bir yolsuzluk soruşturmasını bastırmak için bu kadar çok yasasının ve kurumun değiştirilmesi, hukukun üstünlüğünün yok edilmesi Türkiye üzerinde nasıl etkiler bırakacak?

Türkiye toplumunda kalıcı etkiler bırakacağını düşünüyorum. Hakkında ciddi iddialar bulunan kişiler için yargılama yapılmaması ve sürece müdahele edilmesi, suçluların cezasız kalmasına dair bir sonuç yaratıyor. Verilen mesaj yolsuzluk iddialarının soruşturulmayabileceği, şüphelilerin yargılanmayabileceği şeklinde oluyor. Bundan sonra yolsuzluklarda bir azalma olmayacağını, cezasızlık dolayısıyla suç işlemeye meyilli kişiler üstünde bir rahatlık oluşacağını ve suç işlemek için rahat bir ortam yaratacağını kolaylıkla düşünebiliriz.

Kanunları tanımama ve kanunların üstünde olma halinin çok problemli olduğunu düşünüyorum. Bu süreç dolayısıyla tüm hukuk sistemimiz altüst oldu. Sadece hukuk sistemimizi değil, hak ve özgürlüklerimizi de kısıtlayan bir hal aldı, başta internet özgürlüğü olmak üzere. Bunu protesto eden kişilere, yazan çizen gazetecilere dava açıldı. 17-25 Aralık düşünce özgürlüğüne dair temel bir problem haline geldi. Davaların kendisi neredeyse düşünce özgürlüğünün kısıtlanmasına yönelik bir araç haline geldi.

>> Bu sorunların üzerinden nasıl gelinebilir? Hükümette buna yönelik bir ışık görüyor musunuz?

Başbakan Davutoğlu yolsuzlukla ilgili çok kesin ve net beyanlar veriyor. Bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak buna inanmak istiyorum gerçekten. Ama öncelikle bu 17 ve 25 Aralık üzerindeki büyük şüphe bulutunun giderilmesi lazım. O orada durduğu sürece nasıl inandırıcı bir şekilde yolsuzlukla mücadele edilebilir bilmiyorum doğrusu.

Şubat 2010’da açıklanan Yolsuzlukla Mücadele Strateji Planı vardı. Bu Plan çerçevesinde ne gibi çalışmalar yapıldı, nereye gelindi, bunları görmemiz lazım. Devlet tarafından ne adımların atıldığının açıklanması lazım. Paket hazırlanırken de uygulanırken de kamuyla paylaşılmadı. Ne gibi bir sonuca varıldı, ne öneriler var bilmiyoruz. Bu anlamda açıklık ve hesap verebilirlik örnekleri bekliyoruz.

“Hukukun üstünlüğü böyle bir şey”

>> Başka ülkelerde de sık sık yolsuzluk oluyor. Gelişmiş ülkelerdeki yolsuzluk soruşturmalarına örnek verebilir misiniz? Oradaki yolsuzluk skandalları da bu kadar kolayca bastırılabilir mi?

Gelişmiş ülkelerde kimse yargıç önüne çıkmaktan muaf değil. Başbakanlar, bakanlar, onların yakınları, kraliyet aileleri, herkes savcının hakimin önüne çıkıyor ve ifade veriyor. Bu çok çok önemli bir mesaj. Kimse adaletin üzerinde değildir. İspanya Kralı’nın kızı ifade verdi. Almanya Cumhurbaşkanı Noel tatili için aldığı uçak biletini ekonomiden business’a yükselttiği için ifade verdi, arkadaşından düşük faizli kredi aldığı için istifa etmek zorunda kaldı. Bunlar Türkiye için çok ufak görülebilecek şeyler, ancak normalde olması gereken uygulamalar budur, tolszulukla ancak böyle kesin tavır alarak mücadele edebilirsiniz. İngiltere parlamentosundaki milletvekilleri otellerde yaptıkları özel harcamaları harcırahlarının içine yazdıkları için ifade verdiler. Dünyada bunun örneği çok. Bizdeki bu usulsüzlüklerin bu kadar kanıksanmış olması aslında en tuhaf olanı. Koca Cumhurbaşkanı’nın ufak bir hediyeden dolayı ifade vermesi bize tuhaf geliyor. Dürüstlük örneklerini tuhaf karşılar olduk, sanki aksi kural haline gelmiş gibi.

Gelişmiş ülkelerde herkes adalet önüne çıkıyor, ifade veriyor, böylece suçlar cezasız kalmıyor, kanunlar uygulanabiliyor. Hukukun üstünlüğü çok büyülü, karmaşık bir şey değil, temel kuralları var ve adalet bu kurallara uyarak geliyor. Türkiye’de bunu göremiyoruz maalesef.

“Üç parti yolsuzluğa karşı deklarasyonu imzaladı, AKP’ye ulaşamadık”

Şeffaflık Derneği’nden Oya Özarslan, Didem Ulaş ve Damla Cihangir Tetik Yolsuzluğa Karşı Deklarasyon’u imzalatmak için geçen hafta TBMM’deydi.

Şeffaflık Derneği’nden Oya Özarslan, Didem Ulaş ve Damla Cihangir Tetik Yolsuzluğa Karşı Deklarasyon’u imzalatmak için geçen hafta TBMM’deydi.

>> Geçen hafta Ankara’daydınız, yolsuzlukla mücadele için bazı temel maddeleri milletvekillerine imzalatmak istediniz. Nasıl geçti görüşmeleriniz?

Mecliste grubu olan dört partinin grup başkan vekilleriyle yazıştık, telefonlaştık ve randevu almaya çalıştık. AKP dışındakilerin hepsi randevu verdi ve görüştük. AKP grup başkan vekili Mahir Ünal’ın yurtdışında olduğunu, yerine de başkasının görevlendirilmediği iletildi tarafımıza. Bunun üzerine Cemil Çiçek’e, yolsuzlukla mücadele koordinasyonundan sorumlu Ali Babacan’a, Başbakan Davutoğlu’na yazdık, ofislerini aradık. Cemil Çiçek bizi geri aradı, olumlu baktığını söyledi ancak bu maddeleri imzalanması için kendisinden ayrıca randevu almamızı talep etti.

Diğer partilerin hepsi olumlu yaklaştı, listelerimizi verdik ve bütün milletvekillerine imzalatmalarını istedik. Bunları vekillere imzalatarak bize geri gönderecekler. Çok basit taahhütler içeriyor bu belgeler: Rüşvet vermeyeceğim, rüşvet almayacağım, yolsuzlukla mücadele edeceğim, görürsem ihbar edeceğim, şeffaflık ve dürüstlük içinde çalışacağım. Çok çok temel ve basit taahhütler bunlar. İşe halihazırda çok kötü bir algısı olan siyaset kurumundan ve halka örnek olması gereken milletvekillerinden işe başlamak gerekiyor.

Söyleşi içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın