Gezi Parkı’nda saldırı paniği

Az önce Gezi Parkı’nda Hollanda Sosyalist Partisi Genel Sekreteri Hans van Heijningen ve eşi ile birlikteydik. Parktaki metro girişinden inip onları yolculadıktan sonra meydandaki çıkıştan çıktığımda panik içinde insanlar gördüm. “Yine mi koşturacağız” diye düşünerek bir grup LGBT gence ne olduğunu sordum, “Kasımpaşalılar geldi. Allahuekber diyerek parka doğru geldiler. Ellerinde satırlar varmış, Tayyip’in askerleriymiş! Meydandaki polisleri çağırdık ‘155i arayın’ diye dalga geçtiler. Bize gaz atanlar onlara saldırmıyor” dediler.

‘FAŞİZME KARŞI OMUZ OMUZA’

Tekbir seslerinin geldiği yöne doğru ilerledim. Elmadağ’ın orada kalabalık bir grup vardı “Vur de vuralım, öl de ölelim” ve “Allahuekber” sloganlarını öfkeyle bağırıyorlardı. Korkutucuydu. Meydandan “faşizme karşı omuz omuza” diye bağırarak az sayıda insan da Elmadağ yönüne gelmeye başlamıştı. O an gerçekten büyük çatışma çıkacağını düşündüm.

HABERTÜRK PROTESTOSU

HaberTürk'ün tepki çeken manşeti buydu.

HaberTürk’ün tepki çeken manşeti buydu.

Dolapdere’ye inen yola tepeden bakmak için Talimhane’nin içinden geçeyim dedim ve Talimhane’nin sonundaki caddenin de yüzlerce eylemciyle dolu olduğunu gördüm. Grubun hemen yanında bir MHP miting aracının etrafında duran takım elbiseli, mafyamsı görünüşlü, elleri telsizli kişiler vardı. “Yetkili abilere benziyorlar” diyerek yaklaştım ve ne olduğunu sordum. ‘MHP eylemi’ dediler, HaberTürk’e karşıymış. Bunu öğrenmek rahatlattı.

GEZİ-MHP-AKP İLİŞKİSİ

Gece yaşanan panik MHP’nin geziyle ilişkisini tahlil etmek için de iyi bir örnekti. Tabanının bir kısmı Gezi’ye destek verse de, MHP’lilerin AKP’yle ortaklaşan sloganları ve davranışları Gezi Parkı’ndan bakıldığında kitlenin AKP kitlesinden farksız görünmesine yol açıyordu. O kitle Gezi’ye girse, Gezi’deki insanların çoğu korkuyla kendini dışarı atardı. “Öl de ölelim, vur de vuralım” ve “Allahuekber” sloganları bugüne kadar Gezi’nin onca çeşitliliği içinde atılmayan nadir sloganlardandı. İşin bir başka önemli yanı da sloganların Gezi’ye karşı değil, AKP’ye karşı atılmasıydı. “Faşizme karşı omuz omuza” sloganı ise bu sefer AKP’ye değil, MHP’ye karşı atılıyordu.

Gezi eylemcilerinin bir araya toplanmasına izin vermeyen, 10 kişilik gruplara bile saldıran polisin yüzlerce kişilik bir gece eylemine dokunmaması ise şaşırtmadı. Eylemi yapan MHP olduğu zaman, polisin saldırısı nadir olur zaten.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Beyin kanaması belirtisiyle gitti, doktor ilgilenmedi

İKİNCİ ALİ İSMAİL KORKMAZ CİNAYETİNİN KIYISINDAN DÖNDÜK

Pazartesi akşamı Taksim’deki eylemde polisin hedef alarak kafasına fişek attığı Ercan Akkaya beyin kanaması belirtileriyle hastaneye kaldırıldı. Baltalimanı Kemik Hastanesi ve Şişli Etfal’deki doktorlar önce ilgilendi, polis saldırısını duyunca başlarından savdı

Eskişehir’de beyin kanaması geçirdiği halde doktorların ilgilenmediği Ali İsmail Korkmaz’ın öldüğü gün aldım Ercan Akkaya’nın haberini. Boğaziçi Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi Yüksek Lisans öğrencisi ve asistanı olan, çektiği Turkey.Ltd. adlı kısa filmi İstanbul Uluslararası Kısa Film Festivali’nde gösterilen 24 yaşındaki Ercan kafasına kimyasal gaz fişeği geldikten sonra beyin kanaması belirtileriyle gittiği Şişli Etfal’de doktorların kendisiyle ilgilenmediğini söylüyordu. İstanbul Rumeli Hisarüstü’nde buluştuk. Olay sırasında yanında olan, Açıköğretim Sosyoloji öğrencisi 27 yaşındaki arkadaşı Ali Çağlar Özkan ile birlikte yaşadıklarını anlattılar.

VURULDU, SIĞINDI, BAYILDI

Polis saldırısıyla 3 yerinden yaralanan Ercan Akkaya’nın bir de çağrısı var: “Polis bana Pazartesi günü saat 19:30-19:50 arası bir saatte Mis Sokak’ta saldırdı. Orada bulunan halktan ve gazetecilerden ellerindeki görüntüleri savcılığa teslim edebilmem için ercn.akkaya@gmail.com adresine göndermelerini rica ediyorum”.

Polis saldırısıyla 3 yerinden yaralanan Ercan Akkaya’nın bir de çağrısı var: “Polis bana Pazartesi günü saat 19:30-19:50 arası bir saatte Mis Sokak’ta saldırdı. Orada bulunan halktan ve gazetecilerden ellerindeki görüntüleri savcılığa teslim edebilmem için ercn.akkaya@gmail.com adresine göndermelerini rica ediyorum”.

8 Temmuz Pazartesi Gezi Parkı’nın açıldığını öğrenen Ercan, Taksim’e geldiğinde parkın kapatıldığını görmüş, parkın açılmasını bekleyen kitleyle birlikte polis saldırısından kaçarken Mis Sokak’a gelmiş. “Sokakta yüzlerce insan varken polis bir anda sokağa girip koşarak gaz fişekleri atmaya başladı. Yanıma düşen bir fişeği tekmelediğimi gören polis beni hedef alarak bir anda 3 gaz fişeği attı üstüme. Biri yanıma düştü, biri bacağıma geldi diğeri de kafamdan sekip omuzuma isabet etti” diye anlatıyor polis saldırısını. Vurulduğunu söyleyerek bir bara sığınmış ve bayılmış. Kaldırıldığı revirde ambulans çağırmayı düşünmüşler ama gelememe ihtimaline karşı bir esnaf para vererek taksiye binmesini, hastaneye gitmesini söylemiş. “Taksim ve Şişli’deki hastanelerde polisin yaralıları gözaltına aldığını duydum, mahalledeki arkadaşlarımın da yardım edebileceğini düşünerek Rumeli Hisarüstü’ne gitmeye karar verdim” diyor.

DOKTOR: ACİL TOMOGRAFİ LAZIM

Ercan'ın kafasındaki yarık

Ercan’ın kafasındaki yarık (Kanlı fotoğraf görmek istemeyen olabilir diye çok küçük koydum, büyütmek için üstüne tıklayabilirsiniz)

Telefonla haber verdiği arkadaşı Çağlar, Ercan’ı Hisarüstü’nde bekliyormuş. Çağlar da Cumartesi günkü eylemde polis tarafından yerden tekmelenmiş, coplanmış, dişi kırılmış ve yarım metreden yüzüne biber gazı spreyi sıkılmış bir insan. Ercan’ı beklerken yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Ercan’ın kafasına darbe aldığının, bayıldığının, yolda taksiyi durdurup kustuğunun haberini aldık. Hisarüstü’ndeki poliklinikteki doktora danıştık ve beyin kanaması riski olduğunu öğrendik. Ercan geldiğinde doktor testler yaptı, düz çizgide bile yürüyemediğini fark ettik. Doktor beyin kanaması belirtileriyle acil olarak tomografi çektirmemiz gerektiğini, Şişli Etfal ve Baltalimanı Kemik’te bunu yapabileceğimizi söyledi. Şişli’de gözaltı tehlikesi olduğunu düşünerek 20:30 civarında Baltalimanı Kemik’e gittik. Oradaki görevliler önce bizimle ilgilendi, sonra Taksim’den geldiğimizi duyunca ‘Alet var ama beyin cerrahı yok’ dediler. Çekimin yapılmasını, sonuçları başka bir hastanede beyin cerrahı bularak gösterebileceğimizi söyledik, kabul etmediler ‘Burada sadece kol ve bacak kırıklarına bakıyoruz’ diye itiraz ettiler. ‘O zaman bir ambulans çağırın, hemen başka hastaneye gidelim’ dedik, ‘Ambulans buraya gelmez, gelse de almaz’ dediler”.

‘O SIRADA ÖLECEĞİMİ DÜŞÜNDÜM’

“O sırada gerçekten öleceğimi düşünerek korktum” diye anlatıyor Ercan yaşadıklarını. Düz çizgide yürüyemediğini fark ettikten sonra olayın düşündüğünden daha ciddi olduğunu anlamış.

Hastanedeki görevlilerin resmi olarak bu olaya dahil olmamak için bütün taleplerini reddettiklerini düşünen Çağlar, soğukkanlılığını koruyarak tartışmayı bırakmış: “Bir şekilde Ercan’ın tedavi görmesi gerekiyordu, tartışmayı uzatarak çözemeyeceğimizi fark edince özel bir araçla son gaz Şişli’ye gittik. Ercan yolda kusmaya devam ediyordu”.

21:00-21:30 gibi vardıkları Şişli Etfal’in girişteki görevlilere sorun yaşamamak için ‘Gaz fişeği’ yerine düşme vakası yazdırmışlar ve en acil vakaların götürüldüğü kırmızı alan yerine acil vakaların götürüldüğü sarı alana yönlendirilmişler. Sarı alanı bulduklarında karşılarına 30 kişilik bir sıra çıkmış. Ercan’ı bir yere oturttuktan sonra ortalıkta görünmeyen doktorları arayan Çağlar sonunda bir doktora ulaşmış, o da başka bir doktora yönlendirmiş. “Bizi yönlendirdikleri badem bıyıklı genç doktorun yanına gittiğimizde durumu çok acil olanları sıraya sokmadan aldığını gördüm. Pencereden düşen küçük bir kızı hemen yönlendiklerini görünce ben de yanına gittim, acil bir vaka olduğunu, beyin kanaması belirtisiyle geldiğimizi anlattım. Doktorun gözleri açıldı, hemen ilgiyle dinledi, sorular sordu”.

GAZ FİŞEĞİNİ DUYUNCA DEĞİŞEN DOKTOR

Ercan ve Çağlar

Ercan ve Çağlar

Ancak doktorun ilgisi ve surat ifadesi ‘Hastanın başına ne isabet etti’ sorusuna aldığı ‘Gaz kapsülü’ cevabıyla değişmiş. Doktor ‘Sıranın sonuna git’ demiş. “O sıranın sonundaki kişilere biz birkaç saat sonra hastaneden çıkarken hala sıra gelmemişti” diyor Çağlar. Doktora ‘Lütfen siyaseti bir kenara bırakın, bir insanın hayatı söz konusu’ diye itiraz edecek olduğunda doktor ‘Vaktimi çalıyorsun, hastaları bekletiyorsun’ diyerek sıradaki bekleyen hastaları kendisine karşı kışkırtmış. Çağlar yine soğukkanlılıkla, doktorun laftan anlamayacağını düşünerek oradan ayrılıp başka çözümler aramaya başlamış. “Ölüm-kalım meselesi olduğu için hastanedeki kırmızı bölümü bulmaya çalıştım. Hastane içinden giriş kapısını kapatmışlar, yalnızca dışarıdan ambulansla gelenler girebiliyormuş. İçerideki kapıyı zor kullanarak açtım ve kırmızı bölgenin doktorlarıyla karşılaştım. Durumu anlattım, yine Taksim’den geldiğimizi duyunca davranışları değişti, ‘Sarı alanda olman lazım, çıkar mısın’ diyerek ilgilenmediler” diyor Çağlar. Ne yapacağını bilemeden, umutsuzlukla sarı bölgeye geri döndüğünde bir anda kırmızı bölgedeki doktorlarından biri yanına gelmiş, elindeki kağıda bir şeyler yazarak ‘Bunu al, hemen tomografiye git. Ama sonucu için bana gelme, sarı alanda baktır’ demiş.

YAPMALARI GEREKENLER SÖYLENMEDİ

Ercan’ın filmleri çekildikten sonra sarı bölgeye geri dönerek sonuçlara baktırmak isteyen Çağlar yine aynı ilgisizlikle karşılaştığını anlatıyor: “Beni badem bıyıklı doktora yönlendiren doktoru gördüm. Önündeki ekrandan sonuca bakmasını istedim, ‘Benim hastam değil’ diyerek bakmayı reddetti. ‘Ciddi bir durum var, lütfen bakın’ dediğimde sonucunda göz ucuyla, hızlıca ekrana baktı, ‘Bir şeyi yok, gidin’ dedi. Söylediklerine güvenemediğim için kırmızı bölgeden bize yardım eden doktoru buldum, yanındaki doktorlar gidene kadar bekledim ve tek başınayken ona da gösterdim. ‘Beyin kanaması gözükmüyor ama 24 saat gözlem altında tutun, sarı bölgeye dönerek kan tahlili yaptırmanız ve dikiş attırmanız gerek’ dedi. O doktorla konuşmasam gerekli olan tahlilleri yaptıramaz, arkadaşımızı gözlem altında tutmamız gerektiğini bilemezdik”.

İşlemleri tamamladıktan sonra hastaneden çıkarken Çağlar kırmızı bölgeden yardım eden doktora teşekkür etmek için yanına gittiğinde onu diğer doktorlarla otururken bulmuş. ‘Çok incesiniz, teşekkür ederim’ dediğinde ‘Neden bahsediyorsunuz, anlamıyorum’ cevabı almış. “Hastanelere polisin yaraladığı hastalarla ilgilenmeme, süründürme emri gelmiş olmalı. Bu tabloyu başka türlü açıklamak imkansız. Bir doktor, diğer doktorların arasında ilgilenmeyi reddettiği hastayı sonradan tek başına gelip tomografiye yolluyor, ‘sonuçlarını bana getirme’ diyor ama yanında arkadaşları yokken sonuçlara da bakıyor, arkadaşlarının yanında teşekkür ettiğimizde ise anlamamazlıktan geliyor. Bu nasıl bir baskıdır?” diye isyan ediyordu, kırmızı bölgedeki doktorun gelen emri vicdanına sindiremediği karşı çıkarak kendilerine gizlice yardım ettiğini düşünen Çağlar.

‘BİZİM DOKTORLARIMIZA KARŞI ONLARIN DOKTORLARI’

Buluşmamızdan saatler önce Eskişehir’de doktorun ilgisizliği ardından ölen Ali İsmail Korkmaz’ı hatırlatıyorum. “Aramızdaki tek fark benim beyin kanaması geçirmemiş olmam. Fişek kafama daha dik bir açıyla gelseydi beyin kanaması geçirmiş olabilir, doktorların ilgisizliği nedeniyle Ali İsmail’le aynı kaderi paylaşabilirdim” diyor Ercan Akkaya. Gezi direnişçilerine gönüllü olarak yardım eden doktorlara soruşturma açılmasıyla birlikte AKP’nin her yerde yarattığı “biz ve onlar” ayrımının artık doktorlar arasında da yaratıldığını düşünüyor: “Biz-onlar ayrımı olmamalı dedikçe AKP bu ayrımı yaratmak için elinden geleni yapıyor. Sokaktaki AK Gençlik kendini nasıl polis saymaya başladıysa AKP’li doktorlar da polis gibi davranmaya başladı.”

Ercan’ın durumu artık iyi, vücudundaki yaralar da iyileşiyor, baş dönmesi bitmiş sayılır. Artvin’de yaşayan ailesine yaralandığını haber vermedi ama bu söyleşiden sonra haberleri olacağını biliyor: “Biliyorum bana söylenecekler, tepki gösterecekler. Ama ben de bu tepkiyi bana değil polise göstermelerini söyleyeceğim onlara”.

‘Nesil yetiştirme politikasının sonucu’

Ercan Akkaya: Bu aralar aynı anda o kadar çok hak ihlali oluyor ki, insanlar hepsini fark edemiyor bile. Ama unutulmasın ki, internette polis şiddetini gösteren on binlerce fotoğraf ve video var. Toplumsal örgütler, olaylar durulduktan sonra bu kanıtları tek tek inceleyerek gerekli tüm yasal işlemlerin yapılması için emek harcamalı. Örgütlü toplum onları tam da bu yüzden rahatsız ediyor.

Çağlar Özkan: 17 yaşımda Boğaziçi’ne Moleküler Biyoloji okumaya ilk geldiğimde sınıfta yeni bir nesil vardı. Fethullah okullarından ve dershanelerinden gelmiş bu insanlar Evrim Teorisi’ni reddediyorlardı. Şimdi o nesil mezun oldu, doktor oldu, akademisyen oldu. Şişli Etfal’de karşılaştığımız doktor da bu nesil üretiminin bir sonucu, kendi tapındığı insana sorgulamadan itaat ettiği için bize sağlık hizmeti vermeyi reddetti. Elinden gelse hastanın serumunu kısacak. Yalnızca hasta yakınının anlattıklarını dinleyip, hastayı görmeden reddeden doktor mu olur? Bu doktorun diplomasının düşmesi gerekir bence. Doktorlara hastalarıyla ilgilenmemeleri konusunda bir emir gelmemiş bile olsa bu insanların iktidara yaranmak için hipokrat yeminini çiğnememeleri cezasız kalmamalı.

Osman Öztürk: Hekimler böyle davranmamalı

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Üyesi Osman Öztürk: Hekimler de genel politik havalardan etkileniyor. Bu tür olaylarda hekimler çekingen olabiliyorlar. Orada verilecek, düzenlenecek rapor adli süreçlerde hekimler etkilenebiliyor, bu yüzden adli vakalar hekimlerin sevdiği işler değildir. Bu davranışlar normal davranışlar değil.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

8 Temmuz Pazartesi – Taksim’de İnsan Avı

Bu çekimde:
– İşten çıkan insanların eve dönerken polis saldırısı sonucu isyan etmesi,
– Gazetecileri tehdit eden polisler,
– Sarı Basın Kartı taşıyanlara bile meydanın yasaklanması,
– Polisin insanların kafasına kimyasal gaz silahı doğrultması,
– Rastgele yağdırılan plastik mermiler
… ve daha fazlası!

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

‘Parkımıza Gidiyoruz’ eylemine polis saldırısı ve coplanma anım

İzlerken sağ alttaki ayarlardan yüksek çözünürlüğü (720p veya 1080p) seçmeyi unutmayın.
Polisten yediğim cop 10:50 den hemen sonra. Ama arkadan saldırdıkları için vuran polisin hangisi olduğu gözükmüyor.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Polisten basına saldırı rekoru

Cumartesi akşamı Taksim Meydanı’ndaki eyleme saldıran polis yüzlerce direnişçiyi yaralarken basına yönelttiği şiddet ile rekor kırdı, birkaç saat içinde 14 basın emekçisine saldırdı. İşte saldırıya uğrayanların alfabetik listesi:

1- Arif Balkan (Milliyet): Plastik mermiyle yaralandı.

2- Beste Gül Öneren (Aydınlık): Polis tarafından gözaltına alındı.

3- Dilem Taştan (Sol): Bacağına sıkılan plastik mermi ile yaralandı.

4- Eda Sönmez (Sözcü): Gaz bombası nedeniyle geçici körlük yaşadı.

5- Elif Akgül (Bianet): Sol kalçasından boyalı mermi ile yaralandı.

6- Evrim Kurdoğlu: Polis tarafından copla darp edildi.

7- Gökhan Biçici (İMC): Koluna boyalı mermi atıldı.

8- Makbule Cengiz (Halk TV): Polis tarafından darp edildi, kolunda büyük morluklar oluştu.

9- Onur Erem (BirGün): Basın kartını gösterdikten sonra polis tarafından coplandı, hastaneden bir günlük iş göremez raporu aldı.

10- Özcan Yaman (Evrensel): Çenesine gaz fişeği geldi, hastaneye kaldırıldı, iki dikiş atıldı.

11- Selçuk Özmen (Aydınlık): Polis tarafından gözaltına alındı.

12- Şengül Derin (Ulusal Kanal): Bacağına sıkılan plastik mermi ile yaralandı.

13- Tuğçe Tatari (Geçen hafta Akşam’dan kovulan köşe yazarı): Polis tarafından yere atıldı, küfredildi, tartaklandı.

14- Yunus Dalgıç (Milliyet): Polis tarafından tartaklandı, TOMA’nın önüne itildi, kamerasının objektifi polis tarafından kırıldı.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın