Üniversitenin ticarileştirilmesine karşı çıktı, sözleşmesi kısaltıldı

MARMARA ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ’NDEN YENİ SKANDAL:

Üniversitenin ticarileştirilmesine karşı çıktı, sözleşmesi kısaltıldı

Eğitim Sen’de aktif rol alan ve Marmara Üniversitesi’nin ticarileşmesine karşı verdiği hukuki mücadeleyi kazanan akademisyen Meryem Kurtulmuş’un sözleşmesi rektör tarafından Akademik Kurul kararına aykırı ve keyfi bir şekilde 6 aylık olarak yenilendi

Marmara Üniversitesi Rektörü Zafer Gül, Eğitim Sen Üniversiteler Şubesi Yürütme Kurulu’nda yer alan ve üniversitenin bankalarla anlaşarak başlattığı kampüs kart uygulamasına karşı hukuki mücadele verip mahkemeyi kazanan Meryem Kurtulmuş’un 1 yıl uzatılması gereken sözleşmesini keyfi olarak 6 ay olarak uzattı.

AKADEMİK KURUL BAŞARILI BULMUŞTU

Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü Çalışma Ekonomisi Anabilim Dalı’nda görev yapan Öğretim Görevlisi Dr. Miris Meryem Kurtulmuş Kıroğlu’nun sözleşmesinin akademik başarıları nedeniyle bir yıl uzatılmasına Akademik Kurul tarafından karar verilmişti. Bölüm Başkanlığı ve Dekanlık’ın da onayladığı 1 yıllık sözleşme, Rektörlük tarafından 6 ay olarak işleme alındı.

‘REKTÖRLÜK RANDEVU BİLE VERMEDİ’

Konuyla ilgili BirGün’e konuşan Meryem Kurtulmuş sözleşme uzatırken yalnızca akademik başarıya bakılması gerektiğini, rektörlüğün de sözleşme süresini kısaltmak için akademik bir gerekçe sunmasının şart olduğunu, ancak rektörlüğün kararında herhangi bir gerekçe bile gösterilmediğini söyledi. “Böyle bir şey daha önce benim konumumda olan kimseye uygulanmamıştı. Rektörlükten randevu talep ettim, sendika olarak da resmi başvuru yaptık ama hâlâ bir cevap alamadık. Bu hafta bu işlemin iptali için hukuki yollara başvuracağım” diyen Meryem Kurtulmuş Rektör Zafer Gül’ün üniversiteye geldiğinden beri çok sayıda keyfi ve hukuksuz uygulama ile muhalif görüşleri olan çalışanlara baskı kurduğunu, bunu bu kadar aleni yapabilmesinin kendisini şaşırttığını anlattı.

‘PADİŞAHVARİ REKTÖR ZAFER GÜL FARKLI DÜŞÜNCE İSTEMİYOR’

Sözleşmenin keyfi olarak 6 aylık uzatılmasını BirGün’e değerlendiren Eğitim Sen 6 No’lu Üniversiteler Şubesi Başkanı İsmet Akça da Rektör Zafer Gül’ün kendisi gibi düşünmeyenleri üniversitede yaşatmamakta kararlı olduğunu söyledi. Rektörün üniversitede bir baskı rejimi kurduğunu anlatan Akça hedefe en çok yerleştirilenlerinse sendika temsilcileri olduğunu vurguladı, “Meryem’in sendikal faaliyetleri padişahvari rektörün hoşuna gitmedi. Kampüs kartın iptal edilmesi rektörün ne gibi çıkar imkanlarını zedelediyse artık, çok sinirlendi. Meryem Zafer Gül’ün çıkar tekerine çomak sokmuş olduğu için hedef seçildi” dedi.

“Meryem yıllarca hizmet vermiş, dersler açmış, tezler yazdırmış, akademik yayınlar yapmış, akademik olarak başarılı bir arkadaşımız. Sözleşmesinin 6 aylık uzatılması demek kamu hizmetinin aksatılması demektir” diyen İsmet Akça, 2007 yılından beri AKP’nin neredeyse bütün üniversiteleri ele geçirerek başlarına, rektörlük seçimlerinde birinci olmamalarına rağmen partisine veya cemaatlere yakın rektörler atadığının altını çizdi.

NE OLMUŞTU?

Marmara Üniversitesi’nde 2010 yılında yapılan rektörlük seçimlerinde 3. olan Zafer Gül, YÖK tarafından Cumhurbaşkanlığı’na sunulan listede 1. sıraya alınmış ve rektör olarak atanmıştı. AKP’ye yakınlığıyla tanınan Zafer Gül göreve başladığında ‘Üniversiteyi ideolojik saplantılardan kurtaracağız’ açıklaması yapmıştı. İletişim Fakültesi’nin başına getirdiği eski Samanyolu TV çalışanı Yusuf Devran ile birlikte öğrencilerin ve akademisyenlerin tepkisini çeken çok sayıda uygulamaya imza atmıştı. Üniversitenin DenizBank ve Multinet ile anlaşarak çıkardığı kampüs kartı protesto eden öğrencilere ve akademisyenlere soruşturma açılmış, Meryem Kurtulmuş’un kart uygulamasına karşı 2012 yılında açtığı dava 2013 yılında Kurtulmuş lehine sonuçlanmıştı.

27 HAZİRAN 2013

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Permakültür atölyesi ve Dersim-Erbil bisiklet turu başlıyor

12 Temmuz’da Hasankeyf’te düzenlenecek permakültür atölyesi, 9 Ağustos’ta başlayacak Dersim-Erbil bisiklet turu ve Kürt illerinde yükselen ekolojik hareketi Eko Jîn Kolektifi ve Jîn Ekolojik Yaşam Derneği’nden Miraz Ruspi anlatıyor

Miraz Ruspi: Bisiklet turu ve permakültür atölyesine katılmak isteyenler mirazruspi@gmail.com, ekojinekojin@gmail.com ve facebook.com/groups/ekojin/ adreslerinden organizatörlerle iletişime geçebilir.

Miraz Ruspi: Bisiklet turu ve permakültür atölyesine katılmak isteyenler mirazruspi@gmail.com, ekojinekojin@gmail.com ve facebook.com/groups/ekojin/ adreslerinden organizatörlerle iletişime geçebilir.

Eko Jîn Kolektifi’nin Doğama Sahip Çıkıyorum ve Yeni Bir Hayat İçin Pedalla sloganlarıyla 9-26 Ağustos tarihleri arasında Dersim’den Erbil’e düzenleyeceği bisiklet turu Dersim kent merkezinde baraj karşıtı mücadelelere dair film gösterimiyle başlayacak, katılımcılar yol boyunca kum ocakları, GDO’lu tohumlar, kimyasal ilaçlar, barajlar, petrol endüstrisi ve termik santrallerin çevreye verdiği zararlara, talan edilen nehirlere tanıklık edilecek. Yolculuk Irak Kürdistan’ında, Erbil’de son bulacak.

12-16 Temmuz arasında ise Jîn Ekolojik Yaşam Derneği Hasankeyf’te permakültür atölyesi düzenleyecek.

Jîn Ekolojik Yaşam Derneği’nin kurucularından Miraz Ruspi ile bisiklet turu, permakültür atölyesi ve Kürtler arasında yükselek çevrecilik üzerine konuştuk:

> Eko Jîn Kolektifi ve Jîn Ekolojik Yaşam Derneği nedir? Ne zaman kuruldular, nasıl örgütleniyorlar?

Bir süredir ekolojiyle ilgilenen, eski dostlukları olan, eko köy kurmaya çalışan insanlar olarak Eko Jîn Kolektifi adı altında bir araya geliyor, atölyeler, etkinlikler ve protestolar düzenliyorduk. Bu yıl Mayıs ayında bir de dernek kurup bazı çalışmalarımızı bu dernek ile yürütmeye karar verdik ve Jîn Ekolojik Yaşam Derneği’ni kurduk. Eko Jîn Kolektifi altında farklı dernekler, bisikletçiler, çevreciler de olan daha geniş bir yapı. İstanbul, Batman, Diyarbakır, Nusaybin ve Bismil’de örgütlenmeleri var. Yerel grupların kendi örgütlenmeleri olması çok önemli. Çünkü İstanbul’dan gelen insanların Hasankeyf’i korumalarından öte oradaki insanların Hasankeyf’i savunmasını istiyoruz. Biz bir toplantı derneği değiliz. Bürokratizme karşı, anarşizan bir yapımız var. Toplantı yapmak yerine doğal deterjan atölyesi yaptık, orada kurduk derneği.

> Bu atölyeyi anlatabilir misin? Dernek olarak başka etkinlikler de düzenlediniz mi? Yakın zamanda başka etkinlikleriniz de olacak mı?

Kendi deterjanımızı kendimiz yapabilir miyiz diye düşündük. Eğitmenimiz Ayşegül Akyüz’dü. Şu an evlerimizde şampuan dışında herhangi bir deterjan ya da benzeri kimyasal ürün yok. Üstelik sivilce gibi sağlık problemlerimizi de çözdü doğal deterjan. Hem çevreci, hem de tüketimi azaltan anti-kapitalist bir iş oldu. Çamaşır sodası, kül suyu, sirke gibi malzemelerden yaptık bunu.

Bunun dışında 12-16 Temmuz tarihleri arasında Hasankeyf’te permakültür atölyesi düzenleyeceğiz. Permakültür doğayı gözlemleyerek yapılan çok verimli ve çevreci bir tarım tekniği. Aynı zamanda yoksullukla mücadeleye bir katkı yöntemi.

PERMAKÜLTÜRÜ YERELE TAŞIMAK

Türkiye’de permakültür atölyeleri bugüne kadar İstanbul-Ege-Akdeniz üçgeni dışına çıkamadı. Kürt illerinde, hatta İç Anadolu’da da bu konuda geniş katılımlı çalışmalar yapılmadı. İstanbul’da 1.000-2.000 TL arası fiyatlara düzenlenen atölyeler bunun bir elit aktivite olduğu algısını yaratıyordu.

Oysa biz bu tekniği yerelde öğretmek istiyoruz. Hasankeyf’te herhangi bir belediyeden, partiden destek almadan düzenleyeceğimiz bu etkinliğe katılım ücreti 300 lira olacak. Buna 1 haftalık konaklama ve yemek dahil. Eğitmenimiz ise ABD’de eko-feminizm üzerine önemli çalışmalar yapmış, permakültür üzerine çalışmış Emet Değirmenci.

Kursu Hasankeyf’te düzenlememizin nedeni ise Hasankeyf’e dikkat çekmek, oranın canlanmasına katkı sunmak. Ekiden 2-3 milyon turist gelirdi, kale kapatılınca yarıdan fazla azaldı. Kaleyi kapatarak halkı ekonomik olarak bitirmek ve böylece baraja karşı çıkmalarını engellemek istiyorlar.

DİYARBAKIR’DA ‘BAŞKA BİR OKUL’

Bunun dışında Gezi Direnişi’ne katılarak Gezi Parkı’nda Eko Jîn çadırı açmıştık. Diyarbakır’da da yapmak istediğimiz bazı etkinlikler var, Başka Bir Okul Mümkün Derneği ile iletişime geçtik ve Diyarbakır’da da başka bir okul kurmak, bahçesine kuracağımız serayla okulun giderlerine yardımcı olmak istiyoruz.

Sınırlarla bölünen coğrafyayı sıcaklıkla birleştireceğiz

> Bisiklet turu fikri nasıl çıktı? Nasıl bir tur olacak?

Ben geçen yıl Barış Yürüyüşü’ne katılmıştım Halil Savda ile. Yol üstünde o kadar çok doğa katliamı gördük ki… Diyarbakır Bisiklet Derneği ile konuşuyorduk ‘kendi coğrafyamızı tanımıyoruz’ diye. Silopi’den ötesini televizyonlardan biliyoruz. Biz de bisiklet turu yapmaya karar verdik daha iyi tanımak için.

Dağlar taşlar, nehirler mahfedilmiş. Güvenlik barajları ile yıkım devam ediyor. Misafir olduğumuz köylüler bize hep talandan bahsediyordu Barış Yürüyüşü’nde. Ayrıca yeni bir yaşamın kurulabileceğini de anlatmak istedik. Yolda hem yeni bilgiler öğrenelim, hem de yeni bilgiler aktaralım insanlara.

İKİ TARAFLI BİLGİ PAYLAŞIMI OLACAK

Köylülerle yerel tohumun önemini konuşacak, GDO’lu ürünlerin zararlarını anlatacak, yerel tohumları takas edecek ve toplayacağız.

Halkların kadim tarım yöntemlerini, bitkilerini geliştirmek için kullandıkları teknikleri öğreneceğiz. Permakültür ve doğal tarım hakkında bilgilerimizi paylaşacağız.

Kürtlerin kullandıkları koruyucu sağlık yöntemlerini öğrenecek. Hastalıkları iyileştirmekte kullandıkları alternatif ilaçlar hakkında bilgi alacağız

Ölümden düğüne, sosyal hayata dair Mezopotamya insanın yaşam ekolojisi hakkında bilgi sahibi olmaya çalışacağız. Tadı tuzu kalmamış yiyeceklerin bünyemize kâr mı zarar mı getirdiğini tartışacağız. Ekolojideki dengenin izini sürecek geçmişimizi irdeleyecek tarıma ve sağlığımıza yönelik unutulmuş yöntemleri hatırlamaya çalışacağız.

Geçmişimizi, toplumumuzu yıllarca ayakta tutan yazısız ekolojik kuralları araştıracağız. Bizi yüreğinde ve evinde misafir eden insanlarla uzun soluklu dostluklar kuracak sınırlarla bölünmüş coğrafyamızı insani sıcaklığımızla birleştireceğiz.

Katılım tamamen ücretsiz ancak katılımcıların kendi ekipmanlarını getirmesi gerekiyor. Rotamız üzerindeki yerel yönetimler, STK’ler ve Kürdistan hükümeti de bize yardımcı olmak istediklerini, kalacak yer ve yemek sağlayacaklarını ilettiler ama bunu henüz kesinleştiremedik. Zaten bu tura çıkarken sırtımızı kimseye yaslamadan, ayaklarımıza ve kendimize güvenerek yola çıkacağız.

Katılımcıların yanına alması gereken malzemeler

Bisiklet turu katılımcılarının bu uzun yol öncesi kondüsyon çalışması yapması tavsiye ediliyor. Bisikletçilerin yanına alması tavsiye edilen malzemeler ise şöyle:

1- Uzun mesafe için uygun bisiklet ve kask. 2- Çadır. 3- Uyku tulumu. 4- Mat. 5- Heybe. 6- Malzemeleri bisiklete taşıtmak için arka bagaj ve çengelli lastik. 7- iki adet yedek iç lastik 8- Tamir kiti 9- El feneri veya kafa lambası. 10- Kan şekerini dengelemek için kurutulmuş yiyecekler (kuru incir, kuru kayısı, kuru üzüm, ceviz veya badem). 11- İki adet suluk. 12- Pasaport (Irak için vize gerekmiyor).

Haber, Söyleşi içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 6 Yorum

29 Haziran 2013: Taksim’de eylem, polis saldırısı ve gözaltılar

Videonun sağ alt tarafındaki seçeneklerden yüksek çözünürlüğü (720p veya 1080p) seçmeyi unutmayın.
Polis müdahalesinin başlangıcı: 05:36
Gözaltılar: 09:53

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Beyoğlu’ndaki özgürlük kalıcı olsun!

7 HAZİRAN 2013

AKP yasaklarından bunalan Beyoğlu, Gezi Direnişi ile özlediği eski günlerine döndü. Beyoğlu’na gelenlerin de esnafın da en büyük isteği bu özgür atmosferin kalıcı hale gelmesi

Önce bitmek bilmeyen yer kaplaması sorunları, ardından masa yasakları ve kentsel/rantsal dönüşüm ve son olarak inşaat çalışmaları Beyoğlu’nun çehresini değiştirmiş, dükkanlar el değiştirmiş, gelen insan sayısı yarı yarıya azalmıştı. Tam da Beyoğlu eski günlerini mumla ararken Gezi Direnişi imdadına yetişti.

POLİS YOK, ZABITA YOK, DERT YOK

Halkın polisi Beyoğlu’ndan kovduğu ilk geceden itibaren mekanlar sokağa tekrar masa koyabildi, sokak müzisyenleri zabıtadan ve polisten korkmadan müzik çalmaya başladı, önlerinde biriken kalabalıklar zabıta tarafından dağıtılmadı. AKP’nin baskı rejiminin geri çekilmesiyle bölgedeki özgürlük özlenen seviyeye ulaştı.

ESNAF MEMNUN

Konuştuğum esnaf, işlerinin direniş başladığından beri açıldığını anlatıyor. “Halk dışarıda oturmayı özlemişti. Gelen insan sayısında büyük bir yükseliş var” diyor sokağa tekrar masa koyan bar işletmecisi Deniz. Baskının sonlanmasıyla birlikte Beyoğlu’nun refleks olarak eski haline döndüğünü, bunun da insanların esas isteğinin ne olduğunu gösterdiğini söyleyen Deniz ‘Belediye mesajı aldı mı?’ soruma ise temkinli yaklaşıyor: “Bilmiyorum. Belediye görevlileri mesajı alsa bile bir etkisi olmaz. Çünkü burası belediyenin kararlarıyla değil, Başbakan Erdoğan’ın emirleriyle yönetiliyor. Beyoğlu Belediyesi’nin bir gücü yok ki!”

ORTA SINIFIN TÜKETİM GÜCÜ

Deniz’e göre artık orta sınıf tüketim gücünün farkına vardı ve taleplerini dinlemeyenleri boykot ettiğinde neler başarabileceğini gördü. “Biz burada çatışmaların yaşandığı 2 günde yüzlerce kişiyi koruduk kapımıza, penceremize polisin gaz atmasına rağmen. İnsanlar da bunu unutmuyor, tekrar geliyor. O gün eylemcilere kötü davranan mekanlar ise bugün boykot ediliyor” diyen Deniz bu isyandan herkesin öğreneceği çok şey olduğunu söylüyor.

İki sokak ötede bir kafe işleten ve kafesinin önüne tekrardan masa koyan Ayla ise bu hareketin bir orta sınıf hareketi olduğuna dikkat çekiyor ve gelen kitleyi şöyle yorumluyor: “Direnişin ardından buraya gelen insan sayısı hem arttı, hem farklılaştı. Buralara ilk defa gelen insanlar var ve herkes ortamdan çok memnun.”

‘HERKES GÖRMEK İSTİYOR’

Bir binanın 2. katında bar işleten Haydar da dışarıya masa atamadığı halde gelen insan sayısının arttığını söylüyor: “Herkes Türkiye tarihine geçecek Taksim İşgali’ni görmek için buraya geliyor, gelmişken buradaki mekanlara da uğruyor tabii ki”.

Direnişten memnun olanlar yalnızca mekan sahipleri değil. Sokakları dolduran seyyar satıcılar da ilk defa zabıta korkusu olmadan satış yapıyorlar. Normalde Taksim’de görülmeyen, Karaköy ve Eminönü’ne özgü balık-ekmekçiler bile İstiklal’e gelmiş. Konuştuğum balık-ekmekçiler ve köfteciler işlerinden memnun. Dilimle karpuz satanlar da sıcak havanın işlerini açtığını söylüyor ancak 2 meyve satıcısı “Bizden bir tek turistler meyve alıyor, Türkler sokakta meyve alıp yemiyor. Bizi çok etkilemedi” diyorlar.

Son olarak bayrak, Guy Fawkes, Atatürk t-shirt’ü, anahtarlık, atkı, gaz maskesi, gözlük ve baret gibi onlarca çeşit ürün satan tezgahtarlarla görüştüm. Satışları sorduğumda “idare eder” dediler. İlk günlerde gaz maskeleri ve gözlüklere çok talep olduğunu, ama çatışmaların bitmesiyle malların ellerinde kaldığını anlatan tezgahtarlar “bu ara t-shirt ve maske daha iyi gidiyor” diyor.

Kısaca herkes yaşamak istediği Beyoğlu’nu yaşıyor, kimse kimseye karışmıyor ve en önemlisi halka sürekli söylenenin aksine polis olmamasına rağmen suç oranı artmıyor. Umarım Beyoğlu direnişten sonra da böyle kalır, halk her baskıya Gezi Parkı’na direndiği gibi direnir. Darısı diğer semtlerin, diğer kentlerin başına!

* Direniş bittikten sonra ceza almamaları için esnafın gerçek isimleri değiştirilmiştir.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Erkan Saka: AKP kontrol edemediği her şey gibi sosyal medyaya da öfke duyuyor

27 HAZİRAN 2013

Hükümetin tamamen kontrol edemediği her şeye öfke duyduğunu söyleyen Doç. Dr. Erkan Saka, sosyal medya yasası tartışmalarına dair AKP’nin ifade özgürlüğü karnesini hatırlatıyor: Eğer bir yasa hazırlarlarsa kesinlikle kısıtlayıcı olacakDSC_0399

Türkiye basın ve ifade özgürlüğünde gerilemeye devam ederken sosyal medya insanların ülkedeki toplumsal olaylar hakkında bilgi alabildiği en önemli mecra haline geldi. Hükümetin Avrupa Birliği’nden uzaklaşıp Şangay İşbirliği Örgütü’ne yaklaşma açıklamasının insan hakları alanında etkisini gösterdiği bir dönemde tartışılmaya başlayan ‘sosyal medya yasası’, hükümetin internetle mücadelesi, dijital aktivizm ve sosyal medyayı kullanmayan insanların toplumsal hareketlerin neresinde olacağını Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde dijital medya üzerine de dersler veren Doç. Dr. Erkan Saka ile konuştuk:

> YouTube’un en popüler site olduğu bir dönemde onu yıllarca kapalı tutan hükümet bugün de Erdoğan’ın ‘başa bela’ dediği twitter’ı kapatmayı düşünebilir mi?

Düşünebilir tabii ki. Eminim bunu konuşmuşlardır, lafı geçmiştir. Ama YouTube’dan sonra hükümet epey bir prestij kaybına uğradı. Bugün ‘Biz dik dururuz, istediğimizi yaparız’ deseler bile çok daha büyük bir kriz yaşamadıkça twitter’ı kapatacaklarını sanmıyorum.

Dahası YouTube engelliyken nasıl girdiysek, yine twitter’a da girecek yollar bulurduk. Zaten twitter dışında başka mecralar da var halkın kullanabileceği, eylemlerin en yoğun olduğu günlerdeki yarım saatlik twitter kesintisinde insanlar hemen alternatifleri konuşmaya başladılar.

> AKP’nin internet ile ilginç bir geçmişi var. YouTube yasağı döneminde insanların YouTube’a erişmek için kullandığı siteler AKP seçim reklamı vermiş, Tayyip Erdoğan ‘Ben giriyorum, siz de girin’ demişti. AKP-internet ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

AKP’nin ilk döneminde, internet bu kadar yaygınlaşmamışken AKP interneti en çok kullanan partiydi. İnternete özel bir düşmanlıkları yoktu, her mecra gibi bunu da kullanmak istiyorlardı. Sonradan Erdoğan’ın sert söylemleri oldu ama bir yandan kendileri de kullanıyorlar. AK Gençlik sosyal medya eğitimi veriyor açıkça, trending topic kampanyaları başlatıyorlar.

AKP’nin internetle ilişkisinde en dikkat çeken nokta, sosyal medyayı kontrol edememelerinden gelen rahatsızlık. Medyayı tamamen kontrol altına aldılar hatta bakanlardan biri “Medya iyi bir sınav verdi” dedi. Sosyal medyayı kontrol altına almak istiyorlar ama bu çok zor. Bu yüzden sosyal medyaya epey bir laf edecekler gibi geliyor.

‘TEK YARATICILIKLARI KOMPLO TEORİLERİ’

DSC_0394AKP kendi sosyal medya kullanıcılarını yetiştirmeye çalışıyor ama sosyal medyanın bir doğası var, ruhu var. Hem bireysel hem kolektif olan, her şeyin örgütlü olarak ilerlemediği bir yer. Örneğin AK Gençlik bir trending topic çalışması yapabiliyor ama gelen yanıtlara, karşıt kampanyalara aynı yaratıcılıkta cevap veremiyorlar. Bu süreçte de AKP’lilerin en yaratıcı olduğu şey komplo teorisi üretmekti. Çok yoğun, acayip komplo teorileri döndü ve insanlar buna inanmaya hazırdı. AKP şu anki politikalarıyla sosyal medyanın doğasına uygun değil, o yüzden sosyal medya savaşını kaybetmeye mahkumlar. Sosyal medyayı kısıtlama isteği de kaybetmeye mahkum olmalarından kaynaklanıyor.

> Çin ve İran gibi ülkelerde internet üzerinde büyük kısıtlamalar var. Sizce Türkiye’de de bu ülkelerdeki gibi aşırı kısıtlı internet modeline geçilebilir mi?

Hükümet tamamen kontrol edemediği her şeye karşı bir tepkisellik, bir öfke barındırıyor. İran ve Çin’deki gibi bir modele geçme ihtimalleri her zaman var. Ama Çin’de ve İran’da bile kullanıcılar bu önlemleri aşmayı başarabiliyor, yerel ağlar yaratıyor, muhalefet devam ediyor.

TÜRKİYE’NİN NEO-LİBERAL SİSTEMDEKİ YERİ

Çin ve İran örnekleri konusunda şu var: Türkiye’nin kendini neo-liberal ekonomi politik içinde nereye konumlandırdığına bakmalıyız. Böyle ha deyince olacak bir şey değil. Hükümet İsrail karşıtı söylemlerde bulunurken bir yandan da İsrail ile ticari ilişkilere devam ediyordu neo-liberal sistemdeki yeri nedeniyle. Türkiye AB’ye çok bağlı. Orta Doğu’dan para akışı alıyor olsalar da büyük bir ticari birliktelik var AB ile. Bu yüzden Avrupa’nın yönetim modelini bırakıp Şangay’ın yönetim modeline geçmeyi becerebileceklerini sanmıyorum. Küresel ekonomi içinde konumlandıkları yer buna izin vermez.

> Hükümetin ifade özgürlüğü karnesine bakınca, sosyal medyaya dair hazırlayacakları bir yasanın nasıl olmasını beklersiniz?

Şu anda zaten anamızı ağlatan 5651 sayılı internet yasası var. Burada medya özgürlüğüne bakmamız lazım, sonuçta internet de bir medya. Türkiye medya özgürlüğünde dibe doğru ilerleyen bir ülke oldu. Eğer bu alanda bir yasa yaparlarsa kesinlikle bu kısıtlayıcı bir yasa olacak. Medyaya bakışlarındaki perspektifin bir uzantısı olacak. Şu anda bazı şeyleri yasaklamamış olmalarını lütuf olarak göstermeleri bile onların konumu gösteriyor. Ne demek yasaklamak?

Hükümet sosyal medya yasasında nefret söylemine karşı adım atacağını söyleyebilir ama bugüne kadar sadece kendilerine karşı olan nefret söylemini cezalandırdıklarını, diğerlerine dokunmadıklarını gördük.

‘SOSYAL MEDYAYI KULLANMAYAN GERİDE KALACAK’

DSC_0393> Bundan sonra sosyal medyayı kullanmayanlar, özellikle de orta yaş ve üzeri nesiller toplumsal hareketlerin dışında veya gerisinde mi kalacak?

Benim bir öğrencim tweet atmıştı ‘Teyzelere, amcalara twitter hesabı açılır diye’. Eylemler boyunca 1 milyona yakın yeni hesap açıldı. Olayın orada döndüğünü gören herkes hesap açtı.

ANA AKIM KENDİNİ ÇÖKERTTİ

Eylemlerden önce de sosyal medya kullanımı adım adım farklı yaş grupları arasında yayılıyordu. Eylemler bu süreci çok hızlandırdı. Yakında ‘yeni medya’ demeyeceğiz, medyanın kendisi olacak sosyal medya. Bunda ana akım medyanın da etkisi var, sansür olmasaydı insanlar bir anda sosyal medyaya kaymazdı. Millet artık ana akım medyadan haber alamayacağının farkında.

İnternet ve sosyal medyayı kullanmayanlar geride kalacak ama kimse de geride kalmak istemiyor, bu işleri yavaş yavaş öğreniyor herkes. Farklı araçlar yayılıyor, örneğin streaming. Daha önce parça parça kullanıldığını görmüştüm ama bir kerede bu kadar çok stream yapıldığını ilk defa görüyoruz. İnsanlar internet üzerinde pasif tüketici olmayı bıraktı, internet üzerinde üretiyor.

HÜKÜMET EN KLİŞE DEVLETÇİ YALANLARI KULLANIYOR

> Twitter gözaltılarının, ‘örgüt suçlaması’nın nedeni hükümetin sosyal medyayı anlamaması mı yoksa aksine anlayıp insanları korkutmak istemesi mi?

Ben tamamen anlamadığını düşünmüyorum. Aksine Gezi Direnişi’ndeki ruhu çok iyi anlıyorlar ama bunu itiraf etmek istemiyorlar. Düşünsenize böyle sivil, barışçıl, şiddete başvurmayan bir topluluk sana karşı çıkmış. Bunu kabul etmek zor bir şey olduğu için üstünü örtmek istiyorlar. En klişe devletçi yalanlarla bunu örtmeye çalıştılar.

Gezi Direnişi ile halk korku eşiğini aştı. İnsanlar sosyal medyada da kendilerini gizlemeden düşüncelerini açıklıyor ve bundan korkmuyor, çünkü yaptığını meşru görüyor. Düzenlenen twitter operasyonları ile bu insanlar sindirilmeye çalışıldı. Çin’deki gibi bir sistemin altyapısını kurmaları çok zor olduğu için böyle bir yönteme gitti AKP, daha etkin bir yöntem bu.

‘DİJİTAL AKTİVİSTLER KLAVYE BAŞINDA KALMIYOR’

> Bir alternatif tarih sorusu: Anketlerde eylemcilerin çoğunun olayları sosyal medyadan öğrenerek geldiği ortaya çıktı. Sosyal medya olmasaydı nasıl bir direnişle karşılaşırdık?

Polisin tamamen barışçıl bir eyleme uyguladığı aşırı şiddeti sosyal medya aracılığıyla öğrendik, bu insanların vicdanını etkiledi. Bir örnek üzerinden anlatayım: ABD’den yeni gelmiş, hiçbir örgütlülüğü olmayan bir tanıdığım 31 Mayıs günü sosyal medyada polisin uyguladığı şiddeti görünce tek başına Taksim’e geldi, polislerin yanına gidip “Ya size de sorulmaz ama, eylemciler ne tarafta onlara katılmaya geldim” dedi. Polislerden “Evet bize sorulmaz ama eylemciler Divan Otel’in önünde” cevabı aldı.

Sosyal medyanın bu kadar öne çıkmasının esas nedeni ana akım medyanın eylemler boyunca haber yapmaması. Bugün hükümeti destekleyenler ‘Sosyal medyada örgütlenerek ayaklanma çıkarıyorlar’ diyor, anlamadıkları şey şu: İnsanlar polisin yaptığını öğrenince zaten isyan edecekti, medya duyurmayınca sosyal medyadan öğrendiler. Hayatım boyunca bu kadar büyük bir medya karanlığı görmedim. Türkiye’nin en büyük toplumsal olaylarından biri olurken onlar yoktu. İnsanda birazcık namus, şeref olur. Bu kadar gizlenir mi gerçekler? Ben uzun zamandır ana akım medyaya güvenmiyordum zaten. Sonraki süreçte de ‘provakatörler’ vs. diyerek bu ayıbı sürdürdüler.

Sosyal medya olmasaydı, bugüne kadar çoğu toplumsal olayda gördüğümüz gibi polis insanları şiddet kullanarak bastırırdı, kitle dağılırdı, orada olmayan çoğu kişinin de haberi olmazdı. Bugüne kadar dalga geçilen sosyal medya aktivizminin de ne kadar önemli olduğunu bu sayede görmüş olduk. Böyle bir potansiyelin olduğu belliydi, insanlar klavye başında kalmadılar. Bu çok önemli bir şey. Dijital aktivizm hayata entegre bir şey. Tam bir kolektif akıl işledi. Bazıları internetten canlı yayın yaptı, bazıları bunları internette yaydı, bazıları parklara giderek yoga öğretti. Herkes elinden gelen desteği verdi. Bu kadar büyük bir akılla karşı karşıya kalan iktidar afalladı.

Sosyal medya sözlü kültürün geri gelmesi bence. Sosyal medya olmadan bu direniş çok zordu. Kulaktan kulağa yayılırdı yine, sosyal medya öncesinde de bir çok hak ihlali başka ağlar, ilişkiler üzerinden, kahvelerdeki sohbetlerden falan yayılmıştır. Ama bu kadar anlık olmazdı. İnsanlar birbirlerine ‘Bak işte polis böyle eziyet etti’ diye kulaktan kulağa anlatırdı.

Söyleşi içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın