Silah fuarına karşı antimilitarist protesto

İnsanlığa hayır değil ölüm getirecek

İstanbul TÜYAP’ta düzenlenen, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘İnsanlık için hayırlı olsun’ diyerek açtığı IDEF 2015 Savunma Sanayii Fuarı, Vicdani Ret Derneği ve anti-militaristler için protesto edildi: ‘Silahlanma insanlığa hayır değil ölüm getirecek’

DSCF7858(1)08.05.2015 ONUR EREM @onurerem

Vicdani Ret Derneği ve anti-militarist yurttaşlar, üç gündür İstanbul Büyükçekmece’deki TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde sürmekte olan IDEF 2015 Savunma Sanayii Fuarı’nı protesto etti.

Dün 14:00’te Vicdani Ret Derneği’nin çağrısıyla fuar alanının önünde toplanan eylemciler bir basın açıklaması yaptı.

Övünç değil utanç kaynağı

Fuarın açılışını yapan Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘İnsanlık için hayırlı olsun’ sözünü eleştiren VR-DER Eşbaşkanı Merve Arkun “Burada sergilenen silahlar insanlığa hayır değil ölüm getirecek. Bu silahlar insanlık için övünç değil utanç kaynağıdır, çünkü dünyanın dört bir yanında çatışmaları körüklemek ve sivil halkı öldürmekten başka bir işe yaramayacak” dedi.

Yıllık 5 trilyon TL

Dünya çapında yıllık askeri harcama miktarının yaklaşık 5 trilyon TL’ye denk geldiğini hatırlatan Arkun, bu miktarın 98 ülkenin yıllık GSYH’sının toplamından fazla olduğun söyledi. “Yoksul halkın cebinden vergi olarak alınan paralarla burada sergilenen kitlesel ölüm silahları geliştiren devletlere bir çağrımız var: Silahlanmayı ve askeri harcamaları durdurun” diyen Arkun, geliştirilmekte olan yazılımlarla insansız hava araçlarının hedeflerine otonom bir şekilde saldırması gibi askeri teknolojilerin tehlikesine dikkat çekti.

Militiarizm öldürür

Arkun konuşmasını “Unutmayın, bütün bu silahlar her gün, dünyanın dört bir yanında insanları öldürmek için kullanılıyor. Hedef olma sırasının ne zaman size geleceğini asla bilemezsiniz. Militarizm öldürür” diyerek sonlandırdı.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Yüzlerce Yandex işçisi bir e-postayla kovuldu

Yandex Türkiye için çalışmalarına rağmen Yandex Rusya’nın taşeronuna bağlı gösterilen yüzlerce sigortasız arama geliştirme uzmanı 30 Nisan akşamı işten çıkarıldı. İşten çıkarılan F.Y. çalışma koşullarını ve nasıl çıkarıldıklarını BirGün’e anlattı

554727be970cd07b3e6bea4a

Eğer siz de işten atılan Yandex işçisiyseniz, facebook.com/groups/1602363683314818 veya google.com/forum/#!forum/yandex-assessor gruplarından diğer işçilerle iletişime geçebilirsiniz

03.05.2015 ONUR EREM @onurerem

F.Y., Rus kökenli arama motoru Yandex’in 30 Nisan akşamı bir e-posta ile işten çıkardığı yüzlerce Türkiyeli taşeron işçisinden biri. Yandex Türkiye’nin aramalarını iyileştirmek için çalışmasına rağmen, Türkiye’deki sigorta gibi yükümlülüklerden kurtulmak için Yandex Türkiye yerine Yandex Rusya’nın anlaştığı bir taşeron şirketine bağlı çalışıtırılıyordu o da, diğer 750 taşeron Yandex işçisi gibi. Ancor adlı Rus taşeron şirketiyle imzaladıkları sözleşmede, çalışma koşulları veya sözleşmeye dair üçüncü şahıslara bilgi vermeleri yasaklandığı için adını kısaltarak yazmamı istiyor.

“Sözleşmemizde, herhangi bir anlaşmazlık durumunda Rusya mahkemelerinin yetkili olduğu yazıyordu. Sigortamızı yatırmadıkları gibi hakkımızı aramamızı da böylece engellemiş oldular” diyor.

‘Arkadaşlarımız kovulduğunda direnemedik’

F.Y. ve diğer 750 işçinin görevi, Türkiye’de yapılan arama sonuçlarını inceleyip arama sonuçlarını iyileştirmekti. Yaptıkları iyileştirmeler Yandex Türkiye çalışanı olan 10’a yakın müdür tarafından değerlendiriliyor, ay sonunda yüzde 50 doğruluk oranın altında düşene 5, haftada 700 parçadan az iş yapana 3 uyarı veriliyordu. 6 ayda 15 uyarı alan işçiler doğrudan işten atlıyordu. “Hepimiz evden, parça başı ücret karşılığında çalıştığımız için birbirimizi tanımıyorduk. Bu yüzden 15 uyarı aldığı için işten atılan arkadaşlarımız için de direnemedik. Yine bu yüzden 2015 başında Yandex taşeron şirketimizi değiştirip Ancor diye bir şirketle sözleşme imzalamamız gerektiğini, ücretlerimizin parça başı 0.1 avrodan 0.1 dolara çevrileceğini söylediğinde direnemedik. Yalnızca arkadaş çevremden bildiğim 30 kadar çalışanı tanıyordum. Bunun dışında insanların hiçbir güvencesi olmayan bu işi kaybetme korkusu da etkili oldu. Kimsenin haberi olmadan birimizi kovup yerine başka birini alabilecek pozisyondaydı Yandex” diyor F.Y.

2015 başında değişen tek şey ücretleri değildi. Talep edilen doğruluk oranları önce yüzde 65’e, bir ay sonra da yüzde 70’e çıkarıldı. F.Y., ortalama bir işçinin yüzde 60 civarında doğruluk oranıyla çalıştığını, bu değişikliklerle pek çok kişinin işten çıkarılmasına imkan sağladığını söylüyor: “Çalışma koşullarımız dışardan bakınca rahat ve kolay gibi algılansa da, esnek çalışmaya zorlanıyor, çok muğlak işten çıkarma koşulları altında çalışıyorduk. Performansımızı değerlendiren yöneticilere itiraz ettiğimizde azarlanıyor, sürekli işimizi kaybetme korkusuyla yaşıyorduk.”

Kalanların ücreti %20 azaltıldı

Fakat Yandex, hazırladığı bu yasal zemini bile kullanmadan bir e-posta gönderdi 750 çalışana, 28 Nisan akşamında: “Ekonomik kriz nedeniyle 2 gün içinde bazılarınıza veda etmek zorunda kalacağız. Kalanların ücreti ise yüzde 20 indirilecek”.

İki gün boyunca hep birlikte işten atılmayı beklediklerini anlatan F.Y., 30 Nisan akşamında gelen “Kovuldunuz” e-postasının ardından hemen tanıdığı çalışanlarla iletişime geçtiğini ve 30 arkadaşından 23’ünün işine son verildiğini fark ettiğini söylüyor: “Hemen sonraki gün olan 1 Mayıs’ta pankartlarla yürüyüp Yandex’i ifşa etmeye karar verdik. O gün kortejler arasında pankartlarımızla gezinirken Yandex’in kovduğu ve hiç tanımadığımız kişilerle tanıştık. 1 Mayıs’ın ardından da Facebook’ta örgütlenmeye başladık. Şu anda 150 kovulan işçi bizimle iletişime geçti. Şirket içinden bir kaynağın verdiği bilgiye göre çalışanların yarısından fazlası işten atılmış durumda. Biz de çevremizdeki işten atılanların oranına baktığımızda 350-550 arasında kişinin atıldığını tahmin ediyoruz.”

Örgütlenmeyi ve direnmeyi öğrenmek

F.Y., internet sektöründeki pek çok genç çalışan gibi kendilerinin de örgütlenme ve direnme tecrübesinin olmamasının işlerini zorlaştırdığını, fakat yılmadan direneceklerini anlatıyor: “Tanıdığımız hukukçular, sözleşmenin Rus taşeron şirketiyle imzalanması nedeniyle burada hukuki bir itiraz hakkımız olmadığını söylüyor. Biz de buna karşılık Yandex üzerinde kullanıcı baskısı oluşturmaya çalışacağız. İşçi kıyımını halka anlatıp Yandex İstanbul ofisi önünde eylem örgütlemek, kitlesel boykot çağrıları gibi seçenekleri konuşuyoruz. Ama önceliğimiz, işten kovulan arkadaşlarla tanışmak.”

‘Kullanıcılar güçlerinin farkına varsın’

Yandex’in bir yandan kendilerini işten çıkarırken diğer yandan Toloka diye yeni bir hizmet yaratarak Yandex kullanıcılarına parça başı 0.01 dolara arama sonucu iyileştirmesi yaptırmaya başladığını, 18 yaş sınırı da olmayan bu hizmetle çocuk işçi çalıştırma imkanı olduğunu ve bu sistemde 2 saatlik çalışma ile yalnızca 1 dolar gelir elde edilebileceğini anlatan F.Y. “Yandex kullanıcılarını durumumuz netleşene kadar Yandex arama motoru ve Yandex harita hizmetlerini kullanmayı bırakmaya çağırıyoruz. Eğer görüşmelerimizden bir sonuç alamazsak kitlesel boykot çağrıları yapmayı değerlendiriyoruz. Yandex, Facebook gibi sitelerde kullanıcıların büyük gücü vardır, eğer o siteyi insanlar kullanmazsa bu şirketlerin reklam gelirlerinde inanılmaz düşüşler olur. Bu yüzden internet kullanıcıları güçlerinin farkına varsın, yanımızda olsun isteriz.”

Haber içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Google da biliyor: Hırsız, katil AKP ve Erdoğan

107.05.2015 ONUR EREM @onurerem

Google, arama motorunda hırsız ve katil kelimelerini aratıldığında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’yi öneriyor. Google, autocomplete (otomatik tamamlama) özelliği ile bu kelimeleri yazanların AKP’yi ve Erdoğan’ı aramasını öneriyor.

Arama sonuçlarını kolaylaştırmak için bir kelime yazdıktan sonra en ilgili sonucu getirmek için diğer kelimeleri kendisi tamamlayan Google, “Hırsız katil” aramasını “Hırsız katil AKP” ile tamamlıyor. Arama motoruna “katil ve hırsız” yazıldığında ise otomatik olarak “Katil ve hırsız Erdoğan” sonucu geliyor.

08 katilerdogan 07Google görsellerde de “Hırsız katil” veya “Katil ve hırsız” aramaları yapıldığında sonuç olarak Recep Tayyip Erdoğan’ın görselleri geliyor.

Google daha önce de “Şerefli Tayyip” araması yapıldığında “Bunu mu demek istediniz: Şerefsiz Tayyip” önerisini getirdiği için AKP tarafından tepki görmüş, arama motoruna yapılan bir müdahale sonucu bu öneri kaldırılmıştı.

Haber içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Normalleşme mümkün mü?

Armenian_woman_kneeling_beside_dead_child_in_field

Tehcir sırasında bir Ermeni kadın, cansız bedeni tarla üzerinde bırakılmış bir çocuğun yanında.

22.04.2015 ONUR EREM @onurerem

Sözünü kimseden sakınmayan ve kooperatif yapısı sayesinde eleştirel yayın politikasını sürdürmeyi başaran Almanya gazetesi Taz, geçen hafta Türkiye ve Ermenistan’dan sekizer gazeteciyi Berlin’e davet etti. İki toplum arasındaki etkileşimi artırmayı ve Almanya’nın Yahudi Soykırımı’yla yüzleşmesinde izlediği yöntemlerin, Türkiye’nin kendi geçmişiyle yüzleşmesinde örnek alınıp alınamayacağını tartışmaya açmayı amaçlayan bir haftalık seminerde en çok sorulan soru, “Türkiye ile Ermenistan arasında normalleşme mümkün mü?” oldu. Bu sorunun cevabını vermek için normalleşmenin önündeki engelleri incelemek lazım.

İktidarın dilinde ‘normalleşme’ olarak tanımlanan, sınırların açılması ve ticaretin artması, 2008’de Türkiye-Ermenistan Avrupa Kupası maçı vesilesiyle başlayan ‘futbol diplomasisi’ sırasında tartışıldı, ancak AKP’nin dış politikasındaki sayısız hamle ve iç politikasındaki pek çok ‘açılım’ gibi bu da sonuçsuz kaldı. Azerbaycan’ın bu yakınlaşmaya gösterdiği sert tepkinin ardından Türk hükümeti, Azerbaycan-Ermenistan savaşı bitmeden sınırların açılmayacağının güvencesini verdi ve süreç rafa kalktı.

Azerbaycan’ın tepkisi göğüslenemez miydi? Geri adımın ardından Türkiye’de Azerbaycan’ın ekonomi ve doğalgaz açısından ne kadar önemli bir partner olduğu yazıldı ana akımda. Oysa Türkiye’nin doğalgaz ithalatında yüzde 10’dan az paya sahip olan ve 2013 verilerine göre Türkiye’nin dış ticaret hacminde yaklaşık yüzde 1’lik bir yer tutan Azerbaycan’ın tepkisinin yaratacağı ekonomik sonuçlar, bu konuda gerçekten istekli bir hükümet tarafından göğüslenebilirdi. Fakat bugün AKP’nin gerçekten istekli olduğu tek bir konu var: İktidarda kalmak, ne pahasına olursa olsun. Bu nedenle, “bir milletin ikinci devleti” olarak tanımladıkları Azerbaycan’la böyle bir sorun yaşamak, AKP için ekonomik olmasa da siyasi bir kriz yaratarak partinin her dönem ihtiyaç duyduğu milliyetçi oyları ve dolayısıyla iktidarı kaybetmesine yol açabilir.

Normalleşme yalnızca iktidarın kullandığı gibi, sınırların açılması mı demektir? Bugün Almanya Yahudi Soykırımı’nı reddetseydi, Yahudilerle Almanlar normal bir ilişki kurabilir miydi? İkinci sorunun cevabına evet diyebilecek kimse olduğunu sanmıyorum. Aynı şekilde Ermenilerle Türkler arasındaki ilişkilerin normalleşmesi için, sürecin başında olmasa da sonunda hakikatle yüzleşmemiz lazım. Bugün Kürtlerin de nihai bir çözüm için hakikat komisyonu talep etmelerinin altında aynı neden yatıyor. Hakikatle yüzleşilmez, suçlular cezalandırılmazsa normal bir ilişki kurmak mümkün olmaz, benzer suçların tekrarlanmayacağından emin olunamaz. Anadolu’da 1915’ten günümüze kadar işlenen çok sayıda katliamın arkasındaki güçlerin rahatlığı, yargılanmayacaklarını bilmelerinden kaynaklanıyordu.

Normalleşme için Türk ve Ermeni devletlerin uzlaşmasından daha önemli olan şey ise halkların birbirini anlaması. İki toplum arasında son yıllarda artan karşılıklı ilişkiler bu açıdan önemli bir gelişme. Fakat Almanya’daki Yeşiller Milletvekili Ekin Deligöz’ün Almanya’nın geçmişiyle yüzleşmesini anlatırken değindiği gibi, yüzleşmeye dair tüm çabalar eğitim sisteminde başlamak zorunda. Türkiye’deki eğitim sisteminde, okul kitaplarında Ermenilerin yaşadıkları acılara dair bir iz bulmak imkansız. Aksine bu kitaplarda, onlarca akademisyen ve yazarı geçen yıl bir imza kampanyası başlatmaya itecek kadar nefret söylemi var, Ermenilere karşı. Bu kitaplarla büyüyen öğrenciler için Ermeniler “Düşmanlarla iş birliği yapan, ülkeyi bölmek isteyen, Müslümanları ve Türkleri öldüren” bir halk.

Öte yandan Almanya’da Yahudi Soykırımı’ndan kurtulmayı başaranlar, bugün ilkokullarda derslere girip çocuklara kendi hikâyelerini birinci ağızdan anlatıyorlar. “Çocuklar okuldan eve geldiğinde ailelerine, dedelerinin Soykırım döneminde ne yaptığını soruyorlar” diyordu Deligöz, “Ataları Nazi olanlar dürüstlükle açıklıyor geçmişlerini çocuklarına.”

Aradan geçen yüz yıl nedeniyle Ermeni Soykırımı’ndan kurtulanların hikâyelerini artık okullarda kendi ağızlarından dinlemek mümkün değil. Yalnızca hikâyeler değil, tanıklıklar da yok oluyor. Ben de bilmek isterdim o dönemde atalarımın neler yaptığını. Fakat yaş itibariyle bunu sorabileceğim kuşak olan dedelerimin dedeleri artık hayatta değil.

Tek amacı iktidarını korumak olan AKP’nin milliyetçi oyları kaybetmeme ihtiyacı nedeniyle geçmişle yüzleşme konusunda adım atmasını beklemek hayalci olur. Peki ya diğer partiler? CHP ve MHP, bir ay önce iç güvenlik yasasını geçirmek için kendilerine tekme tokat saldıran AKP ile geçen hafta Avrupa Parlamentosu’nun Soykırım kararını kınamak için ortak bildiriye imza atacak kadar kendilerini bu gerçekliğe kapatmış durumda. Sınırın karşı tarafındaki ırkçıların Türk düşmanı söylemleri, milliyetçilerin “Ermenistan’a toprak iadesi” gibi talepleri, Türkiye’de çözümü istemeyen partilerin elini güçlendirmekten başka bir işe yaramıyor. TBMM’deki partiler arasında yalnızca HDP (ve öncülleri) Soykırım’ı tanıdıklarını, Kürtlerin rolü nedeniyle Ermenilerden özür dilediklerini belirten açıklamalar yapmıştı. Fakat onların da kısa vadede hükümetin başına geçme ihtimali yok.

Normalleşmenin önündeki engellere rağmen yine de gelecek için umutluyum. Soykırım’ı “emperyalistlerin ülkemizi bölmek için uydurduğu bir yalan” olarak tanımlayanların karşısında bu gerçekliği açıkça tartışan ve konuşan insanların sayısı her geçen yıl katlanarak artıyor. Almanya’daki seminerde Ermeni meslektaşlarımız, karşılarında Türkiye’den gelmesine rağmen Soykırım’ı reddeden insanlar olmadığına şaşırmıştı. Su, Hrant Dink’in açtığı yolda, çatlağını bulacak. Bir gün gelecek ve emperyalizmin uydurduğu yalanın Ermeni Soykırımı değil, ulusçuluk olduğunu anlayacak, Osmanlı’nın çöküş döneminde Balkanlar’daki Müslümanlardan Anadolu’daki Hristiyanlara, sonrasında ise Almanya’dan Sudan’a kadar geniş bir coğrafyada yaşanan soykırımların nedenini görüp, Einstein’ın tanımıyla bu “insanlığın çocukluk hastalığından” kurtulacağız. Kurtulacağız, çünkü tek yol bu. Aksi takdirde, çocukluk hastalığını yenemeyerek kendi kendini yok eden bir tür olarak dünyanın fosil kayıtlarına geçeceğiz.

Yazı içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Avrupalı örgütlerden silahlanmaya karşı çağrı

Avrupa’dan 16 farklı barış örgütü küresel silahlanmanın yarattığı tehlikelere dikkat çekerek orduya yatırılan paraların halklar için harcanması çağrısında bulundu

30.04.2015

Küresel silahlanma harcamasının yıllık 1.6 trilyon avro (4.8 trilyon TL) seviyesine ulaşması Avrupa’daki barış örgütlerini alarma geçirdi. Kıtadaki farklı ülkelerden 16 barış örgütü silahlanmaya karşı bir kampanya başlattı.

Avrupa Birliği üyesi ülkelerde ordulara yıllık 255 milyar avro harcandığına ve bunun dünya halkları için bir güvensizlik kaynağı oluşturduğuna dikkat çeken örgütler, AB ülkelerini bu kaynakları gelişme, iklim değişikliğiyle mücadele, kamu hizmetleri ve barış çabaları için harcamaya davet etti.

Ülkelerin silahlanma harcamalarının çoğu zaman ulusal silah şirketlerinin ihtiyaçları ve lobilerin taleplerine göre şekillendiğini söyleyen örgütler açıklamalarında şu ifadeleri kullandı:

gorsel“Haziran 2015’te AB’nin ulusal hükümetleri bir araya gelerek güvenlik ve savunma önceliklerini yenileyecek. Hükümetlerin yakıt ikmal uçakları, Avrupa Savunma Ajansı için silahlı insansız hava araçları alması, silah ticaretine ekonomik destek vermesi, deniz güvenliği ve siber güvenlik alanlarında militarist yaklaşımlarını güçlendirmesi bekleniyor. Biz, barış örgütleri olarak bu geleceğe karşı çıkıyoruz! Daha güvenli bir dünya, mevcut ‘güvenlik’ politikalarıyla değil barış çabalarıyla, toplumsal ve çevresel harcamalarla sağlanabilir. Bu yüzden AB ülkelerini, silahlanma harcamalarını her yıl yüzde 10 azaltmaya davet ediyoruz. Ayrıca ülke içinde aşırı sağ milliyetçilerin yarattığı şiddet potansiyeline karşı önlem almaya, barış girişimleri için bütçe ayırmaya çağırıyoruz. AB, Doğu Avrupa’ya nükleer başlık sevk etme planından vazgeçmelidir. Ukrayna, Suriye ve Irak’taki krizlere, büyük silah bütçeleriyle değil, insani ihtiyaçları karşılayarak yardım edebiliriz.”

Kampanyaya destek veren örgütler şunlar: Quaker Konseyi, Uluslararası Barış Bürosu, ForumZFD, Church and Peace, Agir pour la paix, Beati i costruttori di pace, B’Russell’s Tribunal, Women in Black, Pax Christi International, Mouvement Chériten pour la Paix, International Fellowship of Reconciliation, Finlandiya Barış Birliği, Vredesactie, Belçika Uranyum Silahlarını Durdurma Koalisyonu, Tipping Point North South ve Committee of 100 in Finland.

Haber içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın