Beyoğlu esnafı: 1 Mayıs Taksim’de kutlansın

İstabul Valiliği’nin 1 Mayıs’ta Taksim’i yasıklamasına tepki gösteren BEYDER üyeleri, 1 Mayıs’ın özgürce kutlandığında kimsenin sorun yaşamadığını, Taksim’in yasaklandığında ise üç gün iş yapamadıklarını söylüyor

FOTOALTI: BEYDER Başkanı Can Denizci: Önceki yıllardan edindiğimiz deneyim, Taksim Meydanı’ın yasaklanıp yasaklanmayacağına dair son sözü hükümetin söylediğidir. Vali bir açıklama yaptı ancak gelecek tepkilerin düzeyine göre revize edebilirler. Seçime bir ay kala bu yasakta çok ısrar edilmeyeceğini umuyorum.

Soldan sağa: Can Denizci, Nursel Aydemir ve Süleyman Atıl. “Önceki yıllardan edindiğimiz deneyim, Taksim Meydanı’ın yasaklanıp yasaklanmayacağına dair son sözü hükümetin söylediğidir. Vali bir açıklama yaptı ancak gelecek tepkilerin düzeyine göre revize edebilirler. Seçime bir ay kala bu yasakta çok ısrar edilmeyeceğini umuyorum” diyor BEYDER Başkanı Can Denizci.

29.03.2015 ONUR EREM @onurerem

İşçi sınıfının 1 Mayıs’ı kutlamak için büyük mücadeleler verdiği Taksim Meydanı, İstanbul Valiliği’nin açıklamalarına göre bu yıl da yasalara aykırı bir şekilde polis ablukası altında kalacak. Bu karar yalnızca 1 Mayıs’ta Taksim’e ulaşmaya çalışırken polis şiddetine maruz kalacak kitleleri değil, Beyoğlu’nda yaşayan ve çalışan insanları da yakından ilgilendiriyor. Biz de Beyoğlu Eğlence Yerleri Derneği üyelerine nasıl bir 1 Mayıs arzuladıklarını sorduk.

BEYDER Başkanı Can Denizci 1 Mayıs’ın resmi tatil yapılmasına rağmen böyle bir yasak kararına anlam veremediğini, Valilik’in yasaklamasında tepeden gelen bir emrin rol oynadığını düşündüğünü söylüyor.

“Ortada kesinlikle yalan söylemeyen rakamlar var. Taksim’in kapatılmadığı yıllarda 1 Mayıs, Beyoğlu esnafının en çok iş yaptığı günlerden biri oluyordu” diyor Denizci, “Taksim’in polis ablukası altına alındığı senelerde ise esnaf işyerine ulaşamıyor, kepenk açılamıyor. Üstelik polis ablukası yalnızca 1 Mayıs’tan önceki ve sonraki günle birlikte 3 gün iş yapamamamıza neden oluyor. Bu kararı alanlar Beyoğlu esnafının zararını karşılayacak mı?”

38 yıldır Taksim’i yasaklamakta gösterilen ısrarın onda birinin 1 Mayıs 1977 katliamını aydınlatmakta yeterli olacağını ifade eden Denizci, işçi sınıfının onyıllardır 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak istediğine dikkat çekerken “Bırakın o günün sahipleri istediği yerde kutlasın” diyor.

Devletin Taksim’i yasaklayarak burayı fethedilmesi gereken bir mevzi gibi algıladığını belirten Denizci, “Burayı vermeyeceğiz diyen idare, Taksim’e girmesine izin vermediği işçilerin vergisiyle maaş alıyor” derken devletin resmi tatil ilan ettiği 1 Mayıs’ı hiç özümseyememiş olduğunu söylüyor.

BEYDER üyesi Nursel Aydemir ise “Bir çocuk annesi olarak bir şeyler söylemek istiyorum” diye başlıyor sözlerine. “Taksim’de 1 Mayıs’ın yasaklanmadığı zamanlarda legal örgütler de illegal örgütler de daha barışçıl oluyor, bir gevşeme yaşanıyor. Ben o yıllarda çocuğumu alıp 1 Mayıs kutlamasına gidebiliyordum” diyen Aydemir, şimdi polis ablukasından ötürü Cihangir’deki evinde çocuğunu sokağa çıkaramadığını söylüyor. Aydemir “1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanması, 2013’te Gezi’ye herkesin çocuklarıyla birlikte geldiği barışçıl, güzel, eğlenceli ortamı tekrar yaratacaktır” diyor.

Bir başka BEYDER üyesi, Süleyman Atıl da her yıl yapılan “Provakasyon ihbarı aldık, engelleyemeyeceğimiz için yasaklıyoruz” açıklamalarının yarattığı tezata dikkat çekiyor: “Bu ülke bir mitingin bile güvenliğini sağlayamıyorsa Olimpiyatlar ve futbol turnuvaları gibi organizasyonlara nasıl aday oluyor?”

Taksim Meydanı’nın yasaklanmadığı zamanlarda 1 Mayıs’ın karnaval gibi ve problemsiz geçtiğini hatırlatan Atıl, “Beyoğlu’nda bir günlük sokağa çıkma yasağı uygulanıyor. İşçilerin 1 Mayıs’ta Taksim’de buluşmasından doğal ne var? 1 Mayıs’ı Kazlıçeşme’de, Yenikapı’da kutlayın demek, Çanakkale Savaşı anmasını Çanakkale yerine Yenikapı’da yapmak gibidir” diyor.

Atıl, yalnızca 1 Mayıs’ta değil diğer günlerde de nsanların Taksim Meydanı’nda eylem yapmak istemesinin normal olduğunu, bütün dünyadan basının olduğu Beyoğlu’nda yapılan bir protestonun Samsun’da yapılan bir protesto kadar basında yer bulamayacağını herkesin bildiğini söylüyor: “Beyoğlu’nda barışçıl ve şiddet içermeyen eylemler yapıldığı zaman esnafın da bu eylemleri desteklediğini daha önce de gördük”.

Beyoğlu’nda “Yeni Türkiye Projesi”

BEYDER Başkanı Can Denizci Beyoğlu’ndaki dönüşümün iktidar tarafından bilinçli bir şekildi yapıldığını anlatıyor:

“Beyoğlu’nda ‘kentsel dönüşüm’ diye bir şey var. Ama kentsel dönüşüm Emek Sineması’nn yerine AVM yapmak mı olmalı? Kentin dokusunu ne kadar korudu? Bir kentsel dönüşüm olacaksa bu, tarihi ve kültürel kamu varlıklarını yağmalamakla değil, insanları yerlerinden etmeden yoksul mahallelerdeki evlerin durumlarını düzeltmekle, mahallelerin sağlıklı ve insana yakışır bir hale gelmesi için çalışmakla gerçekleşmeli. Ücretsiz kreşler, spor alanları, sosyal tesisler yapılmalı. AVM’lere değil bunlara ihtiyacımız var.

AKM’nin yıkılma projesi ve Gezi’nin yerine Topçu Kışlası projesi ile iktidar bütün tarihi dokuyu ayaklar altına almak istiyor, bilinçli bir şekilde. Nasıl ki devlette Kemalist motiflerin yerine İslami motifleri getiriyorlarsa bu da benzer bir uygulama. Kendi iktidarlarını ve güçlerini tüm dünyaya en etkili şekilde sergileyebilecekleri yer Taksim Meydanı. Beyoğlu ve Beyoğlu’ndaki mekanlar Türkiye’deki muhalif düşüncelerin küçük karargahları gibidir. Buralara giden insanlar her şeyi tartışırlar, birbirlerini inkar etmeden tartışırlar. Buradaki bu tartışmaların bütün Türkiye’ye etkisi oluyor. Bunu en etkili şekilde Gezi döneminde gördük, neredeyse tüm kentlere yayıldı. Beyoğlu’nun tarihi mirası böyle bir şey. Şimdi bu mirası yok edip kendi “Yeni Türkiye”lerine uyan bir Beyoğlu yaratmak istiyorlar. Eğer hükümet bu seçimlerden güçlü bir şekilde çıkarsa Beyoğlu’na yönelik çalışmalarının hızlanacağını düşünüyorum.”

Söyleşi içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Taksim’de, işçi tulumuyla

DSCF777801.05.2015 ONUR EREM @onurerem

1 Mayıs sabahında Taksim Meydanı’na ulaşmak herkesin hayaliydi. Sarı basın kartımın sayesinde polis barikatlarından oluşan labirentlerin arasından geçerek meydana ulaşabilen az sayıdaki kişiden biriydim. Polislerle güvercinler geçen yılki gibi meydanın tek sahibiydi sabahın erken saatlerinde.

Meydanda beklerken “İşçiyiz, haklıyız, kazanacağız” sloganları duyduğumda polis barikatı yarıldı diye heyecanlandım bir anda. Fakat sesler yaklaştıkça gördüm ki, “sembolik” bir gruptu: 100 kişilik Türk-İş grubu. Kazancı’ya karanfil, Cumhuriyet Anıtı’na çelenk bıraktıktan sonra demokrasi taleplerini anlatan bir konuşma yaptılar ve dağıldılar. Ben de Beşiktaş’ı izlemek üzere meydandan ayrıldım ve böylece Komünist Parti’nin “meydan zaferini” kaçırdım.

DSCF7664Beşiktaş meydanda, sabahın erken saatlerinde gelmiş birkaç yüz kişiyle karşılaştım. Lâkin, geçen yılki 1 Mayıs’ın aksine, her geçen dakika insanların sayısı artmıyordu. Yıldız’a vardığımda bunun nedenini anladım, polis gelen gruplara saldırıp Fulya’ya doğru yönlendiriyordu. Polis saldırısından kaçarak yakınlardaki Elektrik Mühendisleri Odası’na sığınan insanları da tehdit etmeyi unutmuyordu Özel Tim: “Binadan çıkarsanız gözaltına alırız, binanızı da basarız”.

Saatler 12:00’ye yaklaşırken, Beşiktaş meydanında “Polis ne zaman saldıracak” bekleyişi vardı. Aralıksız çekilen halaylar, polislerin bir anda gaz maskelerini takmasıyla sonlanıyor, birkaç dakika bekleyişin ardından devam ediyordu. Kitle halaylarla meşgulken, sendika ve parti başkanları ise polislerle uzun bir müzakereye girmişti. Polis, eylemcileri yıldırmak için müzakereleri uzatıyor, önce 300, sonra 500 kişinin Taksim’e çıkmasına izin vereceklerini söylüyordu temsilcilere. Ama temsilcilerin kimseyi arkada bırakmaya niyeti yoktu.

DSCF778713:30 civarında, temsilciler son müzakerelerinin ardından basın açıklaması yapmak isterken bir anda başladı polis saldırısı. Kalabalığın içinde seçemediğim bir kişi polise pet şişe fırlatmıştı. Bu, polislerin saatlerdir aradığı bir bahaneydi ve anında saldırıya geçtiler.

Sivil polisler, vahşi köpek sürüleri gibi eylemcilere saldırırken üniformalılar da ortalığı gaza boğdu. Yaklaşık 15:30’a kadar ara sokaklarda devam eden saldırılarda polis gerçek yüzünü gösterdi, yakaladığı insanların kafalarını yerlere, duvarlara vurdu. Gözaltı otobüsüne kafası vurulan bir genci görüntülemeye çalışırken ben de polisin vahşetine maruz kaldım. Bir anda üstüme yürüyen dört sivil boğazımı sıktı, kameramı elimden almaya çalışıp tartakladı.

DSCF7783

Polisler gözaltna aldıkları bir Mücadele Birliği üyesinin kafasını aracın parmaklıklarına vururken fotoğraf çektiğim için solda yaklaşan sivil polisin saldırısına uğradım.

Günün sonunda bir 1 Mayıs’ta daha iktidarın halktan ne kadar korktuğunu gördük. Geçen yılkinden de fazla polisle önlem aldı iktidar. Ama bunu sürdüremeyeceklerini hepimiz biliyoruz. Bir gün gelecek, devrimciler o barikatları yararak tekrardan Taksim Meydanı’na çıkacak. “Bir daha geri dönmemek üzere yıkılıp gidecekler”, Nazım’ın dediği gibi, ve elini kolunu sallayarak dolaşacak en şanlı elbisesiyle, işçi tulumuyla, Taksim Meydanı’nda hürriyet.

Yazı içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Anaokulunda 4 yaşındaki çocuklara Kuran eğitimi veriliyor

Erzincan’da iki anakolu yönetimi, kentteki tüm okullara çağrı yaparak bir yıl boyunca Kuran eğitimi verdikleri öğrencilerin düzenlediği Kutlu Doğum Programı’na katılmalarını istedi

cami

Erzincan Halitpaşa Anaokulu, geçen yıl küçük çocukları götürdüğü cami ziyaretinden fotoğrafları kendi sitesinde paylaşıyor.

25.03.2015 ONUR EREM @onurerem

Erzincan’da Halitpaşa ve Bahçelievler anaokullarının müdürleri, kentteki tüm okullara çağrı yaparak “Okullarımız ve Müftülük arasında imzalanan protokol ile 1 yıl boyunca Kur’an-ı Kerim dersi alan öğrencilerimizin ‘Kutlu Doğum Programına’ katılmanızdan onur duyarız” mesajı gönderdi. Milli Eğitim Bakanlığı’ndan tüm okullara kadar iletişim sistemini sağlayan Kurum Net üzerinden çağrı yapılan etkinlik bugün gerçekleşecek.

Yasal değişiklik bile beklenmedi

Konuyla ilgili bir açıklama yapan Eğitim Sen Erzincan Şubesi, 19. Milli Eğitim Şurası’nda Kutlu Doğum Haftası’nın eğitim programı içinde belirli gün ve haftalar arasına alınması için tavsiye kararı alındığını hatırlatırken “Ancak uygulama için yasal bir değişikliği beklemeden okullar ve müftülükler arasında imzalanan protokollerle Kutlu Doğum Haftası kapsamındaki etkinlikler okullarda fiilen yürütülmeye başlanmıştır” ifadelerini kullandı.

4-5 yaşında somut-soyut ifade ve kavramları ayırt edemeyen çocuklara verilen bu eğitimin tehlikelerine dikkat çeken Eğitim Sen, bu dersleri verenlerin de kim olduğu belli olmayan ve sürekli değişen kişiler olduğunu açıkladı.

davetiye‘Davetiyeyle öğrendik’

BirGün’e konuşan Eğitim Sen Erzincan Şube Sekreteri Suat Buğa, önceki gün gönderilen mesajla bugün gerçekleşecek olan etkinliğe çağrı yapıldığını anlatırken “Bu etkinlikte Kuran, namazın faydaları, dualar, hadisler, İslam’ın şartları gibi konular işlenecek” dedi. Buğa, kentte daha önce yine tepki çeken uygulamaların yapıldığını hatırlattı: “Bir okulda Valilik izniyle ‘Okulunuzda İmam Hatip şubesi ister misiniz’ diye anket başlatılmış, anketlerde hem veli hem de öğrenci bilgilerinin istenmesi fişleme nedeniyle tepki çekmişti. Bunu Valilik’e giderek durdurmayı başarmıştık. Bu sefer, bu açıklama aracılığıyla çocuklarımıza bir yıldır Kuran dersleri verildiğini öğrenmiş olduk.”

Şube Başkanı Kemal Irmak ise müftülük ve okullar arasında imzalanan protokolden bu davetiye sayesinde haberdar olduklarını söylerken “Biz bugüne kadar pek çok uygulamayı görüşmelerle, müzakerelerle iptal ettirdik. Ama iptal ettirdikçe yenileri geliyor. Bu yüzden bundan sonra kamuoyuna bu olanları duyurup onların desteğini de alacağız. Halkın bunlara tepki göstermesi lazım. Biz Erzincan’da siyasi kurumları ve örgütleri kolaylıkla bir araya getirebiliyoruz böyle konularda. Birlikte Valilik ile görüşmeler yaparak bu uygulamaya son verilmesi için çalışacağız” ifadelerini kullandı.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | 2 Yorum

Husiler’in isyan nedeni Şii olmaları değil

Yemen’de Sünni Arap ülkelerinin ABD onayıyla başlattığı kanlı saldırıyı BirGün’e yorumlayan Ortadoğu uzmanları, Husilerin Şii oldukları için isyan ettiği açıklamalarının yanlış olduğunu, operasyonun El Kaide ve IŞİD’i güçlendireceğini, bölgedeki güç dengeleri için yürütülen bu savaşlarda filler tepişirken ezilenin Şii halklar olacağını söyledi yemen26.03.2015 ONUR EREM @onurerem Yemen’de Husilerin ülkedeki gücünü artırması ve son olarak Aden’i ele geçirmesi Suudi Arabistan’ın öncülüğündeki koalisyonun müdahalesiyle sonuçlandı. Suudi Arabistan Suriye’de isyancıları, Mısır’da darbecileri desteklemekten çekinmezken Yemen’de isyancıları darbecilikle suçlayıp rejimi restore etme operasyonuna başladı. Her parçası birer savaş alanına dönen Ortadoğu’daki bu son müdahalenin arka planını, sıradaki çatışma bölgelerini, İran’ın olası yanıtlarını, bölgedeki güç dengesini ve Şiilerin geleceğini Ortadoğu uzmanlarıyla konuştuk: IMG15492892Hüsnü Mahalli: Suriye’deki pis oyunun aynısı, sıra Türkiye’ye de gelecek Bu operasyonu yapan ülkelerin ve arkasındaki uluslararası güçlerin gerekçesi her zaman “Sünni-Şii” söylemi. Suriye’de de aynı pis oyunu oynadılar, “Alevi rejim” diyip Sünni halkı ayaklandırmaya çalıştılar. Ama Sünni halk Esad’dan yana kaldı. 350 binlik Suriye Ordusu’nda 20 bin Alevi vardır, geri kalanı Sünni ve o ordu dağılmadı. Demek ki Sünni-Şii farklılığı bir gerekçe değil. Solcular da Husiler’in yanında Şimdi Yemen’de de aynı oyunu oynamak istiyorlar, “Şii Husiler” diyorlar. Oysa Yemen’de solcular, liberaller, laikler ve daha bir çok kesim Husiler ile birlikte hareket ediyor. Hadi bunu bir kenara bırakalım, Libya’ya bakalım. Orada hiçbir Şii, Alevi, Kürt, Ezidi, Hristiyan yok. Hepsi 24 ayar Sünni. O zaman orada niye halk birbirine kırdırılıyor? Demek ki sergilenen oyunun temelinde Şii-Sünni ayrımı yok, aynı pis oyunlar, işbirlikçi iktidarlar var. Bütün bu coğrafyayı kana bulamak, darmadağın etmek istiyorlar. İsrail’in arzusu İsrail’in kurucusu David Ben-Gurion 1956’da “İsrail’in gücü sahip olduğu nükleer silahtan değildir. Bizim gücümüz bölgedeki üç Arap ülkesinin darmadağın edilmesiyle gelecek: Irak, Suriye ve Mısır. Irak ve Suriye’da bu yapıldı. Bunların yanında Suudi Arabistan önderliğindeki rezil, ilkel, çağdışı rejimler emperyalizme ödül olarak Yemen’i, Libya’yı, Somali’yi ayrıca veriyorlar. Böyle iğrenç bir oyun var bölede. Sıranın kime geleceği piyangodur, bir gün Türkiye’ye de gelecek. Sıra Türkiye’ye de gelecek Sıra kesinlikle Türkiye’ye de gelecek. Türkiye’yi dağıtmak için kullanabilecekleri çok malzeme var. Kürt meselesi, Alevi meselesi, hükümetin yarattığı kargaşa… Türkiye’nin de NATO üyesi olması da kurtarmayacak. Suudi Arabistan NATO açısından, ABD açısından Türkiye’den 1 milyar kat daha önemli. Coğrafi konumunu, Kabe’sini bırakın İnanılmaz büyüklükteki petrol rezervleri var. Suudiler tutarsız Suudi Arabistan dünya tarihinin en pislik, en tehlikeli en aşağılık iktidarıdır. Ama önemi nedeniyle emperyalistlerin desteğini alır. Şimdi de Türkiye ile birlikte Sünni ittifak peşindeler. İran hakkında İsrail’in bile söylemeye cüret edemediği şeyleri söyleyip ABD’nin ülkeyi bombalamasını istiyorlar. Müslümanları Müslümanlara vurdurmak istiyorlar. Suudiler geçmişlerinde de Şili’den Nikaragua’ya kadar darbelerin ve kontrgerillanın finansmanını yapmışlar, El Kaide ve Taliban’ı yaratmıştır. Suudi Arabistan bugün Husiler darbe yaptı diyerek Yemen’e giriyor, “Meşru rejimi destekleyeceğiz diyor”. Madem darbe karşıtınız, Mısır’daki darbeyi nasıl destekliyorsunuz? Madem meşru rejimleri destekliyorsunuz, Suriye’de nasıl Esad karşıtısınız? Amaçları Bahreyn’de olduğu gibi halkı bastırmak ve bu oyun devam edece.

***

2(217)Haluk Gerger: Amaç İran’ı kuşatmak – Bölgede filler tepişirken Şii halk ezilecek Emperyalistlerin amacı Yemen’de askeri bir kontrolden daha çok İran’ın kışatmasını sıkmak. Bu yüzden bu operasyon sadece Yemen operasyonu değildir. Nükleer görüşmelerden Irak’taki duruma kadar pek çok denklem bunu etkiliyor. Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri bakımından rejimlerini tahkim etme meselesidir bu aynı zamanda. İran genişlemesine yanıt İran hem savunma pozisyonunda hem de hamleler yaparak kendi güvenlik hinterlandını genişletme peşinde. Eskiden sadece Lübnan’da Hizbullah üzerinden ve Suriye’de Esad üzerinden etkisi vardı. Şimdi Irak ve Yemen ile genişlemeye çalışıyor. Bu operasyon aynı zamanda buna karşı bir cevaptır. El Kaide ve IŞİD’e alan açıyor Yemen’deki kaos ve boşluk El Kaide ve IŞİD’e de alan açıyor. Bu iki örgüt de zaten bir kaos ortamının üretimidir. Kaos ve boşluk ABD de dahil olmak üzere pek çok güce hizmet ediyor. Kaos ortamında birbirini yiyen örgütlerin fasit bir dairesinin kırılmaması emperyalizmin ve siyonizmin istediği şeydir. Kara operasyonu olası Hava harekatının bu tür operasyonlarda kısıtlı başarı sağladığı, karada askerlere ihtiyaç duyulduğu bu tarz müdahaleleri yapan güçler tarafından son dönemde söyleniyor. Bugün Mısır ve Arabistan başta olmak üzere pek çok ülkenin sınırlara asker yığdığını öğrendik. Katliam olursa İran sessiz kalamaz Böyle bir kara operasyonuna İran nasıl cevap verir? Eğer bu bir Şii katliamına dönüşürse Körfez’de belli askeri hamlelerde bulunması olasıdır. Peki Şii katliamı olur mu? Suudi Arabistan’a bırakırsanız olur ama ABD’nin bu operasyonu denetliyor olması bu ihtimali azaltıyor. Eğer Şii işgali olmazsa İran bu işgali sineye çekmek zorunda kalabilir. Hükümet memnun olmuştur Türkiye hükümetinin bu operasyonu desteklemesi, siyasi pozisyonlarını göz önüne alınca çok doğal. Türkiye’nin Şii-Sünni çatışmasındaki yeri bellidir. ABD’nin yanındaki yeri bellidir. İran’ın Kürt sorununa müdahil olmaya çalışması ve İran’la tarihi rekabet nedeniyle İran’a karşı tutumu bellidir. Hükümetin bu operasyondan çok memnun olduğunu düşünüyorum. Feodal despotik baskı Şii nüfusun bölgede kendine bir gelecek görmesi zor. Körfezdeki feodal despotik rejimlerin iç meselelerini tahkim etmesi Şiiler üzerinde baskı anlamına geliyor. Daha önce Bahreyn’de de isyanı kanla bastırmışlardı. Şii halk, bölgede filler tepişirken ezilen çimenlerin durumunda.

***

VijayprashadVijah Prashad: Suudi Arabistan’ın savaşı Suudi Arabistan Yemen’le savaşa girdi. Askeri operasyonla Suudi bombacılar, Husilerin kontrol altındaki bölgeleri ve eski Yemen Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih’e sadık güçleri bombalamak için Yemen topraklarına gönderildi. Husi ve Salih güçlerinin, mevcut başkan Muhammet Hadi’nin sığındığı Aden kentini ele geçirmesi Suudiler için kırmızı çizgiydi ve Suudi müdahalesini provoke etti. Operasyon önceden planlanmıştı Fakat Suudi müdahalesi Husiler Aden’e girmeden çok daha önce planlanmıştı. ABD’nin operasyona anında arka çıkması, bunun önceden planlandığını gösteriyor. Bu operasyon için Suudi Arabistan tarafından bir araya getirilen koalisyona Umman dışındaki tüm Arap Körfez ülkeleri katıldı. Zamanlaması dikkat çekici. İran ile bir nükleer anlaşmanın önümüzdeki hafta sonuçlanması lazım. “İran’ın desteklediği isyancılar” diye adlandırdıkları gruplara karşı yapılan bu müdahale İran’ı provoke ederek nükleer anlaşmayı sonlandırabilir. Fakat bu ihtimal düşük. Suudi müdahalesi İran’ı savaşa çekmeden veya Husiler ve Salih güçlerini yok etmeden başarılı sayılamaz. İslami köktenciliğin tohumu atılacak Eğer Husiler ve Salih güçleri zayıflarsa Arap Yarımadası’nda avantaj El Kaide’ye geçer. Bir kere daha hava bombardımanıyla İslami köktencilik kaosunun tohumu atılacak. Bir şey ne kadar değişirse o kadar aynı kalır.

Söyleşi içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

İran için Tikrit vazgeçilmez

Irak’ta Saddam’ın kenti Tikrit’i IŞİD’den temizlemek için İran desteğiyle yapılan operasyona, IŞİD’in güç kaybetmesine rağmen ara verilmesini BirGün’e değerlendiren Arif Keskin: Şiiler IŞİD’in başka bir cepheden saldırmaması için temkinli davranıyor

23.03.2015 ONUR EREM @onurerem

Irak’ta Şii ağırlıklı milislerin ve kendilerini destekleyen İran kuvvetlerinin IŞİD’i Tikrit kentinden çıkarmak için yaptıkları operasyon, IŞİD’in büyük güç kaybetmiş olmasına rağmen geçen hafta durduruldu. Operasyona ara verilmesini bölgedeki İran’ın etkisine karşı çıkan Sünni devletler ve ABD’nin siyasi baskısına bağlayanlar olsa da askeri kaynakları kentin ele geçirilen bölümlerinin IŞİD’in kurduğu bombalardan temizlenmesi için ara verildiğini söylüyor. Tikrit’in geleceğini ve bölgedeki dengeleri Ortadoğu uzmanı Arif Keskin ile konuştuk:

>> Tikrit Operasyonu’na ara verilmesinin arkasında siyasi nedenler mi, askeri nedenler mi görüyorsunuz?

İran’ın Tikrit Operasyonu’ndaki rolünden Sünni ülkelerin rahatsız olduğunu biliyoruz. Bu ülkeler İran’ın mezhepçi ve milliyetçi reflekslerle yürüttüğünü iddia ederek bunun Irak’a zarar vereceğini söylüyorlar. Fakat bu operasyona karşı çıkmaları İran’ın sahadaki etkisini azaltamaz. Saddam devrildiğinden beri Irak’ta İran etkinleşti ve Sünni ülkelerin bunu engelleyebilecek bir gücü yok. Bu nedenle operasyona ara verilmesinin siyasi nedenleri olmadığını düşünüyorum.

İran, tecrübelerinden yola çıkarak Tikrit’in bir tuzağa dönüşme ihtimaline karşı temkinli davranıyor. Bir tuzağa düşmemek için temkinli davranıyorlar. IŞİD’in her zaman başka bir yerden saldırıya geçip Tikrit’teki kayıplarını başka yerlerden telafi etme ihtimali var ve bu nedenle Şii milislerin tüm gücünü Tikrit’e yığmak bir risk oluşturuyor.

Fakat İran’ın Tikrit’ten vazgeçeceğini düşünmüyorum. Çünkü Saddam’ın doğduğu kent olan Tikrit’in simgesel bir anlamı var. Irak-İran savaşının ardından İran’da nefret edilen Saddam’ın kentinin İran güçlerinin yardımıyla ele geçirilmesi İran için tarihi bir zafer simgesi olacaktır.

>> Türkiye’nin buradaki etkisi ne seviyede? Türkiye’nin Musul’da eğitmeye başladığı Sünni milisler üzerinden bir etkisi olabilir mi?

Türkiye’nin Irak içindeki kavgada dengeyi değiştirebilecek bir etkisi yoktur. Şiilerle ilişkisi yok, Kürt bölgesiyle ilişkilerinde IŞİD nedeniyle tereddüt oluştu, Sünnilerin ise ülkede denklemi değiştirebilecek bir örgütleri, yapılanmaları yok. IŞİD’e yaklaşımı nedeniyle Türkiye hem Irak’ta hem dünyada bu kadar eleştirilirken bir etki yapacak gücü olamaz. Türkiye Irak’ta bir çıkmazla karşı karşıya. Eskiden bölgedeki ilişkilerini kullanarak İran ve Suudi Arabistan üzerinden etkide bulunurdu, batılı devletler aracılığıyla istediği bazı şeyleri yaptırabilirdi. Fakat bugün bölgedeki ilişkileri o kadar sorunlu ki bölgeden güç devşiremez.  Ayrıca Türkiye ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin Irak’ta güç göstermeye kalkışması ülkedeki Şiiler tarafından bir tehdit olarak algılanır. Bu nedenle sadece bazı grupları eğitmeyle bir etkide bulunamaz Türkiye. Şu anda Irak’ın makro politikalarını etkileyebilecek tek şey İran ve ABD arasındaki ikili ilişkidir.

>> Bugün IŞİD’le mücadelenin bölgede daha derin bir Şii-Sünni gerilimine yol açmadan yürütülebilmesi mümkün mü?

Bence bu olanaksızdır. Zaten IŞİD Şii-Sünni çatışmasını yaratan neden değil, bu çatışmanın sonucudur. Bu çatışma IŞİD’i yok ederek de çözülemez. Şii-Sünni çatışmasının arkasında İran, Suudi Arabistan ve diğer Sünni ülkelerin bölgeyi kontrol etmek için rekabetleri var.

Dünyada Şii nüfusun en yoğun yaşadığı ikinci bölge Basra Körfezi bölgesidir, buranın yüzde 70’i Şii’dir. Irak, İran, Bahreyn’deki yoğun Şii nüfusun dışında Suudi Arabistan’ın yüzde 20’si, Katar ve Kuveyt’in yüzde 30-40’ı Şiidir. Bu ülkelerdeki Şiiler tüm haklarından yoksun bırakılmış, yoksulluğa itilmiş, sistematik olarak dışlanan ve hakaret edilen, bazı bölgelerde kendi dini ayinlerine izin verilmeyen insanlardır. Bu nedenle Arap Baharı ile birlikte bölgedeki Şiiler demokrasi talebini yükseltti.

Şii-Sünni gerilimini bu noktaya taşıyan şey Saddam’ın devrilmesidir. Irak geçmişten beri İran’ı Ortadoğu’da engelleyen Arap ülkesi olarak tanımlanırdı. El Kaide ve Baas üzerinden başlayan gerilim bugün Suudi Arabistan ve İran üzerinden yükseliyor.

Arap coğrafyasında Şii-Sünni gerilimini yakın zamana kadar ikinci planda tutan ve dengeyi koruyan şey milliyetçi Arap soluydu. Hem İslamcılığın hem de mezhepçiliğin önünü kesiyordu. Sol yenilince İslamcılık yükseldi, bu süreçte de Şiileri kapsayamadı. İslamcılığın en büyük örgütü olan İhvan bile Sünniciliğe kaydı. Arap coğrafyasında bu mezhepçiliğe karşı mücadele eden bir aygıt da yok, aksine Selefilik yükseliyor. İslamcılık bölgeye zarar verdi. Bu tablo değişmediği sürece IŞİD ortadan kalksa bile sorun çözülmez. Sorunu çözmek için Türkiye de dâhil olmak üzere Sünni iktidarlar söylemlerini ve eylemlerini değiştirmeli.

>> Irak’ın Sünni nüfusundan IŞİD karşıtı güçlü bir blok yaratmak mümkün mü?

Irak’ta bütün Sünnilerin iradesini etkin şekilde seferber edebilecek kapsayıcı bir örgüt yok ve IŞİD de bu boşluğun bir ürünü olarak ortaya çıktı. Bir defa Iraklı Şiiler ve İran, Iraklı Sünnileri tatmin edecek bir yol bulmuş değiller. Ülkedeki siyasi seçkinler herhangi bir yol bulamadı. Ülkede demokrasi kültürünün olmaması seçkinlerin müzakereyle sonuç alamamasına neden oluyor, herkes birbirinin önerilerini reddediyor. Sünnilerin nasıl tatmin olacağını sormaları lazım önce. Maliki de bu rahatsızlığın sonucunda devreden çıkarıldı. Bugün Şiilerin yaşadığı yerlere Sünniler, Sünnilerin yaşadığı yerlere Şiiler giremiyor. Yalnızca Irak içinde Şii ve Sünniler değil, Suudi Arabistan, Türkiye, İran da birbirleriyle anlaşma konusunda olumlu bir noktada değil. Anlaşmaya çok uzak olmaları çatışmaları da artırıyor.

Gerçek bir çözüm için mezhepsel ayrılıkları bir tarafa bırakarak uzun süreli ve adaletli bir planın hazırlanması gerekiyor. Fakat ortada böyle bir irade yok.

Söyleşi içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın