Gerçekten istediğiniz işi mi yapıyorsunuz?

‘HAYATINIZIN MERKEZİNDE, KİMSE PARA VERMESE DE YAPMAK İSTEYECEĞİNİZ BİR İŞ OLSUN’

Noam Chomsky, özel hayatına dair sorulara verdiği yanıtlarla sistemi sorgulamaya devam ediyor. Chomsky’e göre toplumsal yapılar insanların hayallerinin peşinden koşmasına izin vermediği için bireyler hayatlarında ne istediklerini bilmedikleri bir noktaya sürükleniyor

MICHAEL KASENBACHER
BirGün için çeviren: ONUR EREM

Dünyaca ünlü dilbilimci ve siyaset eleştirmeni Noam Chomsky ile kişisel hayatı üzerine bir röportaj yaptık. İş ve eğitime dair özgürlükçü bir çerçeve çizen Chomsky, yaratıcılık ve tatmin hissinin temelinde özgürlüğün yattığını söylüyor:

>> Bir insanın gerçekten isteyerek yapacağı iş nedir? Belki senin hayatından başlayabiliriz, hem dilbilimi hem siyaset üzerine çalışıyorsun. Bu tarz işleri seviyor musun?

Elimde daha fazla zaman olsa dil, felsefe, bilişsel bilim gibi entelektüel açıdan ilgimi çeken alanlarda daha çok çalışmak isterdim. Ancak hayatımın büyük bir kısmını siyasal aktivitelere ayırmam gerekiyor. Okumak, yazmak, örgütlemek, aktivizm vesaire. Siyasal aktivitelerim verdiğim emeğe değen gerekli bir şey olsa da entelektüel açıdan kamçılayıcı değil. Verileri bulmak, bilgileri bir araya getirip bir söylem üretmek zor olsa da entelektüel açıdan zorlayıcı değil. Yine de bunu yapıyorum, çünkü yapılması şart. Hayatın merkezinde olması gereken işler, uğraşlar, karşılığında para verilmese bile yapmak istediğiniz işler olmalı. Kendi ilgi alanlarınız, içsel ihtiyaçlarınız ve merak ettiğiniz şeylerden ortaya çıkar insanın gerçekten yapmak isteyeceği iş.

>> Filozof Frithjof Bergmann çoğu insanın hayatta gerçekten ne yapmak istediğini bilmediğini söyler. Bu durumu “arzunun yoksulluğu” olarak tanımlar. Çevremdeki arkadaşlarıma baktığımda bunun doğru olduğunu görüyorum. Sen yapmak istediğin işi her zaman biliyor muydun?

Benim hiçbir zaman böyle bir sorunum olmadı – her zaman yapmak istediğim çok şey vardı. Bu durumun ne kadar yaygın olduğunu bilmiyorum. Zanaatkarlığa bakalım mesela. Benim çok yetenekli olduğum bir konu olmasa da, bu işle uğraşanlar yaptıklarına bakıp gurur duyarlar veya “bir sorun varsa ben bunu çözebilirim” demenin tatminini yaşarlar. Fiziksel emek harcamak başlı başına tatmin edicidir. Tabi ki, eğer başınızda emir veren biri varsa, bu mesleği zorunluluktan yapıyorsanız aynı şeyler geçerli olmaz, ama kendi arzunuz ve ilginiz sonucunda bir iş yapıyorsanız bu heyecan verici, ilgi çekici ve tatmin edicidir. Bu yüzden insanlar sürekli bir şeyler yaparlar – bahçe hobisi mesela. Yorucu bir haftanın ardından haftasonu evinde oturan bir insanın bahçe hobisi varsa, bütün yorgunluğuna ve çocukların gürültüsüne rağmen bahçesinde bir şeyler yapar. Sonunda yaptığı şeye bakarak mutlu olur. Boş boş durup dinlenmek veya uyumak yerine bununla uğraşır.

Bu eski bir içgörüdür. Bu konu üzerine en ilgi çekici çalışmalara imza atan kişi olan Wilhelm von Humboldt, başkasının talebiyle güzel bir eser üreten bir zanaatkarın eserine hayranlık duyabileceğimizi ama kendisine duyamayacağımızı söyler: Çünkü zanaatkar, başkasının kontrolündeki bir araca dönüşmüştür. Ama ürettiği o güzel eseri kendi arzusuyla yapmışsa o zaman tatmin yaşayabilir. Okuldaki ödevler/sınavlar da böyledir. Yapmak zorunda olduğunuz için yaptığınızda 2 hafta sonra bütün bilgileri unutmuş olursunuz. Ama gerçekten merak ettiğiniz için, arzuyla yaparsanız hatalarınız olsa bile öğrendiğinizi unutmazsınız.

>> İnsanların yapmak istedikleri işi gerçekten bilebileceğini mi söylüyorsunuz?

John Dewey’i daha yakından tanımak için tıklayın

Evet, ama doğru şartlar altında. Örneğin çocuklar gerçekten meraklıdır, her şeyi bilmek, keşfetmek isterler ama bu istekleri çevre tarafından sürekli bastırılır. Disiplinli yapılara sokulurlar, çevrelerindeki her şey belli yerlerde belli şekillerde davranmaları için düzenlenir, içlerindeki alev vura vura söndürülür. Bu yüzden okul sıkıcıdır. Oysa okul eğlenceli de olabilir. Ben bunu 12 yaşıma kadar Deweyci bir okulda [Ç.N.: Filozof John Dewey’in önerdiği ‘ilerici’ okul anlayışı] eğitim alırken gördüm. Heyecan verici bir deneyimdi. Gitmek için can attığım bir yerdi. Notlandırma, sıralandırma yoktu. Dilediğimizi yapmak için serbest bırakıldığımız bir yerde değildi tabi, ama sadece yönlendiriliyorduk, çok karışılmıyordu. Bir yapı vardı, ama bu yapı bizi ilgimizi çeken alanlara yöneltmeye ve başkalarıyla birlikte çalışmaya teşvik etmeye yarayan bir yapıydı. Liseye gelene kadar iyi bir öğrenci olduğumu bile bilmiyordum. Tek bildiğim şey sınıftaki en küçük çocuk olduğumdu. Bir yıllık devamsızlığım bile sorun yaratmamıştı.

Lisede ise her şeyin sınavla ölçüldüğü akademik bir okuldaydım. Üniversiteye girebilmek için de sınavları geçmem gerekiyordu. Sınavlarda ikinci değil, her zaman birinci olmamız bekleniyordu. Sadece buna odaklandığımız, yıkıcı bir çevre yaratıyordu ve bu yüzden kimse gerçekten ne yapmak istediğini bilmiyordu. Bana da aynısı oldu, lisede bütün merakımı, ilgimi yitirdim. Üniversite kataloglarındaki ders açıklamalarına baktıkça heyecanlanırdım ama lisansa başladığımda üniversitenin ‘yetişkinler için lise’den başka bir şey olmadığını gördüm. İlk yılın sonunda bırakmaya karar vermiştim, tesadüf eseri devam ettim. Tanıştığım bir öğretim üyesi, kendi derslerini almamı tavsiye etti. Yüksek lisans dersleri olmasına rağmen aldım ve sonra da hep yüksek lisans dersleri almaya devam ettim. Bu nedenle resmi bir eğitimim gözükmüyor. İşte bu yüzden sadece MIT üniversitesinde ders verebiliyorum – başka yerde ders vermemi sağlayacak diplomalarım yok.

GENÇLERİN ENERJİLERİNİ YÖNLENDİRECEK ALANLARI YOK

Eğitim gerçekten merakı körüklemeli. Öbür türlü çocuklar kendilerine yabancılaşır. Torunlarım ve çevrelerindeki çocuklarda bunu görüyorum. Ne yapmak istediklerini bilmedikleri için esrar kullanıyor, içki içiyor, okulu asıyor ve asosyal davranışlar sergiliyorlar. Çünkü enerjileri var, heyecanları var ama bunları yönlendirecek bir şeyleri yok. Oyun konsepti bile değişti. Şu an yaşadığım yere eşimle birlikte, çocuklarımız dışarıda rahatça oynayabilsin diye taşınmıştık. Günümüzde dışarıda oynayan çocuk kalmadı, hepsi evde ekranlara bakıyor ya da dışarıda yetişkinler tarafından düzenlenen etkinliklere katılıyorlar. Spontane oyun kavramı önemli ölçüde yok oldu. Oysa yaratıcı içgüdülerimizin filizlendiği yerdir spontane oyunlar.

>> Toplumumuz, sadece eğitimle sınırlı kalmayan, insanları ne yapmak istediklerini bilmeyecekleri noktaya getiren bu yapılanmaya nasıl karşı çıkabilir?

İçinde yaşadığımız toplumsal yapı öyle bir hale geldi ki hayatlarımız fazlasıyla yapılandırılmış, düzenli, kontrol altında ve disiplinli bir hâl aldı. Bu nedenle yapmak istediğimiz şeyi seçme imkânımız olmuyor. ABD, dünyanın ilk kitlesel eğitim programını uygulayan ülkeydi, ama dönüp baktığımızda 19. yüzyıldaki bu eğitim hamlesinin bağımsız çiftçileri disiplinli fabrika işçilerine dönüştürmek için yapıldığını görüyoruz. Günümüzde dünyadaki eğitim sisteminin büyük bir kısmı hâlâ böyle.

1960’LARDA YAŞANAN ŞEY İNSANLARIN İSTEDİĞİNİ YAPMASIYDI

1960’larda olan şey de buna duyulan tepkiydi. Çok demokratik bulundu, çok fazla aktivizm vardı, genç insanlar yeni şeyler deniyor, deney yapıyordu. Yöneticiler buna “sorunlu dönem” diyor. Burada gördükleri “sorun” kadın hareketleri, hak arayışları, çevre bilinci ve baskıya karşı verilen mücadeleydi. İnsanların “kontrol edilebilir” olmaktan çıkması rahatsızlık yarattı. Onlara göre insanlar pasif ve hissiz olmalı, emredilenleri yapmaktan ötesini düşünmemeliydi. Liberallerden Lenin’e kadar bütün siyasi yelpazenin elit ideolojisidir bu: İnsanlar kendi başlarına bir şeyler yapabilmek için çok aptaldır, bu yüzden, onların iyiliği için onları kontrol etmemiz gerekir.

1960’larda halklar bu anlayışı yıktığı zaman yöneticiler demokrasiyi daha fazla kontrol ederek, insanların pasifliğe ve itaatkarlığa yönlendirilmesi için yeni yöntemler aradılar. Gençler istediklerinin peşinden koşuyordu ve kimse onları kontrol edemiyordu. Gençlerin tercihlerini kontrol edilebilir olmamasından, beyinlerinin yıkanmamasından endişelendiler. Ama en çok da gençlerin beynini yıkamakla görevli kurumların, yani okulların, üniversitelerin, kiliselerin görevlerini yeterince yapamadığını görmeleri onların bu kurumlar için endişelenmesine neden oldu.

SİSTEM GENÇLERİN BEYNİNİ YIKAMAK İÇİN VAR

O günden bugüne kadar yapılanlara bakarsanız, disiplini sağlamak için çok sayıda yöntem geliştirildiğini görürsünüz. Okul ücretleri ve harçları bunun en basit örneklerinden biri. Gençler o kadar borçlandırılıyor ki, mezun olduktan sonra bir işe girip borçlarını ödeyene kadar çalışmak zorunda kalıyorlar. Böylece istediklerini yapmaları engelleniyor. Yoksullara yardım eden bir avukat olmak isteseniz bile borcunuzu ödemek için büyük bir hukuk firmasında çalışmayı tercih etmek zorunda kalıyorsunuz. Uyuşturuculara karşı savaş da aynı amacı güdüyor. Uyuşturucuyla mücadele ederek disiplinli bir sistem yaratıyorlar. Böylece insanlar kontrolleri dahilinde kalıyor.

İnsanların kendi özgür iradelerini kullanabilmesi, sistem içinde ayrıcalıkları olan insanları korkutuyor. Eğitim sisteminde de bu böyle, işyerlerinde de.

‘Üretimin Güçleri’ adlı etkileyici kitabın yazarı olan David Noble, araştırmalarında ilginç bir şeyi ortaya çıkarmış: Üretim sürecinde kontrolün yetenekli bir işçide mi, yoksa yöneticilerde mi olması gerektiğine ilk defa karar verildiği dönemlerde, patronlar bunun yöneticilerin elinde olmasına karar vermişler. Üstelik daha az kârlı olmasına rağmen! Çünkü işçilerin kendi kendilerini yönettikleri bir ortam yaratılması, bir süre sonra işçilerin patronlarından kurtularak üretim araçlarına sahip olma taleplerini güçlendirecekti.

19. yüzyıl işçi sınıfı literatürüne baktığınızda çok fazla materyal bulabilirsiniz. ABD’de endüstri devriminin gerçekleştiği bu dönemde insanlar endüstriyel sisteme şiddetle karşı çıkıyor, bu sistemin özgürlüklerini, bağımsızlıklarını, haklarını ve kültürlerini ellerinden aldığını söylüyorlardı. Onlara göre üretim atölyeleri işçilere ait olmalı, işçiler kendilerine ait bir yerde çalışmalıydı. 19. yüzyılda, Marksizm’in olmadığı bu dönemde insanlar maaşla çalışmanın kölelikle eş olduğunu düşünüyordu – aralarındaki tek fark, maaşla çalışmanın geçici bir durum olmasıydı. Bu görüş o kadar yaygındı ki, Cumhuriyetçi Parti’nin sloganı olmuştu. Kuzeydeki işçiler de ABD İç Savaşı döneminde aynı düşünceye sahipti: Maaşlı kölelik, kölelik kadar kötüdür. İnsanların kafalarına vura vura bu düşünceleri yok ettiler. Yine de, bu düşüncenin temelleri o kadar derinde ki herhangi bir anda tekrardan ortaya çıkması zor olmaz.

>> Günlük çalışma rutinin nasıl? Bu kadar çok çalışmayı nasıl başarıyorsun?

Birkaç yıl önce eşim öldüğünden beri çalışmaktan başka hiçbir şey yapmadım. Arada bir çocuklarımı görüyorum sadece. Eşim ölmeden önce de çok çalışırdım, ama özel hayatım da vardı. O günler artık geride kaldı.

>> Kaç saat uyuyorsun?

Vakit bulabilirsem günde 6-7 saat uyumaya çalışıyorum. Gün boyunca deli gibi oradan oraya koşturuyorum, çok sayıda görüşmeye katılmam, insanlarla buluşmam gerekiyor. Araya giren böyle şeyler yüzünden tamamen işime odaklanacağım zaman bulmakta güçlük çekiyorum. Neredeyse hiç boş vaktim olmuyor – en son ne zaman sinemaya ya da bir akşam yemeğine çıktığımı hatırlamıyorum bile. Durumumun sağlıklı bir varoluş biçimi olduğunu söyleyemeyeceğim.

Reklamlar

About onurerem

journalist @ birgün newspaper. twitter.com/onurerem
Bu yazı Çeviri, Söyleşi içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

2 Responses to Gerçekten istediğiniz işi mi yapıyorsunuz?

  1. ömer tosun dedi ki:

    Teşekkürler Sn. Erem..

    Hayattan biraz daha soğudum 🙂

    Beğen

  2. Burhan dedi ki:

    60 yıllardaki çiçek çocuklar sanki çok bi şey başarmış gibi konuşuluyor adamların hayatı rockn roll drink sex üçgeninde dönüyor bu mu aydınlanma ?Ayrıca no war make love akımı sexi sıradanlaştırıp madde kullanımını bi üst seviyeye çıkarak kapitalizm için yeni pazarlar yaratıyor ve sırf gençler o yılların tutucu düzenine karşı çıktı diye aydınlanma oluyor deil mi ?

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s