Hükümetin yalancılığından bıktım vicdani ret tanınsın, ülkeme döneyim

VİCDANİ RETÇİ OLDUĞU İÇİN YURTDIŞINDA SİYASİ SIĞINMA HAKKI ALAN İLK TÜRKİYELİ UĞUR BİLKAY:

Hükümetin yalancılığından bıktım vicdani ret tanınsın, ülkeme döneyim

“İlk başta Türk ordusunda askerlik yapmaya karşıydım. Süreç içerisinde bu sorunun kökeninde militarist zihniyet olduğunu kavradım. Benim için vicdani ret, yaşamsal bir sorumluluktur. Bir insan olarak diğer insanları, hayvanları ve tüm diğer canlıları öldürmeyi reddediyorum”

ONUR EREM onurerem@birgun.net – NICOLA ZOLIN zolinnic@gmail.com

fotograf 1Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9. Maddesi ile Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 18. Maddesi taraf ülkelerin yurttaşlarının düşünce, vicdan ve inanç özgürlüklerini güvence altına alıyor. Türkiye bu anlaşmaları imzalamış bir ülke olsa da, anlaşmalara aykırı bir şekilde yurttaşlarının vicdani ret hakkını tanımıyor. Vicdani retçileri ‘firari’ olarak değerlendirerek uzun süreli bir hapis döngüsüne ve sivil ölüme mahkum eden Türkiye’deki vicdani retçilerin bir kısmı bu nedenle başka ülkelere kaçıyor.

Yurtdışına kaçmak zorunda kalan vicdani retçilerden Uğur Bilkay, Türkiye’nin vicdani retçilere karşı tutumu nedeniyle siyasi sığınma hakkı almayı başaran ilk insan oldu. Bir Kürt olan Uğur, idealleriyle örtüşmediği gerekçesiyle zorunlu askerliği reddediyor. Uzun uğraşlar sonunda İtalya’da 5 yıllık siyasi sığınma hakkı edinen ve Torino’ya yerleşen Uğur, hikayesini BirGün’e anlattı:

>> Nerede doğdun, nasıl bir çocukluk geçirdin?

Bingöl Karlıova’da doğdum ve çocukluğum burada geçti. 1988 doğumluyum ama babam askere geç gitmem için kimlikte 1992 yazdırmış. İlkokula Türkçe bilmeden başladım, ülkenin batısında yaşayan arkadaşlardan bir adım gerideydik hep bu yüzden. Onlar 2. sınıfta ilerlerken biz hâlâ 2. sınıfta Türkçe öğrenmeye çalışıyorduk. Türkçe’yi öğrenince her sabah okuduğumuz Andımız’ın içeriğini anlamaya başladım. Bunu sorguladığım için Manisalı öğretmenim Mehmet Akyol’dan dayak yedim.

Tarih derslerinde kendimizle ilgili hiçbir kelime olmadığını fark ettim okulda. Sanki biz hiç yokmuşuz ya da Türkmüşüz gibi… Evde asil bir Kürt iken okulda sahte bir Türk olmak zorundaydım.

Ortaokulu burada okuduktan sonra liseyi okumak üzere Ankara’ya taşındım. Ancak ilk günlerden itibaren büyük zorluklarla karşılaştım. Okul yönetimi ülkücü bir kadronun elindeydi. Bize hakaret eden ülkücü öğrencileri cezalandırmayı bırakın, onlar gibi hakaret ediyorlardı. Okul müdürü, ilk gün yanıma gelerek “Demek Karlıova’dansın, PKK’lı teröristlerin yerinden yani” dedi. Bir gün okulun duvarına birileri “Serok Apo, PKK” yazmış, benim yaptığımı düşünen müdür yardımcısı odasına çağırıp şiddet uyguladı. İlk yılım boyunca bazı öğretmenlerimden ve arkadaşlarımdan aşağılayıcı tavırlar gördüm.

‘KÜRT OLDUĞUMU ANKARA’DA ANLADIM’

İlk defa o Ankara’da anladım Kürt olduğumu. Diğer yurttaşlardan farklıydım ve herkesten ayrımcılık görüyordum. Daha sınıfa girdiğim ilk gün aksanımdan dolayı dalga geçmeye başladılar benimle. Oysa ben Türkçe’yi sonradan öğrenmiştim. Başka bir dil öğrendiğim için tebrik etmek yerine hakaret ediyorlardı. Bu muamele yüzünden okuma hevesimi yitirmiştim, okul bitse de bir an önce eve dönsem diyordum hep.

Okul dışında da sorun yaşıyordum. Mesela otobüste telefonda Kürtçe konuştuğum için insanlardan tepki görüyordum. Aynı evde yaşadığım bir Bursalı, Türk bayrağına bir kinim var diye düşünmüş olsa gerek, başucuma Türk bayrağı astı. Bayrakla bir sorunum olmadığını söylesem de benimle uğraşmaktan vazgeçmedi, sonunda kavga çıktı. Kendimi göçmenlere ırkçılık uygulayan yabancı bir ülkede gibi hissediyordum.

İlk yılımın sonunda bu sorunlardan ötürü Ankara’daki okulumu bıraktım ve tekrardan kendimi insan gibi hissedebileceğim Karlıova’ya geri döndüm. Lise ikideki Milli Güvenlik dersine kadar hiçbir sorun yaşamadım. Ama bu dersle birlikte tekrar militarizmle muhatap olmak zorunda kaldım. Derse gelen üsteğmen, hepimizin derste birer asker gibi olması gerektiğini söylüyordu.

>> Asker olmak istemediğini ilk ne zaman fark ettin? Vicdani reddini ne zaman, niye ilan ettin?

fotograf 3

“Türkiye halkı vicdanlı bir halktır. Vicdani reddi bilmeden, derinlemesine araştırmadan ‘vatana ihanet’ olarak düşünen yurttaşlara militarizmin doğurduğu sonuçları derinlemesine incelemelerini tavsiye ediyorum. O zaman anlayacaklardır.”

Beni vicdani ret ilan etmeye zorlayan birçok neden vardı. 8-9 yaşımda askerliğin kötü bir şey olduğunu düşünmeye başladığımı söyleyebilirim. Bilirsiniz, Kürdistan’da doğan çocuklar hayata erken atılırlar, henüz çocukken hayatın, savaşın ve adaletsizliğin sonucu olarak erken olgunlaşır ve devlete karşı kin duyarlar. Ben de çocukken beni içten içe yakan çok olaya tanık oldum. Örneğin köyümüze askerler gelirdi, durup duruken halka hakaret ederdi, yerde süründürürdü. Köy halkı alışveriş yapmadan önce alışveriş listesini askerlere imzalatmak zorundaydı! Asker izin verirse alışveriş yapılabiliyordu köyde! Çünkü halk fazladan bir şey alacak olsa, bunu PKK’ye gönderip yardım ve yataklık yapacakları düşünülüyordu!

Bu yüzden bir zaman sonra askerlerden nefret etmeye başladım. Her gün televizyonlarda askerin, polisin protestocuları nasıl bir şiddetle dövdüğünü, öldürdüğünü görüyorduk. Dünyadaki insanlara, bu karşılaştığımız zulmü duyurmak için gazeteci olmayı istedim. Halkımın tarihini, dilini ve geleneklerini araştırmaya başladım. Militarizme karşı bir şeyler yapmak istiyor, bir yandan da militan olmamak istiyordum. Bütün bunlar beni vicdani retçi olmaya iten ilk nedenlerdi.

‘BÖYLE BİR DEVLETİN ORDUSUNA NİYE HİZMET EDEYİM?’

Ben bir Kürt’üm ve asla Türk ordusu için savaşmam. Bu ordu yıllarca benim halkıma hakaret etti, saldırdı, işkence yaptı. Bu devlet bizim kimliğimize, dilimize, kültürümüze saldırdı, tarihimizi yoksaydı. Evlerimiz, köylerimiz yakıldı, metropollerde asilimilasyona zorlandık. Kendi dilimizi konuşmamızın yasak olduğu okullarda başka bir dilde eğitime zorlandık. Okuldaki ilk yılım, her Kürtçe konuşmamda öğretmenlerimden yediğim dayakla geçti. Türkçe bilmiyordum ki! Her sabah “Türküm” demek zorundaydık ve okulda bize her Türk’ün asker doğduğu öğretiliyordu. Ben böyle bir devletin ordusuna niye hizmet edeyim?

Arkadaşlarımla sohbet ederken askerlikten konu açıldığı zaman asla asker olmayacağımı söylüyordum. Hatta “siz nasıl askerlik yaparsınız bu sistemde” diye çıkışıyordum onlara. Askerlik yapmayacaktım ama nasıl? Bu soru kafamı sürekli kurcalarken vicdani ret kavramıyla tanıştım. O zaman aslında çocukluğumdan beri vicdani retçi olduğumu farkettim. Ama retçilerin karşılaştığı baskılar gözümü korkutuyordu. Onların yaşadıklarını yaşasaydım ya karşımdakilere ya da kendime zarar vereceğimden emindim. Bir yandan da mutlu bir hayatım, harika bir işim vardı. Retçi olduğum için gelecek planı yapamıyordum, başıma ne geleceğini bilemiyordum.

Eğer orduya katılsaydım, Kürtlerin hakkı için mücadele eden genç Kürtleri öldürmek zorunda kalacaktım. Bunu nasıl yapabilirdim? Döktüğüm kanın, öldürdüğüm insanların sorumluluğuyla bir hayat yaşamayazdım. Üstelik Kürtler ordunun içinde de aşağılanıyor, onlara en pis işler veriliyor.

>> Türk ordusunda askerlik yapmaya mı karşısın, yoksa bütün ordulara karşı çıkan bir anti-militarist mi?

İlk başta Türk ordusunda askerlik yapmaya karşıydım. Süreç içerisinde bu sorunun kökeninde militarist zihniyet olduğunu kavradım. Sonra da militarizmin küresel bir sorun olduğunu fark ettim: Savaşlara, ölümlere, doğal felaketlere yol açıyordu militarizm. Bu yüzden anti-militarist olmayı insanlara, hayvanlara ve doğaya saygı duyan her insan için bir zorunluluk olduğunu anladım.

Benim için vicdani ret, yaşamsal bir sorumluluktur. Bir insan olarak diğer insanları, hayvanları ve tüm diğer canlıları öldürmeyi reddediyorum.

>> Vicdani reddini açıkladıktan sonra hayatın nasıl değişti? Neden yurtdışına kaçtın?

Mayıs 2011’de her şeyimi bırakarak İstanbul’a taşındım. Burada insan hakları alanında çalışan aktivistlerle tanıştım. Onlar vicdani reddimi resmi olarak ilan ederken dikkat etmem gereken prosedürleri anlattılar. Diğer vicdani retçilerin hikayelerini dinledim, onlardan çok şey öğrendim. Yaşamları tahmin ettiğimden çok daha zordu ve ben öyle yaşamak istemiyordum. Devlet tahammül sınırlarımı zaten zorluyordu ve bir de hapse girmeye dayanamayacağımı düşündüm

Karlıova Askerlik ve Milli Savunma Bakanlığı’na neden asker olmayacağımı açıklayan bir mektup yolladım. Bakanlık bana bir cevap yazarak “Her Türk asker olmak zorundadır, vicdani ret hakkınız yoktur” dedi. Ben de bu mektuba bir cevap yazdım “Ben Türk değilim” dedim. Bu noktadan sonra artık ülkeyi terk etmem gerektiğini düşündüm, yoksa askerlik yapmadığım için ben de diğer retçiler gibi hapse girecektim. Almanya ve İngiltere’den vize istedim ama olumsuz cevap aldım. Bunun üzerine yurtdışına kaçak olarak çıkmaktan başka çarem yoktu. Aksaray’da tanıştığım insanlar beni Mayıs 2011’de Avusturya’ya götürdü. Ancak Avusturya’da polis beni engelledi. Önüme iki seçenek koydular: Ya Avusturya’da siyasi sığınma talep edersin, ya Türkiye’ye geri dönersin.

Aynı yılın Haziran ayında Avusturya’dan siyasi sığınma talep ettim. 6 ay boyunca mülteci kampında kararın çıkmasını bekledim. Sonunda karar geldi, Avusturya talebimi reddetti. Bu sırada Türkiye’deki vicdani retçi arkadaşlarım geri dönmem halinde muhtemelen hava alanında tutuklanarak askeri cezaevine gönderileceğimin haberini verdiler.

Birkaç hafta sonra Avusturya polisi beni tutuklayarak 55 günlüğüne rezil bir hapishaneye tıktı. Beni Viyana’da Kürt halkıyla dayanışma gösterilerine katılmakla suçluyorlardı. Serbest bırakılırken polis memurlarından biri “Kaç buralardan, ülkeyi terket bir şekilde. Yoksa polis seni yine tutuklayacak” dedi. Avusturyalı insan hakları avukatlarına danıştığımda onlar da ülkeyi terk etmekten başka çarem olmadığını söyledi.

Arkadaşlarımın tavsiyeleri üzerine İtalya’ya gitmeye karar verdim. 2012’de Roma’ya vardığımda polisler sığınma için Bari’ye gitmem gerektiğini söyledi. Bari’de 8 ay kaldım ve sonunda 5 yıllık sığınma hakkı aldım. Hayatımın geri kalanını İtalya’da geçirmek istiyorum. Yıllar sonra kendimi özgür bir insan olarak hissediyorum. Burada kimse düşüncelerim ve kimliğim yüzümden Türkiye’de maruz kaldığım ayrımcılığı uygulamıyor.

>> Şimdi İtalya’da ne yapıyorsun?

Torino Belediyesi’nin Sprar projesi kapsamında entegrasyon sürecindeyim. İtalyanca dersleri alıyorum, bir yandan da kafede çalışıyorum. Yazın üniversiteye başlamak istiyorum. Bu süreçte ailemin desteği sayesinde çok sıkıntı yaşamadım. Ailemin desteği benim için çok önemliydi. Düşüncelerime saygı duymaları beni çok gururlandırdı.

>> Aileni özlüyor musun?

İçinde bulunduğum durumun en kötü yanı işte bu. Özgürlüğümü kazanmak için sevdiğim insanlardan kopmam, böyle bir bedel ödemem gerekti. Ailemi, birlikte büyüdüğüm arkadaşlarımı çok özlüyorum. Her gün Skype’dan görüntülü konuşma yapıyoruz. Yakında annem ve kardeşimle görüşmeyi planlıyorum, Türkiye’de değil tabi ki! Bir gün Türkiye vicdani ret hakkını tanırsa ülkeme geri dönmek istiyorum. Ama hükümet bu konuda gözlerini kapatıyor.

>> Türkiye Avrupa Konseyi’ne vicdani ret için sözler verirken içeride hiçbir adım atmıyor. Ülkeyi demokratikleştirmek ve mağduriyetleri gidermek iddiasındaki AKP’nin bu mağduriyeti ısrarla sürdürmesi hakkında ne düşünüyorsun?

Bu hükümetin yalan dolanına o kadar alıştık ki… Her seferinde kendilerini yalancı çıkararak samimiyetsizliklerini ortaya koydular. Erdoğan yurtdışında sıkıştırıldığı zaman “bu konuda yasal düzenleme yapıyoruz”, Türkiye’de sıkıştırıldığında ise “vicdani ret söz konusu dahi olamaz” diyor.

Burada Avrupa kurumlarının da samimiyetsizliği var. Sözünü tutmayan hükümete bir yaptırım uygulaması gerekirdi.

Reklamlar

About onurerem

journalist @ birgün newspaper. twitter.com/onurerem
Bu yazı Söyleşi içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s