Ramazan Öncesi Alkol Baskınları

O zamanlar insanlar “hadi canım, olur mu böyle şey” diyordu. Bir süre tepki gösterildi. Şimdi Beyoğlu’nda dışarıda masa kalmadı. İnsanlar bu durumu çoktan kabullendi.

ONUR EREM/BİRGÜN
23 temmuz 2011

Mis Sokak Çarşamba günü bir zabıta operasyonuna tanık oldu. İstanbul’un kalbi İstiklal Caddesi’nde yer alan Mis Sokak’a 20 zabıta ve 20 polis operasyon yapar gibi girerek çalışanların iddialarına göre kafelerin koltuklarının yüzde 80’ini kamyonetlerle topladı. Hiçbir yazılı tebligat olmadan yapılan bu işlem esnafın da tepkisini çekti.

‘SANDALYELERİ KIRDILAR’

Mis Sokak’ta Bab-ı Ali Cafe’nin işletmecisi Serdar Asan, bu ‘yasadışı’ uygulamayı engelleyemediklerini söylüyor: “Ben işgaliye paramı, vergilerimi eksiksiz ödüyorum. Ama dün ben burada yokken gelip masalarımızı sandalyelerimizi toplayıp kırmışlar. Karşı çıkan çalışanları da hırpalamışlar. Bir masada en fazla iki sandalye olabilir gibi saçma bir gerekçeleri var. Güçleri yetiyorsa Asmalımescit’e gitsinler bakalım, orada her masanın etrafında en az 6-7 sandalye oluyor.”

Eskiden oturup eğlenen insanlarla dolu olan sokaklar şimdi boş ve ıssız. Borca girip işletme devralanlar masa yasağından sonra batmış durumda. Beyoğlu halkı bir sonraki yerel seçimde yine AKP’yi seçerse eski günlere dönmemize en az 6 yıl var demektir

Operasyon sırasında masalarda oturan turistlerin de apar topar kaldırıldığını anlatan Asan, bu uygulamanın turizme de zarar vereceğini belirtiyor: “Oturduğu yerden polis baskınıyla kaldırılan bir turist, ülkesine gidince burayı nasıl anlatacak? Sanki biz burada uyuşturucu ticareti, kadın tacirliği yapıyormuşuz gibi operasyonla gelmeleri çok yanlış. Keşke yazılı olarak bildirselerdi.”

‘AKP, İSLAM ZABITASI’

Bu operasyonun nedenini sorduğumuzdaysa Asan yaklaşan ramazan ayını işaret ediyor: “İktidarımız İslam zabıtası. Bu operasyonla ramazan öncesi tımar yapmak istediler. Esas hedefleri Ramazan’da alkol satışını engellemek. Üstünde Efes Pilsen logosu olan buzdolabımı görünmeyecek bir şekilde içeriye koydurmalarının nedeni de bu. Hiçbir yasal temeli olmamasına rağmen ‘Bu dolap insanları alkole teşvik ediyor, koyamazsın’ dediler. O zaman gelip tamamen kapasınlar bizi. Şu an işgaliye parasını ödemek için belediyeye giden arkadaşlarımızın ödemelerini kabul etmemelerinin nasıl bir amacı olabilir ki?”

CİHANGİR’DE DE AYNI BASKIN

Beyoğlu’nda sadece Mis Sokak’taki kafeler bu uygulamayla karşı karşıya değil. Bianet’in haberine göre Cihangir’deki Kaktüs kafenin sahibi Gülsüm Ağaoğlu ile Homeroom kafenin sahipleri de aynı gün benzer bir uygulamaya maruz kaldı. Ağaoğlu’na göre 20 polis ve zabıta, kafenin önündeki bankları aceleyle götürmeye çalıştı.
Sözlü veya yazılı bir tebligatta bulunmadılar, kendilerini tanıtmadılar, tutanak tutmadılar, kimlik de gösteremediler. İşgaliye ücreti ödenmiş olan masaları da sökmeye çalıştılar. Ağaoğlu, yasal prosedürlerden haberdar olduğu için yapılanlara karşı çıktığını söylüyor, ve bu uygulamanın Ramazan ayı öncesinde içki içilen mekanlara bir gözdağı verme amacı taşıdığını düşünüyor.

BELEDİYE SESSİZLİĞİNİ KORUDU
Esnafın dert yandığı bu baskınların nedenini öğrenmek için Beyoğlu Belediyesi’ne ulaşmaya çalıştık. İşgaliye ile ilgilenen Seda Sizer’le görüşmek için belediye binasına gittik, ancak kendisi yerinde değildi. Sekreterine iletişim bilgilerimizi bırakıp aramasını rica etmemize rağmen aramadı. Zabıta Müdürlüğü’nü telefonla arayarak Müdür Kenan Ünal’a not bıraktık ancak kendisinden de bir haber alamadık. Belediye’nin Basın ve Halkla İlişkiler Ofisi ise telefonlarımızı bile açmadı.

İlgili haberler:

https://onurerem.com/2012/05/04/beyoglunda-sevgililer-yanyana-oturamayacak/

https://onurerem.com/2012/05/05/dorduncu-murat-taksimde/

Haber içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Neden burada, neden şimdi?

TARIK ALİ
BirGün için çeviren: ONUR EREM
9 Ağustos 2011

Farklı nedenlerden olsa bile, niçin ilk patlayan noktalar hep aynı noktalardır? Tesadüf mü? Bunun ırk, sınıf, kurumsallaşmış yoksulluk ve günlük hayatın katışıksız zalimliğiyle bir alakası olabilir mi?

Bugünkü krizden üç parti de sorumlu olduğu için, Birleşik Krallık’ın koalisyon hükümetiden veya krizin hızlanması halinde bir ulusal hükümete katılabilecek olan Yeni İşçi Partisi’nden siyasetçiler bunu itiraf edemez. Ancak bir felaket yarattılar.

Londra’da siyahiler yoğunlukta olmak üzere yoksul halk isyan ederken ana-akım medya onları “yağmacı” olarak göstermiş, Türkiye’de ana-akım ise “Türk dönerciler yağmacıları döner bıçaklarıyla kovaladı, İngiliz soylularının kalbini kazandı” gibi sıradışı haberlere yer vermişti

Zengine ayrıcalık tanıyorlar. Sulh yargıçları ve hakimlerin sapanla yakalanan protestocular hakkında “örnek teşkil edecek” kararlar vereceklerini açıklıyorlar. 1990’dan beri gözaltında binden fazla insan ölürken hiç bir polise dava açılmamalarının nedeni de bu. Hangi partiden, hangi deri renginden olursa olsun, bütün milletvekilleri aynı klişeleri kusuyor. Evet biliyoruz, Londra sokaklarında şiddetin kol gezmesi iyi bir şey değil. Evet, dükkanların yağmalanması yanlış. Peki neden bu isyan geçen yıl olmadı da şimdi oldu? Bunun nedeni, insanların sıkıntılarının zaman içinde birikmesidir. Bunun nedeni, sistemin genç bir siyahi yurttaşın ölümünü hazırladığında, aynı zamanda içgüdüsel bir şekilde buna bir tepkiyi de hazırlamasıdır.

Siyasiler ve iş dünyasının elitleri, devlet televizyonu ve Murdoch kanalları aracılığıyla 30 yıldır kendi politikalarının propagandasını yapıyor. Bu elitlerin ekonomiyi batırması işleri daha da kötü hale getirebilir. Yurtta ve cihanda “düşman”ı insandışılaştırmak, korku yaratmak ve yargılamadan hapis cezası vermek sonsuza kadar işleyemez.

NEO-LİBERAL SİSTEM SALLANIYOR
Bu ülkede güçlü bir muhalefet partisi olsaydı, neo-liberal sistemin sallanmakta olan iskeleti kendiliğinden çöküp daha fazla kişiye zarar vermeden onu yıkmayı savunurdu. Avrupa genelinde, merkez solu merkez sağdan, muhafazakarları sosyal demokratlardan farklı kılan ayırt edici unsurlar artık yok oldu. Partilerin birbirinin aynısı olan politikaları, seçmenin daha az ayrıcalıklı kısmı olan çoğunluğun gerçek seçme hakkının önündeki en büyük engel.

Tottenham, Hackney, Enfield ve Brixton’ın işsiz veya part-time çalışan siyahileri, sistemin kendilerine karşı hazırlıklı olduğunu biliyor. Siyasetçilerin anırmaları, bırakın sokaklardaki yangını ateşleyen gençleri, nüfusun büyük bir kesimini hiç bir şekilde etkilemiyor. Ateşler yakılmaya devam edecek. Mark Duggan’ın öldürülmesiyle ilgili acınası bir soruşturma açılacak, üzüntüler dile getirilecek, polis teşkilatı cenazeye çiçek gönderecek. Tutuklanan protestocular cezalandırılacak ve herkes rahatlayacak, derin bir nefes alacak. Ta ki tekrar bir isyan başlayana kadar.

Çeviri içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Dünyanın 2 Numaralı Gücü ABD

DEAN BAKER
BirGün için çeviren: Onur Erem
14 nisan 2012

1. Dünya Savaşı’ndan sonra ABD dünyanın en büyük gücü haline gelmiş, ancak Birleşik Krallık, çeyrek yüzyıl daha kendini dünyanın en güçlü ülkesi sanmıştı. Şimdi de ABD benzer bir duruma düşmek üzere.
ABD’deki siyasetçiler bir ritüel olarak ülkelerinin dünyanın en büyük ekonomisi, siyasal gücü ve ordusuna sahip olduğunu belirtiyorlar. Bu söylem insanların önemli bir kısmının evrime inanmadığı ve küresel ısınmayı reddettiği ABD’de oy toplamaya yarayabilir, ancak bu propagandanın gerçek dünyayla bir ilgisi olmadığını söylememiz lazım.
Son dönemlerin verilerini inceleyenler, Çin’in dünyanın en büyük ekonomik gücü olma yolunda ilerlediğini biliyordur. IMF verilerine göre Çin ekonomisinin büyüklüğü ABD’ninkinin yüzde 80’ine ulaştı bile. Aynı verilere göre Çin’in 2016 yılında dünyanın en büyük ekonomisi olması bekleniyor.
Ancak bu verilerin kesinliği hakkında soru işaretleri var. Bazı ekonomistler Çin’in ABD’yi çoktan geçtiğini söylüyor. Örneğin 2009 yılından beri Çin dünyanın en büyük araba piyasası unvanını ele geçirdi. Endüstriyel üretimin çoğu alanında Çin ABD’den daha önde; ürün ve hizmetlerin ihracatında da. Çin’de her yıl mühendislik ve bilim alanlarında mezun olan öğrenci sayısı ABD’dekinden daha fazla. İnternet ve cep telefonu kullanıcısı ise ABD’nin iki katı.

IMF verilerine göre Çin ekonomisinin büyüklüğü ABD ekonomisinin yaklaşık yüzde 80’i kadar

Dahası Çin nüfusunun yarısı hâlâ köylerde yaşıyor. Bu bölgelerde fiyatlar düşük ve değişken olduğu için kırsal alanda yaşayan 650 milyon Çinlinin refah seviyesini ölçmek oldukça güç. ABD Ulusal Ekonomik Araştırma Bürosu’na göre Çin ekonomisi ABD’yi çoktan geçti bile. Büronun en son araştırması Çin’in ABD’den yüzde 20 daha büyük olduğunu söylüyor. ABD ekonomisinde büyümenin durması ve Çin’in önümüzdeki 10 yıl boyunca ortalama yüzde 7 ile büyümesinin beklenmesi ise 10 yıl sonra Çin ekonomisinin ABD’nin iki katına ulaşacağının habercileri.
ÇİN-ABD İLİŞKİLERİ
Bütün bunlar Çin ve ABD’nin önümüzdeki dönemdeki ilişkileri hakkında ilginç sorular doğuruyor. Çin ekonomisi ABD’den daha büyük olsa bile uluslararası ilişkilerde Çin, ABD’nin çok uzağında. Çin liderleri ABD’nin uluslararası çatışmalarda lider rolü üstlenmesine izin verirken sadece önemli çıkarlarının tehdit altında olduğunu hissettiği noktalarda müdahale ediyor.
Aslında bu durum, Birinci Dünya Savaşı dönemindeki ABD’yi anımsatıyor. Bu savaşın ardından ABD, dünyanın en büyük gücü olarak çıksa da, İngiltere’nin çeyrek yüzyıl boyunca uluslararası ilişkilerde en güçlü ülke olduğunu sanmasına izin vermişti. Belki de ABD’nin kaderi benzer bir rolü oynamakla lanetlenmiştir.
ÇİN’İN BÜYÜMESİNİN İKİ YÜZÜ
Çin’in büyüyen gücünün hem pozitif hem de negatif yanları var. Negatif yanı, Çin’in antidemokratik yapısı. Her ne kadar artık ABD, zenginler ile lobi gruplarının siyasete etkisi ve yürüttüğü “terör karşıtı savaşlar”la demokrasiden uzaklaşmışsa da Çin’in tek parti yönetiminden daha demokratik ve çok sesli bir yönetime sahip. Pozitif yanı ise Çin, ABD’nin aksine siyasal rejimini başka ülkelere empoze etmeye çalışmıyor. Zaten ABD kendini bir demokrasi olarak tanımlasa da diğer ülkelerdeki demokratik rejimleri desteklemek bir yana, birçok ülkede gördüğümüz gibi darbeler ve müdahalelerle demokratik rejimleri yok etmişti.
Çin’in artan gücü, gelişmekte olan ülkelerin önündeki seçenekleri artırmış durumda. Çin bu ülkelere IMF, Dünya Bankası ve ABD’nin domine ettiği diğer kuruluşların verebileceğinden çok daha büyük finansal destek verebilir. Dahası, Çin’in verdiği finansal destek diğer kuruluşların verdiği gibi belli reformlara bağlı değil.
Çin’in belki de en önemli etkisi fikri haklar ve mülkiyet konusunda olacak. ABD’nin dünyaya dayattığı patent ve telif hakları büyük ziyana neden olmuştu. Bunun en büyük örneği ilaç sektöründeki patent tekelleri yüzünden serbest piyasada 5-10 dolara satılabilecek ilaçların yüzlerce, bazen binlerce dolara tüketicilere satılmasıdır. Patentler ilaçları aşırı pahalı yapmakla kalmayıp aynı zamanda ilaç kalitesini de düşürüyor; yüksek patent ücretleri yüzünden ilaç firmaları ilaçların içerikleri konusunda yalan söylüyor. Neredeyse her ay en az bir ilacın zararı veya etkisi hakkında skandalların ortaya çıkmasının nedeni de bu durum.
DÜNYAYI DEĞİŞTİRECEK
İlaçlar ABD’nin fikri haklar ve mülkiyet konusundaki problemlerden sadece bir tanesi. Yüksek teknoloji ürünlerinin patentleri rekabeti zedelerken, internet çağında telif hakkı saplantısının sonucu olarak SOPA ve benzeri yasa tasarılarıyla karşılaşıyoruz. Çin ise fikri mülkiyet konusunda ABD kadar sıkı değil.
Çin’in liderliğinin dünyadaki çoğu şeyi değiştireceği kesin. ABD’li siyasetçiler de şüphesiz ki ABD’nin dünyanın iki numaralı gücü olduğu gerçekliğini kabul edeceklerdir –muhtemelen küresel ısınma ve Evrim’i kabul ettikleri zaman.

Çeviri içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Sınıfı geçmek istiyorsan ya cemaat evi, ya paralı kurs

BirGün/ONUR EREM
1 haziran 2011

İstanbul Küçükçekmece’deki Kanarya Mahallesi’nde bulunan Kadriye Moroğlu Lisesi öğrencilerinin anlattıkları, Türkiye’deki eğitim sisteminin çarpıklığını gözler önüne seriyor. Öğrencilerin anlattığına göre okuldaki bazı öğretmenler öğrencilerine haftasonu kurs açıyor.

KURSUN PARASINI VEREN BOŞ KAĞITLA GEÇİYOR
Okul binasında verilen bu kurslara katılmayan öğrenciler sınavları ne kadar iyi geçerse geçsin zayıf not alıyor, kurs parasını veren öğrenciler ise kursa gitmeseler bile sınavda boş kağıt vererek geçebiliyorlar.
Bu öğretmenlerin bir kısmı sınıflarda ders bile anlatmıyor, sadece kurslarda anlatıyor. Öğrenciler, dilekçelerle Milli Eğitim Bakanlığı’na şikayette bulundu, ancak daha önce yaptıkları şikayetler bir şey değiştirmediği için umutsuzlar. Yaşadıklarını öğrencilerin ve bir velinin ağzından dinledik:

’60 ÖĞRETMEN VAR’
Şükrü Kaplan: Okulumuzda yaklaşık 3 bin 500 öğrenci ve 60 öğretmen var. Bu öğretmenlerin içerisinde yaklaşık 10 tane kurs veren öğretmen var. Benim bildiğim dört yıldır bu uygulama var. Benden önceki dönemlerde de kurslar olduğunu öğrendim. Bu durum kaç yıl önce başladı bilemiyoruz.

‘CEMAAT EVLERİNE ALIYORLAR’
Yine iddiaya göre; Kurslara gidemeyen, parası olmayan öğrencileri de cemaatçi hocalar kendi çevresine alıyor. Cemaat evlerine davet ediyor, “gelin iki gece kalın hem zayıf derslerinize çalıştırırız, hem sohbet ederiz” diyorlar. Öğrenciler çaresizlikten kabul ediyor.
K.H.: Cenap hoca sınıfta da kursta da ders anlatmıyor, para ver geç sistemi var. Dersleri hep boş geçiriyorlar. Kendimi salak gibi hissediyorum, ilkokulda okul derecesi yaptım, Anadolu Lisesini az puanla kaçırdım, şimdi kurslara gitmediğim için ortalamam üç.

‘YILLIK KURS PARASIYLA JİP ALDI’
K.A.:
 Oktay hoca kurs vermeye başlamadan önce okula Kartal veya Toros gibi bir arabayla geliyordu. Kurs vermeye başladıktan sadece bir yıl sonra okula jiple gelmeye başladı.
A.E.: Sınıfımızda bir kız vardı, seviyesi benden düşük olmasına rağmen benden yüksek notlar alıyordu. Tek farkımız vardı, o kursa gidiyordu. Bir gün sınavda arkasına oturup yazdıklarını kopyaladım, virgülüne kadar aynısını yazdım, o yine 55 aldı, ben yine 15.

‘BAKANLIKTA TANIDIKLARI VAR’
Şükrü Kaplan: 
Temizlik işçiliği yaparak bu kurslar için gereken parayı biriktirdim. 3 kursa gittim o dönem. Orhan Hoca derste hiç anlatmıyordu, tek bir soru çözüp bırakıyordu, kesinlikle formülleri ezberleyeceksiniz diyordu. Kursa gittiğimde aynı adam dersi bize çok iyi anlattı, asla ezberlemeyin dedi, formülleri kendi geliştirdiği yöntemlerle çok iyi öğretti. Derste niye böyle anlatmıyorsunuz dediğimizde “siz parayı verdiniz siz hakettiniz” dedi. Ders başına dönemlik 150-160 lira alıyorlar.

SORU CEVAPLARINI DAĞITIYORLAR
Rıdvan Elma: 
Öğretmenler kursa giden öğrencilere sınav sorularının cevaplarını dağıtıyor, sınavda onları aynı grup soru kitapçığı gelecek şekilde oturtuyor, gitmeyenlere başka soru kitapçığı veriyor. 9. sınıftayken biz bunları Milli Eğitim’e şikayet ettik, biraz ders anlatır gibi oldular, sonra tekrar bıraktılar. Hepsinin Milli Eğitim’de tanıdıkları var, bazı hocalarından müfettişlere bile para verdiklerini duyduk.

MÜDÜR YARDIMCISI SESSİZ KALDI
Adını vermek istemeyen bir veli:
 Hem kızım hem oğlum var okulda. Kızım sürekli “Anne eğer kursa gitmezsem öğretmenlerim beni bırakacaklarını söylüyorlar” diyor. Bizim de durumumuz yok, zaten zar zor gönderiyorum kızı. Babası, “kızın okumasına gerek yok” diye okula göndermek istemiyor. Sınıfta kalması durumunda, babasından gizli dışardan okutmaya çalışacağım.
M.A.: Murat Hoca derse gelip arkadaşlarımıza “kursa gelcek misin?” diyor, hayır diyene direk “kaldın” diyor.
B.D.: Lise 1’deydim, fizik kursuna gitmiyordum. Kursa giden bir çocuğa fizik anlatıyordum, fiziğim çok iyiydi. O sınavdan 70 aldı, ben 30 aldım.

HEDİYE ALAN ÖĞRENCİYE İNDİRİM
M.A.:
 Şener hocaya bir kemer hediye aldım, böylece kursunda yüzde 50 indirim yaptı. Diğer hocalarımla da konuştu, sınavlarımda 9 zayıfım varken karneye 1 zayıf geldi. Ali Hoca ise matematik ve geometri derslerimize giriyordu. Ona da 160 lira verdim. Matematik sınavında 5 dakikalığına önüme cevap anahtarını koydu, geometride ise tahtaya benim için kopya yazdı.
İddialar hakkında konuşmak istediğimiz müdür yardımcısı ise devlet memuru olduğu için konuşamayacağını, müdürün de konuşmayacağını söyledi.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Yıllardır aklımdan çıkmayan bir maç

Normalde bir futsal izleyicisi değilimdir. Hatta birkaç yıldır televizyon bile izlemiyorum. Ancak geçmişe dönüp de hiç unutamadığım bu maçın görüntülerini bulmak benim için bir sürprizdi. 4-0 önde olan ev sahibinin bir golünün sayılmaması, ardından 4-4 olan maçın sonunda 6-5 bitmesi. Son gol de öyle bir gol ki kaleciyle golü atan adam birlikte kaleye uçuyorlar, aralarında topla. Kimin kazandığını söylemeyeyim ki spoiler olmasın.

Eskiden televizyon izlerken böyle sürprizlerle sık sık karşılaşırdım. Özellikle de eurosports’da. şimdi bu videoyu bulmak o eski günleri canlandırdı zihnimde…

video aşağıda, eğer linki silinirse diye bilgisayarıma da indirdim, haber verin yüklerim

Yazı içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın