Hopa tutuklamalarına karşı ortak mücadele

ONUR EREM/BİRGÜN
19 temmuz 2011

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikası (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipleri Birliği (TTB), bir araya gelerek Hopa’da Metin Lokumcu’nun öldürülmesiyle başlayan gözaltı ve tutuklama dalgasına karşı neler yapabileceklerini tartıştı. Örgüt temsilcileri davalara getirilen “kısıtlılık” kararı nedeniyle şu ana kadar ne tutuklama kararına, ne de dosyadaki herhangi bir bilgi ve beldeye ulaşamadıklarını, bunun da savunma hakkının açıkça ihlali olduğunu anlattı. Başta Halkevleri MYK üyesi Dilşat Aktaş olmak üzere bir çok insanın işkence gördüğünü ve darp edildiğini anlatan örgütler bütün bunlara karşı neler yapılabileceğini tartıştı.

AKP’Yİ İFŞA ETMELİYİZ

Yapılan basın açıklamasında, yoğun biber gazı bombardımanına maruz bırakılarak,  etkinliklere katılanların evlerinin basılması, gözaltına alınmaları, bir kısmının tutuklanması ve duruşmaların aylar hatta yıllar sonra başlatılması gerçeği ile karşı karşıya kalındığını açıklayan emek ve meslek örgütleri, ülkemizde dile getirilen her türlü demokrasi talebinin ve emeğin değerinin korunması çabasının takipçisi kurumlar olduklarını belirttiler. Toplantıya katılan örgütlerin önerileri sonucunda AKP’nin demokrasi söylemiyle tamamen ters düşen baskıcı uygulamalarını halkın her kesimine daha iyi anlatmak ve bunu aynı zamanda dünya basınıyla da paylaşmak gerektiği sonucu çıktı.

NELER YAPILACAK?

– Sosyal medya verimli bir şekilde kullanılacak ve ana akım medyanın yer vermediği görüşler halka buradan anlatılacak. İnsanlar eylemlere ve protestolara buradan da davet edilcek.

– Dünya genelinde AKP’nin yaratmış olduğu “Gelişmiş ve demokratikleşmiş Türkiye imajına karşılık Uluslar arası örgütlere ve dünya basınına Türkiye’de yaşanmakta olan baskılar ve demokrasi skandalları anlatılacak.

– Hopa ve sonrasında yapılan uygulamaları protesto etmek için aynı gün Türkiye genelinde her şehirde kitlesel eylemler düzenlenecek.

– Tutuklanan ve hastanede tedavi görmekte olan protestoculara ziyaretler yapılacak.

– Metin Lokumcu’nun da yıllarca emek verdiği Hopa Festivali bu yıl Metin Lokumcu anısına düzenlenecek. Bir yandan konserler organize edilirken bir yandan da akademisyenlerin, hukukçuların, siyasetçilerin ve demokratik kitle örgütü temsilcilerinin katılacağı paneller düzenlenecek.

– 23 Temmuz saat 15:00’te Taksim Meydan’dan Galata Postanesi’ne yürüyüş yapılacak.,

Haber içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Dördüncü Murat Taksim’de

ONUR EREM/BİRGÜN
27 temmuz 2011

IV. Murat

İstanbul’un eğlence merkezi Beyoğlu’nda, İstiklal Caddesi’ni kesen bütün sokaklardaki bar, kafe ve restoranların dışarıdaki masaları kaldırıldı. Beyoğlu Belediyesi’ne bağlı zabıta ekiplerinin hiç bir uyarı yapmadan başlattığı operasyonda zabıtalar turistlerin yemek yemekte olduğu masaları bile çekip alarak çöp kamyonlarına attı. Esnaf kurtarabildiği masaları zar zor içeri taşırken, eğlenmeye gelen insanlar olan biteni şaşkınlık içinde izledi. Sahadaki zabıta ekipleriyse sorularımızı “emir yukarıdan geldi, konuşamayız” diyerek cevapsız bıraktı.

‘BÜTÜN BELGELERİMİZ TAMDI’

Zabıtalar operasyona kaynak makinalarıyla geldi

Zambak Sokak’taki İst. Kafe çalışanları, bütün belgelerinin ve ödemelerinin eksiksiz olmasına rağmen belediyenin sokağı “ambulans yolu” yapmaya karar verdiğini, bu nedenle masalarının toplatıldığını ve platformlarının söküleceğini söyledi. Ancak konuştuğumuz sırada sokakta parketmiş motorsikletlere rağmen rahatlıkla sokaktan geçen zabıta kamyonu, bu gerekçenin geçersizliğini gözler önüne serdi.

Bekar Sokak’taki Lavazza çalışanları ise, kendilerine yazılı bir tebligat yapılmadığını, zabıtalar geldiğinde ruhsat yenilenmesi için ödeme yapmaya belediyeye gittiklerini ancak belediyenin hiç bir ödeme kabul etmediğini anlattılar ve eklediler: “Dışarıdaki çiçeklerimizi, saksılarımızı bile aldılar.”
İstiklal’in en kalabalık sokaklarından Solakzade Sokak’ta da tek bir masa kalmadı. İşletmecilerle konuştuğumuzda zabıtanın sadece gelip masaları aldıklarını, sorulara cevap bile vermediklerini ve bu uygulama yüzünden her kafe ve barda 6-7 sigortalı çalışanın işinden olacağını belirttiler.

Sandalyeler ve masalar moloz araçlarına atılıp kırıldı

ELVEDA ASMALIMESCİT, HOŞGELDİN RAMAZAN!
Asmalımescit Kafe Pi’deki görevliler de bütün belgelere sahip olmalarına rağmen işgaliye izinlerinin hiç bir gerekçe sunulmadan iptal edildiğini söyledi.
Asmalımescit’in en popüler barlarından Badehane’nin işletmecisi Bade Uygun ise “Zabıta geliyor, masaları alırım diyor, ama hiç bir gerekçe gösteremiyor. Tek söyledikleri ‘yakın zamanda yeni bir uygulamayla karşınıza geleceğiz’ oldu” diye konuştu.
The House Cafe çalışanları uygulamayı ramazanın yaklaşmasına bağlarken, The Corner Kafe çalışanları başbakanın “eğlenceyi bitirin” emri verdiğini söyledi. Hacı Salih’teki görevliler ise hükümetin bu uygulamayla oy kaybetmemek için seçim sonrasını beklediğini vurguladı.

Zabıtanın gerekçesi ne?
– Bütün ruhsatları ve belgeleri tam olan işletmelere ise “ruhsatınızı iptal etme hakkımız vardı, iptal ettik” veya “burayı ambulans yolu yapıyoruz” gibi sıradışı gerekçeler sunularak masaları alındı, platformları söküldü.
– Yeni yönetmeliğe göre işgaliye ruhsatı her yıl yenilenmeli, ancak esnafın büyük bir kısmının bu değişimden haberi olmamış. Bu yüzden esnaf işgaliye paralarını ödemesine rağmen ruhsat yenilemedikleri için masaları çöpe atıldı.
– Belediye’de ruhsat yenilemeden ve işgaliye ücreti almadan sorumlu olan birimler artık ruhsat vermediklerini ve para kabul etmediklerini söyledikleri için şu an kimse ruhsatını alıp masasını dışarı koyamıyor. Dahası belediyede bu işlerle ilgilenen ve bizim de geçen hafta ulaşmaya çalışıp ulaşamadığımız belediyenin Plan ve Proje Müdürlüğü sorumlularından Seda Sizer bu hafta yıllık izne ayrıldığı için esnaf karşısında muhatap bulamıyor.

İlgili haberler: https://onurerem.com/2012/05/05/ramazan-oncesi-alkol-baskinlari/

https://onurerem.com/2012/05/04/beyoglunda-sevgililer-yanyana-oturamayacak/

Asmalımescit: Asmalımescit masa yasağından sonra gecelerin en hareketli geçtiği bölgelerden biriydi. Bütün sokağın bir arada içmesi yabancı turistlerin bile epey ilgisini çekiyordu

Asmalımescit: Masa yasaklarının ardından insan dolan bu bölge sessizliğe gömüldü

Haber içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Magna Carta’dan Geriyiz

Geçen yıl yayınladığımız bu habere bakınca görüyorum ki yargı 1 yıl içinde 1 adım ilerleyememiş. Tabi ya, ilerlemesini isteyen kim ki?

ONUR EREM/BİRGÜN
15 nisan 2011

Sıra Kimde? Platformu, Devrimci Karargah davasıyla ilgili bir basın açıklaması düzenledi. Dün öğlen saatlerinde İstanbul Taxim Hill Hotel’de düzenlenen toplantıya toplumsal muhalefetin bir çok kesiminden konuşmacı katıldı. Toplantıda Türkiye’yi hukuksuzluk düzeninden kurtarmak için yeni bir kurtuluş savaşı, halk mahkemeleri ve meşru halk yasalara ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

İNSAN HAKLARI ÇİĞNENDİ
Toplantıdaki ilk konuşmacı olan BDP milletvekili Akın Birdal, önceki gün gerçekleştirilen duruşmanın önümüzdeki kötü günlerin habercisi olan hukuk adına bir garabet olduğunu söyledi. AKP’nin kendine muhalefet eden kimseye tahamülü olmadığını belirten Birdal “AKP 2 yıl önce de Kürt hareketinin yerel seçim başarısını sindirememişti. KCK adı altında 2000 Kürt siyasetçisinin hapise atılması garabetinin ikinci yıldönümünde yeni bir hukuk garabeti yaratıldı” diye konuştu. Bu davayı açanın hukuk sistemi değil cemaat olduğunu vurgulayan Birdal, Sıra Kimde? Platformunun bu hukuksuzluğu teşhir ettiğini söyledi ve ekledi: “Türkiye açıkça adil yargılanma ve savunma hakkını ihlal etmektedir” dedi.

AKP ORDUSU KURUYORLAR
Duruşmanın olduğu saatlerde Tayyip Erdoğan’ın Strasbourg’da Türkiye mükemmel işleyen bir demokrasiymiş gibi konuştuğuna dikkatleri çeken Birdal “Başbakanın Strasbourg’daki konuşması, aynen Türkiye’deki muhalefete davranışı gibi aşağılayıcı ve tehditkardı” diye konuştu.
Hukuk sistemine göre mahkemelerde önce sanıkların kendilerini savunması, ardından iddia makamının en son söz alması gerektiğini hatırlatan Birdal, önceki gün ki duruşmada önce iddia makamının konuştuğunu ve davaların birleşmesine karar verdiğini, sanıkların kendilerini savunmasına izin verilmediğini vurguladı. İddianamenin bir polis fezlekesinden farksız olduğunu söyleyen Birdal “Magna Carta’dan 800 yıl sonra hala savunma hakkının olmadığı bir ülkede yaşamaktan utanç duyuyorum” diye isyan etti. AKP’nin siyasal tutumu ve neo-liberal politikalarının halkı isyan ettireceğini bildiği için meclisin kapanmasına 15 gün kala 50 bin kişilik bir paralı özel ordu kurduğunu belirten Birdal “AKP, halk isyan etmeden halka karşı ordusunu hazır hale getirmek istiyor” diye konuşmasını sonlandırdı.

AVCI’YLA BİR TUTULMAK UTANÇ VERİCİ
EMEP Genel Başkan Yardımcısı Ender İlmek ise “Hanefi Avcı gibi bir işkenceciyle devrimcilerin yan yana getirilmesi uyanç verici. Hanefi Avcı’nın bir işkenceci olduğunu biz açtığımız davalarla tespit ettirdik. Burada yapılmak istenen şey at iziyle it izinin birbirine karıştırılmasıdır” diye konuştu.
Toplantıya Kıbrıs’tan katılan Yeni Kıbrıs Partisi Genel Sekreteri Murat Kanatlı AKP’nin saldırganlığını yakından bildiklerini söyledi. “Bize besleme denmesine çok içerledik. AKP ‘açılım’ diyerek Kürtleri ve Alevileri kandırdığı gibi Kıbrıs konusundaki tutumuyla da Kıbrıs halkını kandırdı” diye konuşan Kanatlı, AKP’nin Kürt, Ermeni ve Kıbrıs sorunlarını çözmek için çok istekli bir parti imajı çizdiğini, ancak hiçbir gerçek adım atmayarak gerçek niyetini gösterdiğini söyledi.

YARGILAYANLAR YARGILANMALI
Ezilenlerin Sosyalist Partisi Başkanı Figen Yüksekdağ ise “Artık yargılayanları yargılama eşiğine geldik. Mevcut ‘hukuk’ düzeni dışında meşru bir hukuk oluşturmak lazım” dedi. Yargının bağımsızlığını tamamen yitirdiğini söyleyen Yüksekdağ, “Faşist yasalara karşı mücadelemiz sürecek” diye konuştu.

YAPILANLAR CEVAPSIZ KALMAYACAK
Son olarak söz alan Toplumsal Özgürlük Platformu Sözcüsü Halit Elçin, “Bu dava bir suç davası değil, siyasi bir dava. Bu dava sürecinde sosyalistlerin bilinçli duruşu sayesinde devrimci dayanışmanın çok güçlü olduğunu herkes gördü. Bize yapılanlar cevapsız kalmayacaktır” diye konuştu.
Toplantının ardından okunan ortak basın metninde ise önceki gün “İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde SDP Genel Başkanı Rıdvan Turan, TÖP Sözcüsü Oğuzhan Kayserilioğlu, SDP ve TÖP üye ve yöneticileri, Bilim ve Gelecek, Red dergileri çalışanlarının yargılandığı 3. Devrimci Karargah davasının ilk duruşması, duruşmadan çok bir oyuna benzemektedir. Terörle Mücadele Kanunu ve Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri ile Türkiye’nin geldiği yer, en temel hakların sınırsız bir keyfilikle ortadan kaldırılmaya çalışıldı karanlık bir ortaçağdır” denildi.

Haber içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Tomer Reznik: İki Lider de Suçlu

ONUR EREM/BİRGÜN
8 eylül 2011

Geçen Eylül’de İsrail solundan Tomer Rezmik ile Türkiye-İsrail ilişkisinin durumunu konuşmuştuk:

“Netanyahu yapılabilecek tüm hataları yaptı, Erdoğan da İsrail ile olan ilişkileri koparmaya çok önceden karar vermiş gibi gözüküyor” diyen Reznik’e göre liderlerin yol açacağı olası bir sıcak çatışma iki tarafın da zararına olacak.

İsrail ile Türkiye arasında Davos’ta başlayan Mavi Marmara saldırısıyla doruğuna ulaşan krizde tansiyon düşmüyor. Mavi Marmara baskınını araştıran Palmer raporunun basına sızdırılması üzerine ise iki ülke arasında köprüler tamamen atıldı. Ankara ve Tel Aviv  yöneticilerinin karşılıklı restleşmeleri krizi havaalanlarında sivil yolculara psikolojik baskı  yapılmasına kadar vardırdı.

Ortalık gergin ve krizi körükleyen açıklamalardan geçilmezken her iki taraftan da soruna ortak ve yapıcı bir çözüm bulunmasını isteyen sorunun toplumlararası bir düşmanlığa evirilmesine karşı çıkan “ötekiler” de var.

Meretz Gençlik Kolları Başkanı Roznik’in fotoğrafı sağ üstte

Bunlardan biri de İsrail’in Sosyalist Enternasyonal Üyesi Meretz Partisi. Partinin Yönetim Kurulu Üyesi ve Gençlik Kolları Başkanı Tomer Reznik, yaşanan krizi gazetemiz BirGün’e değerlendird. İsrail Parlamentosu Knesset’te 3 sandalye ile temsil edilen Meretz aynı zamanda Avrupa Sosyalist Partisi gözlemcisi. Reznik yaşanan gerilimde iki liderin de inatçılığının ve sorumluluğunun etkili olduğunu söyledi.

İsrail ve Türkiye arasındaki ilişkiler uzun zamandan beridir pamuk ipliğine bağlıydı. Son Palmer raporuyla bu bağ tamamen koparıldı. Bu kopuşun iki ülke üzerinde ne gibi etkileri olacaktır?

Türkiye, yakın zamana kadar İsrail’in en güçlü müttefiklerinden biriydi, hatta bölgedeki en güçlü müttefikiydi. Bu yüzden Türkiye’nin kaybının İsrail’e çok büyük bir etkisi olacağını düşünüyorum.

Nasıl?

İkili işbirliği azaldıkça İsrail’in diplomatik ve stratejik manevra kabiliyeti de önemli ölçüde azalacaktır. Benim ve partimin bakış açısına göre Binyamin Netanyahu hükümeti, bu gerilim sürecinde yapabileceği her hatayı yaparak, özel bir önemi olan Türkiye’nin kaybedilmesine neden oldu.

Bu kaybedilişte Netanyahu yalnız olmasa gerek?

Aynı şekilde Başbakan Tayyip Erdoğan da İsrail ile olan ilişkilere zarar vermeye, hatta bu ilişkiyi koparmaya çok önceden karar vermiş gibi gözüküyor. Çünkü Erdoğan önüne çıkan her “fırsat”ta, uzlaşı ve istikrar yerine bu yöne doğru adımlar attı. Türkiye’nin seyrüsefer güvenliği konusunda yaptığı açıklamaların ardından, tarihi bağlara sahip olan bu iki ülke arasında sıcak bir çatışma çıkmamasını umut ediyorum. Böyle bir durum, iki tarafın da zararına olacaktır.

Başbakan Erdoğan Mısır gezisinin ardından Gazze’ye gitme niyetini açıklamıştı. Erdoğan ve bu açıklaması İsrail’de, özellikle de İsrail solunda nasıl karşılandı?

İsrail halkının gözünde Erdoğan bir müttefik olarak güvenilirliğini yitirmiş durumda. Erdoğan’ın tutumu özellikle önyargılı ve İsrail karşıtı. Ne yazık ki bu tutumu yüzünden İsrail’deki Türkiye imajı da değişti. Erdoğan’ın bu açıklaması İsrail’e yönelik bir provokasyon gibi gözüküyor. Aynı zamanda Erdoğan’ın tek yanlı tutumunun da bir göstergesi.

Önümüzdeki günlerde Filistin’in bağımsızlığı Birleşmiş Milletler’de oylamaya açılacak. Bu oylamaya bakışınız nasıl? İsrail oylamanın sonucundan nasıl etkilenecektir?

Meretz İsrail’den bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını desteklemekte. Hükümete bir çağrı yaparak İsrail’in Birleşmiş Milletler Büyükelçisinin Filistin lehine oy kullanması gerektiğini söyledik. Bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasının, yeniden barış görüşmelerine başlamak ve Filistin-İsrail çatışmasını bitirmek için büyük fırsat olacağını düşünüyoruz.

Hükümetinizin tutumu nedir bu konuda?

Maalesef Başbakan Netanyahu ve Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman ile hükümetin attığı adımlar çözümden çok uzakta.

İsrail’deki ‘Cumartesi Protestoları’na bakışınız nedir? Ülkede nasıl bir etki yaratıyor?

‘Cumartesi Protestoları’ İsrail’in toplumsal tarihinin en ilham verici ve heyecanlandırıcı olayı olmayı başardı. Yaklaşık 500.000 İsrailli sokaklara döküldü ve ülkenin birçok şehrinde protestolar düzenlendi. Bu bir rekor ve tarihi önemde. İnsanların sokağa dökülme nedeni Neoliberalizm’in en vahşi şekilde uygulanması oldu. Başbakan Netanyahu da bu neoliberal sistemin bir simgesi, yürütücüsü.

Bu toplumsal hareketin arkasında kimler var?

Bu protesto ve toplumsal hareket solun ve sosyal demokrasinin İsrail’de önemli bir düşünce ekolü olarak yeniden ortaya çıkmasını, dirilmesini sağladı. Protestoların, İsrail halkının önünde duran bu tehdidi halka başarılı bir şekilde anlatması sonucunda halk da bu harekete beklenmedik çapta bir destek verdi ve protestolar spontane bir şekilde yayıldı.

Protestoların ortaya çıkmasında ‘Arap Baharı’nın bir etkisi var mı?

İsrail’deki protestoların, Arap Baharı ve Avrupa’da yayılan protesto dalgalarıyla eş zamanlı olması dikkat çekici tabii. Her nerede olursa olsun bütün insanlar kendisine dayatılan, toplumun sadece ufak bir kesiminin çıkar sağladığı bu siyasal-ekonomik düzene karşı kolektif bir şekilde isyan ediyor. Bu oldukça önemli.

Bu ‘bahar’ın İsrail’e ne gibi etkileri olacaktır?

Bu hareketin uzun vadede doğuracağı sonuçları öngörmek zor olsa da kısa vadede etkileri olacaktır. İsrail’de gelişmeye başlayan toplumsal hareketler buradan ilham almaya başladı. Eğer Arap Baharı’ndan gerçek demokrasiler çıkarsa bu bölgeye barış ve refah getirecektir. Yine de böyle bir öngörüde bulunmak için erken.

Söyleşi içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ABD’den Kriz Manzaraları

Amerikan Rüyası’nda Çöküş

LINH DINH
BirGün için çeviren: ONUR EREM
5 ocak 2011

Halkı uyutmaya çalışan medya kuruluşları bıkmadan aynı şeyi yineliyorlar; ekonomik toparlanma başladı, kriz geçti! Associated Press “2 yıl süren krizin ardından 2010 Noel’i Amerikalılar’a alışverişi ne kadar sevdiklerini anımsatarak ekonominin toparlanmasına katkıda bulunacak” derken Yahoo Finance da 28 Aralık sabahında “Ekonomi rayına girdi” haberini veriyordu. Ancak bu haberden bir saat sonra şu haberi geçti: “Tüketici güven endeksi aralık ayında beklenmedik bir şekilde düştü.”

Ülkede mevcut sosyal kaos, suça yönelim ve umutsuzluk atmosferi içerisinde ekonomik bir batağa saplanırken ABD yurttaşları her gün büyük dozlarda saçma haberlerle uyuşturuluyor. Buna rağmen ara sıra sokağın gerçekleri de haberlere yansıyor. Hem de Amerika’nın Sesi gibi Washington’un sözcülüğünü üstlenmiş olan bir Soğuk Savaş sembolündeki haberlere bile:
[Amerika’nın Sesi]: Noel dönemi sizin açınızdan nasıl geçiyor?
[Kasiyer]: İyi değil, idare eder diyebiliriz.
[AS]: Niye? İşler iyi değil mi?
[Kasiyer]: Hayır değil. İşsizlik çok yüksek, dolayısıyla insanlarda alışveriş yapmak için para yok.
[AS]: Senin işin de tehlikede mi peki?
[Kasiyer]: Maalesef.

Şimdi halkın durumunu anlamak için yaşadığım yer olan Philadelphia’daki büyük bir alışveriş merkezine, the Gallery’ye ve orada çalışan insanlara bakalım. Bayan Fischel et ve peynir satan bir dükkan işletiyor. Son yıllarda satışları düzenli olarak azalmış, hâlâ da azalmaya devam ediyor. Bir de yönetimin kira fiyatlarını artırması işlerini daha da zorlaştırmış. Bu kriz döneminde fiyat artışına gidilmesinin nedeni ise alışveriş merkezinin neredeyse bomboş kalması. Üçüncü katı tamamen terk edilen, ikinci katında ise tek tük dükkan kalan Gallery’de sadece bu hafta içinde 4 mağaza kapanmış ve hiç giyim mağazası kalmamış içeride. Dükkan sayısı bu kadar azalınca yönetim de AVM’nin giderlerini karşılayabilmek için kalan dükkanların kirasını artırma yoluna gitmiş.

Fischel’in oğlu da California’da hukuk okumuş ve yeni mezun olmuş. Ancak iş bulamadığı için ailesinin yanına dönmek zorunda kalmış. Maaşı olmadığı gibi bir de öğrenim kredileri ve kredi kartı borçlarıyla uğraşmaya çalışıyor. Bu sadece ona özgü bir durum değil. 2006’da ABD’de üniversite mezunlarının üçte ikisi bir iş bulamadıkları veya buldukları işin geliri bir evin kirasını ödemeye bile yetmediği için ailelerinin yanına dönmekteydi. Günümüzde ise bu oran yüzde 85’e yükselmiş durumda.

Ali ise Pakistanlı bir göçmen. Ufak standında Çin’de üretilmiş ucuz çanta, kemer ve saat gibi aksesuvarlar satıyor. Aynı zamanda Gucci ve Coach gibi markaların da armalarını satıyor. Amerikan halkının yoksul sınıfları markalara karşı öylesine bir hayranlık besliyor ki, o markalı ürünleri alamasalar bile markanın armasını satın alıp sahip oldukları markasız ürünlere dikerek kendilerini ‘seçkin’ hissediyorlar.

Ali’nin ülkedeki ilk işi bir Seven Eleven dükkanındaymış. Orada biriktirdiği parayla kendine bir benzin istasyonu satın almış. Ama bütün birikimlerini Citigroup ve Fannie Mae gibi şirketlerin hisselerine yatırınca krizde her şeyini kaybetmiş. 146.000 doları battığı gibi, üstüne bir de evini kaybetmiş. Borçlarını ödeyebilmek için şu an bütün yaşamı işi olmuş durumda, lakin işten kazandığı para da her gün azalıyor. Eskiden günlük satışlar ortalama 1.500 dolar civarındayken bugün günde 500 dolarlık satış yapmak bile onu mutlu ediyormuş. Son iki yıldır zarar etmesine rağmen umudunu yitirmemiş: “Bir iki yıl içinde eşim ve çocuklarım için bir ev alabilecek hale geleceğim” diyor Ali.

Bay Giuliani ise eski bir bilgisayar tamircisi. Evlere 85 dolara bilgisayar tamiri için gidip üstüne bir de saat başı 28 dolar kazanıyormuş. Ancak patronları krizde maliyetleri düşürmek için Hindistanlı teknisyenleri tercih edince Giuliani işsiz kalmış. Şimdi saat başı 15 dolar karşılığında Gallery’de güvenlik görevlisi olarak çalışıyor.

Tren hatlarının kesişme noktasında bulunan Gallery’de son dönemde çocukların ve gençlerin gerçekleştirdiği şiddet olayları, toplumun yaşadığı çöküşe paralel olarak artmış. Çocuklar birbirlerini, mağaza sahiplerini hatta güvenlik görevlilerini bile darp etmeye başlamışlar. İşi ve parası olmayan bu gençlerin tek eğlencesi Gallery’de veya başka yerlerde kaos yaratmak olmuş. Mart ayında 73 yaşında bir adam ve 41 yaşında bir kadın 12 yaşında çocuklardan oluşan bir çete tarafından dövülerek hastanelik edilmiş. Çocuklar “Yakala ve mahvet!” adını verdikleri bu oyunu oynarken Belinda Moore’u kendilerine kurban seçmişler. “Kel orospu!” diye bağırdıkları Moore’u “Döv! döv!” tezahüratlarıyla dövüp çantasını çalmışlar. Mağdur olan Moore, Philadelphia Daily News’e yaptığı açıklamada “Bu çocuklar toplumdan mı yoksa yaşamın kendisinden mi nefret ediyorlar bilmiyorum ama bir insana nasıl böyle davranabiliyorlar anlayabilmiş değilim. Henüz 11-12 yaşlarındaki ufacık çocuklarda böylesine bir nefret nasıl oluşabilir?” demiş. Yine aynı yerde 18 yaşındaki bir başka genç de MySpace’deki blog’una “Çok sıkıldım” yazdıktan sonra 68 yaşındaki bir kadını kızartma tavasıyla öldürüp arabasını çalmış. Bu olayın ardından önce blog’una ağzında paralarla fotoğrafını koyup “Arkadaşımla şehir merkezine gidioruz, ağzıma biraz daha para koyun!” diye yazmış, ardından da “Yeni sipariş verdiğim siyah botlarım gelmek üzere!” demiş.

Giuliani’ye dönecek olursak, evi ailesinden kaldığı için bir mortgage borcu bulunmuyor. Fakat emlak vergisi ödeyemeyeceği seviyelere ulaşmış durumda. Çocukluğu bu evde geçmiş olduğu için evini pek satmak istemiyor, ama yakında satmak zorunda da kalabilir. Üstelik 10 odalı evin ısıtma masrafı çok yüksek olduğu için evi çok ucuza elden çıkarması da gerekebilir.

Gallery, daha çok müşteri çekmek için banliyö trenleri ve metro hatlarının tam kesişme noktasına yapılmıştı, ancak bu hatlar artık daha çok müşteri değil daha çok evsizin buraya gelmesine vesile oluyor. Buradaki dolambaçlı, labirenti andıran tasarım evsizler için bir sığınak görevi görüyor. Bu evsizler Giuliani gibileri tarafından kovulmadan önce binanın içinde amaçsızca dolaşıyorlar. Utanmaz Amerikan medyası köpeklerin bile bu Noel’de daha kendilerine alınan pahalı oyuncaklar sayesinde ekonomik toparlanmanın farkına vardığını söylerken, Gallery’de tekerlekli sandalyelerinde pinekleyen, mağaza köşelerine kıvrılıp uyuyan, veya çöplerde yiyecek bir şeyler arayan bu evsizler nedense(!) ekonomideki tam gaz büyümeyi fark edememişler.

‘Çöküş’ televizyonlarda gösterilmeyecek. Dışlanmış ve yalnız olarak hepimiz bunu bir başımıza yaşayacağız. Birer kusur olarak görülüp suçlanacağeFDz, Amerikan Rüyası fotoğrafından fotoshoplanacağız. Dibe battıkça daha da görünmez hale getirileceğiz. Gerçek ile yayınlananlar arasındaki kopuş her geçen gün daha da iğrençleşecek.

Çeviri içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın