IŞİD’e giden gençler bulundu, dönecekler

CHP Hatay Milletvekili Ediboğlu, Suriye’ye giden 11 Sudanlı ve İngiliz gencin yerlerinin tespit edildiğini ve döneceklerini söylerken MİT, AFAD, TİKA, Kızılay ve İHH’yı IŞİD’e doktor transferi yapmakla suçladı

sudanli-baba524.03.2015 ONUR EREM @onurerem

Dokuz İngiliz ve iki Sudanlı gencin Suriye’de IŞİD kontrolündeki bir hastanede olduğu ortaya çıktı. İki hafta önce Sudan’daki okullarını bırakıp Türkiye’ye gelen ve oradan Suriye’ye geçen üçü  tıp öğrencisi ve sekizi yeni mezun doktordan oluşan grubun IŞİD kontrolündeki bir hastanede olduğunu CHP Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu duyurdu.

‘Yakında dönecekler’

Çocuklarını aramak için Türkiye’ye gelen ailelere başından beri yardımcı olan Ediboğlu, Suriyeli doktorlar aracılığıyla İngiliz öğrencilere ulaşıldığını söyledi: “İki genç Türkiye sınırına çok yakın Kaniye Dil (Cerablus) kentinde bulundu. Diğerleri ise Rakka’daki hastanelere dağılmış durumda. Onların Türkiye’ye dönebilmesi için girişimlerde bulunuyorum. Şu anda Antep’te çocuklarını bekleyen 14 kişi var. Yakında çocuklarına kavuşacaklarını umuyorum”

ABD ve İngiltere devrede

Suriye’ye giden gençlerin ailelerinin varlıklı, kariyer sahibi aileler olduğunu ve bu nedenle ABD, İngiltere ve Kanada’nın gençler için devreye girdiğini anlatan Ediboğlu, “Bu yüzden uluslararası baskı uygulanarak bu gençlerin yeri bulundu” dedi.

Lojistik deste Türkiye’den

Ediboğlu şunları söyledi: “Türkiye’ye ilk defa gelmiş 11 gencin İstanbul’dan doğrudan Antep’e gitmek yerine Ankara ve Kayseri’de iki aktarma yaparak izini kaybettirdiğini gördük. Bunu tek başına yapmış olmaları imkansız. Türkiye’deki İslamcı STK’ler yabancı yardımcıların aracılığıyla dışardan doktorları bu hastanelere yönlendiriyor. MİT, AFAD, Kızılay, İHH, TİKA ve çok sayıda kuruluş dünyanın dört bir yanından binlerce doktorun IŞİD’e transferini yapıyor. Bu sayede binlerce yabancı doktor IŞİD kontrolündeki sekiz hastanede çalışıyor.”

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Amsterdam öğrenci işgalinin kalbinde

28.03.2015 Nicola Zolin & Roberto Pizzato – Amsterdam | Çeviri: Onur Erem

Fotoğraflar: Nicola Zolin

31 amsterdam 10Avrupa’da yeni öğrenci hareketleri ve üniversite işgalleri dalga dalga yayılıyor. 25 Mart’ta Yeni Üniversite hareketi, Amsterdam Üniversitesi’nin kentin kalbindeki binası Maagdenhuis’deki işgalinin birinci ayını kutladı. Bir grup öğrenci Şubat ayından beri bu mekanda yaşıyor, yerel ve uluslararası entelektüellerin de katılımıyla eğitimler, atölyeler ve sunumların da dahil olduğu pek çok etkinlik örgütlüyor. Talepleri ise doğrudan demokrasi, yönetime katılım, finansal kesintilerin durdurulması ve üniversitenin ilerici bir şekilde yeniden yapılandırılması.

31 amsterdamm 10Eğitim sisteminin temel sorunu

Eğitim insan için dünyaya açılan bir penceredir, merakı tetiklemesi, insanlara hayal kurmak, yaratıcı olmak ve yaşamak istedikleri gibi bir dünya kurmak için için anahtarlar sunması gerekir. Fakat üniversiteler günümüzün ekonomik ve yüksek derecede bürokratik finansal sistemini yansıtmaya mahkum edildiğinde diyalog için samimi bir agora oluşamaz, karşılaşmalar yaşanamaz, farklı anlatılar keşfedilemez. İnsanlık tarihinin içinde bulunduğu aşamaya dair alternatifler çizilemez. İşte tam da bu karamsar tablonun içinde yeni idealleri olan ve günümüzün perspektifini kabul etmeyen bir grup öğrenci, eğitim kurumlarının ticarileştirilmese karşı bir protesto olarak üniversite binalarını işgal etti.

Bir binadan diğerine işgal

13 Şubat’ta “Yeni Üniversite”nin öğrencileri ve akademisyenleri Amsterdam Üniversitesi’nin Bungenhuis binasını işgal etti ve üniversitenin “reform”larını geri çekmesini talep etti. Yönetim Kurulu ile müzakerelerden bir sonuç çıkmayınca binayı boşaltmayı reddeden öğrenciler polis tarafından zorla binadan çıkarıldı. Aynı gece öğrenciler Amsterdam Üniversitesi’nin yönetim binası olan ve kentin kalbinde yer alan Maagdenhuis binasının kapılarını zorladı, günümüze kadar devam eden işgali başlattı. Aynı bina 1969’da da öğrenciler tarafından işgal edilmişti. Hareket, hedeflerine ulaşmak için doğrudan demokrasi ve öz örgütlenme pratiklerini kullanıyor.

DSC_0106Antitez bildirisi

Yeni Üniversite hareketinin arkasındaki öğrenciler ve akademisyenler “Antitez” adlı bildirilerinde “işgal sayesinde sonunda kendimizi postmodern sinizmden kurtarmayı başardık” diyorlar. Bu anlamda, eyleme geçerek işgal etmeleri “genç nesillere güçsüz oldukları düşüncesinin yerleştirilerek onların duyarsızlaştırılmasına karşı bir tepkiydi”. 25 Mart’ta Maagdenhuis’te bir konuşma yapan Fransız felsefeci Jacques Ranciere “Sistemin mantığı aciz olan, aciz olduğunu hisseden ve aciz olduğunu onaylayan insanlar yetiştirmektir” diyerek doğruluyordu Antitez bildirisindeki ifadeleri.

İşgal değil özgürleştirme

Maagdenhuis’daki etkinliklerin ilk ayında Yeni Üniversite hareketi çok sayıda atölye düzenledi, film ve belgesel gösterimleri yaptı, konserler ve günlük dersler örgütledi. Derslere daha önce Occupy hareketine dâhil olmuş David Graeber gibi akademisyenlerin yanı sıra daha önce Occupy ile ilişkilenmemiş akademisyenler de katıldı. Bu süreçte Yeni Üniversite’de “işgal” kelimesinin kullanımı bırakıldı, yerini “özgürleştirme” terimi aldı.

Hareketin üyelerinden Onruststoker, bildiride yer alan yazısında, hareketin geleceğe dair somut bir planı olmadığını kabulleniyordu. Ona göre “Bir son anlamına gelmeyeceğini baştan söylememiz gereken müzakerelerde” ilerlemek ancak özgür yaratıcılıkla mümkün olabilir; “Somut, öznel veya türlü türlü olabilecek ideallerimizi deneylere dönüştürebilecek bir özgür yaratıcılıkla”.

DSC_0106‘Bu daha başlangıç’

“Biz yalnızca bu mekanı işgal etmiyoruz” diyor harekete Maagdenhuis işgalinden sonra dahil olan Micheil, “Başka yerlerde de ortaya çıkan yeni üniversite işgalleriyle büyük bir ailenin bir parçası gibi hissetmeye başladık”. 18 Mart’ta London School of Economics’te başlayan yönetim binası işgali Amsterdam’daki öğrencilerin özgüvenini artırdı. Londra’daki işgalciler “İşgallerin gücü birer domino etkisi yaratmalarıdır: Bu daha başlangıç” diyorlar. Birkaç hafta önce de Kanada’nın pek çok kentinde öğrenciler üniversiteye ayrılan kaynakların kısılmasını ve eşitsiz bir şekilde dağıtılmasını protesto etmek için grev başlatmıştı.

Hem tarihi hem geleceği yazmak

Amsterdam’daki öğrenciler taleplerinin dinleneceklerinden emin. Amsterdam Üniversitesi’ni bitirdikten sonra, akademide bugün protesto edilen aksaklıklar nedeniyle akademik kariyer fikrini terk eden mezunlardan Joyce Pijnenburg “Taleplerimizden biri araştırma ve öğretime ayrılması gereken parayla emlak spekülasyonu yapılmasının sonlandırılması” diyor. İşgalin başından beri hareketin içinde olan felsefe öğrencisi Michele Mugia ise 1969’da hükümetin öğrencilerin taleplerini dinleyerek üniversitenin yönetimine dair yasaları değiştirmek zorunda kaldığını hatırlatıyor. Michele zamanının çoğunu işgal mekanındaki etkinlik ve mitingleri örgütlemek için harcıyor. “Burada herkes hem tarih yazdıklarına, hem de geleceği yazdıklarına inanıyor” diyor gururla.

Eylemin ve yaratımın gücü

Amsterdam Üniversitesi’nin öğretmenlerinden Bertie Kaal, Yeni Üniversite mücadelesini destekliyor ve “1969’daki işgalin kazanımları sonraki onyıllarda kaybedildi, yukarıdan aşağıya bir eğitim sistemi baskın hale geldi” diyor. Bertie, öğretmenlerin işlerini kaybetme korkusu nedeniyle çoğu zaman seslerini çıkarmadığını, protesto edemediğini söylüyor, “Öğrencilerin protesto etmesinin bir nedeni de profesörlerinin bunu yapmaması ve öğrencilerin bunu başarmasından ötürü mutluyum” diyor. Yeni Üniversite’nin arkasındaki öğrenciler korkusuzca birbirlerine kenetlenmiş. Kolektifin bir parçası olan Micheil şunları söylüyor: “Diğer hareketler ve siyasi partiler bizden ilham alıyor. Onlara, eyleme geçip inandığınız şeyi yaratmaya başlayınca nelerin mümkün olacağını gösterdik.”

Çeviri, Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

LSE öğrencileri özgür bir üniversite için ayaklandı: Neden işgal ediyoruz?

22.03.2015

zMevcut üniversite sisteminin değişimini talep etmek için London School of Economics (LSE) yönetiminin ana toplantı odası olan Vera Anstey Suite’i işgal ettik.

LSE, neoliberal üniversitenin somutlaşmış halidir. Üniversiteler artan bir şekilde özelleştirilirken yüksek eğitim kar amaçlı, bürokratik ‘iş modeli’ne dönüştürülüyor. Öğrenciler devasa borç yükleriyle mezun olmaya itiliyor. Üniversiteler diploma fabrikası, öğrenciler de tüketici haline getiriliyor.

LSE Britanya ve ötesindeki pek çok üniversite sisteminin dönüştürülmesi için bir model oldu. Yüksek borçluluk, piyasa tarafından yönlendirilen ölçümler ve şirketlerin çıkarlarına boyun eğilmesi üniversite ve eğitimin ne olması gerektiği hakkındaki fikirleri yoldan çıkardı.

Biz özgürleştirici bir eğitim talep ediyoruz, fiyat etiketi olmayan bir eğitim. Öğrenciler, eğitmenler ve işçiler tarafından yönetilen bir üniversite istiyoruz.

Üniversitenin bir iş modeline dönüşmesi bütün öğrencilik yaşamını dönüştürür. Üniversite imajı, pazarlanabilirliği ve diplomalarının “katma değeri”ne öncelik verdiğinde öğrenciler artık öğrenci olamaz – öğrenciler birer ticari mala, eğitim de bir hizmete dönüşür. Kurumsal cinsiyetçilik ve ırkçılık, işçilerin ve eğitmenlerin çalışma koşulları kâr amacıyla çalışan kurumlar için yalnızca dikkat dağıtan konular haline gelir.

Bizler Birleşik Krallık, Avrupa ve dünyadaki mücadelelere katılarak yalnızca eğitimimizi değil bütün toplumumuzu değiştiren bu sistemi reddediyoruz. Birleşik Krallık’taki Sheffield, Warwick, Birmingham ve Oxford işgallerinden Hollanda’daki Amsterdam Üniversitesi’nin kolektifçe ele geçirilmesine – öğrenciler bu sistemin artık sürdürülemeyeceğini açıkça gösteriyor.

Mücadelemizde yalnız değiliz.

Neden işgal?

Bu işgalle herkesin doğrudan demokratik, hiyerarşisiz, evrensel olarak erişilebilir bir eğitimin inşası için herkesin katılabileceği, açık, yaratıcı ve özgürleştirilmiş bir alan yaratmayı hedefliyoruz: Londra Özgür Üniversitesi.

Bu alan atölyeler, tartışmalar ve herkesin fikirlerini özgürce paylaşabileceği toplantılar etrafında örgütlenecek. Bilgi bir ticari mal değil, kendi başına değerli ve kıymetli bir şeydir. Ve sınırlı bir mekan ve zamanda da olsa, eğitimin özgür ve ücretsiz olabileceğini kanıtlamayı umuyoruz.

Bu özgürleştirilmiş alan, özel olarak bu üniversitenin ve bir bütün olarak eğitim sistemimizin hangi yöne gittiğine dair açık tartışmalara olanak sağlayan bir mekan olacaktır. Bu sürecin yalnızca bir öğrenci süreci olmadığını vurgulayarak bütün LSE eğitimcileri ve çalışanlarını bu mekana dahil olmaya çağırıyoruz.

Mücadelemizi eşitlik, doğrudan demokrasi, dayanışma, karşılıklı özen ve destek prensipleri üzerine kuruyoruz. Herkesi aşağıda yer alan taleplerimiz üzerine açık tartışmalar yürütmek ve katkı sunmak için davet ediyoruz:

1) Özgür ve kâr amacı gütmeyen, evrensel erişime sahip bir eğitim: LSE yönetiminin hükümete lobi yaparak hem yerli hem yabancı öğrenciler için öğrenim ücretlerini minimuma indirmesini talep ediyoruz.

2) İşçi hakları: LSE işçileriyle dayanışma içinde gerçek bir iş güvencesi, sıfır saatlik sözleşmelerin sonlandırılması, adil bir ücret ve en çok maaş alan işçiyle en az maaş alan arasındaki farkın sert bir şekilde azaltılmasını talep ediyoruz.

3) Gerçek bir üniversite demokrasisi: Doğrudan öğrenciler, akademik ve akademik olmayan çalışanlar tarafından seçilen, kurumun bütün yönetimsel kararlarını almakla sorumlu bir öğrenci-çalışan konseyi talep ediyoruz.

4) Tecrit: Okulun savaşlara, işgallere ve gezegenin yok edilmesine karışmış sömürücü ve yıkıcı şirketlerle tüm ilişkilerini kesmesini, onları tecrit etmesini talep ediyoruz. Buna fosil yakıt endüstrisi ve İsrail’in Filistin’i işgalinden kâr sağlayan tüm şirketler dahildir.

5) Özgürleşme: LSE’nin taciz politikasını değiştirmesi ve tacize sıfır tölerans uygulamasını talep ediyoruz. LSE’nin itaatsizliği kriminalleştiren ve özellikle Müslüman öğrenciler ile çalışanları hedef alan Terörle Mücadele Yasası’nı uygulamamasını talep ediyoruz. Polisin kampüse girmesine izin verilmemesini talep ediyoruz. LSE’nin ırkçılık, cinsiyetçilik, engellilere karşı ayrımcılık, homofobi, transfobi ve dini ayrımcılığın olmadığı bir mekan haline gelmesini talep ediyoruz. Okul yönetiminin eski etik kodu yeniden uygulamaya sokup yasal olarak bağlayıcı hale getirmesini talep ediyoruz. Uluslararası öğrencilerin güvenceleri ve eşitliğinin, özellikle de öğrenim vizesi konusunda garanti altına alınmasını talep ediyor, onları özgür üniversite projemize tümüyle dahil ediyoruz.

En içten dileklerimizle,

LSE işgalcileri

Kaynak: occupylse.tumblr.com

Çeviri: Onur Erem

AKADEMİSYENLERDEN DESTEK AÇIKLAMASI

Amsterdam, Londra ve dünyanın pek çok kentinde üniversitelerini işgal eden öğrencilerin fevkalade eylemlerine desteklerimizi ifade etmek üzere bu yazıyı kaleme alıyoruz. Bu eylemler birer ilhamdır. Öğrenciler ve onları destekleyen üniversite çalışanları, yönetimlerinin üniversitelerine el koymasına, her geçen gün artan öğrenci borçlarına ve üniversite emekçilerinin prekaryalaştırılmasına haklı olarak karşı çıkıyor.

Fakat bu talepler hikayenin tümünü anlatmıyor. Öğrenciler ve çalışanlar üniversitelerini işgal ederek tamamen farklı bir öğrenme mekanı yaratmak için deneysel birer adım attılar. Üniversite sisteminin para tarafından yönetilmemesi, eğitimin neoliberalizmin sınırlarına hapsedilmeyip bu sınırların ötesinde gerçekleşmesi için mücadele veriyorlar. Amsterdam’da, Londra’da ve diğer yerlerde öğrenciler eğitimlerinin demokratik özyönetim talebini öncelikli talep olarak öne çıkardılar. Eylemleri ve meclisleri doğrudan demokratik alternatifi kritik bir şekilde pratiğe dönüştürdü. Böylece otonom ve pazarlaştırılmamış eğitimin neye benzeyeceğini göstermek için yola çıktılar.

İşgalcilere mücadelelerinde her yürlü başarıyı diliyor ve topluma yönelen neoliberal saldırılara direnmek için mücadelelerinin anahtar role sahip olduğunu onaylıyoruz. Amsterdam, Londra ve diğer yerlerin öğrencileri aktif olarak yeni bir dünya inşa ederken tüm desteğimizi hak ediyorlar.

Prof. Mike Neary, Eğitim Fakültesi Dekanı, University of Lincoln

Dr. Sarah Amsler, Eğitim Fakültesi, University of Lincoln

Dr. Joss Winn, Eğitim Fakültesi, University of Lincoln

Richard Gunn, Siyaset Bilimi (emekli), University of Edinburgh

Dr. Adrian Wilding, Felsefe Enstitüsü, Friedrich-Schiller Universität Jena

Çeviri içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Rektör Laçiner camiye gösterdiği ilgiyi eğitime göstermemiş

Kampüsünde 3 cami ve 53 mescite sahip olacak Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’nin rektörü Laçiner, BirGün’ün camilerden rahatsız olduğunu iddia ederken üniversite endeksleri üniversitenin başarısının azaldığını gösteriyor

çanakkale-18-mart

05.03.2015 ONUR EREM @onurerem

Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Rektörü Sedat Laçiner, BirGün’ün dünkü “3 camili bilim yuvası” manşetine twitter hesabından “Bazılarının üniversitede cami rahatsızlığı hala devam ediyor maalesef” diye yanıt verdi. Fakat Çanakkale 18 Mart’ın ibadet yerlerine gösterdiği özeni bilimsel araştırmalara göstermemesi üniversitenin başarısını son yıllarda geriletti.

Sedat Laçiner “bilimsel uluslararası makale sayımız dört yılda yüzde 64 arttı” dese de üç farklı üniversite başarı endeksinde Çanakkale 18 Mart’ın başarısı üç yıldır azalmakta.

3 yılda 81 sıra geriledi

URAP Endeksi’nde Laçiner göreve başladıktan sonra üniversitenin sıralamasının gerilediği gözüküyor. 2012-13 döneminde dünyada 1331. Türkiye’de 40. olan üniversite, 2013-14’te dünyada 1372. Türkiye’de 46., 2014-15 döneminde ise dünyada 1412. Türkiye’de 50. oldu. Böylece üç yılda üniversite dünya sıralamasında 81, Türkiye sıralamasında 10 sıra gerilemiş oldu.

Tübitak listesine giremedi

Tübitak’ın Girişimci ve Yenilikçi Üniversiteler Endeksi’nde 2012 yılında 45. sırada yer alan Çanakkale 18 Mart, sonraki iki yılda 50 üniversitelik listeye girmeyi bile başaramadı.

Bir diğer uluslararası endeks olan Scimago Ranking’de ise Çanakkale Üniversitesi’nin dünya sıralamasında 2013’te 1771. olan Çanakkale 18 Mart, 2014’te 1774’üncülüğe gerilemiş durumda.

Makale artarken başarı düşer mi?

Prof. Dr. Metin Balcı’nın Cumhuriyet Bilim Teknik için yaptığı ve 2011’de yayınladığı bir araştırma  ise üniversitelerde makale sayısı artarken başarı endekslerinde gerilemenin nasıl yaşanabileceğine ışık tutuyor. Prof. Balcı’ya göre Türkiye’deki üniversitelerde üretilen makalelerin önemli bir kısmı çok düşük seviyeli ve yayınlamak için para isteyen dergilerde yayınlanıyor. Balcı, Türkiye üniversitelerinde yaşanan makale artışlarına rağmen başarının artmayışını şu sözlerle açıklamıştı: “Bilimsel üretkenliği olmayanlar, tümü olmasa da bir kısmı, yayın için çeşitli yollara, etik dışı davranışlara başvurmaya başladı. Ciddi bir bilimsel süzgeçten geçmeyen ve para ile yayın yapan bu dergilere yönelme yolunu seçtiler.”

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İnanç özgürlüğünde rekor gerileme

Pew’in yayınladığı inanç özgürlüğü araştırmasına göre Türkiye’de hükümet baskısındaki artış rekor kırdı, bir yıl içinde en çok gerileyen büyük ülke oldu, Avrupa’nın en kötü ikinci ülkesi haline geldi

Religiousfreedom

03.03.2015 ONUR EREM @onurerem

Pew Araştırma Merkezi’nin yayınladığı “Dini Kısıtlamalar ve Düşmanlıklarda Son Eğilimler” adlı küresel araştırmada Türkiye bir yıl içinde inanç özgürlüğünün en hızlı gerilediği sekiz ülkeden biri oldu. 2013 yılındaki gelişmeleri inceleyen ve 26 Şubat’ta yayınlanan araştırmada inanç özgürlüğüne karşı hükümetin çıkardığı engeller konusunda Türkiye 198 ülke içinde 11. oldu. AKp hükümeti Avrupa’da Rusya’dan sonra en fazla baskı uygulayan ülke haline geldi.

Hükümet baskısı: Çok yüksek

Hükümet baskısının “çok yüksek” olarak tanımlandığı grupta yer alan Türkiye’nin önünde İran, Afganistan ve Suudi Arabistan gibi ülkeler bulunuyor. 2013’te Türkiye’deki hükümet baskısı 10 üzerinden 7.4 notuyla değerlendirildi. 2012’de 6.4 olan bu notta gerçekleşen bir puanlık artış, dünyadaki en hızlı sekiz artıştan biri oldu.

Rakip Uganda ve Sudan

Hükümet baskısı alanında Türkiye’den daha hızlı artış gösteren ülkeler arasında Burundi, Uganda ve Güney Sudan gibi ülkeler bulunuyor. Dünyadaki en yüksek nüfusa sahip 25 ülkenin karşılaştırıldığı listede ise Türkiye hükümet baskısının en çok arttığı ülke oldu.

Toplumsal baskı da var

2012 ve 2013 yıllarındaki gelişmeleri değerlendiren raporda Türkiye inanç özgürlüğüne karşı toplumsal baskılar sıralamasında da 37. sırada yer aldı, toplumsal baskı da ‘yüksek’ olarak tanımlandı. Pew’e göre Türkiye’de Evanjelik Protestanlar ve Mormonlar hükümet tarafından gözetlenmekten şikayetçi. Bu gruplar misyonerlik yapmak istedikleri zaman polis baskılarıyla karşılaşıyorlar. Raporda dünya çapında Yahudilerin gördüğü ayrımcılığın son yedi yılın zirvesinde olduğuna dikkat çekildi.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın