“İşçilerin katili tazminat ödemeli”

Pakistan’ın Karaçi bölgesinde bir tekstil fabrikasında çıkan yangında ölen işçilerden Muhammad Akmal’ın eşi Shahida Parveen, üretimi yaptıran Alman şirketinin tüm işçi yakınlarına tazminat ödemesi için bir imza kampanyası başlattı.

2012 yılında Baldia kentindeki Ali Enterprises tekstil fabrikasında ihmal nedeniyle çıkan yangında 254 işçi ölmüş, 55 işçi de yaralanmıştı. Fabrikanın yangın yönetmeliğine göre düzenlenmediği, acil çıkışların ve camların kilitli olduğu ortaya çıkmıştı. Pakistan’ın en büyük iş katliamlarından biri olarak tarihe geçen yangının ardından, fabrikaya üretim yaptıran Alman zinciri KiK işçi yakınlarına yazılı belge vererek tazminat vereceklerini duyurmuştu. KiK’in sözünü tutmaması üzerine harekete geçen Shahida Parveen, avaaz.org adlı siteden başlattığı imza kampanyasında “Bu trajik kazanın ardından sağlığım kötüleşti ve bir gelirim olmadığı için sağlık harcamalarımı karşılayamaz hale geldim. 3, 8 ve 11 yaşındaki çocuklarıma yemek alacak para bile bulamıyorum. Yangında ölen bir çok işçinin aileleri de benim yaşadıklarımı yaşıyor” ifadelerini kullandı.

Yangının ardından eşinin cesedini bile bulamayan çok sayıda işçi yakınından biri olan Parveen, KiK şirketinin işçi yakınlarının eğitim, barınma, sağlık ve gıda ihtiyaçlarını karşılaması gerektiğini anlattığı kampanyaya üç günde 900 kişi imza verdi. Kampanyaya bit.ly/1CQeesI adresinden imza vermek mümkün.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

NTV yalana inandı Paul McCartney’i öldürdü

Beatles’ın hayatta kalan 2 üyesinden biri olan Ringo Starr’ın, diğer üye Paul McCartney’in 1966’da öldüğünü ve yerine bir benzerinin getirildiğine yönelik açıklamasını haber yapan ntv.com.tr’nin bir sahte haber sitesi olan worldnewsdailyreport.com adlı sahte haber sitesinden aldığı ortaya çıktı. NTV’nin kaynak göstermeden, Ringo Starr’ın “evinde verdiği bir röportaja” dayandırarak yayınladığı sitenin gerçek kaynağı olan worldnewsdailyreport.com, yayınladığı gerçekdışı, komik ve absürd haberlerle tanınıyor. Haberin ekran alıntısı aşağıdan, orijinali ise aşağıdaki linkten görülebilir:

GÜNCELLEME: Haberin ardından NTV haber metnini değiştirerek şu ifadeleri yazdı:

“Ancak çok geçmeden bu haberin asılsız olduğu, ve yalan haberler üreten bir internet sitesi üzerinden tamamen eğlence amaçlı oluşturulduğu ortaya çıktı.”

NTV “çok geçmeden (…) ortaya çıktı” dese de, yalan haber sitelerinde 2 haftadan fazla kaldı. Haberi düzeltmeden önce şu ifadelere yer vermişlerdi:

“Ringo Starr, California’daki evinde verdiği röportajda müzik dünyasında şok etkisi yaratan bir iddiada bulundu.
Starr, gerçek Paul McCartney’nin Beatles’ın kayıtta olduğu dönemde grup elemanlarıyla yaptığı bir tartışma sonrasında 9 Kasım 1966’daki bir araba kazasında öldüğünü açıkladı.
Bu ani gelişme üzerine zor bir kararla karşı karşıya kaldıklarını belirten Ringo Starr, ölümü gizleme kararı alarak yerine McCartney’e benzeyenler yarışmasının birincisi olan William Shears Campbell’ı Beatles’a dahil ettiklerini itiraf etti.
Hayranlarını gerçeğe hazırlamak için yıllar boyunca gizli mesajlar verdiklerini öne süren Starr, ‘Sgt. Pepper’s Lonely Hearts Club Band’ albümüne ‘Paul öldü’ ipuçları yerleştirdiklerini dile getirdi.
Bu karar nedeniyle tüm grup üyelerinin huzursuz yaşadığını itiraf eden Ringo Starr, özellikle John Lennon’ın çok gerginleştiğini, gruptan ayrılmayı kafasına koyduğunu dile getirdi.
Grubun yaşayan iki üyesinden biri olan 74 yaşındaki Starr, bu sırrın kendisiyle birlikte öleceğinden korktuğu için gerçeği açıklamaya karar verdiğini savundu.
Hayranları Evini Sardı
Paul McCartney ve yakın çevresinin, Ringo Starr’ın açıklamalarını yalanlamaması da tüm dünyada dikkat çekti.
Birçok gazeteci, kısa süre içinde McCartney’nin evinin çevresini sararak müzisyenin iddialara yanıt vermesini beklemeye başladı.”

http://www.ntv.com.tr/sanat/paul-mccartney-45-yil-once-oldu,ZO5rJ3W39EWSgyo899NbYw

ntv yalan

Haber içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Bakanlık: BirGün muhabirine polis şiddeti için tazminat verilmesin

BirGün muhabiri Pembegül Gökçek’in eylem sırasında polis şiddeti sonucu yaralanmasının ardından açtığı davada İçişleri Bakanlığı savunma verdi: “Orantılı saldırdık, tazminata gerek yok”

Pembegül Gökçek, polis saldırısına maruz kalırken

Pembegül Gökçek, polis saldırısına maruz kalırken

BirGün muhabiri Pembegül Gökçek’in 17 Mayıs 2014’te İstanbul Beyoğlu’ndaki Galatasaray Lisesi önünde polis şiddeti görerek yaralanmasının ardından açtığı davada İçişleri Bakanlığı mahkemeye savunma verdi. “Gösteri yapan gruplara uygun ve yeterli miktarda müdahale edilmiştir” diyen Bakanlık, bunun Toplumsal Olaylarda Görevlendirilen Personelin Hareket Usul ve Esaslarına Dair Yönerge ile Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’na uygun olduğunu iddia etti.

Raporu ‘somut’ saymadı

Pembegül Gökçek’in TOMA’dan gelen tazyikli suyla yaralandığını fotoğraflarla kanıtlamasına rağmen Bakanlık “davacının meydana geldiği iddia ettiği zararın, idaremiz eyleminden kaynaklanıp kaynaklanmadığı net olarak ortaya konulmamıştır” iddiasında bulundu. Bu konuda hem hastane raporu hem de fotoğraflar olmasına rağmen Bakanlık hastane raporunu da yetersiz bularak “yaralanan hastane raporu dışında herhangi bir somut bilgi ve belge sunmadı” dedi.

Borçlar Kanunu’yla savundu

Bakanlık, savunmasında Borçlar Kanunu’nun 63. maddesine referans vererek kanunun verdiği yetkiye dayanan bir fiil zarar yol açsa bile hukuka aykırı sayılamaz dedi ve Bakanlık’ın yalnızca hukuka aykırı davranışlar nedeniyle tazminat ödeyebileceğini belirtti. Bakanlık ayrıca aynı kanuna dayanarak polis saldırısının “üstün nitelikte kamusal yarar taşıdığı ve zarar verenin davranışının haklı savunma niteliği taşıdığını” iddia ederek saldırıyı meşrulaştırmaya çalıştı

Savunmasında Pembegül Gökçek’in polise direniş göstermediğini kabul eden Bakanlık Gökçek’in eylemcilerin arasında olduğunu ve “her makul insanın alacağı tedbirleri almadığını” iddia etse de fotoğraflar Bakanlık’ı yalanlıyor.

Tatmin aracı

Bakanlık manevi tazminat talebi hakkında ise ortada bir manevi zarar olmadığını, bu nedenle manevi tazminata da gerek olmadığını ifade etti, “manevi tazminat gerçekte bir tazmin aracı değil, bir tatmin aracıdır” dedi ve talep edilen tazminatın sebepsiz zenginleşmeye yol açacağını iddia etti..

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Rojava’da kantonları karadan birleştirmek istiyoruz

Kobane Kantonu Başbakan Yardımcısı Xalid Berkel, IŞİD’i Suriye’nin kuzeyinden tamamen temizleyerek Rojava’daki üç kanton arasında kara bağlantısı kurmayı hedeflediklerini anlattı

3ee8b-manset26.02.2015 ONUR EREM @onurerem

Kobane Kantonu Başbakan Yardımcısı Xalid Berkel geçen haftasonu Avrupa Sol Partisi’nin İkinci Akdeniz Solu Konferansı’na katılmak üzere İstanbul’daydı. Suriye’de savaş başlamadan önce de siyasetin içinde olan Berkel ile Kobane’nin geleceğini, Türkiye’ye bakışlarını, Öcalan ile Barzani’nin temsil ettiği siyasi çizgilerin ilişkisini konuştuk:

>> Suriye’de savaştan önce nasıl bir hayatınız vardı?

Rakka’da yaşıyordum, siyasetle uğraşıyordum. Rejimin baskıları nedeniyle Rakka’da tüm siyasi faaliyetler yasaktı, bu yüzden illegal çalışmalar yapıyorduk. Çatışmalar başladıktan sonra Rakka’da üç ay daha kaldım. Rakka El Nusra’nın eline geçtiği dönemde kentte gizlenmek zorunda kaldık. Çok sayıda Kürt tutuklandı, katledildi. Artık Rakka’yı terk etmemiz gerektiği söylendiğinde zorlukla kentten çıkmayı başararak Kobane’ye geldim. Üç yıldır da kanton yönetiminde başkan yardımcılığı yapıyorum.

>> Kobane özgürleştirildikten sonra IŞİD köylerden de çıkartıldı, aşama aşama geriliyorlar. YPG/YPJ güçleri nereye kadar ilerleyecek? Rojava’daki üç kantonun arasında kara bağlantısı kurma amacınız var mı?

Kobane’nin üzerinde bir ambargo söz konusu iki yıldır. Dört tarafımız kapatılmış durumdaydı, en sonunda da bu saldırılar yaşandı. Bizim sürekli bir insani3ee8b-manset koridor talebimiz oldu, fakat sürekli reddedildik. Bu talep halen geçerli ve gerçekleşmesi için elimizden gelen her şeyi yapacağız.

Kantonlarımız arasında bir kara bağlantısı oluşturmak konusunda arayışımız olduğu doğru. YPG’nin de bu yönde bir açıklaması var, durmayacaklarını, Suriye’nin kuzeyini IŞİD’den temizlemek istediklerini söylediler. Yalnızca YPG değil, Peşmerge ve ÖSO’nun da benzer açıklamaları oldu. Öncelikle Cizire kantonu ile Kobane arasında bir bağlantı kurulacak ve Kobane’nin yıllardır süren izolasyonuna son verilecek. Bunun olması lazım zaten, insani yardım malzemelerine erişebilmemiz ancak bu yolla mümkün olacak.

>> Kobane’yi savunurken ÖSO ile işbirliği içine girildi. İçinden pek çok radikal ve cihatçı örgüt çıkmış ÖSO’ya ne kadar güveniyorsunuz?

ÖSO bizimle birlikte daha önce Fırat’ın Volkanı birliğinde de birlikte yer almıştık. İçinde bazı farklı gruplar da vardı. Şu anki ÖSO’nun ilerde saf değiştirebileceğine inanmıyoruz. ÖSO içinden tonlarca örgüt çıktığı doğru ama bizimle birlikte hareket eden birlikler şu konuda net: Onlar Suriye’nin geleceği konusunda bizim gibi düşünüyor. Suriye’deki diğer halklara, inançlara saygılılar. Suriye’nin geleceğini tüm grupların birlikte kurması gerektiğine inanıyorlar. Bu siyasi ortaklık olmasaydı birlikte hareket edemezdik zaten. Kobane’yi savunmak için onlar da çok şehit verdi.

>> Türkiye ve ABD şu anda Suriyeli muhalifleri Türkiye’de eğitip silahlandırıyor. Bu politika hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu tür arayışları biz olumlu buluyoruz. Radikal İslamcı güçlere ve karanlık koalisyonlara karşı girişimler bizim için olumludur, biz de aynı güçlere karşı mücadele ediyoruz. Bu güç eğer Suriye’nin özgürleşmesi, demokratikleşmesi ve insanların kendilerini var edebileceği bir ortam için mücadele ederse, bu bizim onaylamayacağımız bir davranış değil. Ama bu güçlerin tamamıyla bunun için mücadele etmesi, başka amaçları olmaması gerekiyor. Bizin duyduğumuz kadarıyla hedeflenen şimdilik bu.

>> Türkiye’nin IŞİD’i desteklediği, bir araç olarak kullandığı hem Türkiye’de hem dünyada pek çok kişi tarafından kabul ediliyor. Siz de bu görüşte misiniz? Eğer bu görüşteyseniz Türkiye’nin bir yandan IŞİD’i destekleyip diğer yandan ÖSO’yu silahlandırması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye dönemsel olarak IŞİD’i desteklemiştir, bu çok nettir. Mürşitpınar sınır kapısından, yani Türkiye’den bir araçla gelip bize saldırmaya çalıştılar. Bu Türkiye’nin bilgisi olmadan gerçekleşebilecek bir saldırı değil. Biz Türkiye’nin IŞİD konusunda çok net bir tavır almasını istiyoruz. Türkiye’nin netleşmesi gerek. Bunu da pratiğe geçirmesi gerek. Türkiye bu tavır ve davranışıyla Ortadoğu’da oluşacak barış ve huzur ortamın katkı verebilir. IŞİD eğer Suriye’de başarılı olursa bu silah Türkiye’ye de dönecek ve Türkiye’yi de yakacak. Bu nedenle Türkiye’nin bu konudaki politikasını değiştirip haklıdan yana tavır alması kendi çıkarına olur. Bu Türkiye’deki çözüm sürecine de olumlu etki edecektir. Bunun aksi sürece de zarar verecek.

>> Kobane’ye geri dönen kaç kişi var? Bu insanların barınma ihtiyaçları nasıl karşılanıyor?

Biz insanlara geri dönme çağrı yapmamıştık, yalnızca Kobane kent merkezi özgürleştikten sonra köylerin de özgürleşmesi için gençleri Kobane’ye gelip YPG ile birlikte savaşmaya çağırmıştık. Ama binlerce insan Kobane’ye geri döndü. Hem yasal hem yasal olmayan yollardan girdikleri için, elimizde tam bir sayı yok, savaş ortamında bunu tespit etmemiz de çok zor ama her gün ortalama 400-500 kişi dönüş yapıyor.

Şu an Kobane’nin güneyinde bin 200 – bin 300 çadırlık bir çadır kent oluşturuyoruz ilk hedef olarak. Kobane’nin güney kısmındaki çoğu ev zarar almamıştı, gelen ailelerin bir kısmını da oralara yerleştiriyoruz.

>> Kobane’nin kent merkezini bir açık hava müzesi olarak koruyup bu alanın yanına sıfırdan bir kent inşa etme planı tartışılıyordu, bu konuda bir karar verildi mi?

Aralık 2014’te bir komisyon oluşturduk, Kobane özgürleştikten sonra kentte neler yapılması gerektiği konusunda çalışması için. Kobane özgürleştirdiğinde bu komisyon kente gelerek çalışmaya başladı.

Bu komisyonda üç komite var. Bunlar içinde toplumsal sorunlara cevap olacak, Kobane’de oluşturulmaya çalışılan sisteme destek olacak sağlıkçılardan ekonomistlere, mimarlardan mühendislere kadar her kesimden uzman insanlar var. Uluslararası alanda da bir komite var, uluslararası kurumlar ve yapılarla görüşmeler yapıyor yeniden inşa için.

Bizim için halkın talepleri ön plandadır. Bu komisyon ve komiteler halkla görüşerek çalışmalarını devam ettiriyor. Henüz görüşmeler bitmediği için sonuçlar da netleşmedi, şu anda zarar tespiti yapma aşamasındalar.

>> Erdoğan’ın Kobane’ye yönelik olumsuz açıklamaları olmuştu, orada bir Kürt yönetimine izin vermeyeceklerini, bunun terörist bir yapı olacağını açıklamıştı. Erdoğan’ın Kobane’ye karşı tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Erdoğan bazen ÖSO’nun sözcülüğüne soyunuyor, bazen bizim veya Peşmerge’nin adına konuşuyor, bazen de Rojava karşıtı açıklamalar yapıyor. Kafası ve kişiliği çok karışık. Bu yüzden gelecekte de ne yapacağını kestiremiyoruz. Erdoğan’ın Rojava karşıtı açıklamaları hiçbir şeye hizmet etmeyecektir. Erdoğan’ın bu söylemi bırakıp Kobane’deki özgürlüğe ve demokrasiye katkıda bulunması lazım.

>> IŞİD’e bakışınız ile El-Nusra’ya bakışınız arasında bir fark var mı?

Bizim için ikisi arasında hiçbir fark yok. Ben Rakka’dayken de bunu çok net gördüm. Aynı zihniyetin ve aynı bayrağın iki parçası onlar. Bir oyun oynuyorlar, farklı isimler altında farklı şeyler söyledikleri oluyor, ama ikisi de aynı amaca hizmet ediyor. Kökenleri de, duruşları da, gelecekle ilgili düşünceleri de aynıdır.

Kürt siyaseti artık yeni bir dönemde

>> Irak Kürdistanı ile ilişkileriniz ne durumda? Kobane ve Şengal direnişleri uzun zamandır birbirlerine uzak olan Öcalan ve Barzani’nin temsil ettiği siyasetleri ilk defa birbirine bu kadar yaklaştırmışken ilişkilerin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Bugüne kadar bu iki siyasi çizginin arasında sorunlar vardı. Bu sorunların bir kısmı da uluslararası güçlerin çıkardığı sorunlardı. Kürtlerin birlikte olması, birlikte hareket etmesi, özgürleşmesi ve demokratik bir sistem kurmaları pek çok gücün işine gelmeyen bir şeydi, bu yüzden Kürtler arasında sorun yaratmak ve birliği engellemek için ellerinden gelen bütün çabayı gösteriyorlardı.

Ama bu saatten sonra, bugün Şengal ve Kobane’de birlikte direndikten sonra, direnişte birlikte hareket ederek bu kadar kazanım elde ettikten sonra bir daha Kürtlerin eskiye dönmesi mümkün değil. Dış güçler yine sorun çıkarmaya çalışacaklar ama Kürtler bir daha o konuma geri dönmez. Önümüzdeki süreçte de bu daha da güçlenerek devam edecektir, Kürtlerin birliğini sağlamanın önüne kimse geçemeyecektir. Ama Kürt güçlerinin de bireysel, ailesel, bölgesel çıkarlardan ziyade Kürt halkının ve diğer ortadoğu halklarının taleplerini temel almaya devam etmesi şart.

Söyleşi içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

“Suriye’deki tablonun sorumlusu muhalefeti silahlandıranlardır”

Türkiye-ABD işbirliğinde yürütülen eğit-donat projesi hakkında konuşan Afrin Eşbaşbakanı Hevi Mustafa “Biz Suriye muhalefetinin silahlandırılmasına baştan karşıydık, bugünkü tabloyu bu yarattı. Bu sefer en azından silahlandırdıkları gruplara dikkat etsinler” dedi

c8e12-manset

“Türkiye halklarına ve Türkiye soluna bir mesajım var: Sizinle iyi ilişkiler kurmak istiyoruz. Hükümetinizle sorunlar yaşıyor olabiliriz ama halkınızla ilgili hiçbir sorunumuz olmasın istiyoruz. Birlikte çalışalım ki Afrin’e bir yardım kapısı açalım ve IŞİD’i tümden ortadan kaldıralım. IŞİD yalnızca bizim için değil Türkiye halkları için de büyük bir tehdit.”

25.02.2015 ONUR EREM @onurerem

Avrupa Sol Partisi’nin düzenlediği İkinci Akdeniz Konferansı’na katılmak üzere İstanbul’a gelen Rojava’nın Afrin Kantonu Eşbaşbakanı Hevi Mustafa ile Türkiye devletiyle ilişkilerini, kantonda kurdukları modelin işleyişini, karşılaştıkları zorlukları ve Erdoğan’ın açıklamalarını konuştuk:

>> İç savaştan önce nasıl bir hayatınız vardı?

Halep’te bir ortaokulda fizik öğretmeniydim, halk mahkemesinde de çalışıyordum. Bir yandan da aydınlanma çalışmalarımız vardı, kadın örgütlenmesinde çalışıyordum. Arap ve Hristiyan aydınlanma çalışmalarıyla da iletişim içindeydik, o diyaloğu sağlamak da işimin bir parçasıydı.

>> Afrin Kantonu Eşbaşbakanı olarak şu anda Türkiye devletiyle ne seviyede bir ilişkiniz var? Bir konu hakkında konuşmak istediğiniz zaman Türk yetkililere ulaşabiliyor musunuz?

Maalesef herhangi bir ilişki kuramıyoruz. Dışişleri Bakanlığı ile görüşmek istediğimiz zamanlarda “meşgulüz” yanıtı alıyoruz. Bazı sol partiler üzerinden Türkiye Hükümeti’ne mektup gönderebiliyoruz. Ama bunun ötesinde bir ilişki kurmamız mümkün olmadı.

>> Kantonları IŞİD’e karşı savunmak amacıyla ÖSO’yla işbirliğine gidildiğini gördük, özellikle de Kobane’de. İçinden pek çok radikal ve cihatçı örgüt çıkmış, silahlarının bir kısmı da bu örgütlerin eline geçmiş ÖSO’ya ne kadar güveniyorsunuz?

ÖSO’nun içinde bazı gruplarla ilişki içindeyiz, radikal ve dinci olmayan yapılar bunlar. Bu yüzden onlarla benzer bir sıkıntı yaşayacağımızı düşünmüyoruz.

>> Rojava kantonlarda yeni bir model kurmayı, yeni bir toplum, dayanışmacı bir ekonomi inşa etmeyi hedefliyorsunuz. Bunu ne oranda başarabildiğinizi düşünüyorsunuz? Örneğin toplumdaki gelir eşitsizliğini, yoksulluğu azaltabildiniz mi?

Bu yönetim henüz bir yıldır başında. Bazı adımları attık ama istediğimiz düzeye daha ulaşmadık. İdari açıdan tecrübemiz azdı, zamanla artıyor. Türkiye sınır kapısını kapattığı için, dış ilişkiler kurmakta zorlandığımız için, elimizdeki imkanlar ölçüsünde halkın yaşam standartlarını düzeltmeye çalışıyoruz. Türkiye sınır kapısını açmadığı sürece Afrin Kantonu olarak insani sorunlarımızı tam anlamıyla çözmemiz çok zor. Bebek mamaları ve ilaçlar da dahil olmak üzere neredeyse her şeyi kaçak yollarla alıyoruz, bu hem fiyatı artırıyor hem de ihtiyaçlara erişimi zorlaştırıyor. Henüz istediğimiz düzeyde olmasa da gençler ve kadınlara yönelik bazı projeler geliştirdik Afrin Kantonu olarak. İkinci yılımızın ekonomik açıdan gelişme yılı olacağını düşünüyoruz.

>> Türkiye ile henüz bir diplomatik ilişki kuramadınız ancak dünyada Rojava’yı önemli bir deneyim olarak gören sol örgütler var. Bunların bir kısmı da iktidarda, Latin Amerika’da, Yunanistan’da. Onlarla nasıl bir ilişkiniz var?

Bir süreden beri bize birçok uluslararası davet geliyor. Kantonlarımızdan çok sayıda heyet uluslararası görüşmeler gerçekleştirdi, ben de bir kısmının içindeydim. Avrupa’da önemli temaslarımız oldu. Ne yazık ki her görüştüğümüz hükümet bize “İyi, güzel şeyler yapıyorsunuz. Biz bunları ilgili yerlere ileteceğiz” demekten öteye geçen bir hamle yapmadı. Bu da bize şunu gösterdi: Biz bu kapıları aşmak için çalışmak zorundayız. Ne kadar iyi çalışırsak o kadar çok kapı açılacağını biliyoruz. Biz bu motivasyonla çalışıp bu yönetimi uluslararası alanda resmileştirmeyi umuyoruz.

>> Erdoğan Kuzey Suriye’de herhangi bir öz-yönetime izin vermeyeceklerini, bunun bir terör yapılanması olacağını ve Türkiye’ye müdahale hakkı doğuracağını söylemişti. Erdoğan’ın Rojava’ya bakışı hakkında ne düşünüyorsunuz?

(Gülüyor) Biz kimsenin iznini beklemeyiz. Biz Baas rejiminden de izin almadık, başkasından da almamıza gerek yok.

>> ABD ile Türkiye’nin Suriye’deki muhalifleri eğitip silahlandırma projesine siz nasıl bakıyorsunuz?

Biz başlangıçta silahlandırmaya karşıydık. Barışçıl gösterilerle amacımıza ulaşmak istiyorduk. Ama muhalefet silahlandırıldı, o silahlar örgütler arasında el değiştirdi ve bugünkü noktaya geldik. Suriye’deki muhalefete silah verilmesi bu sorunları yarattı.

Bugün eğer ABD-Türkiye silahlandırma ve eğitim yapacaksa, en azından bunun doğru yerlere gitmesine, el değiştirmemesine dikkat etsin. Daha önce çok düzensiz ve örgütsüz yapılan bu silah yardımları sonunda Suriye halklarına ve bize döndü. Eğer yanlış ellere silah verilmeye devam ederse kardeş kavgası devam edecek.

>> Afrin Kantonu’nun etrafındaki topraklarda ÖSO ve El Nusra kontrolündeki yerleşimler var ancak bir çatışma yok. Bu örgütlerle iletişiminiz ne durumda?

İkisiyle de farklı şekillerde ilişkimiz var. Ne yazık ki bu iki örgütün de siyasi bir temeli yok. Normalde önce siyasi ilişkiler kurulur, ondan sonra askeri ilişkilere geçilir. Bizim bu örgütlerle siyasi iletişim kurabileceğimiz kurumları yok. Bazen taktik düzeyde askeri iletişim kuruyoruz. O da daha çok sivillerin gidiş gelişi için.

>> Afrin Kantonu’nda halkın ne kadarını örgütlemeyi başardınız? Halkın size desteği ne oranda, kanton içi muhalefet var mı?

Yönetimin içinde bir çok parti yer alıyor. Kadınlar ve gençlik de örgütlü bir şekilde yönetimde temsil ediliyor. Bir yıldır biz de yönetim olarak iyi bir örgütlenme yürüttük, halkın yarısından fazlasını örgütledik. Kanton içinde Kürtler dışında Araplar da yaşıyor, onlar da yönetimde. Yönetimin dışında kalan bir kısım da var, onlara ‘Gelin görüşelim, siz de yönetime katılın’ diyoruz. Zaten yakın zamanda seçimlere gideceğiz, 2015 yılı içinde gerçekleşecek ama tarihi tam belli değil. Öncelikle halka kimlik çıkarma işlemini bitirmemiz lazım. Bu seçimlerin tarihi önceden duyurulacak, herkes katılabilecek, dışarıdan da gözlemciler davet edeceğiz. Bizim dışımızda, Cizire Kantonu da 13 Mart’ta seçim gerçekleştirecek.

Söyleşi içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın