KOCAELİ F TİPİ CEZAEVİ YÖNETİMİ: Hırsıza hırsız diyemezsin

Kocaeli 1 Nolu F Tipi Cezaevi mahpuslarının mektupları, 17 Aralık operasyonda adı geçenler hakkında ‘hırsız’ dedikleri için sansürlendi. İnfaz Hakimliği “hırsızlıktan ceza alsalar bile onlara hırsız diyemezsiniz” dedi

ONUR EREM 23.08.2014

Kocaeli 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nde kalan mahpuslar, Mayıs ayında yaşadıkları hak ihlallerinin bir listesini gazetemize gönderdi. Cezaevi yönetiminin mektupları 14 Ağustos’ta postaya vermesi nedeniyle gazetemize yeni ulaşan mektupta çok sayıda hak ihlali şikayeti bulunuyor.

Bunların başında iletişim hakkının gaspı geliyor. BirGün, Özgür Gündem, Özgür Radyo, Atılım, Cumhuriyet gazetelerine, İstanbul Barosu, Çağdaş Hukukçular Derneği, ETHA ve İsmail Saymaz’a gönderilen, yaşadıkları işkenceleri ve hak ihlallerini anlatan mektuplara el konulduğundan şikayet eden mahpuslar 2 mektubun da “hırsıza hırsız dediği için” sansürlendiğini söylüyor: “Mektuplarımızda 17 Aralık operasyonunda adı geçen isimlere hırsız dediğimiz için mektuplarımıza el koyuldu. İnfaz hakimliği ‘hırsızlık suçundan hüküm giyseler bile hırsız yazamazsınız’ dedi ve itirazlarımız reddedildi”.

TV KANALLARI DA SANSÜRLÜ

Mektupta sağlık hakkının gaspına dair şikayetler de yer alıyor. Anlatılana göre bacağında hissizlik ve ağrı olan bir kişinin hastaneye sevki yapılmazken, bir Crohn hastasının diyetini uygulaması da keyfi şekilde engelleniyor. Bir diğer şikayet konusu da televizyon kanalları. Mahpuslar İMC, Yol TV, Art 1 gibi kanalları izleme taleplerinin geri çevrildiğini söylüyor.

Avukat görüşlerinin mevzuate uygun olmaması, tuvalet ve banyo da dahil olmak üzere birçok yere gözetim kamerası yerleştirilmesi, gardiyanların saldırısı gibi gapishanedeki haksız uygulamaları proteto edenler ise soruşturma ve hücre cezasıyla karşılaşmış.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ÖZEL HABER: Türkiye kayıplarla ne zaman yüzleşecek?

ÖZEL HABER: Türkiye kayıplarla ne zaman yüzleşecek?

Binlerce insanın devlet tarafından “kaybedildiği”, toplu mezarların, asit kuyularının ülkesi Türkiye, AKP’nin tüm söylemine rağmen kayıplarla ve failleriyle yüzleşmekten çok uzak. 30 Ağustos Uluslararası Zorla Kaybetme Mağdurları Günü için Türkiye’nin “kayıp” politikasını araştırdık

ONUR EREM 30.08.2014

Bugün 30 Ağustos Uluslararası Zorla Kaybetme Mağdurları Günü. 2010’da Birleşmiş Milletler kararıyla ilan edilen gün vesilesiyle Türkiye’de zorla kaybetmeler ve devletin tutumunu uzmanlar, siyasetçiler ve kayıp yakınlarıyla konuştuk.

Zorla kaybetmeler, Birleşmiş Milletler’in tanımına göre devletlerin toplumlarda terör ve korku yaratmak için kullandığı bir strateji. Bir insanın devlet tarafından “kaybedilmesi” yalnızca akrabaları arasında değil, tüm toplumda korku yaratıyor. Eskiden askeri diktatörlüklere özgü olduğu söylenen zorla kaybettirmelerin artık dünya çapında yaygın bir şekilde, kendine “demokratik” diyen devletler tarafından bile uygulandığı kabul ediliyor.

Birleşmiş Milletler, zorla kaybettirmelere karşı ve bu kaybetmelerin tanıklarının koruma altına alınmasına dair yürüttüğü çabaları 2006’da bir uluslararası sözleşme ile sonuçlandırdı.

KAYBETTİRME: İNSANLIĞA KARŞI SUÇ

Sözleşmeyi imzalayan devletler şu maddeleri kabul etmiş oldu:

> Hiç kimse gizli olarak gözaltında tutulamaz.

> Savaş tehdidi veya siyasal istikrarsızlık gibi kamusal acil durumlar zorla kaybetmelere gerekçe olamaz.

> Taraf devletler kayıpların soruşturulması için gerekli önlemleri almak ve sorumluları yargılamak zorundadır.

> İç hukukta zorla kaybetmeleri suç sayacak yasalar çıkartılmalıdır.

> Zorla kaybetmelerin sistematik veya yaygın olarak gerçekleştirilmesi insanlığa karşı işlenmiş suç anlamını taşır ve uluslararası hukukun yaptırımlarına tabidir.

> Zorla kaybetmeleri gerçekleştiren kişilerle birlikte onlara bu emri veren amirleri, üst düzey devlet yetkilileri de yargılanmalıdır. Yalnızca suçu işleyenler değil, buna karşı yetkisi dahilinde gerekli bütün önlemleri almayan veya konuyu araştırma ve soruşturma için yetkili mercilere aktarmayan, göz yuman kişiler de yargılanmalıdır.

Bu sözleşme şimdiye kadar 93 devlet tarafından imzalandı. Ancak “teröre karşı mücadele” söylemiyle hakları kısıtlayan,yurttaşlarını öldürmekten çekinmeyen ve sık sık insan hakları ihlalleriyle gündeme gelen ABD, Rusya, Çin, Birleşik Krallık ve İran gibi ülkelerin yanı sıra, Türkiye de bu sözleşmeyi imzalamadı.

KAYIPLAR ÜLKESİ TÜRKİYE

Oysa Türkiye’de yüzlerce zorla kaybedilen insan var. Zorla kaybetmelerin doğası nedeniyle net bir sayı vermek mümkün olmasa da İnsan Hakları Derneği’nin 2003 yılında yayınladığı Kayıpları Unutmadık kitabında 834 kayıptan bahsediliyor. Hakikat Adalet Hafıza Merkezi’nin 2013 yılında yayınladığı ve yalnızca 1980 sonrası kayıpları inceleyen Konuşulmayan Gerçek: Zorla Kaybetmeler kitabında kesin olmayan 1353 ve kesinleştirilmiş 262 kişi yer alıyor: “Kısaca muhalefetin tamamından insanlar 90’lı yıllar boyunca kaybedilmiş”. Araştırmanın bulgularına göre, devletten katliam yetkisi alan birimler yargılanmayacaklarını bilerek çok sayıda kişiyi keyfi bir şekilde kaybetmiş, öldürmüş.

İHD Diyarbakır’ın sitesindeki haritada ise Türkiye’de 29 toplu mezar açıldığı, henüz açılmamış ancak toplu mezar olduğu iddia edilen 224 bölgenin daha olduğu yer alıyor. İHD’ye göre bu toplu mezarlara 3248 kişi gömüldü.

ZORLA KAYBETME NEDİR?

Birleşmiş Milletler, zorla kaybetmenin tanımını şöyle yapıyor: Bu terim, kişilerin, Devlet adına görev yapan veya Devletin yetkilendirmesi, desteği ve bilgisiyle hareket eden kişiler veya gruplar tarafından tutuklanması, gözaltına alınması, kaçırılması veya başka herhangi bir biçimde özgürlüklerinden yoksun bırakılması; ardından söz konusu kişilerin kendi fiillerini reddetmeleri veya kaybolan kişinin nerede ve ne durumda olduğunu gizlemeleri ve sonuçta kayıp kişinin hukukun koruması dışında kalması durumunu anlatmak amacıyla kullanılır.

KUTU: İnsanların okyanusa atıldığı Arjantin yüzleşmeyi başardı

Zorla kaybetmeler özellikle 1960’lardan itibaren ABD destekli darbelere maruz kalan Brezilya, Türkiye, Arjantin gibi ülkelerde sol hareketlere karşı sistematikleşmişti. Arjantin’de uçaklarla okyanusa atılanlar, Türkiye’de asit kuyularına atılıyor, toplu mezarlara gömülüyordu. Latin Amerika ülkeleri, 1990’lardan itibaren zorla kaybetme emirlerini verenler ve uygulayanları yargılama, kaybedilenlerin ve yakınlarının akıbetini ortaya çıkarma konusunda büyük adımlar attı. Arjantinli insan hakları savunucusu, Yasal ve Toplumsal Çalışmalar Merkezi Direktörü Gaston Chillier, geçen yıl konuştuğumuzda Arjantin’de kayıplara karşı açılan 400 davada 350’den fazla ceza çıktığını, 1976’da yaptığı darbenin ardından binlerce insanı kaybeden diktatör Videla’nın kesinleşmiş üç karar ile, hapishanede öldüğünü anlatmıştı. Arjantin’de Plaza de Mayo’da buluşan annelerden ilham alanların başlattığı Cumartesi Anneleri’nin ülkesi Türkiye ise aynı süreçte yüzleşme ve sorumluları yargılama konusunda adım atamadı. Cumartesi Anneleri, Erdoğan’a neden BM sözleşmesini imzalamaklarını sorduğunda “İmzalamıyorsak bir bildiğimiz var” demişti.

KAYIPLARI GÜNDEMDE TUTMAK ŞART

Türkiye’nin önünde, sorumluları yargılamak için uzun bir yol var. Gaston Chillier, bu uzun yolda Türkiye’ye yardımcı olması için şu tavsiyeleri vermişti:

“Arjantin darbeyle ve kayıplarla yüzleşmede en başarılı ülke oldu. Türkiyelilerin Arjantin’den alması gereken bir ders varsa o da darbeyle yüzleşmenin çok uzun bir süreç olacağı. Türkiye buna bugün başlasa bitirmesi ve gerekli reformları yapması 30 yıl sürebilir. Şu an bu konuda bir iyileşme olmasa bile umudunuzu yitirmeyin, bu konuya odaklanan kampanyalar organize etmeye uğraşın, kayıpları, cinayetleri, kontrgerillayı ve yüzleşmeyi gündemde tutun. Arjantin’de halkın baskısı sonucu her hükümet başlangıçta gündemlerinde olmasa bile darbeyle yüzleşmeyi gündemine almak zorunda kaldı. Önünüze çıkan engeller elbet bir gün aşılır.” (Söyleşinin tamamı için: wp.me/p2psMa-tn )

KUTU: Öztürk Türkdoğan: Devletin tüm kademeleri suça bulaştığı için yüzleşme gerçekleşmiyor

İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, BM sözleşmesinin imzalanmamasını iki nedene bağlıyor. Birincisi, Kıbrıs Harekatı döneminde askerin kaybettiği Rumlar. İkincisi ise 1980’ler, 90’lar ve 2000’lerde devletin kontrgerilla politikası sonucu işlediği suçlar. “Türkiye, Cenevre Sözleşmesi’nin iç savaş hukukuna bile uymayarak büyük suçlar işledi. Devlet bu suçlarla ilgili bir özeleştiri sürecine girmedi. Bu suçları işleyenler bugün devletin her kademesinde. Askeriyenin, emniyetin, meclisin içindeler. Devlet faillerin doğal yolla ölmesini bekliyor” diyor Türkdoğan.

AKP DAHA ROBOSKİ’YLE YÜZLEŞEMEDİ

Türkdoğan 12 yıldır iktidarda olan AKP’nin bu konuda hiçbir adım atmadığını söylüyor: “AK Parti’nin kendi içinde de bu suçlara karışmış isimler var. Devlet geleneğinin bir parçası haline geldikleri için geçmişle yüzleşemiyorlar. Ayrıca AK Parti döneminde de ciddi çatışma dönemleri oldu, büyük suçlar işlendi. Başbakan’ın görevi bu suçların faillerini korumak değil, aksine ortaya çıkarmaktır. Oysa AK Parti daha Roboski Katliamı’yla bile yüzleşemedi”.

DAVALARDAN UMUDUMUZ YOK

Türkdoğan’ın söylediğine göre faili meçhul ve kaybettirmelerle ilgili açılmış 14 dava var. Ancak davalar, devletin ‘Hiçbir şey yapmıyoruz’ dememek için açtığı göstermelik davalar. “Kovuşturmaların yürütülmesinden anlıyoruz. Yeterli delil toplanmıyor, sanıklara korumacı yaklaşılıyor, etkili soruşturma ve kovuşturma gerçekleşmiyor. Bu yüzden davalardan umudumuz yok” diyor Türkdoğan. Davaların biri delil yetersizliğinden beraat ile sonuçlanmış, temyizde. Diğerleriyse devam ediyor.

TEK YOL HAKİKAT KOMİSYONLARI

Türkdoğan’a göre faillerin ortaya çıkarılması için tek yol Hakikat Komisyonları: “Devletin tüm kademeleri bu suçun parçası olmuş, devlet içindeki çetelerin aleti olmuş insanlarla dolu. Bu yüzden normal bir soruşturmayla gerçeklerin karartılmadan ortaya çıkarılması imkansız. Siyasi irade ile bağımsız Hakikat Komisyonları kurulmalı. Başka yolu yok”.

KUTU: Velat Demir: Kayıp yakını olmak, hakikati kaybetmek demek

Yakınlarını Kaybedenler Derneği (YAKAY-DER) Eşbaşkanı Velat Demir, bir yakınının devlet tarafından “kaybedilmesi”nin nasıl bir şey olduğunu anlattı. “Kayıp yakınları olarak ne zaman o kaybı hatırlasak, sanki o an kaybetmiş gibi hissederiz. Çok büyük bir travmadır, düşünsenize sevdiğiniz can kayboluyor, arıyor bulamıyorsunuz. Canınızdan can gidiyor” diyor Demir, “Hele evliyse, çocukları varsa, sürekli sorarlar, ‘Babam nerede’ diye. Öldü diyemezsiniz, gelecek diyemezsiniz, ‘bilmiyorum’ hiç diyemezsiniz zaten”.

‘ÖLENE KADAR O ANI YAŞARIZ’

Velat Demir, yakınını kaybeden birinin bunu ölene kadar sürekli hissedeceğini, o ızdırabı kesintisiz olarak yaşayacağını anlatıyor: “Gözün kulağın sürekli kapıda, belki çıkar gelir diye her an bekliyorsun. Bir hakikatin peşindesin, hakikatini kaybetmişsin ve bulamıyorsun. Birkaç sözcükle, cümleyle anlatmaya çalıştım ama bu hissi anlatmaya sözcükler yetmez”.

Demir’e göre AKP, vermiş olduğu bütün sözlere rağmen kayıpları ortaya çıkartmak istemiyor. Yüzde 50 oy almış, tek başına iktidar olmuş, askeriyenin kozmik odalarına girmiş hükümet istese bu kayıpları ve faillerini ortaya çıkaramaz mı, diye soruyor. Demir’e göre kayıp politikaları, katliamlar hepsi birbiriyle bağlantılı ve bunların birinin yargılanması, diğerlerinin de yargılanmasını kaçınılmaz kılacak. “Türkiye 1915’te Ermeniler’e yapılanlarla yüzleşseydi Dersim Katliamı, Dersim ile yüzleşseydi Maraş, Çorum, Madımak, onlarla yüzleşseydi Roboski olmazdı. Biz artık yüzleşilsin istiyoruz ki bundan sonra böyle katliamlar olmasın”. “BM sözleşmesinin imzalanması için 200 bin imza toplayıp meclise gönderdik” diyor Demir, “Ama umutsuzum. Yargıya bakıyorum, hükümete bakıyorum, nasıl umutlu olalım ki?”

KUTU: Zafer Üskül: Erdoğan’ın bildiği şeyi ben bilmiyorum

Türkiye’nin neden bu sözleşmeyi imzalamadığını eski AKP Milletvekili ve İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Zafer Üskül’e sorduk. Üskül, Türkiye’nin insan hakları sözleşmelerini geç de olsa imzaladığını, bunun imzalanmamış az sayıda sözleşmeden biri olduğunu söyledi. Komisyon başkanlığı döneminde iki kayıpla ilgili çalışma yapıldığını, Berfo Ana’nın mezarını göremeden öldüğü oğlu Cemil Kırbayır’ın işkenceyle öldürüldüğü sonucuna ulaşıldığını hatırlatan Üskül sorumuza şöyle cevap verdi: “Türkiye’nin bunlarla yüzleşmesi için özel komisyonların kurulması, İçişleri Bakanlığı’nın desteklemesi şart. Neden imzalanmadığını imzalamayanlara sorun. Biz bu sözleşmenin imzalanması gerektiğini kamuoyu önünde açıklamıştık. Başbakan Erdoğan ‘imzalamıyorsak bir bildiğimiz var’ demişti, ama bildiği şeyin ne olduğunu ben bilmiyorum”. Bugünkü TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Ayhan Sefer Üstün ise telefonlarımıza yanıt vermedi.

KUTU: Devletin dört yüzü: İnkar, tehdit, kriminalizasyon, kurumsal işbirliği

Devletin kayıplar karşısındaki tepkisi, Hafıza Merkezi’nin araştırmasına göre dört adımdan oluşuyor:

1- İnkar: Süleyman Demirel’in kayıp ailelerine verdiği “Çocuğunuz cebimde mi çıkarıp vereyim?” yanıtı, devletin kayıplar karşısındaki inkarının dile gelmiş hali. Devlet ailelere genellikle kayıp kişilerin karakola hiç gelmediğini veya bir süre önce oradan ayrıldığını söyler.

2- Tehdit: Yakınlarını arayanlar genellikle devlet görevlileri veya kontrgerilla tarafından ölümle tehdit edilir, bu işin peşini bırakmaları telkin edilir.

3- Kriminalizasyon: Devlet bir süre sonra kaybedilen kişilerin “zaten suçlu, milis, terörist” olduğunu iddia ederek bu kişilerin başlarına gelen muameleyi hak ettiğini ima eder. Ortaya çıkan cesetler ise “PKK içi infaz” olarak adlandırılıp üstü kapatılır.

4- Kurumsal işbirliği: Sorumluların ortaya çıkmaması ve yargılanmaması için devlet kurumları işbirliği içinde bilgileri ve belgeleri gizler. Ayrıca basın da devlet baskısıyla bu konuları araştıramaz hale getirilir.

Devletin verdiği bu dört aşamalı tepkinin sonucunda kayıp yakınlarının ve genel olarak toplumun adalete olan inancı sarsılır.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Hekimler IŞİD katliamına sessiz kalmadı

Gönüllü hekimler Şengal, Silopi, Rojava ve Midyat gibi IŞİD katliamlarından kaçan insanların sığındığı bölgelerde sağlık kampları kuracak. İTO, gönüllü olmak isteyen hekimlerin başvurularını bekliyor

02.09.2014

https://i0.wp.com/www.dogruhaber.com.tr/image/haber/2014/08/14/Sengal-in-kurtarilmasini-PKK-engelledi.jpg

İncilay Erdoğan, Gezi’de sokaklara dökülüp günlerce halka gönüllü hekimlik yapan doktorların IŞİD’den etkilenen halklar için de aynı duyarlılığı göstermesini bekliyor.

İstanbul Tabipler Odası (İTO) Suriye ve Irak’ta IŞİD saldırılarından kaçarak Türkiye’ye sığınmak zorunda kalan on binlerce kişiye sağlık desteği verecek. İnternet sitesi üzerinden gönüllü hekim çağrısı yapan İTO, başvurular sonucunda belirlenecek bir tarihte hekimlerle birlikte sağlık kampı kurmaya ve burada gönüllü hizmet vermeye gidecek. Hekimler, özellikle Şengal bölgesinden kaçan Ezidilerin geldiği Silopi, Cizre, Midyat, Nusaybin gibi bölgelerde kalıcı kamplar kurarak tüm göçmenlerin sağlık ihtiyaçlarına gönüllü bir şekilde yanıt vermeye çalışacak. Ayrıca Türkiye dışında Rojava ve Şengal gibi bölgelerde de kamplar kurulacak.

‘SESSİZ KALMAK AHLAKSIZLIKTIR’

Kampanyayı BirGün’e anlatan hekim İncilay Erdoğan, kamp tarihinin muhtemelen Eylül sonu gibi başlayacağını söyledi. Göç dalgasının ne kadar süreceğini kimsenin bilmediğini, bu nedenle kalıcı kampları bir an önce açmaları gerektiğini belirten Erdoğan “Kürt Federe Devleti, Birleşmiş Milletler, AFAD, Türkiye hepsi atalet içinde. Ezidiler, Keldaniler, Şebekler, Türkmenler, Kürtler ırkçı bir etnik temizlikle karşı karşıyayken buna sessiz kalan dünyayı ve bölge devletlerini anlamak mümkün değil. Yaptıkları ahlaksızlıktır” dedi.

‘AFAD ÇİVİ BİLE ÇAKMADI’

İncilay Erdoğan, Türkiye hükümetinin eleştirmeye şu sözlerle devam etti: “14 Ağustos’ta AFAD ve Silopi Kaymakamlığı ile yaptığımız toplantıda IŞİD’den kaçan göçmenlerin Midyat’ta Suriyeliler için yapılmış olan kampa yerleştirilecekleri, ayrıca Zaho’da 20 bin kişilik kamp ve sahra hastanesi kurulacağı sözü verildi. Ama aradan geçen iki haftaya rağmen tek bir çivi çakılmadı”.

ÖLÜMLERİN %95’İNİ ENGELLEMEK MÜMKÜN

Erdoğan, çalışmaların daha iyi yürümesi için Şırnak Tabip Odası’nın İTO’nun kardeş odası ilan ettiklerini söyleyen Erdoğan, hekimlere önemli bir hatırlatma yaptı: “Savaşlarda ölümlerin yüzde 5’i çatışma sonucu, yüzde 95’i ise çatışma sonrası sağlık, su, gıda yetersizliği gibi önlenebilir sebeplerden gerçekleşir. Bu ölümlerin önüne geçmek gönüllü hekimlerin elinde”.

Başvuru yapmak isteyen gönüllü hekimler telefon veya internet sitesi aracılığıyla iletişime geçebilir: 0212 514 0292, istabip.org.tr/gonulluhekim/

KUTU: Canileri komşumuz yapan politikacılara tepki gösteriyoruz

Konuyla ilgili bir çağrı yayınlayan İTO yönetimi, şu ifadeleri kullandı: “Biz hekimler, gerek doğanın tahribatından ve gerekli önlemlerin alınmamasından kaynaklanan doğal afetlerde gerekse de politikacıların insanı yok sayan vahşi politikalarının yarattığı insanlık dramlarında sessiz kalamayız. Gözlerimizi kapayamayız. İnsanların hangi ırktan ya da hangi inançtan, hangi mezhepten olduğuna bakmaksızın, başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere sağlık gereksinimi olanların yanında durmak gibi bir sorumluluğumuz var. Bu sorumluluk, ülkemizi IŞİD gibi insan öldürmeyi ibadet haline dönüştüren canilerle komşu haline getiren politikacılara ve onların politikalarına karşı bir tepkiyi ve duyarlılık yaratmayı da içermek zorunda”.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Latuff: Türkiye’de demokrasi sandıktan ibaret, tıpkı Suriye gibi

http://latuffcartoons.files.wordpress.com/2012/01/turkey-airstrike-killed-35-civilians-near-kurdish-village.gif

http://latuffcartoons.files.wordpress.com/2013/06/raid-on-occupy-taksim-park-in-istambul-turkey-b.gifBrezilyalı karikatürist Carlos Latuff: Siyasi partilerin kapatıldığı, gazetecilerin hapiste olduğu, internetin sansürlendiği, F tipi hapishanelerin olduğu Türkiye’ye nasıl demokratik dendiğini anlayamıyorum

https://latuffcartoons.files.wordpress.com/2014/08/erdogan-path-to-power-altagreer-turkish.gif

Latuff: “Günümüzün en başarılı diktatörleri, sahte demokrasi rejimlerindeki diktatörlerdir”

SELÇUK ÖZBEK

Çeviri: ONUR EREM

25.07.2014

>> Dünyanın bir ucundan diğer ucunda yaşanan olayları çiziyorsunuz. Latuff’un çizgilerini kendi ülkesinin dışına taşıran duygu nedir?

Lübnan’da bulunan bir Filistin mülteci kampına gitmiştim. Oraya girdiğimde dikkatimi çeken ilk şey Brezilya’daki gecekondu mahalleleriyle benzerliğiydi. Bunu görünce, farklı ülkelerde, farklı diller, dinler ve kültürler içinde yaşasak da düşmanlarımızın aynı olduğunu fark ettim. Brezilya’daki işçileri sömüren şirketler Afrika ve Asya’da da aynı sömürüyü uyguluyor. Yerli halklar Brezilya’da da, Şili’de de kötü muamele görüyor. Kürtler, Tamiller, Rohingyalar farklı ülkelerde benzer şiddete maruz kalıyor. Bu yüzden halklarla enternasyonalist bir dayanışmaya inanıyorum.

https://latuffcartoons.files.wordpress.com/2014/07/xray-view-on-erdogan-real-intentions.gif

>> Politik karikatürün doğası gereği karikatürlerinizde tespit ve sonuçlar da yer alıyor. Yalancı Medyanın hakimiyeti de ortada. Siz bu uzak ülkelerle ilgili karikatür yaparken ne tür kaynaklara başvuruyorsunuz?

İnternet sayesinde inanılmaz boyutlarda bilgiye erişebiliyorum, ancak bunları filtrelemem gerekiyor. Bütün kaynakları dinler, değerlendirir ve satır aralarına bakarım. Sosyal medya sayesinde hareketin göbeğinde veya cephede yer alan insanlara erişip doğrudan bilgi alma imkanım da arttı. Bu sayede daha iyi ve hatasız bir perspektif geliştirebiliyorum.

http://latuffcartoons.files.wordpress.com/2014/05/soma-mine-explosion-in-turkey-altagreer-turkish-version.gif

>> Uluslararası Holokost Karikatür yarışmasında ikinci olan çalışmanız nedeniyle Holokost’u inkar etmekle suçlandınız. Hem Holokost’u eleştirmek hem de İsrail’in Filistin’de yürüttüğü vahşeti ve mekan-kırımı eleştirmek mümkün değil mi?

Nazilerin milyonlarca insanı öldürdüğüne inanmakta herhangi bir zorluk çekmiyorum. Örneğin Rusya’da yaptıklarına bakın. Benim için Nazilerin Holokost’u gerçekleştirdiği tarihsel bir olgudur. Benim karşı çıktığım şey ise Holokost’un, dünyanın en güçlü ordularından birine sahip İsrail tarafından manipüle edilerek, sonsuz mağduru oynamalarını sağlayan bir araç haline getirilmesi. Bu sayede kendilerini kötü, çirkin Araplar’a karşı savundukları imajını yaratıyorlar. Benim ödül alan karikatürümde toplama kampı üniforması giyen yaşlı bir Filistinli vardı. Ben bu karikatürle hem Holokost’un varlığını bir kere daha onaylıyor, hem de Filistinliler’in maruz kaldığı katliam ile paralelliğini gösteriyorum.

http://latuffcartoons.files.wordpress.com/2014/05/relative-of-dead-turkish-miner-kicked-by-yusuf-yerkel-adviser-of-erdogan.gif

>> Diktatörlerle ilgili ne düşünüyorsunuz? Özellikle Türkiyeli olanlarla ilgili fikrinizi merak ediyorum.

Günümüzün en başarılı diktatörleri, sahte demokrasi rejimlerindeki diktatörlerdir. Örneğin Türkiye’de, anladığım kadarıyla, seçimlerin varlığı gösterilerek demokrasinin olduğu söyleniyor. Demokrasinin varlığını ölçmede en büyük kriter olarak sandık kullanılıyor. Bu mantığa göre Beşar Esad da bir demokratik lider, zira Suriye’de seçimler var. Siyasi partilerin kapatıldığı, gazetecilerin hapiste olduğu, internetin sansürlendiği, F tipi hapishanelerin olduğu Türkiye’ye nasıl demokratik dendiğini anlayamıyorum.

http://latuffcartoons.files.wordpress.com/2014/03/erdogan-has-berkin-elvan-blood-in-his-hands.gif

>> Geçiminizi sağlamak dışında maddi bir çıkar beklemeksizin çiziyorsunuz. Çıkarları için iktidarlarla iyi ilişkiler kuran sanatçılarla ilgili fikriniz nedir?

Her meslekte rüşvetçi kişiler olabilir ama itiraf etmeliyim ki en sık rastlandığı meslek siyasetçilerdir.

http://latuffcartoons.files.wordpress.com/2013/06/raid-on-occupy-taksim-park-in-istambul-turkey-d.gif

>> Türkiye halkına bir mesajınız var mı?

Şimdi aklıma bir şey gelmedi, özür dilerim 🙂

http://latuffcartoons.files.wordpress.com/2013/05/raid-on-occupy-taksim-park-in-istambul-turkey.gif

http://latuffcartoons.files.wordpress.com/2013/06/raid-on-occupy-taksim-park-in-istambul-turkey-h.gif

Çeviri, Söyleşi içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

İnsan Hakları Kurumu vicdani reddi inceleyecek

25.07.2014

Vicdani Ret Derneği avukatı Davut Erkan’ın Kamu Başdenetçiliği’ne başvurusu sonuçlandı. Türkiye İnsan Hakları Kurumu vicdani ret konusunu incelemeye almaya karar verdi. Vicdani ret hakkının yasal olarak düzenlenmemesinden kaynaklı hak ihlalleri ile ilgili başvuruda bulunan Davut Erkan’a kurum tarafından gönderilen yazılı yanıtta, kurum olarak Adalet Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından görüş alınması için bir dilekçe yazılacağı, gelecek cevaplara göre bir araştırma, inceleme ve değerlendirme yapılacağı yer alıyor. 2012 yılında çıkan bir kanun ile kurulan Türkiye İnsan Hakları Kurumu, Başbakanlık ile ilişkili ancak özel bir yapıya sahip.

Haber içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın