Vicdani retçi Ali Fikri Işık hapiste

21.08.2014

Vicdani Ret Derneği kurucularından Ali Fikri Işık dün hapise girdi. Askeri Yargıtay’ın hakkındaki 3 ay 18 günlük hapis cezası kararını onamasının ardından Işık Silivri Açık Cezaevi’ne teslim oldu. BirGün’e konuşan Ali Fikri Işık “Büyükçekmece Savcılığı 10 gün içinde teslim olmamı istemişti. Bugün son günü” dedi. Işık, denetimli serbestlik yasasından faydalanacak ve yaklaşık 10 gün cezaevinde kaldıktan sonra karakola imza vermek karşılığında serbest bırakılacak. Ali Fikri Işık, bu dava kapsamında 5 buçuk ay cezaevinde kalmıştı. Hakkında açılan diğer davalar ise Ekim ayında görülmeye devam edilecek.

Haber içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ABD’nin ‘terörist saldırılara’ göz yummasının belgeleri yakında…

HACKER VE GAZETECİ JACOB APPLEBAUM:

ABD’nin ‘terörist saldırılara’ göz yummasının belgeleri yakında…

İstanbul’da konuşan Applebaum ABD’nin ‘terörist’ grupların bilgisayarlarına sızıp bilgi edinmesine rağmen planlanan saldırılara çıkarları için göz yumduğuna dair belgelerin çok yakında duyurulabileceğini açıkladı

ONUR EREM 04.09.2014

İstanbul’da önceki gün devam eden Internet Ungovernance Forum’da (IUF) önceki gün çok sayıda önemli konu tartışıldı. Ulaştırma Bakanlığı ve BTK’nın partnerliğiyle düzenlenen Internet Governance Forum’da (İnternet Yönetişim Forumu – IGF) devletin ve şirketlerin aşırı temsiliyetine tepki olarak örgütlenen IUF’de en çok tartışılan konu gözetim devletiydi. Konuşmacılar arasında en çok heyecan vereni ise Jacob Applebaum’du.

ROBOSKİ’NİN FAİLİ GÖZETİM DEVLETİ

Hacker, gazeteci ve yazılımcı olan, TOR adlı anonimlik uygulamasının yazılımcıları arasında yer alan ve ABD hükümeti tarafından teröristlikle suçlanan Applebaum konuşmasına gözetim devletinin sonuçlarına çarpıcı bir örnek vererek başladı: “ABD insansız hava araçlarıyla (İHA) edindiği görüntüyü Türkiye ile paylaştı, Türkiye F-16’larını havalandırdı ve sonucunda 30’dan fazla köylü öldürüldü. Devletlerin gözetimle elde ettiği veriler yalnızca elektronik ortamda kalmıyor, gerçek hayatı da etkiliyor. Eğer gözetim devleti olmasaydı, Roboski olmayacaktı”.

https://pbs.twimg.com/media/BwssiTuCMAAvSMr.jpg:large

Jacob Applebaum: “Gezi Direnişi’nin ardından uluslararası toplum Türkiye’ye silah, göz yaşartıcı gaz veya dijital gözetim teknolojileri satma girişimlerine karşı çıkar hale geldi. Gezi, sistemin ne kadar baskıcı olduğunu reddedilemez bir şekilde ifşa etmeye yaradı”.

DÜNYAYI YÖNETEN SERVİSLER VE VERİLER

Applebaum gözetimin Türkiye’ye özgür bir sorun değil, tüm dünyanın sorunu olduğunu söylerken dünya çapındaki istihbarat teşkilatlarının nasıl örgütlendiğini anlattı: “En tepede ABD Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) olduğu bir piramit düşünün. Alta indikçe başka ülkelerin gizli servisleri yer alıyor. Bu piramit hükümetlerden ve denetimden bağımsız. Burada yükselmek için gereken şey para değil data. Daha fazla data edinmek için bu ajanslar insan öldürmekten kaçınmıyor”.

‘DEVRİMCİ MÜCADELELERE BAKIN’

Gözetim devletine karşı mücadele etmek için halkların birlikte mücadele vermesi gerektiğini söyleyen Appebaum, pes edersek insanların İHA’lar tarafından öldürülmeye devam edeceğini belirtti. “Dünya çapındaki devrimci mücadeleleri ve tarihlerini okuyun. Başarmalarını sağlayan şey yalnızca eleştiri yapmanın ötesine geçip halka olumlu hedefler sunabilmeleridir. Biz de bir şeylere karşı olmayı aşıp insanlara bir alternatif önerebilir hale gelmeliyiz. Alternatif bir yapı ile eski paradigmayı kullanılmaz hale getirmeliyiz”.

Çocukken babasının kendisine “Bir dahaki soykırım gerçekleştiğinde bunun sorumlusu soykırımı engellemeyen sen ve nesildaşların olacak” dediğini aktaran Applebaum “Mücadelemizin sonuçlarını belki biz göremeyeceğiz ama bu mücadelenin verilmeye değer olmadığı anlamına gelmez. Bugün devletler insan öldürmeye milyarlarca dolar harcarken insanları iyileştirmeyi umursamaz durumda. Bunda kolektif sorumluluğumuz var. Bu sistemi reformla mı, devrimle mi değiştiririz bilemem ama herkes elindeki imkanları kullanarak mesajı yaymalı” diye konuştu. Applebaum’un Ermeni Soykırımı’ndan bahsetmesi salonda alkış aldı.

‘ABD: EMPERYALİST ÖLÜM MAKİNESİ’

Jacob Applebaum konuşmasına NSA’in ‘terörist’ diye tanımladığı grupların bilgisayarlarına sızmasına rağmen planlanan saldırıları öğrendikten sonra, çıkarlarına hizmet ettiği sürece saldırıları engellemek için bir hamle yapmadığına dair belgelerin yakında halka açıklanacağını söyleyerek devam etti: “Buradaki terörist tanımı ABD’ye ait. Oysa ABD’nin Irak işgali, bugüne kadar hiçbir ‘terörist’ örgütün yaratmadığı kadar ölüm yarattı. Emperyalist bir ölüm makinesi olan ABD ordusunun da terör örgütü olarak tanımlanması gerekmez mi? ABD yalnızca data değil, metadata için insan öldüğünü kabul etmiş bir ülke”

‘GİZLİ SERVİSLERE SIZIN’

Applebaum, konuşmasını “Hala imkanı olanlar varsa, gizli servislerde işe başlamak için başvursun. Buralarda önemli mevkilere geldikten sonra ele geçirdiği tüm belgeleri kamuya açıklasın. Bu taktiği kitleselleştirin” diyerek sonlandırdı.

‘Gözetime karşı farklı söylemler geliştirmeliyiz’

ABD Sivil Haklar Birliği’nden Chris Soghoian internette insan hakları ve veri güvenliği konusunda varolan söylemin yargının yalnızca küçük bir kısmı tarafından dikkate alındığını, çoğu yargı mensubunun ve milletvekilinin güvenlik söylemini tercih ettiğini söyledi ve buna bir alternatif sundu: “Bu insanlar hakların güvenlik için sınırlandırılması gerektiğini düşünen insanlar. Onlara hakları anlatmak faydasız. Ancak söylemimizi internet güvenliği üzerine kurarsak onları da ikna edebiliriz Örneğin bir ülkenin bizi dinleyememesini sağlamak için yapmamız gereken şey ülke içindeki tüm iletişimi kriptolamaktır. Bu kabul edildiği durumda, iletişimimiz ülkedeki polisten de korunacak şekilde kriptolanacaktır. Unutmayın, eğer ülkenizin polisi sizi gözetleyebiliyorsa tüm dünya gözetleyebilir”.

Türkiye’deki sansür, gözetim ve baskı yöntemleri anlatıldı

Forumda Türkiyeli katılımcılar dünyadan gelen dinleyicilere Türkiye’deki sansür gözetim ve baskı yöntemlerini anlattı:

– Devlet istediği siteyi hızlıca engelleyebilirken site sahibinin geri açtırması uzun uğraş gerektiriyor.

– Çeşitli filtreler ile internet kafeler ve TBMM gibi yerlerde aralarında kaosgl.com da olmak üzere çok sayıda siteye erişim engelleniyor.

– Sosyal medyada yazılanlar ve beğeniler nedeniyle insanlar hakkında dava açılabiliyor, devlet görevlileri işlerini kaybedebiliyor.

– “Çocukları korumak için çıkartıyoruz” denilen internet yasaları yalnızca iktidardakilerin çocuklarını korumak amacıyla çıkıyor.

– Erişim sağlayıcıları internet kullanıcılarıyla ilgili verileri kaydetmek zorunda bırakılıyor. Sağlık sistemlerinden bankaralara kadar toplanılan tüm verilere MİT istediği zaman erişme hakkına sahip.

– İnternette yaşanan bütün bu hak ihlalleri, AKP’nin genel insan hakları politikasıyla paralellik izliyor.

Bu bilgileri anlatanlar arasında Bilgi Üniversitesi Hukuk Bölümü’nden Prof. Dr. Yaman Akdeniz, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İnsan Hakları Merkezi Başkanı Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Bölümü’nden Yrd. Doç. Dr. Elif Küzeci, Uluslararası Şeffaflık Derneği Başkanı Oya Erarslan, Marmara Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü ve Alternatif Bilişim Derneği’nden Doç. Dr. Melih Kırlıdoğ vardı.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ÖDP Eşbaşkanı Alper Taş: Artık başkanlık rejimindeyiz

ONUR EREM 10.08.2014

Seçim sonuçlarının netleşmeye başlamasının ardından Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) Eşbaşkanı Alper Taş ile Erdoğan’ın zaferini, nasıl bir Türkiye’nin bizi beklediğini ve İhsanoğlu ile Demirtaş’ın performanslarını konuştuk:

>> Erdoğan’ın yüzde 52’lik oy oranını nasıl değerlendiriyorsunuz?

AKP ve kurmaylarının, yandaşlarının yansıttığı gibi büyük bir zafer kazanamadı Erdoğan. Çok daha yüksek oy oranları söyleniyordu. Kıl payı bir başarı elde etti. Katılım oranının düşüklüğünün de etkisi var. Eğer daha yüksek olsaydı, ilk turda seçilemezdi.

>> Katılım oranının düşüklüğünde ana etken neydi?

İnançsızlık en büyük etkendi. Burada inançsızlığın iki boyutu var: Medyanın haftalardır dilinden düşürmediği “AKP nasılsa kazanacak” önkabulu, bir de “Gidip oy versem bile çalınacak” düşüncesi. Mevsim faktörü de var, mevsimlik tarım işçileri ve tatilde olan insanlar oy kullanamadı. Ama ana etken inançsızlıktı. Özellikle kentli seçmen, oylarının çalınacağını düşündü. Çünkü yerel seçimde gördüler, Gezi’ye katılıp isyan eden seçmen seçime asılıp yüzde 90’ın üzerinde katılım sağladıkları halde “trafoya giren kediler” ile karşılaştılar.

>> Demirtaş ve İhsanoğlu’nun performansları hakkında ne düşünüyorsunuz?

İhsanoğlu’nun adaylığının bir altyapısı, toplumsal zemini yoktu. Çok sayıda partinin desteğine rağmen yapay kaldı, partiler bile içselleştiremedi. İhsanoğlu iddiasız bir adaydı, tahammül, hoşgörü, sevgi kavramlarına odaklanmıştı.

Demirtaş ise yeni yaşam çağrısı ile başarılı bir profil verdi. Eğer laiklik ve sınıfsal meselelere dair daha net çalışması olsaydı daha yüksek oy alabilirdi. Kampanyası ile toplumda geniş sempati yarattı ama sempatinin bir kısmı oya yansıdı. Yine de başarılı bir sonuç aldı.

>> Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı ile nasıl bir Türkiye bekliyor bizi?

Türkiye artık fiili başkanlık rejimine girdi. Başbakan değil, cumhurbaşkanı yönetecek ülkeyi. Onun dışında toplum üzerindeki baskıların artışı konusunda değişen bir şey olmayacak.

Erkan Baş: Erdoğan’a karşı

gerçek alternatif ihtiyacı var

Halkın Türkiye Komünist Partisi Merkez Komite Üyesi’nden Erkan Baş seçim sonucunu şöyle değerlendirdi:

İlk bakışta, Erdoğan’ın istediği sonucu aldığını söyleyebiliriz. Ancak seçime katılım oranının düşüklüğünü dikkate aldığımızda, Erdoğan’ın oyları görünenin, beklenilenin altında kaldı. Karşımızda son yılların en düşük katılımı var.

Bu tablo, Erdoğan’a karşı gerçek bir alternatif üretilmesi gerektiğini gösteriyor. İhsanoğlu’nun adaylığı gerçek bir alternatif değildi. CHP+MHP’nin yerel seçimlerde aldığı belediye meclisi oylarının bile altında kaldı.

Bir diğer önemli sonuç da Erdoğan’ın, karşısında yer alan bloğu kıramadığını görmemiz. Erdoğan’ı istemeyen bir yüzde 50, belki oy kullanmayanlarla birlikte çok daha fazla insan var. Devrimcilere burada büyük bir görev düşüyor, mücadelemizi büyütmemiz lazım.

Demirtaş ise yüzde 9’a varan oy aldı. Kürt hareketinin geleneksel dilini terk ettiğinde daha fazla oy alabildiğini gördük. Gelecek için önemli bir sonuç.

Erdoğan’ın zaferi otoriter zihniyetini güçlendirecek, daha baskıcı bir rejim bizi bekliyor. Ama halkın ona hakettiği cevabı vereceğine dair inancım tam.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Davutoğlu: Sahibinin sesi

Ahmet Davutoğlu’nun Erdoğan tarafından yeni başbakan olarak ilan edilmesinin ardından ÖDP ve HDP liderleri durumu BirGün’e değerlendirdi: Sahibinin sesi

21.08.2014

ÖDP Eşbaşkanı Bilge Seçkin Çetinkaya: Davutoğlu’nun ismi bir süredir telaffuz ediliyordu. Eski Başbakan, şimdinin Cumhurbaşkanı olacak şahsiyet, kendi çizgisinden ve sözünden çıkmayacağı için seçti. Tasarladıkları başkanlık sistemini fiiliyatta hayata geçirmek için böyle bir yol izlediler.

Davutoğlu dış politikada sıfır sorun noktasından başlayıp sıfır komşu noktasına gelmeyi başarmış bir isim. Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturmuş en yeteneksiz figürlerin başında gelir. Böyle bir ismin Başbakan seçilmesi, yapılan işe değer verilmediği, önemli olanın lidere biat olduğunu gösteriyor.

Yeni Başbakan Davutoğlu IŞİD’in bu noktaya gelmesinde, güçlenmesinde, Ezidilerin katledilmesinde başrolde olan kişidir. AKP’nin, seçmenleri tarafından en beğenilmeyen politikası olan Suriye ve Irak politikasının mimarını Başbakan yapması, ne kadar tepeden ve sırça köşkten politika yaptıklarını gösteriyor. Kendisi dış siyaseti kapalı kapılar ardında yürütmüş, hesap vermeden at koşturmuş bir kişi. Dışişlerinde yaptıklarını Başbakanlıkta da yapmaya devam ederse hepimiz için bedeli çok ağır olur.

HDP Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü: Sadrazam tayini yapıldı

Başbakan Sadrazam tayini yapmış oldu bu akşam. Cumhurbaşkanı olmadan önce belirginleşen eğilimi sonunda gerçek oldu. Davutoğlu, Erdoğan ile birlikte başladığı mezhepçi hakimiyet yürüyüşü devam ettirecek. Kurmak istedikleri Yeni Türkiye denen şey, post-modern bir eski Türkiye’dir, daha ötesi değil.

Davutoğlu’nun seçilmesinin 2 ana nedeni var: Başbakana sadakati ve mezhepçi politikası. Erdoğan ile oluşturdukları alt-emperyalist projenin ölmediğini, bunu yaşatabileceklerini düşünerek hareket ediyorlar. Oysa tek yapabilecekleri, amok koşusunu birlikte sürdürmek.

Davutoğlu Musul’daki rehine krizinin ardından bizi ziyaret etmişti. Burada bize teknik bilgiler verdi, Ortadoğu’nun geleceği hakkındaki öngürülerini paylaştı. Mezhepçi dış siyaset izlediği eleştirilerimizi kabul etmedi bu görüşmede. Anlattıkları da bizim fikirlerimizi değiştirmekten çok uzaktı. O toplantıda bir kere daha IŞİD saldırılarının meşru ve mazur gösterecek tarih okuması yaptığını gördüm. Hem tarihe, hem siyasete selefi yorumla yaklaşıyor.

AKP’nin Kürt siyaseti, devlet siyasetinin doğrultusunda ilerlemiştir. Davutoğlu döneminde de bir değişiklik olacağını sanmıyorum. Davutoğlu maceracı bir insan, fantezileri var, bu nedenle yeni şeyler denemek isteyebilir, ancak ben şu anki tabloda fazla hareket alanı olduğunu düşünmüyorum.

Haber içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ferguson’da bir dehşet gecesi

22.08.2014

Rosa Clemente* | Çeviri: Onur Erem

*2008 ABD Başkanlık Seçimlerinde Yeşil Parti’nin Başkan Yardımcısı Adayı, akademisyen, gazeteci, aktivist

Bir saat önce şair Jessica Care Moore, müzisyen Talib Kweli, gazeteci Trymaine Lee ve birkaç barış örgütü temsilciyle birlikteyken polis tarafından hayvanlar gibi kovalandık. Canımızı kurtarmak için kaçarken kendimizi dar bir köprünün üstünde polislerle çevrili bulduk. Polisler bağırdı: Yere yatın ve ellerinizi havaya kaldırın! Aksi takdirde vurulacaksınız! Emirlere uyduk.

 

Oysa herhangi bir şey yapmamıştık. Ferguson sokaklarında halkla konuşuyor, dertlerini dinliyorduk. Polis halka sabit duramayacaklarını, gösterilen gösterdiği rotada yürümek zorunda olduklarını söylemişti, insanlar da sloganlar atarak yürüyordu. Son olarak din adamlarını dinlemeye başlamıştım. Dua etmeye başladıkları sırada, polislerin çok rahatsız olduğunu gördüm. İnsanların yürümeyi bırakıp sabit durmasıydı onları rahatsız eden.

 

Jessica ve Talib’in etrafında bir kalabalık oluşmaya başladı, halk onlara ilgi gösteriyordu. Bense yılların getirdiği polis vahşeti tanıklıkları ve aktivizm tecrübesiyle polisi gözlemlemeye devam ediyordum. Polislerin sayısı neredeyse protestocular kadardı. Saldırı formasyonuna geçmeye başladıklarını, coplarını hazırladıklarını gördüm. Talib’e seslendim: Bir şeyler olacak.

 

Tam o sırada arkamızdan biri polise plastik şişe attı. Hep birlikte ne olduğunu anlamak için arkaya baktık. Kafamızı öne çevirdiğimizde polis çoktan bize saldırmaya başlamıştı. O şişe atan adamın bir provokatör olduğuna eminim, polisin saldırması için bahaneye ihtiyacını karşıladı. Boğalar gibi üstümüze koşuyor, insanları korkutarak panik yaratıyordu. Bir yandan “Burayı hemen terk edin”, diğer yandan da “Hareket etmeyin ateş açarız” diye bağırıyorlardı.

 

Jessica ve Talib ile elele tutuşarak kaçmaya başladık. Polisler bizi kovalarken etrafımızı çevreledi. Sözlü ve fiziksel tehditleri, bakışları ve silahlarıyla bizlere şunu diyorlardı: “Güç bizde. Burada ne kadar kamera olursa olsun istediğimizi yaparız ve yaptıklarımızdan sorumlu tutulmayacağımızı biliriz.”

 

Yanımızdaki gençlerden biri, Devin, nefes nefese kalmıştı. Panik nedeniyle nefesini kontrol edememeye başladı, bana döndü ve “Boğuluyorum” dedi. Polis Devin’e döndü ve “Sakın kıpırdama yoksa vururum seni” dedi. Devin’i sakinleştirmeye çalıştım, hareket etmemesini, yanında olduğumu söyledim. Ben ona bunları söylerken, polis silahının namlusunu Devin’in göğsüne yaslamıştı. Polisin yüzüne baktım ve “Lütfen, o hiçbir şey yapmadı” dedim. Olanları kayda alabilmeyi çok isterdim, ama polis elini çoktan tetiğe götürmüştü ve elimden gelen bir şey yoktu.

 

Siyah bir polis “Bunları bırakın, istediğimiz kişileri aldık” diyene kadar yerde yatmaya devam ettik. Hayatımda hiç bu kadar dehşete kapılmamıştım. Oradan ayrıldıktan sonra Devin, “Teşekkürler, hayatımı kurtardın” dedi.

 

Buraya kadar anlattıklarım, yalnızca küçük bir grup olarak tanık olduklarımızdı. Ferguson’daki gençler yorgunlar ama kararlılar. Kederliler ama mağlup değilller. Bu gençler büyüklerinden, eski nesillerinden kendilerine yol göstermesini bekliyor. Ama eski nesiller, bekledikleri liderliği gösterecek durumda değil. Gençler içinde bulundukları durumla ilgili kendileri bilgi ediniyor, kendileri yorumluyor. Bizim varlığımızdan memnun olsalar da, kendi topluluklarındaki “sözde liderliği” eleştiriyorlar. Ve bunun için onları suçlayamam. Geceleri sokaklarda polisle sohbet edip gülüşen renkli tenli insanlar görüyordum. Tam Malcolm X’in bizi uyardığı “ev zencisi” tipleri [Ç.N.: Malcolm X, ‘Ev zencisi’ ve ‘Tarla zencisi’ kavramlarıyla siyahlar arasındaki ayrıma dikkat çekmiş, kölelik döneminde evlerde çalıştırılan siyahların daha iyi koşulları nedeniyle beyaz sahiplerine minnet duyduğu, tarlada çalıştırılan siyahların isyanına katılmadığını söylemiş ve bu ‘Ev zencisi’ davranışının bugün de imtiyazlı siyahlar tarafından devam ettiridiğine dikkat çekmişti]. Hatta bazıları sokaktaki gençlere kızıyor, “olay çıkarmayın, eve gidin” diyordu.

 

Gençlerin cevabı ise netti: Zaten evdeyiz, bizim evimiz burası.

 

Devin’e silah çevirdikleri zaman, silahı tutan beyaz polisin kel kafasına, gözlerine bakmıştım. O gözlerdeki ifade, ABD’deki siyahların ve latinlerin en büyük korkusunun nedeniydi: Potansiyel ölüm. O anda aklıma gelen tek şey, evden çıkmadan önce kızımın bana söyledikleriydi: “Dikkat et anne, polisler kadınların da canını yakar”. Polisler için siyah veya kahverengi kadınlar hayvandan farksız burada, hepimize hayvanlar gibi davranıyorlar. Kızımın bu sözlerinin aklıma geldiği saniyede yaşadığım hissi size kelimelerle anlatabileceğimi sanmıyorum.

 

Yıllardır aktivizm ve örgütlenmenin içinde olmama rağman Ferguson’da olanlara benzeyen hiçbir şey görmedim. Burası bir savaş bölgesine dönmüş. Askeri bir işgal var ve çocuklarımız bu savaşta ön cephede ölmek için gönderilen askerler.

Çeviri içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın