İnsan haklarını çiğnemeye devam etmek zorundayız

MECLİS İNSAN HAKLARI KOMİSYONU BAŞKANI AYHAN SEFER ÜSTÜN:

İnsan haklarını çiğnemeye devam etmek zorundayız

Asker Hakları Platformu’nun 2 yıllık hak ihlali raporunu açıkladığı toplantıda konuşan AKP’li Üstün, bir insan hakkı olan vicdani reddi tanınmasını kendisinin de istediğini, ama “Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlar ve zorunluluklar” nedeniyle AKP’nin bu konuda bir çalışma yapmadığını söyledi

ONUR EREM 17.06.2014

Asker Hakları Platformu, zorunlu askerlik sırasında yaşanan hak ihlalleriyle ilgili 2 yıllık raporunu yayınladı. Platformun ikinci raporu dün İstanbul’da gerçekleştirilen bir basın toplantısıyla tanıtıldı. Toplantıya Asker Hakları’ndan Tolga İslam ve Kerem Çiftçioğlu’nun yanı sıra AKP Milletvekili ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Ayhan Sefer Üstün katıldı.

DENETİM YETERSİZ

Asker Hakları temsilcileri, raporlarında bağımsız denetim mekanizmaları kurulması gerektiğini vurguladı: “TSK’nin denetim mekanizmaları çalışmıyor. Aydın Söke’deki bir birlikten bize 4 şikayet gelmişti. TSK’ye bilgi verdik, denetleme heyeti yollamış ama askerin bize yazdıklarından gördük ki erlerle görüşmemişler. Birkaç ay sonra o birlikte bir asker intihar etti”.

Asker Hakları’ndan Kerem Çiftçioğlu, şikayetlerdeki en büyük artışın sağlık hakkına erişimin engellenmesi konusunda yaşandığını açıkladı. Bu konuda hem askere alımda yeterince sağlık taraması yapılmaması, hem askerlik döneminde yaşanan sağlık sorunlarının tedavi edilmemesi, hem de askerliğin yarattığı sağlık sorunlarının askerlik sonrasında da insanların hayatını etkilemeye devam etmesi yer alıyor.

‘DEVLET YAPSA GÜVENİLMEZDİ’

AKP Milletvekili ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Ayhan Sefer Üstün ise “Eskiden askeri vesayet vardı, kötü muameleyi denetleyemiyorduk” dedi. Üstün, bu durumun Uğur Kantar’ın ölümüyle değiştiğini söyledi. Raporun kendisi için çok değerli olduğunu söyleyen Üstün “Bu araştırmayı devlet yapsa güvenemezdik, STK olunca güvenebiliyoruz. Ayrıca Asker Hakları ideolojik kaygıları olmayan bir STK, bu da güvenilirliğini artırıyor” dedi ve işin içine ideoloji girince STK’lerin güvenilmezleştiğini söyledi.

VİCDANİ RET GÜNDEMDE DEĞİL

Üstün zorunlu askerlik konusuna değinerek “Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullar zorunlu askerliği zorunlu kılıyor. Belki ilerde kaldırırız. Herkesin askerlik yapamayacağını kabul ediyoruz, askere alacak kişilerin sayısını azaltabiliriz şimdilik” dedi. Bu konudaki sorularımız üzerine ise Üstün “Ben vicdani ret hakkının tanınması gerektiğini düşünüyorum. Ama partim bu konuda bir çalışma yapmıyor. Bu konuda bir yasa çıkarma planımız yok” dedi.

Soru-cevap bölümünde Üstün, Meydan Gazetesi’nin “Askerlikte hak ihlallerine ve şüpheli ölümlere dair Meclis Araştırma Komisyonu kurmak için yapılan 18 önerinin tamamı AKP tarafından reddedildi. Neden?” sorusunu Meclis Araştırma Komisyonları’nın verimsiz olduğunu söyleyerek yanıtladı.

Yeni rapordan veriler: Şikayetler artıyor

2012 ve 2013 yıllarını kapsayan yeni raporda, askerhaklari.com’a şikayet başvurusu yapanların sayısındaki yüzde 50’lik artış dikkat çekti. Önceki 2 yıllık raporda 432 hak ihlali şikayeti yapılırken bu raporda sayı 653’e ulaştı. En çok şikayetin yapıldığı il Ankara olurken her 12 askerden birinin intiharı düşündüğü bulgusuna ulaşıldı. Askerlik sırasında yaşanan intihar vakaları, sivillerin ortalamasının iki buçuk katı. Raporda TBMM’nin gerekli ve yeterli denetim yapmaması eleştirilirken tek olumlu değişiklik Askeri Disiplin Koğuşları’nın kaldırılması olarak tespit edildi. Askerlerin en büyük şikayetleri arasında orantısız cezalar, sağlık hakkına erişimin engellenmesi, aşırı fiziksel aktiviteye zorlanma, hakaret, angarya, uykusuz bırakılma ve üstler tarafından tehdit edilme yer alıyor. Askerde işkenceyle öldürülen Uğur Kantar’ın ailesinin avukatı da yıllık rapora dava boyunca yaşanan hukuk skandallarını yazdı.

Raporun tamamına burada ulaşabilirsiniz: http://www.askerhaklari.com/rapor2.pdf

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Sosyalizmin modası geçmedi, kendi modelimizi yaratmamız lazım

Sosyalizmin modası geçmedi, kendi modelimizi yaratmamız lazım

Gabriel Garcia Marquez, New Left Review’da 1983 yılında yayınlanan söyleşisinde siyasi düşüncelerinin nasıl geliştiğini, dönemindeki gelişmeleri nasıl yorumladığını ve hayalindeki siyasi sitemi anlatıyor:

>> Babanız muhafazakar bir insandı, ama sizin siyasi düşünceleriniz tam tersi. Bu ailenize bir tepki olarak mı gelişti?

Aileme bir tepki olarak geliştiğini söyleyemem. Babam muhafazakar olsa da bütün aile öyle değildi. Dedem liberaldi. Siyasi düşüncelerimin ondan ilham aldığını hissediyorum çünkü ben küçükken bana masallar anlatmak yerine özgür düşünceli, din hegemonyasına isyan eden insanların nasıl öldürüldüğüne dair korkunç hikayeler anlatırdı. Benim doğduğum yıl Aracataca’da gerçekleşen muz işçileri katliamını da anlatmıştı. Gördüğünüz gibi beni isyana teşvik eden ailemdi.

>> İlk siyasi metni okuduğunuz zamanı hatırlıyor musunuz?

Zipaquira’daki orta okulumda okumuştum. Okuldaki öğretmenlerin tümü 30’lardaki solcu hükümet döneminde öğretmenler okullarında Marksistler tarafından yetiştirilmişlerdi. Matematik öğretmenimiz tenefüslerde tarihi materyalizmi anlatır, kimya öğretmenimiz Lenin kitaplarını ödünç verir, tarih öğretmenimiz sınıf mücadelesini anlatırdı. O buzdan kaleden çıktıktan sonra yönümü şaşırmıştım ama iki kanıya sahiptim. Biri iyi romanların gerçekliğin şairane bir şekilde aktarılmasıyla hayat bulabileceği, diğeri de insanlığın geleceğinin sosyalizme muhtaç olduğu.

>> Komünist Parti’ye üye oldunuz mu hiç?

Yirmili yaşlarımda bir hücreye dahil olmuştum ama çok bir şey yaptığımı hatırlamıyorum. Bir militandan çok sempatizandım. Komünistlerle ilişkim hem dalgalıydı. Ne zaman beğenmedikleri bir tutum alsam gazeteleri beni eleştirirdi. Ama yine de, en kötü anlarda bile onları kamuya açık bir şekilde kötülemedim.

>> Geleceğimizin sosyalizme bağlı olduğunu düşünmenize rağmen 1957’deki Doğu Almanya gezinizde gördüklerinizi hiç beğenmediğiniz. Bu gezi siyasi düşüncelerinizi etkiledi mi?

Kesinlikle etkiledi. Geziden izlenimlerimi bir dergiye yazmıştım. O makaleler, benim siyasi gelişimimdeki tutarsızlık olduğunu iddia etmek için 20 yıl sonra tekrardan dolaşıma sokuldu.

>> Tutarsızlık mı vardı siyasi düşüncelerinizde?

Hayır, yoktu. Doğu Almanya gibi ülkeler gerçekten sosyalist değiller. İzledikleri yol da onları sosyalizme taşımayacak hiçbir zaman. Çünkü bu sistem Sovyetler Birliği tarafından dışarıdan, dogmatik ve yaratcı olmayan Komünist Partiler tarafından dayatılıyor. Sovyet modelinin uymasının imkansız olduğu toplumlara da aynı modeli dayatıyorlar.

>> Küba haber ajansı Prensa Latina’dan ayrılmakla doğru kararı mı verdiniz?

Evet. Çünkü ben erkenden kendim ayrılmasaydım sonradan devrim karşıtı, emperyalizmin uşağı diye etiketlenerek kovulacağımı hissediyordum.

>> Ne düşünüyorsunuz günümüz Küba’sı hakkında?

Öncelikle Küba’nın kesinlikle iddia edildiği gibi bir Sovyet uydusu olduğuna inanmıyorum. Devrim, daha demokratik, adaletli ve ihtiyaçlara uygun bir sisteme ulaşma ümidini koruyor. Ancak Küba Devrimi, ABD’nin düşmanca tutumu nedeniyle 20 yıldır “olağanüstü hal” durumu yaşıyor. Sovyetler’in (amaçları her ne olursa olsun) yardımları olmadan bu devrim uzun yaşamayabilirdi.

>> Castro 68’de Sovyetlerin Çekoslovakya’ya müdahalesini savunmuştu. Siz ne tepki vermiştiniz?

Kamusal bir protesto düzenledim, yine olsa yine aynısını yaparım. Castro ile tek farkımız, onun Sovyetler’in müdaheleciliğini meşrulaştırırken benim buna karşı çıkmam.

>> Sizinle birlikte birçok Latin Amerikalı yazar sosyalizmi arzulanası bir alternatif olarak anlatıyor. Ama bunun modası geçmedi mi? Sosyalizm artık cömertliğin soyutlaması olmaktan çıktı, gerçeğe döküldü – sevimsiz bir gerçekliğe dönüştü. Örneğin Polonya’da olanları gördükten sonra kimse iktidarda gerçekten işçi sınıfının olduğuna inanmıyor. Latin Amerika için kapitalizmin yıkımı ile sosyalizmin yıkımı arasında üçüncü bir yol mümkün mü?

Üçüncü bir yola inanmıyorum. Bence çok sayıda alternatif var, ABD için bile. Yapmamız gereken kendimize uygun çözümler bulmak, kendi sosyalizm modelimizi yaratmak.

>> Gelişmiş kapitalist ülkelerin demokrasi modeli üçüncü dünyada uygulanabilir mi?

Gelişmiş ülkelerdeki demokrasi, oradaki gelişmelerin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Latin Amerika’da Sovyet modeli nasıl imkansızsa kapitalist demokrasi modeli de imkansızdır.

>> Yaşadığınız ülkede nasıl bir hükümet görmek isterdiniz?

Yoksulları mutlu edecek herhangi bir hükümet. Bir düşünsene!

BİRGÜN İÇİN ÇEVİREN: ONUR EREM

ORİJİNALİ: http://www.versobooks.com/blogs/1561-gabriel-garcia-marquez-1927-2014

Çeviri içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Polis saldırısına direnme rehberi

Polis saldırısına direnme rehberi

Emniyet güçleri eylemcilere saldırmak için her zaman son teknolojiden faydalanıyor: Çelik cop, kimyasal gaz, TOMA, plastik mermi, akrep… Ama endişelenmeyin, demokratik haklarınızı kullanırken polisin saldırı tekniklerine karşı koymak mümkün!

ONUR EREM 30.04.2014

Toplumsal olaylarda polis, elindeki teknolojik imkanlarla göstericilere karşı üstünlük sağlamaya çalışıyor. 2000’lerin başından beri biber gazı, çelik cop, elektrikli cop, ses silahları polisin kitle eylemlerini bastırmada kullandığı silahları. İçişleri Bakanı gazın kimyasal silah olmadığını ispatlamaya çalışadursun, cop, kalas, demir çubuk ise göstericileri dağıtmak için polisin kullanmaya devam ettiği asla modası geçmeyen saldırı yöntemleri.

Polis sokaklarda kalaslarla kafa göz yarmaya devam ederken, bir yandan da ‘insan haklarına uygun’ müdahale ettiği propagandasını işlemek istiyor. Robocopların korkutucu giysileri, yüzlerine taktıkları maskeler, ellerindeki kalkanlar, gaz tabancaları, elektrikli coplar, hakları için sokağa çıkan işçileri, öğrencileri, Karadeniz’in eşkiyalarını ve Kürtleri korkutup evlerine döndürmek için.

BirGün, Türkiye ve dünyadaki sokak gösterilerinde yaşananları ve polisin kullandığı ürkütücü teknolojik saldırı silahlarına karşı geliştirilmiş direnme yöntemlerini bir bir araştırdı. Sonuç: Endişeye mahal yok, ne polisin korkunç görüntüsü ne de kullandığı teknoloji haklı taleplerle sokağa çıkanları evlerine döndürecek güçte…

İşte copa, panzere, gaza ve diğer teknoloji harikası aletlere karşı kitle eylemcisinin direnme rehberi:

Sağlık sorumlusu: Eylemlerde farklı türlerde fiziksel saldırılara maruz kalmak çeşitli yaralanmalara, astım krizine ve benzeri sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu sorunlarla mücadele etmek için taşımak gereken ekipmanlar ise eylemcileri yavaşlatır – ayrıca herkesin bu ekipmana verecek parası olmayabilir. Bu yüzden eylemlerde ilkyardım malzemelerini çantasında taşıyacak bir sağlık sorumlusu ayarlayın. Polisle çatışma alanının biraz gerisinde beklemesi ve çatışmaya katılmaması, bütün ekipmanlarınızla birlikte gözaltına alınmaması için önemli! Ayrıca Gezi Revir gibi gönüllü gruplarla iletişimde kalmanız önemli.

Kimyasal gaz: Kimyasal gaz Türkiye’de polisin yükselen trendi. Her geçen yıl daha fazla kullanılan kimyasal gaz, maruz kalanların can havliyle kaçışmasına neden oluyor. Göz, burun, deri, boğaz ve ciğerlerde yanma, baygınlık geçirme, astım krizi gibi etkileri var. Bununla mücadele etmek için öncelikle uzun kollu kıyafetler veya plastik yağmurluk giyerek derinizi korumanız lazım – açıkta kalan bölgelerinize su bazlı (kesinlikle yağ bazlı olmaması lazım) güneş kremi sürmek, o bölgeleri korumak açısından önemli.

Gaza maruz kaldığınızda gözünüzü temizlemek için gözyaşı damlası veya Talcid kullanın. Önce bir gözünüzü, sonra diğer gözünüzü temizlemeniz malzemeden tasarruf etmenizi sağlar. Ucuz bir havuz gözlüğü alıp sıkı bir şekilde gözünüze takmanız da gözlerinizin etkilenmesini büyük oranda önler. Lens  kullanmamanızı tavsiye ediyoruz.

Bir diğer yöntem olan gaz maskesi en güvenilir korunma yöntemi. Hırdavatçılardan 150 liraya alacağınız tam yüz maskesi ve filtre ile saatlerce gazdan etkilenmeden demokratik haklarınızı kullanabilirsiniz.

Eylemin rüzgarlı bir alanda gerçekleştirilmesi biber gazının etkisini azaltırken, eylem öncesinde rüzgarı arkanıza almanız, karşınızdan sıkılan gazın polislere geri gitmesini sağlar.

Emniyet güçleri eylemcilerin üzerine kapsül halinde gaz bombası atarak eylemcilerin birbirlerini göremeden farklı yönlere dağılmasını hedefliyor. Gaz bombasıyla mücadelede ilk amaç bombayı atanlara geri yollamak olmalı. Bunun için yanınızda inşaat işçilerinin kullandığı eldivenlerden bulundurmanızda fayda var. Isıya dayanıksız eldivenler kapsülün sıcaklığıyla eriyip elinize yapışabilir. Eğer geri yollayamayacağınız kadar çok kapsül varsa grup halinde geri çekilerek bir araya gelin. Bu hamle, saldırganlarla aranızda sisten bir duvar oluşmasını sağlar.

Son olarak eylem öncesinde mümkün olan en uzun süre boyunca yıkanmayarak derinizdeki gözeneklerin kapanmasını sağlayabilirsiniz. Böylece biber gazının vücudunuza etkisi en alt düzeye inecektir.

Çelik cop–elektrikli cop: Polislerin farklı kullanımlar için farklı türde copları olabiliyor. Hepimizin bildiği klasik copun dışında, bir anda 15 cm.’lik bir çubuktan büyük bir copa dönüşebilen katlanabilir çelik coplar ve ucundaki elektrik akımıyla saldırılan kişiyi çarpan, yakan coplar polislerin yeni silahları. Coplardan korunmak için çeşitli yöntemler mevcut. Bunlardan birincisi koruyucu kıyafetler giymek. Pet şişeler, kamp matları ve benzeri materyalleri vücudunuza sararak, gemilerde bulunan can yeleklerinden giyerek copun etkisini azaltabilirsiniz. Kask/baret takmak, kafanızı korumak için önemli. Türkiye’de polisler gaz bombalarını eylemcilerin kafalarını nişanlayarak attığı için kask/baret takmak bazı durumlarda hayatınızı kurtarabilir.

Coplardan korunmanın bir diğer yolu ise kalkan kullanmak. Sokakta bulabileceğiniz plastik, metal, çöp kutusu gibi malzemelerden polislerin kalkanlarıyla yarışacak güçte kalkanlar yapabilirsiniz. Eğer kalabalık bir grupsanız 5-10 kişinin tutacağı büyük plexiglass levhalar kullanarak copları engellemeniz, polisleri durdurmanız, hatta polisleri belli noktalara sıkıştırarak etkisiz hale getirmeniz mümkün. Kırılmaz ve şeffaf bir plastikten yapılan bu malzeme, dünyanın dört bir yanında polisin eylemcileri dağıtmalarını engellemek için sıklıkla kullanıyor. Plexiglassı rahatça tutabilmeniz için, size bakan tarafında kulplar yapmanız şart.

Plexiglass yerine büyük traktör lastiklerini de kalkan amacıyla kullanabilirsiniz.

TOMA: Polisin onyıllardır kitleleri dağıtmak için kullandığı, tazyikli su sıkan TOMA’larla karşılaştığınızda su tabancasının dönüşüne dikkat edin. Mümkünse, TOMA’nın manevra yeteneğini kısıtlayan dar sokaklara çekilin. Yanında polis olmayan ve manevra yapamayan TOMA, en etkisiz TOMA’dır.

Akrep: Akrepler TOMA’ların giremeyeceği yerlere hızla girerek insanlara gaz veya plastik mermi ile saldırabiliyor. Eğer silahlı bir Akrep ile karşılaşırsanız kalkan ile gövdenizi koruyun, bir yere siper alın. Kalabalık bir grupsanız  farklı yönlere dağılıp geri toplanarak Akrep’in dikkatini dağıtabilirsiniz. Polisler kafaya nişan aldığından namlu size doğrulduğunda kafanızı koruyun, mümkünse başka yöne bakın.

Eylem kameramanı: Eylemcilerden birkaçının fotoğraf veya video çekmesi, emniyet güçlerinin eylemcilere karşı yasadışı uygulamalarını belgelemek açısından önemli. Özellikle Türkiye’de ana akım medya eylemleri polislerin arkasından veya uzaktan izlediği için, büyük eylemlerde grupların içinden çekilecek görüntülerle yakın mesafeden, doğrudan yüze kimyasal gaz sıkılması gibi çok sayıda yasadışı uygulama tespit edilebilir. Bu görevi üstlenecek kişilerin kameralarının yüz tanıma, kırmızı göz azaltma gibi o sırada çok önemli olan birkaç saniyeyi kaybettirebilecek uygulamalarını kapatmalarını tavsiye ederiz. Kameraların otomatik odaklanma ve otomatik iso modunda olması da hareket halindeki eylemlerde işi kolaylaştırır. Çektiğiniz fotoğrafları saat ve yer belirterek anında sosyal medya üzerinden paylaşmanızı tavsiye ederiz.

Prova yapın: Aranızda daha önce eyleme katılmamış veya burada anlatılan yöntemleri uygulamamış çok sayıda insan varsa, eylemden önce bu yöntemleri uygulayarak denemeleri panik halinde nasıl hareket etmeleri gerektiğini öğrenmeleri açısından önemli. Önceden yapılan provalarla kalkanların nasıl kullanılacağı, plexiglass malzemesiyle polislerin nasıl etkisiz hale getirileceği, polis ablukasının nasıl yarılacağı, acil durumlarda sağlık görevlisinin nerede bulunabileceği öğrenildiğinde eylem çok daha başarılı ve kayıpsız geçecektir. Büyük eylem gruplarını çatışma sırasında yönlendirecek kişilerin herkes tarafından bilinmesi, bu kişilerin tecrübeli ve taktik konusunda iyi kişilerden seçilmesi, çatışma sırasında bu kişilerin verdiği direktiflerin çevresindekiler tarafından yüksek sesle tekrar edilerek herkesin duymasının sağlanması da oldukça önemli.

TTB’DEN TAVSİYELER

İstanbul Tabip Odası ve Türk Tabipleri Birliği, geçtiğimiz gaylarda toplumsal olaylarda yoğun şekilde kullanılmaya başlanan biber gazı ve benzeri gazlardan korunmak için kapsamlı birer dosya yayınladı. Hem hekimler hem de halk için hazırlanan bilgi dosyalarında bu gazların nitelikleri, yarattıkları zararlı etkiler, korunma yolları ve hekimler için gaza maruz kalmış kişilerin tedavisi konusunda oldukça önemli bilgiler bulunuyor.

İKİ FARKLI GAZ

2 adet gaz kullanılmaktadır;

1-CS gazı (aslında gözyaşartıcı gazlar grubunda yer alan ancak yanlışlıkla biber gazı diye bilinen gaz) özellikle gözleri yakar ve soluk almayı zorlaştırır.

2-CR gazı; özellikle ciltte yoğun yanma ve kaşıntı hissi meydana getirir ve daha yoğun soluk almakta zorluk yaratır.

Özellikle 2 no’lu gaz atıldığında kıyafetinize bulaşıp kıyafet üstünde kalacak ve cildinizi yakmaya devam edecektir. Bu nedenle yedek kıyafet getirmeniz ve gaza maruz kaldıktan sonra değiştirmeniz  uzun süreli etkiden sizi koruyacaktır. Gaza maruz kalmış kıyafetinizi plastik torbaya koyup ağzını sıkıca bağlayınız.

»Tanısı konulmuş kalp rahatsızlığı, astım, KOAH benzeri akciğer rahatsızlığı olanlar ve alerjik bünyesi olanların gaza maruz kalması daha da tehlikelidir.

YANLIŞ BİLİNENLER

»Gaz maruziyeti sonrası gözünüze limon sıkmayınız. Yararı olmadığı gibi gözünüze zararı olacaktır.

»Cildinizi yakan 2 no’lu gaz için su kullanmayınız, daha fazla yanmaya neden olmaktadır.

ACİL durumda İLK YARDIM

Kanama: Herhangi bir yerinizde kesik, kanama olursa cildi olabildiğince bir araya getirip temiz bir bezle üzerine baskı yapınız. Kanama bezi kirletirse ve ıslatırsa bu bezi kaldırmadan üzerine daha fazla bez koyup bastırınız. Lütfen en az 5 dakika süreyle baskı uygulayıp ardından en kısa zamanda sağlık ekiplerine ulaşmaya çalışınız.

Burun kanaması: Başınızı öne doğru eğip, burun kanatlarınıza (burnun yumuşak olduğu uç kısım) en az 5 dk baskı yaparak en yakın sağlık ekibine doğru gidiniz.

Bilinç kaybı: Bilinci kaybolan kişileri (omuzlarına vurup sarstığınızda hiçbir tepki vermeyen) eğer soluk alıyorlarsa dikkatlice yan taraflarına çevirip ağzın yere doğru bakmasını sağlayınız ve başlarını hafifçe geriye doğru çekiniz (bu şekilde ağızda birikecek salya, kusmuk vb sıvılar yere doğru akacak ve dilin geriye doğru kayıp soluk yolunu tıkaması engellenecektir).

Kırık, çıkık ve burkulma: Etkilenen bölgeyi hareket ettirmeyip soğuk uygulayınız. Mümkünse dergi, gazete gibi sertçe bir cisimle hareket ettirmeden sarıp hareketsiz hale getiriniz. Mümkünse etkilenen bölgeyi kalp seviyesinden yukarıda tutunuz.

Bayılmalar: Baygınlık geçiren ve/veya yüzü solgunlaşıp terleyen, başı dönen kişileri yere sırtüstü  yatırıp ayaklarını yerden 30 cm yukarı kaldırınız.

Kafatası ve omurga zedelenmeleri: Yüksekten düşen veya başına aldığı darbeyle yaralanan kişileri mümkün olduğunca hareket ettirmeyip hemen ambulansla naklini sağlamaya çalışınız.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Vicdani ret: Devletin tanımadığı insan hakkı

Vicdani ret: Devletin tanımadığı insan hakkı

Türkiye, imzaladığı uluslararası anlaşmaları hiçe sayarak Avrupa’nın vicdani reddi tanımayan tek ülkesi olmaya devam ederken 15 Mayıs Vicdani Retçiler Günü vesilesiyle bu meseleyi tekrardan gündeme getiriyoruz

ONUR EREM 15.05.2014

Bugün 15 Mayıs Dünya Vicdani Retçiler günü. Türkiye 1989’da Vedat Zencir ve Tayfun Gönül’ün ‘asker olmayacağım’ ilanlarıyla birlikte tanıştı vicdani retle. O günden beri Avrupa’da onlarca ülke vicdani reddi bir hak olarak tanımaya başlarken Türkiye yerinde saymaya devam etti. Vicdani retçilerin isteği aslında çok basit: Asker olmamak. Ancak Türkiye devletinin ‘eşsiz’ yapısı nedeniyle vicdani retçilerin başına gelmeyen kalmıyor: İşkence görenler, yıllarını hapislerde geçirenler, yurtdışına kaçmak zorunda kalanlar… Devlet son yıllarda, ülke içindeki ve dışındaki baskıların da etkisiyle retçileri uzun yıllar hapiste tutmak ve işkence gibi uygulamalara son verdi ancak bunların geri dönmeyeceğinin garantisi yok. Çünkü henüz vicdani ret hakkının uygulanmasına dair bir yasa yok. Hükümet yaklaşık 10 yıldır bu yasanın gündemlerinde olduğunu söylese de, verdiği birçok söz gibi bunu da tutmamaya devam ediyor. Kendilerinden gelen son açıklama, profesyonel orduya geçildikten sonra “cezalandırıcı vicdani ret” uygulamasını başlatacakları oldu. Cezalandırıcıdan kasıtları, askerlik süresinin en az iki katı uzunluğunda bir sivil hizmet. Militarizmi reddeden insanları cezalandırmayı refleks edinmiş bir devletimiz var ne de olsa.

Devletin cezalandırma isteği yalnızca hapis veya uzun süreli hizmet zorunluluğuyla sınırlı değil. Kendine itaat etmeyenlerin günlük yaşantısını dahi zorlaştırmak için elinden geleni yapıyor devlet. İşte size son dönemden bazı örnekler:

– Necip Fazıl Kocaoğlu 34 yaşında. Askerde gördüğü işkenceler nedeniyle birliğinden kaçan vicdani retçi Necip Fazıl bir evde saklanarak yaşıyor. Firari durumunda olduğu için komşuların ihbar etmesi ihtimalinden endişelenen Necip Fazıl 6 ayda yalnızca 2 defa evden çıkabildi. Hakkında açılmış davalar var ve yakalanıp askere götürülme endişesi nedeniyle hastaneye dahi gidemiyor. İki yıl önce yaptığımız söyleşide “Üstte şenlik yapılan bir geminin altında kırbaçlanan kürekçiler gibiyiz. Üsttekilerin hiç mi vicdanı yok?” demişti, yaşadığı durumu özetlerken. Devletin inadı yüzünden iş bulamıyor, geçinmekte zorluk çekiyor, kısaca sivil ölüm yaşıyor. Önceki gün telefon konuşmamızda “Hükümet artık bu saçmalığa bir son versin” dedi: “Benim durumumda olan çok kişi var, firariler için sivil ölüm cezası son bulmalı”. Birliğinde gördüğü işkenceler ve sıradışı kaçış öyküsünu şu linkten okuyabilirsiniz: wp.me/p2psMa-76

– Ali Fikri Işık 57 yaşında. 2 yıl önce Diyarbakır’da davet edildiği bir panelde gözaltına alındı, tutuklandı. Geçen yıl tekrar tutuklandı ve toplamda 5 ay hapis yattı. Açlık grevine başlayan ve ardından serbest bırakılan Ali Fikri bu süreçte Taraf gazetesindeki işini kaybetti. Bugüne kadar hakkında aynı “suç”tan, yani asker olmamaktan açılmış 6 dava var. Biri Yargıtay’da, diğerlerinin birleştirimiş duruşması 25 Haziran’da. “Barıştan yanayım” demişti geçen yılki söyleşimizde: “Ben Kürdüm, benim bir ülkem var, adı da Kürdistan’dır ve tam 30 yıldır beni askere almak isteyen kurum bir savaş yürütüyor. Bu kurumun emrine giremem”. Önceki gün telefon konuşmamızda şunları söyledi: “Vicdani reddin olmadığı bir ülkede demokrasiden söz edilemez. Türkiye gibi militer bir gücün himayesi altında inşa edilmiş bir ülkede vicdani ret bir özgürlük talebinden öte, toplumun dönüşümünü de talep eder. Sadece hükümet değil, bütün siyasi partiler sessiz bu konuda”. 12 Eylül döneminde yaşadıkları ve kendisini vicdani redde götüren hayatını bu linkten okuyabilirsiniz: wp.me/p2psMa-mp

– Uğur Bilkay 26 yaşında. Türkçe bilmeden başladığı ilkokulda her sabah “Türküm” demeye zorlanan Uğur “Andımız”ın içeriğini sorguladığı için dayak yediğini anlatmıştı geçen yılki söyleşimizde. Çocukluğunda fark etmiş askerliğin ne kadar kötü bir şey olduğunu, köylerine gelen askerler nedeniyle. 2011’de İstanbul üzerinden ülkeyi terk eden Uğur 2012’de vardığı İtalya’da sığınma hakkı edindi. Artık özgür, ama ailesiyle ve arkadaşlarıyla görüşememek pahasına. “İçinde bulunduğum durumun en kötü yanı işte bu” diyordu: “Bir gün Türkiye vicdani ret hakkını tanırsa ülkeme geri dönmek istiyorum. Ama hükümet bu konuda gözlerini kapatıyor”. Uğur’un askerliği reddetme ve yurtdışına kaçma hikayesini şuradan okuyabilirsiniz: http://wp.me/p2psMa-no

Bir gazete sayfasında bütün retçilerin hikayelerine yer vermek mümkün değil. Sizlere devletin baskısından farklı şekillerde etkilenen 3 kişiyi örnek veriyoruz ancak Türkiye’de yüzlerce vicdani retçi, bir milyona yakın “asker kaçağı” var. Hepsinin farklı hikayeleri olsa da, istekleri ortak: Asker olmamak.

Neden gitmemeli?

– İnsan öldürmemek için.

– NATO’nun ve ABD’nin emrindeki bir orduya hizmet etmemek için.

– Bugüne kadar dört darbe gerçekleştirip hiçbirinin hesabını vermeyen bir orduya dahil olmamak için.

– Müslümanları öldüren ordunun bir parçası olmamak için.

– Devletin Kürtlere karşı yürüttüğü savaşın insan kaynağı olmamak için.

– Militarizmi sonlandırmak için.

– Emir almamak, vermemek için.

– Canınız istemediği için.

İnsanlar neden askere gitmek istemiyor? Bu soruya verilebilecek çok sayıda cevap var. 381kişinin kendince gerekçelerini açıkladığı “Askere gitmeyin” adlı kitap, birbirinden farklı cevapları okumak için güzel bir kaynak.

Nasıl gitmemeli?

Neden gitmemeli dedikten sonra, nasıl gitmemeli sorusu geliyor haliyle. Bunun da farklı yolları mevcut:

– Öğrencilik ile erteleyerek: Üniversite öğrencileri 30 yaşına kadar “askerlik görevini” erteleyebiliyor. Yüksek lisans ve doktora ile bu süre uzatılabiliyor. Vicdani ret hakkının kazanılacağı güne kadar bu şekilde yasal sorun yaşamamak mümkün.

– Yurtdışında çalışarak: Yurtdışında çalışan insanlar TC’nin askerlik baskısına maruz kalmıyor. Yurtdışında çalışmak, mümkünse çalıştığınız ülkenin vatandaşlığını almak bir başka yöntem.

– İltica ederek: Birleşmiş Milletler, vicdani ret hakkının tanınmadığı ülkelerde yaşayanların iltica etme hakkına sahip olduğuna karar verdi. Bu karardan önce bile Avrupa ülkelerinden vicdani ret gerekçesiyle iltica hakkı kazanan TC yurttaşları olmuştu. Eğer iltica etmeyi düşünüyorsanız, gidebileceğiniz ülkeleri konuşmak ve bu karmaşık yasal süreçte yardım almak için Vicdani Ret Derneği’ne başvurabilirsiniz.

– Gitmeyerek: Siz askere gitmediğiniz sürece kimse sizi zorla askere götüremez. Bakaya ilan edilebilirsiniz, hakkınızda idari para cezası kesilebilir ancak herhangi bir askeri birliğe zorla teslim edilemezsiniz. Son GBT uygulamasının ardından polisler yakaladıkları retçileri askeri birliğe değil, askerlik şubesine götürebilir hale geldi fakat retçiler burada tekrar serbest bırakılıyor. İleriki aşamalarda hakkınızda dava açılabilir ve bir süre tutuklu kalabilirsiniz ancak hukuk mücadelesinin sonunda, iç hukuk yollarında mahkum olsanız dahi davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürdüğünüz takdirde haklı bulunacak ve devletten tazminat alacaksınız.

Vicdani retçiler yalnız değil

Tam bir yıl önce, 15 Mayıs 2013’te Türkiye’deki vicdani retçiler bir araya gelerek Vicdani Ret Derneği’ni kurdu. Bünyesinde sosyalistlerden Kürt retçilere, anarşistlerden Müslüman retçilere kadar geniş bir kesimi barındıran bu dernek tüm vicdani retçilere hukuki destek sağlıyor. Derneğin avukatı Davut Erkan 2 Mayıs’ta Anayasa Mahkemesi’ne vicdani ret ile ilgili bireysel başvuru yaparak yeni bir hukuki mücadele başlattı. Dernek Avrupa ve Ortadoğu’daki barış örgütleri ve vicdani ret dernekleri ile birlikte projeler yürütüyor. Bugün ve 17 Mayıs tarihlerinde basın toplantıları ve eylemler gerçekleştirecekler. İletişime geçmek için internet sitesini kullanabilirsiniz: vicdaniret.org

Haber içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Soma Holding binayı boşaltıp kaçtı

Soma Holding binayı boşaltıp kaçtı

Soma Holding’in önünde büyük protesto

ONUR EREM 15.05.2014

Masina-Soma’daki iş cinayeti İstanbul Levent’teki Soma Holding’in önünde protesto edildi. Protesto gece geç saatlerde Soma Holding A.Ş. ve Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.’nin Levent’teki binalarına “Katiller” yazılmasıyla başladı. Sabah saatlerinde binanın önüne gelen Kolektifler üyeleri de o noktada oturma eylemi başlattı. Öğlen saatleri yaklaşırken şirketin olduğu sokakta polis barikat kurdu ve bu barikatın önünde ufak gruplar basın açıklaması yaptı. Saat 12:30’da ise büyük bir kalabalık binanın olduğu sokağa gelerek eylem yapmak istedi. Soma Holding’in bulunduğu sokağa gelen yüzlerce kişi, yaklaşık 60 polis ve 1 TOMA’dan oluşan polis barikatıyla karşılaştı. “Katil devlet”, “Hükümet istifa” gibi sloganlarla barikata ilerleyen grup burada bir basın açıklaması yaptı. Çoğunluğu örgütsüz yurttaşlardan oluşan 500 kişilik grubun içinde Devrimci Anarşist Faaliyet, Kaldıraç, SDP ve Dev-Lis de vardı Katil şirketin katil polis tarafından korunduğuna dikkat çeken yurttaşlar basın açıklamasında sermayenin insan canından değerli tutulmasını protesto etti. Kolektifler üyeleri de barikatın arkasında oturma eylemi yaptıkları noktadan sloganlarla kitleye destek verdi.

Basın açıklamasının ardından grup polis barikatını devirse de ilerlemeyi başaramadı. Polislerin amirleriyle konuşan yurttaşlar “Biz burada katillerden hesap sormaya geldik, siz katiller olarak başka katilleri koruyorsunuz. Orada ölenler sizin de yakınınız olabilirdi” diyerek barikata tepki gösterdi. Ardından polisi Soma Holding binasına bir heyet yollamaya ve şirketten bilgi talep etmeye ikna eden yurttaşlar 10 kişiyle birlikte Soma Holding’in binasına girdi. Burada binanın camlarının filmle kaplandığı ve içinde kimsenin olmadığı anlaşıldı. Eylemcilerin arasına geri dönen 10 kişi gördüklerini anlattıktan sonra kalabalık dağıldı. Dev-Lis ve SDP üyeleri ise barikat önündeki bekleyişini sürdürdü.

Haber içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın