Toplumsal hareketler Paris’te buluşuyor

Toplumsal hareketler Paris’te buluşuyor

Toplumsal Hareketler için Avrupa Yaz Üniversitesi, 19-23 Ağustos tarihleri arasında Paris’te gerçekleşecek etkinlikte binlerce aktivisti ağırlayacak

ONUR EREM 26.05.2014

Avrupa çapında çok sayıda toplumsal hareketin ve aktivistin katılacağı Toplumsal Hareketler için Avrupa Yaz Üniversitesi’nin (THAYÜ) kayıtları açıldı. Paris-VII Diderot Üniversitesi’nde 19-23 Ağustos tarihleri arasında gerçekleşecek etkinliği ATTAC (Finansal İşlemlerin Vergilendirilmesi ve Yurttaşlara Yardım için Dernek) adlı örgüt düzenleyecek.

THAYÜ’deki forum ve atölyelerdeki konuların üç ana ekseni olacak: 1- Spekületif finans sektörünün ekonomiyi domine etmesinin yıkıcı sonuçları ve bu duruma karşı yapılabilecekler. 2- Toplumların ekolojik dönüşümü için yapılabilecekler. 3- Daha fazla demokrasi: Yurttaş buluşmaları, mahalle forumları ve benzeri öz örgütlenmeleri desteklemek ve çoğaltmak.

Düzenlenecek forumların konuları ise şöyle:

1 – Avrupa’nın geleceği: Kızılhaç verilerine göre Avrupa 2. Dünya Savaşı’ndan sonraki en büyük insani kriz ile karşı karşıya. Kemer sıkma politikalarının ardından milyonlarca aç ve işsizin geleceği ne olacak? Avro’nun geleceği nasıl çizilecek?

2 – Çevreyi korumak ve herkes için iyi bir hayat inşa etmek: Yıllardır parlatılan “yeşil ekonomi”nin bir yere çıkmadığını gördük. Üretim ve tüketim yöntemlerimizi nasıl değiştirebileceğimize dair örnekler, stratejik mücadeleler.

3- Ülkeler veya bölgeler arası serbest ticaret anlaşmaları,finans dünyası ve AB’nin emperyal güç olma hevesiyle mücadele yöntemleri.

4- Arap Baharı, Indignados, Occupy Wall Street ve Gezi: Demokrasiyi nasıl radikalleştirebiliriz?

Etkinlik boyunca bu dört ana forumun dışında katılımcı örgütler tarafından, Ukrayna’daki krizden sanatı toplumsal bir direniş amacıyla kullanma konusuna kadar geniş bir yelpazede 120 atölye ve seminer de düzenlenecek. Katılım ücreti gelir durumuna göre kişi başı 20 ile 40 avro arasında değişen etkinlikle ilgili daha fazla bilgi, kayıt ve atölye önerisi için: esu2014.org

ATTAC kimdir?

Finansal İşlemlerin Vergilendirilmesi ve Yurttaşlara Yardım için Dernek adıyla 1998 yılında Fransa’da kurulan ATTAC’ın günümüzde onlarca ülkeden toplam 100 bin üyesi bulunuyor. Kendini bir alternatif küreselleşme örgütü olarak tanımlayan ATTAC, “Dünya satılık değildir” sloganıyla neo-liberal politikalarla mücadele için çabalıyor.

 

Haber içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Balkanlardan Türkiyeli eğitimcilere çağrı

Balkanlardan Türkiyeli eğitimcilere çağrı

ONUR EREM 03.06.2014

Balkan Kültürlerarası Eğitim Ağı, Türkiye’den katılımcıları bekliyor. Balkanlarda Osmanlı ve Sovyetler sonrası oluşan ulus devletlerin işlediği göç ve tehcir felaketlerinden sonra milliyetçi eğitim sistemleriyle halkları düşmanlaştırdığına dikkat çeken eğitimciler, bu ötekileştirici söyleme karşı birlikte yeni bir tarih eğitimi oluşturmayı hedefliyor. Balkan halklarının çok kültürlü bir şekilde, birarada yaşayabileceğini savunan eğitimciler, Türkiye’den de katılımcılar arıyor. Bu ağa dahil olup birlikte çalışma yürütmek isteyenler Yunan aktivist Eleni Karasavvidou’ya mail atabilir: elenikapa1@gmail.com

Haber içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Göçmenlerin Avrupa’ya ilk adımı: Türkiye

Göçmenlerin Avrupa’ya ilk adımı: Türkiye

ONUR EREM 04.12.2013

Eski Dünya’da savaşlar, yoksulluk ve açlıktan kurtulmak için evlerini terk etmeyi göze alan insanların genellikle varmak istedikleri kıtadır Avrupa. Bu aralar krizlerle boğuşsa da dünyanın geri kalanına göre refah seviyesinin yüksek olması yüzünden AB ülkelerine her yıl yaklaşık 1.5 milyon göçmen geliyor. Avrupa Komisyonu verilerine göre 2011 yılında yaklaşık 800 bin göçmen AB ülkelerinde yurttaşlık almayı başardı. Ancak bütün göçmenler onlar kadar şanslı değil. Aynı yıl, Avrupa’ya ulaşmaya çalışan 1.500 insanın umutları, hayatlarıyla birlikte Akdeniz’in derin sularında son bulmuştu.

Suriye’deki iç savaş başta Türkiye ve Yunanistan olmak üzere tüm Avrupa’ya doğru büyük bir göçmen dalgası yarattı. Türkiye ve Savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan Suriyelilerin sayısı yüzbinlerle ifade ediliyor. Ekim ayı resmi tahminlerine göre Türkiye’de en az 600 bin Suriyeli göçmen bulunuyor. Onların 200 binine sınır kentlerinde kurulan toplam 21 kampta barınma imkanı sağlanabilirken 400 bini ise büyük kentlerin kenar mahallelerinde var olma mücadelesi veriyor. İstanbul’daki merdivenaltı tekstil atölyeleri bu çaresiz insanları asgari ücretin yarı fiyatına çalıştırabiliyor.

AB’ye düzensiz yollardan giriş yapan göçmenlerin neredeyse yarısı Türkiye’nin Trakya’daki sınırlarını kullanıyor. Ancak kara sınırından geçişler her yıl zorlaşıyor. Yunanistan’ın sınırda aldığı önlemler, teller ve termal kameralar göçmenlerin yakalanıp Türkiye’ye iade edilimesine yol açıyor. Türkiye’nin göçmenlere karşı insanlık dışı tutumu da bu uygulamayı değiştirmiyor. Afrikalı Festus Okey’in karakolda polisler tarafından öldürülmesi veya 5 göçmenin 2011 kışında sınırı geçmek için yerde emeklemekten elleri ve ayaklarının donmasına rağmen hastanede tedavi edilmeyip morgda bekletilmesi hafızalardan çıkmış değil. Kara sınırında önlemlerin artırılmasıyla birlikte göçmenlerin daha çok tercih etmeye başladığı rota olan Ege Denizi ise daha tehlikeli. İnsan tüccarlarının para karşılığında ufacık gemilere doldurdukları bu göçmenlerin gemilerinin batması, boğularak veya deniz ortasında susuzluktan ölmesi Türkiye’de sıklıkla duyduğumuz haberler haline geldi.

AB’NİN HAVUCU: GERİ KABUL

Amsterdam Vrije Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde “AB Sınırlarında Göçmen Ölümleri ve Devletlerin Sorumluluğu” projesinin koordinatörlüğünü yapmış Orçun Ulusoy’a göre sınırlarda yaşanan bu trajedilerin en büyük etkeni “AB’nin dış göç politikalarında insan hakları perspektifinden ayrılarak, güvenlik odaklı yaklaşımı benimsemesi”. AB’nin Türkiye yurttaşlarına vize muafiyeti için şart koştuğu bu anlaşmaya göre Türkiye üzerinden AB ülkelerine giden herhangi bir ülke vatandaşı da Türkiye’ye iade edilecek. Türkiye ise 1951 Cenevre Mülteci Sözleşmesi’ne koyduğu coğrafi kısıtlama nedeniyle yalnızca Avrupa ülkelerinden gelen kişilere mülteci statüsü tanıdığı için iade edilen göçmenlerin büyük bir kısmı ülkelerine veya Türkiye’ye giriş yaptıkları ülkeye iade edilme tehlikesiyle karşılaşacak. Yalnızca BM aracılığıyla göç kabul eden 5 ülkeden birine başvuru yapma hakkı kazananlar geçici bir süreliğine Türkiye’de bulunma hakkı kazanacak ve başvuru süreci olumsuz sonuçlanırsa onlar da aynı sonuçla yüzleşecek. İade edildikleri ülkelerde karşılaşabilecekleri kötü muamele ise kimsenin umrunda değil. Orçun Ulusoy’un yanı sıra Mültecilerle Dayanışma Derneği ve İktisadi Kalkınma Vakfı da yaptıkları açıklamalarla geri kabul anlaşmasını hem göçmen hakları açısından hem de Türkiye’ye getireceği ekonomik, sosyal ve idari yük açısından eleştiriyor.

Gelişmiş ülkeler finanse ettikleri ve hatta silah satışları sayesinde para kazandıkları savaşlardan kaçan insanları kabul etme konusunda her zaman isteksiz oldu. Küresel ekonomik politikalarla yoksulluğa ve açlığa mahkum edilen üçüncü dünya ülkelerinde yaşayan kitleler için de tutumları hep aynıydı. İşte bu yüzden sorgulamaya devam etmeliyiz: Sermayenin ve ürünlerin serbestçe dolaştığı bir dünya için bastıran bu gelişmiş ülkelerin insanların serbestçe dolaşımını kısıtlaması ne kadar meşru?

Haber içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Olağan şüpheliler!

Olağan şüpheliler!

Cumartesi akşamı için sosyal medyada yapılan “milyonlar Taksim’e” çağrısını ciddiye alan polis İstiklal Caddesi’ni kuşattı, karşısında eylemci bulamayınca cumartesileri Taksim’i dolduran milyonlara saldırdı

ONUR EREM 04.08.2014

İstanbul Cumartesi günü sıradışı bir akşam yaşadı. Sosyal medya üzerinden yayılan ve çağrıcısı belli olmayan “Cumartesi akşamı milyonlar Taksim’e” eylemine hazırlık yapan polisler, akşamüstü saatlerinden itibaren çok sayıda ara sokakta onarlı yirmişerli timlerle beklemeye başladı. Ancak polisler karşılarında milyonlarca eylemci değil, her cumartesi akşamı İstiklal Caddesi’ne gelen milyonlarca kişi bulunca ne yapacağını şaşırdı. Önce İstiklal’e barikat kurarak yaya geçişini kesen polisler, duruma tepki gösteren halka saldırmaya başladı.

PARK KAPANDI-AÇILDI

Saat 18:00 civarında Gezi Parkı’nı ‘eylem çağrısı’ nedeniyle kapatan polis güçleri parkın kapatılmasını protesto etmek için parkın merdivenlerine oturan bir kişiyi gözaltına aldı, yaklaşık bir saat sonra da İstiklal Caddesi’ndeki insanlara saldırdı. Saldırının başladığı saatlerde yüzlerce polisin ara sokaklardaki kafe ve barların önüne konuşlanmasına ise esnaf tepki gösterdi. Esnaf bir süre hep birlikte erkenden kepenk indirip “Beyoğlu’nu kapatmayı” tartıştıysa da bu yönde bir karar çıkmadı.

POLİS BARLARA SALDIRDI

Polisler İstiklal Caddesi’ne yaklaşık yarım saatte bir akrep ve TOMA’yla girerek sokaktaki insanlara saldırırken kendilerine tepki gösteren insanları da gözaltına aldı. Yaklaşık 50 kişi gözaltına alınırken biri çocuk onlarca kişi plastik mermi ve kimyasal gaz fişekleriyle yaralandı.

‘GİDİN İÇERDE İÇİN’

Polisin saldırısı gece boyunca devam etti. Özellikle Mis Sokak ve çevresinde terör estiren polisler barların önündeki masalarda içen insanlara da saldırdı, içki masalarını devirdi, “Gidin içerde için” diye bağırdı.

OCAKBAŞINDA DAYI GÖZALTISI

Çevik Kuvvet birimleri bazı mekanların içine de girdi ve içerideki insanları darp etti, gözaltına aldı. Bir ocakbaşında rakı sofrasında oturan iki yaşlı adamın darp edilerek gözaltına alınması ise sosyal medyada büyük tepki topladı.

POLİSTEN HALKA: GİDİN BURADAN

Yirmişerli çeteler halinde dolaşan polis gruplarının saldırısı gecenin geç saatlerinde hala devam ediyordu. Ara sokaklara giren akrepler sokakta duran veya barların dışarıdaki masalarında içen insanlara “Gidin buradan” diyerek saldırdı, sokakları boyalı mermi yağmuruna tuttu. Sokaktan geçmekte olan yurttaşlar kendilerine ateş eden boyalı mermi sıkan akrebe tepki gösterince kendileri de boyalı mermilerin hedefi oldu. Akrep araçları uzun süre boyunca Mis Sokak ve İmam Adnan Sokak arasında ring seferi yaptı.

‘DURMAK YOK, SALDIRIYA DEVAM’

Sabahın erken saatlerinde ise polis ses bombaları ve kimyasal gazlı saldırıyla tekrardan ara sokaklara girdi. Saat 05:00 civarında İstiklal Caddesi’nden ayrıldığım saatlerde polis vahşi saldırısına devam ediyordu.

Polis güçleri neden sokakta içmekten başka bir şey yapmayan insanlara saldırıyor? Polisin olmadığı yerde şiddet de yaşanmazken, polis neden özellikle bir yeri ele geçirip halka şiddet uyguluyor? Cevabı burada: http://wp.me/p2psMa-tc

Haber içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Savcılık: ‘Yakala oğlum’ haberi basın sanatının vazgeçilmez gereği

Savcılık: ‘Yakala oğlum’ haberi basın sanatının vazgeçilmez gereği

Emniyet Müdürlüğü’nün Zeynep Kuray ve Onur Erem imzalı ‘Yakala Oğlum’ başlıklı haberiyle ilgili şikayeti savcılık tarafından reddetti. Emniyet’in “fotoğraf sahte ve hakaret var” iddialarını reddeden savcı, kararında “Isırılan bölgede yara raporu var, eleştiri basın ve ifade özgürlüğüdür” dedi

30.10.2013birgun-yakala-oglum

BirGün’de Zeynep Kuray ve Onur Erem imzasıyla yayınlanan ‘Yakala Oğlum’ başlıklı haber için açılan soruşturmada savcılık kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdi. Taksim Meydanı’ndaki gösterilerde bir polisin eylemciyi ısırararak yakalamasını anlatan haber için İstanbul Emniyet Güvenlik Şube Müdürlüğü ‘kamu görevlisine hakaret’ davası açılmasını talep etmişti. Emniyet, fotoğrafın gerçeğe aykırı olduğu, üzerinde oynandığı ve ısırılan eylemcinin savcılıktaki ifadesinde ‘ısırılmadım’ dediğini iddia etmişti.

‘ISIRILAN YERDE YARA VAR’

Gazetecilerin ifadelerini aldıktan sonra kararını açıklayan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Bürosu’ndan Nurten Altınok, fotoğrafın Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fotoğraf Bölümü’nde görevli Doç. Dr. Halis Ozan Bilgiseren tarafından incelendiğini ve fotoğraf üzerinde oynama yapılmadığını belirtti. Cumhuriyet Savcısı Altınok ayrıca ısırılan şahsın aldığı hastane raporunda vücudunda muhtelif yaralar açıldığını, bunlardan birinin de fotoğrafta ısırıldığı görülen bölgede olduğunu açıkladı.

ELEŞTİRİYE YAPTIRIM OLMAZ

Basın özgürlüğü alanında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararlara atıfta bulunan savcılık “Eleştiri hakkı kullanıldığında kişiye yaptırım uygulanmaması çoğulcu bir demokrasinin gereğidir. Eleştiri hakkı anayasamızda güvence altına alınan ifade özgürlüğünün doğal bir parçası olup, kişilerin bu hakkı kullanmaları sonucu ortaya koydukları düşüncelerin suç olamayacağı açıktır”.

‘ISIRMAYI VURGULAMAK MESLEĞİN GEREĞİ’

Eylemcinin gözaltına alınış şeklini de değerlendiren savcı tüm insanların güvenliğinden sorumlu olan polislerin henüz olaylarla bağantısı saptanmamış A. A. adlı kişiyi aynı anda birden çok kişi ile kolundan ve bacağından tutarak yakaladığını, haberde de yasal ve normal yollardan yakalama ve gözaltı yapılabilecekken ısırılarak yakalama ve gözaltı yapıldığına dikkat çektiğini vurgulayarak “Haberin çarpıcı bir başlık altında okuyucuya sunulması (…) gazetecilik mesleğinin ve basın sanatının vazgeçilmez gereğidir. Bu yüzden hakaret suçu oluşmamıştır” kararını verdi. Emniyet Müdürlüğü’nün karara itiraz hakkı bulunuyor.

Haber içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın