Fabrika işgalinden uluslararası başarı çıktı

Fabrika işgalinden uluslararası başarı çıktı

Meksika’daki TRADOC kooperatifi lastik fabrikasını işgal ettikten sonra sosyalist sendikaları ve uluslararası dayanışmaya önem vermeleri sayesinde başarıya ulaştı. Bugün sektörün en yüksek maaşına karşılık en rahat çalışma koşullarını sunuyor, yeni yatırımlar yapıyor ve uluslararası pazara ürün satıyorlar

JANE SLAUGHTER | BirGün için çeviren: ONUR EREM | 03.09.2013

‘Patron kapatıp gidiyorsa fabrikayı kendimiz işletelim’. Bir fabrika kapatıldığı zaman işçilerin aklına ilk olarak bu fikir gelir. Bir kooperatif kurulur, genellikle de başarısız olup batar. Dünya bunun sayısız örneğiyle dolu. Zarar eden bir fabrikayı ele geçirmek işin daha kolay kısmı. Esas zorluk bu fabrikayı batıran piyasa koşullarıyla mücadele etmek, verimliliği artırmak, sürekli yatırım yapmak ve batmamayı başarmak.

Yine de bu denemelerin arasında başarıya ulaşan az sayıda kooperatif var. Türkiye’de Kazova işçileri İstanbul’daki fabrikalarını işgal edip üretime geçerken dünyada bu işi en başarılı şekilde yapan kooperatiflerden biri olan TRADOC’a bakarak ilham alabiliriz:

Meksika’da 1.050 kişinin çalıştığı bu araç lastiği kooperatifi Meksika’da sektörün en iyi maaşını, çalışma koşullarını ve emeklilik imkanını sunuyor. Ama bu noktaya gelmeleri kolay olmadı. 1.141 günlük bir direniş gerçekleştirmeleri, bu süreçte maddi geçimlerini sağlayabilmeleri ve fabrikayı tekrardan uluslararası piyasada rekabet eder hale getirmelerinin kendi başlarına birer başarı hikayesi.

Her şey 1998 yılında dünyanın en büyük 4. lastik üreticisi olan Continental’in Meksika El Salto’da bulunan Euzkadi fabrikasını satın almasıyla başladı. 1970’lerde açılan ve her zaman ülkenin en gelişmişi olmayı başarmış bu fabrikada, ülkedeki diğer fabrikaların aksine bağımsız ve kızıl bir sendika örgütlüydü.

2001 yılında ülkedeki lastik üreticileri NAFTA (Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması) anlaşmasının yürürlüğe girmesi nedeniyle maaşlarda yüzde 25 kesinti gibi ‘tasarruf önlemleri’ni sarı sendikalar aracılığıyla işçilere kolayca kabul ettirirken Euzkadi’de yıllardır örgütlü olan Euzkadi İşçilerinin Ulusal Devrimci Birliği (SNRTE) adlı sendika bu taleplere direniyordu.

Continental bu direnci kırmak için José Carvalho adında yeni bir müdür getirdi. Carvalho’nun ilk icraatı işçilerin evine mektup göndererek talepleri kabul edilmezse fabrikayı kapatmak zorunda kalacağını söylemek oldu. Talepleri şöyleydi: Haftada 7 gün günde 12 saatlik çalışma, maaşlarda kesinti, üretimde artış, işten çıkarma, emeklilik maaşında azalma, ulaşımı sağlayan servisleri kaldırma.

İşçiler bu taleplere direndi ve 16 Aralık 2001 sabahı işe geldiklerinde kapıları kapalı buldu. Sendika yöneticileri ve yüzlerce işçi hemen fabrikaya geldi, üretim araçlarının dışarı çıkarılmaması için nöbet tutmaya başladı. Yönetim işçilere ‘Kıdem tazminatını verelim gidin’ dedi.

Bu hamlenin arkasındaki gerçek sonradan ortaya çıktı. Yönetim sendikalı işçilerden ‘kurtulduktan’ sonra fabrikayı ileride tekrar açmayı planlıyordu. Bir grup işçiye ‘Kıdem tazminatını alıp ayrılmaya ikna ettiğiniz işçi başına size 1.100 dolar vereceğiz. Eğer bu işi kabul ederseniz fabrika tekrar açıldığında ilk işe alınacaklar arasında olursunuz’ demişlerdi.

Sendika kısa süre içinde grev kararı aldı, 4 bin kişi ile Belediye Binası’na yürüdü. İşçiler haklarını aramakta kararlıydı, yönetimin yasal prosedüre uymadan kapatma işlemi yaptığı için dava açtı.

Sonraki süreçte fabrika yöneticileri silahlı kişiler eşliğinde 2 defa içerdeki malzemeleri kaçırmaya çalıştı. Yüzlerce işçinin direnişi sayesinde bir vida bile alamadı. İşçiler sadece patronlara değil aynı zamanda açlığa da direniyordu. Maaş alamayan yüzlerce işçi için yardım kuruluşlarından yemek ve az miktarda para yardımı ayarlandı. Fabrika sahipleri direnen işçileri ve akrabalarını kara listeye aldığı için iş bulmakta zorlanan bazı işçiler çalışmak için ABD’ye gitmek zorunda kalmıştı.

Sendika bir yandan da uluslararası destek arayışına girdi. Ancak ne ABD’deki ne de Almanya’daki sendikalar ‘Acınızı paylaşıyoruz’ söyleminden öteye geçebildi. Bunun üzerine sendika başkanı Chuy Torres, Avrupa’daki bazı sosyalist gruplarla iletişime geçti. Bu bağlantıları kullanarak önce Avrupa Parlamentosu’ndan kınama içeren bir karar çıkarttı. Bununla da yetinmedi, ‘Eleştirel Hissedarlar’ adlı bir örgütle iletişime geçerek Continental’in hissedarlar toplantısına katılmayı başardı, bin kişilik toplantıda uzun bir konuşma yaptı. Bu baskıların ardından Almanya Ekonomi Bakanı, Continental ve sendika temsilcileri ile bir toplantı ayarladı. Toplantıya Meksika Büyükelçisi de davet edildi. Continental’in 2004’te Almanya’da düzenlenen Dünya Kupası’nın sponsorları arasında yer alması nedeniyle Almanya’da protestolar düzenlendi ve yaratılan uluslararası baskı Ocak 2004’te ilk meyvesini verdi: Meksika Mahkemesi fabrikanın prosedüre aykırı bir şekilde kapatıldığına, grevin haklı olduğuna karar verdi. Bu, Continental’in işçilere grev süresinde alamadıkları maaşı topluca ödemek zorunda olması anlamına geliyordu. Direnişe devam eden 587 işçinin alması gereken 40 milyon dolar artı kıdem tazminatları, fabrikanın değeri olan 80 milyon doların yarısından fazlasına eşitti.

Mahkeme kararının ardından Continental işçilere bir teklif götürdü: ‘Fabrikanın yarısı sizin olsun, diğer yarısını da bir lastik distribütörüne satalım’. Sendika başkanı Torres “Böyle bir teklif beklemiyorduk. Bizim tek isteğimiz işe devam etmekti. Kendi fabrikamız olması fikrini düşünmemiştik bile. İlk başta distribütör firmaya ‘fabrikanın tamamını siz alın, bizi işçi olarak çalıştırın’ dedik ama ‘Size patronluk yapmaya çalışacak kadar deli değiliz’ cevabı verdiler” diye anlatmıştı teklif karşısındaki şaşkınlığını: “Mücadelemiz, ufacık bir sendikanın uluslararası bir firmayı yenebileceğinin en güzel kanıdı oldu. Bir süre sonra şirketi batıracağımızdan eminlerdi, onları yanılttık!”

Fabrikanın yönetimini almak işin ilk aşamasıydı. 1.050 ortaklı bir kooperatifin işleyisi de, serbest piyasada rekabet etmesi de zordu. Çünkü işçiler, diğer firmalarla rekabet edebilmek için kendi maaşlarından kendileri kesinti yapmak zorunda kalacaktı.

2005 yılında, anlaşmadan 5 ay sonra fabrika ilk lastiğini üretti. Anlaşmada Continental’in bu süreçte teknik destek ve danışmanlık vereceği, ucuza hammadde temin edeceği ve ürünleri satın alacağı yazsa da Continental bu sözlerini tutmadı. Bu yüzden işçiler ilk ürünlerini zararına Walmart’a satmak zorunda kaldı. TRADOC (Batının Demokratik İşçileri) kooperatifinin işçileri lastik üretimini iyi bilse de satış işinde tecrübesizdi. Fabrika ilk dört yılında zarar etti.

Kâra geçebilmek için hammaddeyi daha ucuza, büyük firmaların aldığı fiyata almaları gerekiyordu. Bunun için daha büyük miktarda hammadde almaları şarttı. Zarar ederken buna güçleri yetmeyeceği için ABD’li Cooper Tire firmasıyla anlaştılar. Cooper hem Meksikalı ortağın elinde bulunan yüzde 50’lik hisseyi aldı, hem de işçilerin elindeki hisseden yüzde 8’lik pay aldı. Karşılığında TRADOC’a ucuz hammadde vermeye ve ürünlerin yüzde 95’ini almaya başladı.

Yeni yönetim kurulunda yüzde 58 hisseli Cooper’ın 4, yüzde 42 hisseli TRADOC’un da 3 temsilcisi var.

Bu anlaşmayla birlikte fabrika ayakta kalmanın ötesine geçerek büyümeyi, yeni yatırımlar yapmayı ve verimliliği artırmayı başardı. Ürettikleri lastikler Meksika ve ABD’de satılır oldu ve belki de en önemlisi, bu yıl ilk defa kâra geçecek. Kâr, kooperatif üyesi işçiler arasında paylaştırılacak.

TRADOC, Cooper ile anlaşmasının sonsuza kadar sürmeyeceğini de biliyor. 2012 yılında Cooper ABD’de işçi çıkarırken TRADOC’un ABD’li işçilerle dayanışması Cooper’ın tepkisini çekmiş, sendika başkanı Torres “Bu sizi ilgilendirmez, biz işçi sınıfıyız. Sendikamızın tarihi de uluslararası dayanışma örnekleriyle dolu. 1930’larda İspanya İç Savaşı’ndaki yoldaşlarımıza da para göndermiştik” açıklaması yapmıştı.

Ayrıca satış işi çok kârlı bir iş. Bu yüzden yakın zamanda satış işini üstlenmeye hazır hale gelmek istiyorlar. Buradan kazandıkları parayla fabrikanın geri kalan hissesini de alabilirler.

TRADOC işçilerine en iyi maaşın yanında neredeyse maaşla aynı miktarda emeklilik maaşı da sunuyor. Bu nedenle fabrikanın bulunduğu El Salto kentinde neredeyse herkes bu fabrikada çalışmak istiyor.

Eski işçilerin yanı sıra çok sayıda genç işçi de fabrikada çalışıyor. Genç işçilerin bakış açıları sayesinde şirket daha önce fark etmediği tasarruf ve verim yöntemlerini fark edebiliyor, üretim sürecini vücudu daha az zorlayan, konforlu bir hale getirmek için yeni yöntemler buluyor. Normalde işini yapıp evine dönen işçiler artık mesaiden sonra nasıl daha verimli olabileceklerini şevkle düşünüyor – patron için değil kendileri için çalışmanın motivasyona büyük bir etkisi var. İşçi sayısı önceki dönemle neredeyse aynıyken üretim miktarı bir buçuk katına çıkmış.

Devam eden bu başarı hikayesinden çıkaracağımız en büyük ders, fabrikayı işgal eden işçilerin uluslararası destek edinmesi gerektiği. Karşısındaki uluslararası bir şirket olmasa bile bu önemli, çünkü uluslararası dayanışma sayesinde ürettikleri ürünler kendine daha büyük pazar bulabilir. Meksika’daki bu kooperatifin önderleri sosyalist olmasalardı veya fabrikayı satmamak, pes etmemek konusunda kararlı olmasalardı TRADOC da çoğu kooperatif gibi batmaya mahkum olacaktı.

İŞÇİLER FABRİKAYI NASIL YÖNETİYOR?

– Anlaşmaya göre yönetim kurulunda karar almak için yüzde 75’lik oy, önemli konularda da oybirliği gerektiğinden TRADOC’un izni olmadan bir şey yapılamıyor.

– İşe alımlara ise tamamen TRADOC’un kontrolünde.

– İşyerinde kimsenin başında denetçi yok. İşçilerin günlük üretim kotası var ama kotalar işçilerin işlerini normal mesaiden 1-2 saat erken bitirip sonrasında dinlenmesine imkan sağlayacak kadar düşük.

– Temizlik departmanı yok, işçiler kendi çalıştıkları bölümleri kendileri temizliyor.

– TRADOC yılda 2 kez genel kurul toplantısı yapıyor. Kurulun hisse satışı, yeni yatırımlar, makine alımı gibi önemli konularda veto hakkı var.

– Fabrikanın günlük işleyişi işçilerden oluşan Yönetim Konseyi tarafından idare ediliyor. ABD’li Cooper firmasının gönderdiği bir Fabrika Müdürü de fabrikada olanları gözlemlemekle görevli. Ancak tek başına karar alma yetkisine sahip değil.

– Fabrikanın finansal işleri de Denetleme Konseyi tarafından yürütülüyor.

– Başlangıçta herkese eşit maaş ödeniyordu ancak bir süre sonra bu motivasyonda sorun yarattı, işçiler ‘herkesle eşit maaş alacaksam neden daha fazla çalışayım’ diye düşünmeye başladı. Bu nedenle bir maaş çizelgesi yaratıldı. 7 seviyeden oluşan bu çizelgede eşit işe eşit ücret ödeniyor, insanlar çalışma yoğunluğuna göre bir üst seviyeye geçebiliyor. Yönetim konseyi ise en yüksek maaşlı işçi kadar maaş alabiliyor. İşçilerin çoğu beşinci ve yedinci seviyeler arasında bulunurken aldıkları maaş haftalık ortalama 310 dolarla sektör ortalaması olan 280 doların üzerinde.

– İşçiler gelirlerinin bir kısmıyla İşçilerin Gazetesi adında bir gazete çıkarılıyor. Bu gazete ülkedeki tüm işçi sorunlarına dair yayın yapıyor.

Çeviri içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ana akımdaki sansür sosyal medyaya yayılıyor

Ana akımdaki sansür sosyal medyaya yayılıyor

BDP’li siyasetçilerin Facebook sayfaların peş peşe kapatılırken sayfaları yöneten ekipten Özcan Irmak “İlk defa bu kadar yoğun sansür görüyoruz, Rojava paylaşımlarımız nedeniyle hükümet Facebook’a emir verdi” derken uzmanlar Facebook’un muhalifler için güvenli bir site olmaktan çıktığını söylüyor

ONUR EREM 14.08.2013

Yıllarca ana akım medyadaki sansürle uğraşan Kürt siyasi hareketi bu sefer de sosyal medyada sansürle karşılaştı. Son 2 ayda onlarca BDP’li siyasetçinin Facebook sayfası bir gerekçe göstermeden kapatıldı.

‘BÖYLE SANSÜR GÖRMEDİK’

Bu sansürün nasıl işlediğini, BDP’li siyasetçilerin Facebook sayfalarını yöneten ekipten Özcan Irmak BirGün’e anlattı. “5-6 senedir bu sayfaları yöneten ekibin içindeyim, bu kadar yoğun bir sansürle ilk defa karşılaşıyorum” diyen Irmak eskiden çok ender de olsa sayfaların bir süreliğine durdurulduğunu ama itiraz edildiğinde tekrar açıldığını, şimdi ise durumun çok farklı olduğunu söyledi: “Eskiden böyle durumlarda gerekçe gösterirlerdi, son bir aydır gerekçe dahi göstermeden kapatıyorlar. BDP’nin parti sayfasını bile kapattılar!”

‘SANSÜR EMRİ HÜKÜMETTEN’

Görüşmemizden birkaç dakika önce Milletvekili Ayla Akat için açtıkları ikinci sayfanın da kapatıldığını söyleyen Irmak bu sansürün doğrudan Türkiye hükümeti emriyle uygulandığını düşünüyor: “Biz sayfalarımızda haber sitelerinden haber paylaşımı yapıyoruz. Kapatılmaya yol açacak herhangi bir paylaşımımız olmadı. Bu sansürün tek açıklaması hükümetin emriyle yapılmasıdır. BDP’yi sosyal medyadan silmek istiyorlar. Sanal medya Kürtler tarafından çok yoğun kullanılıyor. Sansürün zamanlaması ise hem Gezi hem de Rojava paylaşımlarımızla ilgili”.

BEŞTAŞ: ÜZERİNDE ÇALIŞIYORUZ

BDP Milletvekili Meral Danış Beştaş da sosyal medyada uygulanan sansürün, Kürt hareketinin yıllardır basında karşılaştığı sansürün bir uzantısı olduğunu düşünüyor. “Ana akım medya, televizyonlar, gazeteler yıllardır bizim etkinliklerimizi, mitinglerimizi görmüyor, hakkımızdaki gerçekleri çarpıtarak veriyor. İnsanların özgürce paylaşım yapabildiği sosyal medya bu yüzden bizim için çok önemliydi. Ama şimdi bu sansür zihniyeti bu alana da bulaştı. Sesimizi kısmak istiyorlar” diyen Beştaş, bu sansürün BDP’nin gündemine giren çok önemli bir madde olduğunu, hükümet ve Facebook yetkilileriyle görüşmek dahil her seçeneği değerlendirdiklerini açıkladı.

Erkan Saka: Facebook muhalifler için güvenilir olmaktan çıktı

Sanal medya hakkında çalışmalarıyla tanınan Doç. Dr. Erkan Saka Facebook’un aktivistler ve muhalifler için güvenilir bir site olmaktan çıktığını söyledi. “Facebook’un bu konuda dünya çapında kötü bir ünü var. Örneğin İngiltere’deki olimpiyatlar öncesinde çok sayıda muhalif sayfa kapatılmıştı. Türkiye’de de en yoğun muhalefeti yapan partilerden biri olduğu için BDP bu uygulamalara maruz kaldı” diyen Saka, Facebook’un muhaliflere karşı bu tavrının ticari kaygılardan kaynaklandığını belirtti: “Facebook dünya çapında çok ticarileşti, reklamveren baskısından çekiniyor, politik riskler almak istemiyor”. Facebook bünyesinde çalışan çok sayıda türk olduğunu söyleyen Saka, ‘Sayfalar şikayet edilmişti, biz de içeriğin dilini anlamadığımız için kapattık’ gibi bir bahanenin olamayacağını vurguladı.

Yaman Akdeniz: YouTube örneği korkutuyor

Bilişim Hukuku Uzmanı Prof. Dr. Yaman Akdeniz de Facebook’ta uygulanan sansür mekanizmasının yapısını eleştirdi. “Hrant Dink’in ölüm yıldönümünde Ermenilere karşı nefret saçan içerikleri kaldırmak için çok çaba harcamamız gerekmişti. Ama öte yandan bir ressamın çiziminde meme ucu gözüküyor diye bir anda sayfa kapatabiliyorlar” diyen Akdeniz BDP’lilerin hesaplarının bir anda kapatılmasını garipsediğini söyledi: “Hükümetin Gezi olaylarında ‘Facebook bize yardımcı oluyor’ söylemini unutmadık. Facebook’un en çok kullanıldığı ülkelerden biri Türkiye ve YouTube’un başına geleni yaşamak istemiyor, sitelerinin yasaklanmaması için taviz verebiliyor”.

Haber içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Kapitalizmin göbeğinde distopya

Kapitalizmin göbeğinde distopya

ABD’de bir zamanların görkemli kenti, kapitalizmin vitrini olan Detroit bugün bir kapitalizm distopyasına döndü. Kentin içler acısı hali, bir sonraki krizden sonra diğer kentlerin de başına gelecekleri gösteriyor

MICHAEL SNYDER | BİRGÜN İÇİN ÇEVİREN: ONUR EREM | 26.07.2013

Amerika Birleşik Devletleri’nin en büyük kentlerinden biri olan Detroit bugün acılı bir ölüm yaşıyor. Bir zamanlar 1.8 milyon kişinin yaşadığı bu kentte bugün 700 bin insan kaldı. Geçmişte ABD’nin ortalama geliri en yüksek kenti unvanını taşıyan Detroit neo-liberal politikalar sonucu çürüyen bir cehenneme dönüştü. Kent yönetiminin resmi iflas başvurusu ise yargı tarafından geçen hafta durduruldu. Yargıçlar iflas başvurusunun emekli maaşlarını azaltacağını, bunun da Detroit’in bağlı olduğu Michigan Eyaleti’nin anayasasına aykırı olduğunu söyleyerek iflas başvurusunu reddetti. Anlaşılan Barack Obama’nın 2008 krizinde batan Detroit otomobil endüstrisini devlet kasasından para enjekte ederek kurtarması kenti kurtarmaya yetmemişti. İflas başvurusunun reddedilmesinin ardından kentin geleceğinin ne olacağı hakkında kimsenin bir fikri yok – herkesin emin olduğu tek şey kentin ekonomisinin tekrardan rayına oturtulamayacak bir noktaya geldiği. Bu noktayı daha iyi anlatabilmek için, bir zamanlar dünyanın en gösterişli kentlerinden biri olan Detroit’in bugünkü haline dair 25 olgu derledik:

1. Detroit’ten alacağı olan 100 binden fazla kişi ve kurum var.

2. Kentin toplam borcu 20 milyar doları aştı (yaklaşık 39 milyar TL).

3. 1960’larda Detroit, ortalama geliri ABD’nin en yüksek olan kentiydi.

4. 1950’de 300 bin olan sanayi istihdamı bugün 27 bine düştü.

5. 2000-2010 yılları arasında Detroit’in bağlı olduğu Michigan eyaletinde sanayi istihdamı yüzde 48 oranında azaldı.

6. Detroit’te konut fiyatları o kadar düştü ki, 500 dolara (yaklaşık 950 TL) satılan çok sayıda ev bulmak mümkün.

7. Kent merkezindeki evlerden 78 bini terk edilmiş ve boş durumda.

8. Kentin 360 kilometrekaresinden fazlası tamamen terk edilmiş ve harabeye dönmüş durumda.

9. Kent sakinlerinin yüzde 47’si yalnızca basit seviyede okuma yazma biliyor. Karmaşık metinler yazamadığı gibi, bu tarz metinleri anlayamıyor da.

10. 16 yaş ve üzeri nüfusunda yarısından azı çalışabilecek bir iş bulabiliyor.

11. Detroit’teki çocukların yüzde 60’ı yoksulluk sınırının altında yaşıyor.

12. Bir zamanlar ABD’nin en kalabalık 4. kenti olan Detroit nüfusu 60 yılda yüzde 63 azaldı.

13. Kent yönetiminin neredeyse tek geliri, kumarhanelerden aldığı toplam aylık 11 milyon dolarlık vergi.

14. Detroit’te 70’ten fazla, çevreye aşırı derecede zararlı olarak sınıflandırılan çöp alanı bulunuyor.

15. Kentteki sokak ışıklarının yüzde 40’ı çalışmıyor.

16. Ambulansların yalnızca üçte biri çalışıyor.

17. Çalışan ambulansların bir kısmı ise yenilenemediği için 460 bin kilometreden fazla yol yapmış araçlardan oluşuyor.

18. Kentteki parkların üçte ikisi 2008’den bugüne kapatıldı.

19. Son 10 yılda kentteki polis sayısı yüzde 40 azaldı.

20. Bir yurttaş polis çağırdığı zaman polisin olay yerine ulaşması ortalama 58 dakika sürüyor.

21. Bütçe kesintileri nedeniyle karakollar günün 16 saati kapalı tutuluyor.

22. Kentteki suç oranı ABD ortalamasının 5 katına ulaştı.

23. Detroit’teki cinayet oranı New York’un 11 katına çıktı.

24. Detroit polisi işlenen suçların yalnızca yüzde 10’unu çözebilir hale geldi.

25. Detroit polisi “Detroit’e girmek tehlikelidir, sorumluluk size aittir” broşürleri dağıtmaya başladı.

Detroit’i bu hale getiren politikalar ABD’deki büyük kentlerin neredeyse tamamı tarafından uygulanmaya devam ediyor. Eğer politikalarımızı değiştirmezsek bütün ülke bir süre sonra Detroit’e dönebilir. Şikago, New York, San Diego ve San Jose gibi kentler de benzer şekilde borçlanıyor. Şimdilik Detroit kadar kötü olmayabilirler ama bu yalnızca şanslı oldukları için böyle.

Finansal analist Meredith Whitney 2011 başında “ABD’deki kentleri iflas bekliyor” dediğinde büyük eleştiri toplamıştı, 2011 sonunda ‘Hani nerede batık kentler’ sözleriyle topa tutulmuştu. Ama şimdi hepimiz Whitney’in söylediklerinin gerçekleşmeye başladığını gördük, sadece biraz erken konuşmuştu.

Bu daha başlangıç. Bir sonraki ekonomik krizde diğer büyük kentlerin de benzer senaryolarla karşılaşacağına Whitney gibileri kesin gözüyle bakıyor. Üstelik bu sefer tek bir kent değil, çok sayıda kentten oluşan büyük bir dalga gelecek üzerimize. Bunun sorumlusu ise, izlediği politikalarla ulusu yüzlerce trilyon dolarlık borç batağına sokan ABD yönetimi olacak.

Bugün ABD’de altyapı sıkıntısı had safhada, altyapıyı yenileyecek kamu kaynağı bulunamıyor. Yoksulluk ve hane borçları hızla artıyor. Ulus olarak ürettiğimizin çok daha fazlasını tüketiyoruz ve küresel GSYH içindeki payımız dramatik bir şekilde azalıyor.

Uzun zamandır ayağımızı yorganımıza göre uzatmıyoruz. Üstelik borçla sürdürdüğümüz bu sahte refahı gerçek sanıyoruz. Ancak refah seviyemize ‘ayar çekecek’ sağlam bir şok dalgası yaklaşıyor ve bu, sahte refaha alışmış ABD halkını sudan çıkmış balığa çevirecek.

Bu yüzden Detroit’in haline gülmeyin. Bu kentin yaşadığı sıkıntılar yakında sizin kentinize ve ülkenize de gelecek!

Çeviri içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Retçi Erden Gelibolu’ya sevk edildi, kampanya başladı

19.07.2013

Kasımpaşa Kuzeydeniz Saha Komutanlığı’nda yol tutuklusu olarak bulunan vicdani retçi Onur Erden önceki gece Gelibolu 2. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’na gönderildi. 11 Haziran’da Kıbrıs’tan Türkiye’ye iade edildikten sonra havaalanında tutuklanan Onur Erden’in burada mahkemeye çıkarılması bekleniyor. Gazetemiz baskıya gittiği saatlerde mahkeme henüz Onur Erden’e dair bir karar vermemişti.

Uluslararası anlaşmalar ve anayasayla güvence altına alınan bir hak olmasına rağmen, Gelibolu’daki savcılığın ve mahkemenin bu hakkı tanımama ihtimaline karşılık Vicdani Ret Derneği bir faks kampanyası başlattı. Erden’in tutulduğu birlikteki askeri savcılığa gönderilen fakslar ile vicdani reddin bir hak olduğu hatırlatılırken Onur Erden’in serbest bırakılması talep ediliyor. Vicdani Ret Derneği, bu kampanyanın Onur Erden’in cezaevinde kötü muamele görmesinin de önüne geçebileceğini söylüyor. Kampanyaya katılmak için gerekli bilgiler, facebook.com/VicdaniRetDernegi adresinden öğrenilebilir.

Onur Erden 2006 yılında askere alındıktan 3 ay sonra firar etmiş, vicdani reddini açıklamış ve bugüne kadar 2 kere tutuklanarak gönderildiği askeri cezaevlerinde işkence gördüğünü açıklamıştı.

Haber içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İBB’nin karartması devam ediyor!

İBB’nin karartması devam ediyor!

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Gezi Direnişi sırasında kapattığı halka açık kameralar hâlâ kapalı. Belediye Temmuz başında ‘Sunucu bakımı nedeniyle kapatmıştık, açıyoruz’ demişti

ONUR EREM 31.07.2013

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) internet sitesi üzerinden yayın yapan ve kamusal alanları gösterdiği yüksek çözünürlüklü kameralar hâlâ kapalı. Gezi Direnişi öncesinde Taksim’deki neredeyse tüm kitlesel eylemlerde ve polis saldırılarında kapatılan kameralar Gezi Direnişi’nde polis şiddetinin başladığı günden beri kapalı tutuluyor. 3 gün önce Taksim Meydanı’nda Berkin Elvan eylemi düzenlenirken kameralar yine kapalıydı.

KIZ KULESİ AÇIK, BEYOĞLU KAPALI

İBB’nin sitesinde Kız Kulesi ve Kapalı Çarşı gibi ‘olaysız’ bölgelerdeki kameraların görüntüsü izlenebilirken Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesi’ndeki 3 yüksek çözünürlüklü kamera hâlâ halkın erişimine kapalı. İBB, neden her kitlesel eylemde ve polis saldırısında kameralarını kapattıkları, bu emrin nereden geldiği sorumuza geçen ay “Sunucu bakımları nedeniyle kapattık, açıyoruz” yanıtı vermiş, uzmanlar bu cevabı inandırıcı bulmamış ve yurttaşların polis vahşetini belgelemek için kullanabileceği bu kameraların kapatılmasının, MOBESE görüntülerini kaybeden polis zihniyetiyle benzer olduğunu söylemişti.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın