Jamal hâlâ hapiste, bakanlar kurulunun imzasını bekliyor

Jamal hâlâ hapiste, bakanlar kurulunun imzasını bekliyor

2,5 yıldır Maltepe Cezaevi’nden Hollanda’ya iade edilmek için Bakanlar Kurulu’nun atacağı imzayı bekleyen Jamal Sahmi açlık grevine girmeyi düşünüyor. Jamal’ın avukatı ve Hollanda Sosyalist Partisi, son durumu BirGün’e değerlendirdi

ONUR EREM @onurerem 20.07.2013

BirGün’in 24 Şubat’ta manşetine taşıdığı, İstanbul Maltepe Cezaevi’nde ülkesi Hollanda’ya iade edilmeyi bekleyen Jamal Sahmi’nin durumu hâlâ belirsizliğini koruyor. Cezaevinde tutulduğu süre iki buçuk yılı geçen Jamal’ın avukatları, 20 yaşındaki gencin açlık grevine girme kararını ertelemek için ailesiyle birlikte uğraştıklarını ama Jamal’ın artık kendilerini dinlemeyecek noktaya gelmesinden endişelendiklerini söyledi. Jamal’ın ülkesine iade edilmesi için ihtiyacı olan tek şey Bakanlar Kurulu’nun iade kararına atacağı imza.

2,5 YIL BİR İMZAYI BEKLEMEK

Jamal 2011’de Irak’tan Türkiye’ye girerken, önceki yıl Hollanda’da işlediği iddia edilen hırsızlık suçundan yargılanmak üzere ülkesine iade edilmek için Europol kararıyla tutuklanmıştı. 2 hafta sonra mahkemenin ‘iade edilebilir’ kararı verdiği Jamal aradan geçen 2.5 yıla rağmen cezaevinde tutuluyor. Jamal Sahmi’nin avukatı Hasan Alıcı “Jamal ülkesine iade edilseydi şimdiye ya yargılanıp beraat etmiş, ya da cezasını çekip çıkmıştı. Suçun işlendiği iddia edilen tarihte 18 yaşın altında olan bu çocuğu özgürlüğünden alıkoymaya kimsenin hakkı yok” diye konuştu. Alıcı, yetkililerin sürekli “Yakında imzalanır” diyerek kendilerini oyaladığını söyledi.

HOLLANDALI SOSYALİSTLER DEVREDE

Mart ayında Jamal’ın durumunu aktardığımız ve o günden beri sorunun çözümü için temaslardan bulunan Hollanda’daki Sosyalist Parti’nin Genel Sekreteri Hans van Heijningen de girişimlerinin sonuçsuz kalmasını BirGün’e değerlendirdi. Jamal’ın durumunun Kafkaesk olduğunu söyleyen Heijningen “Hollanda’daki yetkililerle de Türkiye’deki yetkililerle de yazışmalarımız, görüşmelerimiz oldu oldu. Türkiye’deki yetkililer oyalamaktan başka bir şey yapmıyor. Jamal’ın durumu üzerine çalışan bir ekip kurduklarını söylediler, üzerinden aylar geçti hâlâ bir gelişme yok. Hollanda Dışişleri Bakanlığı ise ‘Yurtdışında benzer durumda olan çok Hollandalı var ama onlara dair bir şey yapamıyoruz. Baskı oluşturmaya çalıştığımızda ülkeler işlerine karıştığımızı söyleyerek daha olumsuz tutum alabiliyorlar’ dedi. Hollanda’da Jamal’ın durumunu medya aracılığıyla halka duyurup bir kampanya yapmadık bugüne kadar bu nedenle. Biz her yolu denedik ama Türkiye aylardır bir adım atmıyor” diyerek önümüzdeki aylarda Jamal’ın durumunu Hollanda kamuoyuna duyurmak ve büyük bir kampanya başka çarelerinin kalmadığını anlattı.

Haber içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

‘Yerden seken gaz fişeği üçüncü kata nasıl çıkar?’

‘Yerden seken gaz fişeği üçüncü kata nasıl çıkar?’

Beyoğlu Eğlence Yerleri Derneği Başkanı Tahir Berrakkarasu: İstiklal ve çevresinde eylemciler değil polisin attığı ve ‘yerden sekti’ denilen gaz fişekleri esnafın malına zarar verdi. 2009’dan beri işletmelerin yarısından fazlası el değiştirdi. Haziran’dan beri yaşananlar Türkiye tarihinin en büyük toplumsal olayı. 99 depreminde borçları yapılandıran devlet, esnaf için benzer adım atmalı

ONUR EREM 17.07.2013

BEYDER Başkanı Tahir Berrakkarasu ile tam bir yıl önce söyleşi yapmıştım. Artan vergiler, yasaklar, inşaatlar, dönüşüm ve soylulaştırmanın ardından Beyoğlu esnafının durumunu konuşmuş, gelinebilecek en kötü noktaya geldiğimizi düşünmüştük. Yanılmışız. Polisin İstiklal’deki en ufak eyleme bile saldırabileceğini, insanları ara sokaklara kadar kovalayıp gaz fişekleriyle cam-çerçeve indirebileceğini nereden hayal edebilirdik ki? Bu vahşeti gören turistlerin ilçeden çekilmesi, halkın eğlenmek için Beyoğlu’na çıkmaktan korkar hale gelmesi ile yatırımını Beyoğlu’nu her gün ziyaret eden milyonlara göre yapan esnaf batma, dükkan devretme, çalışanlarını ücretsiz izne gönderme noktasına geldi. Esnaf için çanların çalmaya başladığı ve esnaf olduğu iddia edilen eli sopalıların ortaya çıktığı noktada Tahir Berrakkarasu’nun kapısını tekrar çaldım:

>> Bazı esnaf yaşadığı ekonomik sıkıntıların ardından eylemcilere, gazetecilere tepki göstermeye başladı. Sizce esnafın tepkisini kime göstermesi lazım?

DSCF3291

Tahir Berrakkarasu: “Taksim esnafı nasıl ki bugüne kadar polise taş atmadıysa eylemciye de saldırmamalı”

Esnaf şiddeti kim uyguluyorsa ona tepki göstermeli. Biz BEYDER olarak şiddeti uygulayana karşıyız. Bizi taraflaştırmaya çalışıyorlar ama biz bir esnaf derneğiyiz, içimizde her türden siyasi görüşe sahip insan var. Bu yüzden tepkimizi yöneltirken şiddetin ve zararın kimden geldiğine bakıyoruz.

>> O zaman şöyle sorayım, direniş başladığından beri bölgede şiddeti kim uyguladı? Hükümet ‘cam çerçeve indiren eylemci’ söylemini dilinden düşürmese de ben dükkanlara eylemcilerin değil gaz fişeklerinin, tazyikli suların zarar verdiğini gördüm. Sizin tespitleriniz neler?

31 Mayıs’ı 1 Haziran’a bağlayan gece kırılan bankamatikler ve banka camları olmuştu – ki onu da kimin kırdığını görmedik. Eylemlerde bölgedeki esnafa zarar veren bir eylemci olmadı.

Bunun karşılığında polisin esnafa büyük zarar verdiğini gördük. Gaz fişekleriyle, tazyikli sularla dükkanlar, camlar tahrip edildi. ‘Yerden sekti’ diyorlar ama bir gaz fişeğinin yerden sekerek binanın üçüncü katındaki pencereden nasıl içeri girebildiğini açıklamıyorlar.

>> En çok hangi sektördeki esnaf zarar etti? Eğlence yerleri mi, oteller mi, gıda mı? Ortalama zarar ne kadar?

İstiklal Caddesi ve civarındaki 4 bin esnafın neredeyse hepsini birebir tanıyoruz. Onlarla yaptığımız görüşmeler sonunda söyleyebilirim ki gelirler ortalama yüzde 80 azaldı. Zarar her sektörde birbirine yakın ama eğlence sektöründe otellere göre biraz daha fazla. Otellerde herkes rezervasyonunu iptal etmedi ama eğlence mekanları bütün geceyi bomboş geçirebiliyor.

>> Eylemlere polis saldırmasaydı, insanların anayasal haklarını kullanmalarına izin verilseydi sonucu nasıl esnaf için bu kadar kötü olur muydu?

Kesinlikle böyle olmazdı. Bunu da şuradan biliyoruz. Haziran ayında polisin Taksim’e çıkmadığı ve kitlesel eylemlere müdahale etmediği bir dönem olmuştu. O dönem esnafın işleri tavan yapmıştı. Sadece o dönemde değil, İstiklal Caddesi’ne barikat kurduğu ama eylemlere müdahale etmediği günler de işler iyi oluyordu.

Eylemlere katılan insanların büyük bir kısmı zaten Beyoğlu’nun müşterisi. Eğer eylemlerine müdahale edilmezse, eylem bittiği zaman gelip buradaki mekanlarda oturuyor, esnaf da para kazanıyor. Ama polis müdahalesi olursa ya sokakta oluyor ya da gazdan etkilenmemek için evine dönüyor.

>> Esnafın ne kadar dayanma gücü var?

Beyoğlu esnafı antrenmanlı bir esnaf. 2006’da 2,5 yıl yol yapımlarıyla şantiyede yaşamış, 2007’de ilk sigara yasağı, 2009’da eğlence yerlerine sigara yasağından etkilenmiş, hemen ardından eğlence vergisinde yüzde altı bin altı yüzlük bir artışla karşılaşmış, 2011’de de Türkiye’de bir ilk olan masa sandalye yasağıyla karşılaşmış bir esnaf. Son alkol düzenlemesiyle birlikte elinde alkolle dışarı çıkan müşteri olursa işletmeciye 10 bin ile 500 bin lira arasında ceza verilecek. İçeride sigara yasak, dışarıda masa yasak, şimdi dışarı çıkmak da yasak!

Bence Türkiye’de en çok alkışı hak eden esnaf Beyoğlu esnafıdır, bütün bunlara rağmen ayakta kalmayı başardığı için. Başka semtlerin esnafı olsa palaları ilk haftadan çekebilirdi.

Bu kadar antrenmanlı olmasına rağmen bu süreci ancak bu kadar kaldırabildi. Artık devletin yardımına ihtiyacı var. Nasıl ki 1999 depremi Türkiye için en büyük doğal felaketti, aynı şekilde Gezi Direnişi de Türkiye’deki en büyük isyan hareketi oldu. Bu yüzden devletin 99 depremindeki gibi bundan etkilenen kurumlara borç yapılandırması, faizsiz kredi ve hibe gibi yollarla yardımda bulunmalı.

>> Beyoğlu’ndaki işletmelerin ve hatta konutların el değiştirmesi için uzun süredir uğraşan bir iktidar bu konuda istekli olur mu?

Beyoğlu bölgesinde uzun zamandır bir dönüştürme ve el değiştirme çabası var. Tarlabaşı dönüşümü, Okmeydanı dönüşümü, Galataport, Haliçport, dalış tünelleri ve yayalaştırma gibi projeler peş peşe duyurulurken buradaki işletmelerin de yapısı değişti. 2009’dan beri Taksim civarındaki işletmelerin yarıdan fazlası el değiştirdi – bu normalin çok üstünde bir oran. Bunun en büyük nedeni de masa-sandalye yasakları sonucu mekanların iş yapamamasıydı.

Böyle bir tablo olsa da devletin, esnafın karşı karşıya kaldığı olağanüstü durumu değerlendirmesi ve esnafa yardım etmeye yönelik önlemler alması lazım. 50 günlük bu olağanüstü durumun yaralarının sarılması gerçekten zor olacak. Esnaf için 2013 beklentileri çoktan bitti. Bazı mekanların yakında çalışanlarını günlük izne çıkarma ihtimali var.

>> Bunun için görüşmeleriniz oldu mu?

29 kuruma yazılar gönderdik BEYDER olarak. Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Ekonomi Bakanlığı gibi makamlardan bankalara, siyasi partilerden valiliğe, belediyelere kadar bu mektupları gönderdik, durumumuzu anlattık ve çözüm istediğimizi söyledik. 2 hafta önce iadeli taahhütlü olarak gönderdiğim bu postaları 28 kurum aldı, 1 kurum reddetti: Beyoğlu Belediyesi! Gerekçe olarak da “muhatap bulunamadı” yazıyor! Biz zaten 2 yıldır Beyoğlu Belediyesi’nde muhatap bulamıyoruz diye isyan ediyorduk. Artık bu durum resmiyete döküldü.

>> Olaylar sürerse esnafın tepkisinde bir değişiklik bekler misiniz?

İstiklal Caddesi ve çevresi sokak sokak değişen bir yapıya sahip. Buradaki esnaflar arasında çok eski arkadaşlıklar, dostluklar var. Ama son yıllarda yaşanan el değiştirmelerin ardından yeni gelenler arasında farklı gruplaşmalar olabiliyor.

Bu süre uzadıkça herkes kendini bir noktada haklı görmeye başlayacak. Çatışmalara taraf olmamış, sadece “şiddet bitsin yeter” diyen insanlar kendilerini bir safta yer almak zorunda hissedecekler. “Artık şiddet de gerekiyor” demeye başlayabilir. Buradaki bütün esnafın, çalışanların olayı çok iyi bildiğini, neden eylemlerin bu noktaya geldiğini bildiğini söyleyemeyiz.

Bu yüzden artık bir an önce uzlaşmaya ihtiyaç var. Aslında uzlaşmanın yolu çok basit, ama o adım bir türlü atılamadı. Bunu kişisel olarak söylüyorum, şahsi fikrim, ben burada bir iyi niyet görmüyorum. İnsanlar demokratik haklarını kullanacak, yürüyecek, bir basın açıklaması yapacak. Ama kalkıyorlar Taksim Meydanı’ndan Tünel’e kadar tüm ara sokaklara girerek gaz bombaları, ses bombaları atıyorlar.

Yıllardır bu bölgedeyim, daha önce İstiklal Caddesi’nin eylemlere tamamen kapatılması gibi bir durumu hiç görmedim. Biz de son 5 yılda onlarca yürüyüş ve ardından basın açıklaması yaptık Taksim’de, Galatasaray’da. Ama son dönemde eylemler yasaklanmaya başlandı. 1 Mayıs öncesinde başlayan polis kuşatması Mayıs ayı boyunca çok sayıda eyleme müdahale ile arttı ve bugüne gelindi.

TESKOMB’un temsil gücü yok

>> Sizden bir gün önce Taksim esnafının durumuyla ilgili basın açıklaması yapan TESKOMB hakkında ne düşünüyorsunuz?

Basın açıklamasının ne şekilde olduğu beni ilgilendirmiyor. Esnafın tarafında mı, eylemcinin tarafında mı, polisin tarafında mı olduğu tartışmasını ayrı tutarak şunu söylemek istiyorum: Bu birlik kendinde nasıl bir temsil gücü bularak bu açıklamayı yapıyor? Buradaki esnafla gelip konuşmamış, 400 üyesi olan ve 3 bin esnafı tek tek tanıyan BEYDER ile neden hiç temas kurmamış, tanışmamış, müzakere etmemiş? Bir gel sor neler yaşadığımızı, ben de sana sorayım: 2011’de masa sandalye yasağı ile esnaf batarken neredeydiniz? TESKOMB’un bir üst kurumu olan TESK vardır, Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu. Biz onlara da mektup göndermiştik. 2 kurum da daha önce Beyoğlu esnafının yaşadığı onca probleme duyarsız kaldıktan sonra ne oldu da bir anda ortaya çıkıp açıklama yaptılar anlamak mümkün değil. Madem bu kadar duyarlıydınız, geçtim önceki yılları, 50 gündür neredeydiniz? Basın açıklamalarını “Esnafın zararı telafi edilmeli” diyerek bitirmişler. Bizlerle görüşmeden zararımızın ne kadar olduğunu nereden bilecek? Bu zararın telafi edilmesi için ne girişimlerde bulunmuşlar? Anlamak mümkün değil.

Söyleşi içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

“Hollanda’da rekor işsizlik isyana zemin hazırlıyor”

“Hollanda’da rekor işsizlik isyana zemin hazırlıyor”

Hollandalı Sosyalist Parti Genel Sekreteri Heijningen Gezi Direnişi’nin Hollanda’daki yankısını, ülkelerinde 30 yıllık rekoru kıran işsizliği ve hükümetin düşme ihtimalini BirGün’e anlattı

ONUR EREM 17.07.2013

Hollanda’daki Sosyalist Parti’nin Genel Sekreteri Hans van Heijningen önceki gün İstanbul’daydı. Gezi Parkı’nda buluştuğumuz Heijningen ile Gezi Direnişi’nin Hollanda’daki algısı, Hollanda’daki toplumsal öfke ve son seçimde yüzde 10 oy olan Sosyalist Parti’nin büyümesi üzerine konuştuk:

>> Hollanda medyası ve Hollanda sosyalistlerinin Gezi Direnişi’ne ilgisi nasıldı?

Gezi Direnişi Hollanda medyasında tüm detaylarında işlendi. Öyle ki, Türkiye’de medyanın sansüründen ve penguen belgesellerinden bile haberdarız! Hollandalı sosyalistler olarak bu demokrasi mücadelesi bizi de heyecanlandırdı. İnsanların dinci ve otoriter siyasetçiler tarafından dayatılan hayat tarzını reddetmesi ve yaşam tarzlarını savunması en meşru haklarıdır. Toplumun bileşenleri ırkları, dinleri, siyasi görüşleri ve cinsel yönelimleri ne olursa olsun ayrımcılığa maruz kalmamalı. Tanrının kendi yanlarında olduğunu iddia eden dini otoritelerin aksine, insanların dilediği hayatı yaşayabilmesi tartışılması bile gereksiz olan en temel insan haklarındandır.

Gezi Parkı’nda çok farklı siyasi partilerin, birbirine rakip ve hatta birbirleriyle çatışan grupların bir araya geldiğini, aynı ortamda bulunduğunu gördük. İnsanların kendi hayatlarını özgürce yaşamak için verdiği mücadele önemli bir şeydir, ama Türkiye’deki direniş bunun da ötesine geçti: Yunanistan ve Brezilya’daki gibi, neo-liberal ve otoriter politikalara karşı bir halk direnişine tanık olduk. Dünya çapındaki tüm bu halk hareketleriyle dayanışma içindeyiz ve onları destekliyoruz.

>> Hollanda’da hükümet Amsterdam’ın en ünlü parklarından biri olan Vondelpark için “Burayı yıkacağız, yerine AVM ve cami/kilise yapacağız” deseydi halk isyan eder miydi?

Kesinlikle ederdi. Halk elinden gelen tüm güçle bu uygulamaya karşı direnirdi.

>> Hollanda’da hükümetin neo-liberal politikalarına karşı tepki ne boyutta?

Gezi Direnişi gibi isyanlar önceden tahmin edilemeyen isyanlardır. Ancak isyan eden ülkelere bakıldığında toplumsal, siyasal ve ekonomik atmosferde yeterli birikme olduğu için tek bir kıvılcımla tüm ülkenin alev aldığını görebiliriz. Hollanda’da iktidarda liberaller ve sosyal-demokratlar koalisyonu var. Bu koalisyon AB kurallarına sıkı sıkıya uyuyor ve hükümet harcamalarının gelirin en fazla yüzde 103’ü olması kuralını asla çiğnemiyor. Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik kriz bu kemer sıkma politikalarının etkilerini daha da net görmemizi sağlıyor: Yatırımlar yavaşlıyor, KOBİ’ler bankalardan kredi alamayıp batıyor, şirketlerin kâr oranı azalıyor, yeni kemer sıkma politikaları alınıyor ve kriz daha da derinleşiyor.

Hollanda’da işsizlik her geçen ay artarak yüzde 8.3’e ulaştı. Bu Hollanda’nın son 30 yılında görülen en yüksek rakam! Yakın zamanda işsizlik oranı bunun yarısıydı. Gençlerdeki işsizlik oranı çok daha yüksek. Dışarıdan bakılınca Hollanda hükümetinin bilinçli olarak Yunanistan modelini taklit ettiği daha net görülüyor.

>> Peki halk bu duruma karşı tepkisini nasıl gösterdi bugüne kadar?

Protestolara katılım geniş çaplı olmasa da Mart ve Haziran aylarında binlerce insanın sağlık ve emeklilik fonlarındaki kesintilere karşı sokağa çıktığına tanık olduk. İnsanlardaki öfke her geçen gün artıyor. Dahası insanlar siyasete inancını yitirmeye başladı. “Siyasetçilerin alayının .mına koyayım” düşüncesi toplumda yaygınlık kazanmaya başladı.

Biz sadece bir siyasi parti değil, aynı zamanda toplumsal bir hareketiz. Sistemin bir parçası olan eski siyasi partilere karşı çıkıyoruz. İnsanlara kafalarındaki “siyasetçiler” kalıbından farklı olduğumuzu göstermek, para için kariyer peşinde koşan insanlar olmadığımızı göstermek için her şeyi yapıyoruz. Böylece artık sadece yoksullar değil, mortgage kredilerini ödemekte zorlanan veya evini kaybeden orta sınıf da Sosyalist Parti’yi desteklemeye başladı. Çünkü bu insanlar bir yanda koca bankaların milyarlarca avro harcayarak hükümet tarafından kurtarıldığını görürken diğer yandan da birkaç bin avro için evini kaybeden insanlar. Yoksullar ise ‘zorunlu kemer sıkma politikaları’ nedeniyle yaşamakta zorluk çeken insanlar.

>> İktidardaki koalisyonun üyesi sosyal demokrat parti ile aranızda nasıl bir ilişki var?

Seçim döneminde bizim söylemimizi tekrar eden, hatta bizim seçim programımızı kopyalayan sosyal demokratlar seçimin ardından bizle koalisyon görüşmelerine bile girmeden liberallerle koalisyona yöneldi. Seçimden bugüne izledikleri politikalar sosyal demokrat seçmeninde bir ‘ihanet’ hissi yarattı. Seçim programımızı kopyalayan bu partinin program doğrultusunda tek bir adım atmaması ona oy verenler arasında hayal kırıklığına yol açtı.

Yalnızca sosyal demokratlar değil, bütün koalisyon oy kaybediyor. Anketlere göre merkezin oyları aşırı sağ ve aşırı sola karşı kayıyor. İktidardaki partilerin oyu yarı yarıya azalmış durumda, toplumun yüzde 30’unun iktidardaki koalisyona destek verdiği gözüküyor. Öyle ki, hükümetin yılbaşından önce düşme ihtimali var. İnsanlar “Böyle bir hükümete sahip olacağımıza hükümet olmasın daha iyi” diyor.

‘Snowden yasası’ ile farklı çevrelerden destek aldık

>> Oyunuzu artırmak, daha önce ulaşamadığınız seçmenlere ulaşabilmek için yaptıklarınıza bir örnek verir misin?

Toplumun farklı kesimlerinin ihtiyacı olan her hakkı düşünüyoruz. Örneğin kurumlar, şirketler veya devlet içinde görev yapan insanların, ABD’li Edward Snowden gibi karşılaştıkları haksızlıkları açıkça ifade ettiğinde onların geleceğinin devlet tarafından güvence alınması için bir yasa tasarısı verdik ve bu yasa mecliste kabul edildi. Bundan önce Hollanda’da da Snowden gibi karşılaştığı yolsuzlukları ve yasadışı uygulamaları topluma duyuran insanlar olmuştu ama bu çabalarının sonucunda cezalandırılmışlardı. Öyle ki bazıları evlerini, ailelerini kaybetti, üzerinde ömür boyu baskıyla yaşadı.

Bu gibi çalışmalarımız farklı çevrelerde destek görmemizi ve böylece bize farklı çevrelerden bilgi akışı olmasını sağlıyor. Normalde bir sol partinin desteklenmesinin, bilgi almasının hayal bile edilemeyeceği yerlerden bilgi alıyoruz.

Söyleşi içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Kitlesel eylemler işimizi açıyor, yeter ki polis saldırmasın

Kitlesel eylemler işimizi açıyor, yeter ki polis saldırmasın

Taksim’de esnaf ve çalışanlar polis saldırısı olmadıkça kitlesel eylemlerin daha çok müşteri getirdiğini söylüyor: Esnafın camını çerçevesini indiren eylemci görmedik, polis saldırmasın yeter

ONUR EREM 16.07.2013

Hükümet ve yandaş medyanın Taksim’de esnafın zararını eylemcilere yıkmaya çalışmasının ardından bölgedeki esnafla konuştuk. İşletmeciler ve çalışanlar eylemlerden ve eylemcilerden değil, polis saldırısından şikayet ediyor.

ESNAF İÇİNDE DE ‘BİZ VE ONLAR’

Leman Kültür’den Adnan Şahbaz 10 yıldır burada çalıştığını ve 1 Mayıs’lar dışında bu kadar büyük polis saldırısı görmediğini anlatıyor. “Burada birkaç ay önceye kadar her gün 3-5 yürüyüş, eylem olurdu. O kadar eyleme rağmen hiçbir sorun çıkmazdı, eylemlerin kimseye bir zararı yok ki. Ne zaman polis eylemleri yasakladı ve saldırmaya başladı, o zaman işler değişti” diyen Şahbaz Haziran’dan beri gelirlerinin yüzde 50 azaldığını söylüyor. Kitlesel eylemlerin ardından insanların bölgedeki kafe ve barlara giderek esnafın işlerini açtığını anlatan Şahbaz “Polisin saldırmadığı 1 Mayıs’lar en çok iş yaptığımız zamanlardı” diyor. AKP’nin tüm Türkiye’de yaptığı ‘biz ve onlar’ ayrımının, kutuplaşmanın esnaf içinde de yaratılmaya çalışıldığını söyleyen Adnan Şahbaz “Cam-çerçeve indirme çok nadir oldu, onlarda da eylemciler esnafa değil bankalara saldırdı” diyerek eylemcilerden zarar görmediklerini söylüyor ve hükümete çağrı yapıyor: “Herkes demokratik haklarını kullanacak, yürüyecek. Emin olsunlar, bunun hükümete de bir zararı olmaz”.

‘BURASI HALKIN YOLU, HALK YÜRÜYECEK’

İnci Pastanesi’nden Musa Ateş de yürüyüşlerin engellenmemesi gerektiğini düşünüyor. “Burası halkın yolu, burada yürümeyi engellemeye hakları yok” diyen Ateş direniş başladığından beri 18 gün gaz yediklerini anlatıyor. “Polis gazla saldırmadığı sürece halk da esnaf da çok rahat. İnci’yi İnci yapan da halktır. Her şey halkındır, güç halktan gelir” diyen Musa Ateş yapılanları zalimlik ve zulüm olarak nitelendiriyor. İstiklal’in başında en geniş sokak Mis Sokak olduğu için halkın da buraya sığınmasının normal olduğunu söyleyen Musa Ateş “İnci Pastanesi İstiklal üzerindeyken her gün yürüyüş, eylem olurdu ama bu kadar gaz yemezdik” diyerek polis saldırısının geçmişe göre ne kadar arttığına dikkat çekiyor.

‘KUTUPLAŞTIRMAYA SON VERSİNLER’

Şiirci’den Ayşe Baba da polise ve hükümete halkla uzlaşma çağrısında bulunuyor: “İnsanları ikiye bölmeye çalışmaya son versinler. 2 yıldır Taksim’de çalışıyorum, polisin bu kadar sert müdahale ettiğini, ara sokaklara girerek insanları kovaladığını hiç görmedim.

“POLİS YOKKEN İŞLER AÇILMIŞTI”

Beyoğlu Eğlence Yerleri Derneği Başkanı Tahir Berrakkarasu ise şiddet uygulayan kim olursa olsun karşı çıkacaklarını söylüyor ve ekliyor: “Haziran’dan beri buradaki işletmelere eylemciler değil polis zarar verdi. Gaz fişekleri ve tazyikli sular nedeniyle o kadar çok işletme zarar gördü ki! Nasıl nişan alıyorlarsa 2. kattaki kafelerden bile içeri fişekler giriyor. Polisin İstiklal’deki tüm ara sokaklara girerek panik yaratması doğru değil”. Berrakkarasu’ya göre Haziran’dan beri esnafın gelirleri ortalama yüzde 80 azaldı. “Esnafın en çok iş yaptığı zaman ne zamandı biliyor musunuz? Taksim’de polisin olmadığı, milyonlarca insanın meydanda ve İstiklal’de özgürce yürüyebildiği günlerdi” diyen Tahir Berrakkarasu polis müdahale etmedikçe kitlesel eylemler esnafın yüzünü güldürdüğüne dikkat çekiyor.

Haber, Söyleşi içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Güney Kıbrıs’a sığınan vicdani retçi Onur Erden Türkiye’ye iade edildi

Güney Kıbrıs’a sığınan vicdani retçi Onur Erden Türkiye’ye iade edildi

2002’de vicdani reddini açıkladıktan sonra 2 kere askeri cezaevinde işkence gören vicdani retçi Onur Erden, 20 Haziran’da tutuklandığı Güney Kıbrıs tarafından sınırdışı edildi, Kasımpaşa’daki askeri birliğe getirildi

ONUR EREM 10.07.2013 @onurerem

Vicdani retçi olduğu için askere gitmek istememesine rağmen karşılaştığı toplumsal baskı sonucunda askere gitmek zorunda kalan ve 2002 yılında birliğinden firar eden Onur Erden, sığındığı Güney Kıbrıs’tan dün Türkiye’ye iade edildi. Erden, Atatürk Havaalanı’nda Vicdani Ret Derneği’nden Oğuz Sönmez’i arayarak ‘Buradaki görevliler işlemleri tamamladıktan sonra beni askere götürecek’ dedi. Havaalanından Kasımpaşa’da bulunan Kuzey Deniz Saha Komutanlığı’na getirilen Onur Erden hakkında yol tutuklaması kararı verildi. Onur 2 gün içinde firar soruşturmasını yürüten Gelibolu Askeri Savcılığı’na götürülecek.

‘ASKERİ CEZAEVİNDE İŞKENCE’

20 Haziran’da Güney Kıbrıs’ta tutuklanan ve siyasi mültecilerin kaldığı kampa gönderilen Onur Erden, Türkiye’de kötü muamele göreceğini belirtmesine rağmen Türkiye’ye iade edildi. Erden 2006 ve 2009’da iki defa yakalanarak askeri cezaevine gönderilmiş, burada işkence gördüğünü açıklamıştı. Güney Kıbrıs Yüksek Mahkemesi’ne başvuran Erden’in sığınma talebi, vücudundaki işkence izlerinin geçmiş olması nedeniyle Kıbrıs makamlarınca kabul görmedi.

Pasaportu olmadığı için Almanya’ya gönderilme talebi reddedilen Erden’in “Gürcistan Türkiyelilerden pasaport istemiyor, kimliğim var” diyerek yaptığı Gürcistan’a gönderilme talebi de reddedildi. Maddi imkansızlıklar nedeniyle Güney Kıbrıs’ta avukat tutamayan Erden, iade kararını imzalamayarak süreci yavaşlatmaya çalışıyordu.

İLETİŞİM KESİLDİ

Erden’in yaşadıklarını Kıbrıs Vicdani Ret İnsiyatifi üyesi ve Avrupa Vicdani Ret Bürosu yönetim kurulu üyesi Murat Kanatlı BirGün’e anlattı. Onur Erden ile 2 ay önce Kuzey Kıbrıs’ta görüştüklerini söyleyen Kanatlı “Onur bize askerden işkence gördüğünü, vicdani retçi olduğunu ve Güney Kıbrıs üzerinden Avrupa’ya iltica etmek istediğini söyledi. İşkenceye dair raporu olup olmadığını sorduk, o sırada iletişimimiz kesildi. Kendisinden haber alamadık. Sonradan Güney Kıbrıs’a geçtiğini öğrendik” dedi. Güney Kıbrıs’ın daha önce Yunanistan üzerinden gelen Türkiyeli siyasi sığınmacıları Türkiye yerine Yunanistan’a gönderdiğini söyleyen Kanatlı, “Onur KKTC üzerinden geldiği için Türkiye’ye iade edildi” dedi.

Onur Erden’in 2011’de yaptığı vicdani ret açıklaması:

Adım Onur Erden. 1985 Hatay ili Reyhan’lı ilçesi doğumluyum. 2 Ocak 2002 tarihinde aile ve toplumsal baskıdan dolayı askere gitmek zorunda kaldım. Fakat askerde elime silah almak istemedim. Bunun eğitimini görmeyi reddettim. Fakat zoraki bir biçimde bunu uygulamaya çalıştılar.

Ülkemizde devam eden savaşa taraf olmak istemediğimden ve insani değerlerimden dolayı askerlik yapmaya karşıydım. Benim vatanseverlik anlayışım sadece silahla yada kuru sözlerle değildir. Çünkü bu söylemleri TSK uzun yıllardan beri Kürtlere karşı kullanıyordu. Bu nedenden dolayı askerden firar ettim. Bir arap genci olarak yıllardan beri kardeşçe yaşadığımız Kürt halkına karşı devam eden savaşta taraf değilim. Bu nedenlerden dolayı vicdanı reddimi açıkladım. 7 Temmuz 2006 tarihinde yaklandım ve askeri cezaevine konuldum, birçok işkencenin mağduru oldum. 23 Ocak 2007 tarihinde tahliye oldum ve beni tekrar askere almak istediler. Fakat ben yine gitmedim askerlik yapmayı reddettim. 12 Mart 2009 tarihinde yakalanıp zorla askeri cezaevine konuldum. İnsanlık dışı uygulamalara maruz kaldım. İlgili mercilere başvurarak öldürülsem dahi askerlik yapmayacağımı söyledim. Bulunduğum yerdeki komutanlar annemi öldürtmekle tehdit etti. Bunlara rağmen bu savaşın bir tarafı olmayacağım.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın