Savcı Ali Cengiz Hacıosmanoğlu’dan skandal karar

Savcı Ali Cengiz Hacıosmanoğlu’dan skandal karar

11.04.2014

Bu hafta “Gazetecilere polis şiddetine takipsizlik” ve “Gazatecilerin suç duyurusuna takipsizlik” başlıklarıyla çıkan haberden sonra bir açıklama yapma ihtiyacı hissettim. Çünkü bu haberler aralarında benim de bulunduğum çok sayıda kişinin devletin üst kademe yöneticilerine dair şikayetleriyle ilgiliydi. Dün Zekeriye Öz’ün yerine getirildiği söylenen Ali Cengiz Hacıosmanoğlu’nun yayınladığı karar metni ise bir hukuk skandalı: Hacıosmanoğlu ya benim dilekçemi okumadan karar vermiş ya da okuduğunu anlamamış.
POLİS BİRGÜN’E AŞIRI KİMYASAL İLE SALDIRMIŞ!
Haberlerde bahsedildiğinin aksine eylem takip ederken maruz kaldığım gazdan şikayetçi değildim. Benim şikayet gerekçem polisin eylemlere müdahale ederken kullandığı aşırı miktardaki kimyasal gazın evime kadar gelmesi, eylem olmayan bir sokakta oturmama rağmen gaz altında kalmam ve yaz sıcağında gaz dolu bir evde daha fazla gaz gelmesin diye pencereleri bile açamayacak hale gelmemdi. Ancak anlaşılan suç duyurusunu reddeden savcı benim şikayetimi okumamış bile. Çünkü karar metninde “Onur Erem, çalıştığı Mecidiyeköy’deki BirGün gazetesinde polislerin aşırı oranda kimyasal gaz kullandıklarından şikayet etmiştir” ifadesi yer alıyor!
“EVDE OTURACAĞINA KAZLIÇEŞME’YE GİTSEYDİN”
Ancak absürdlükler burada bitmiyor. Savcılık çok sayıda kişinin şikayetini birleştirdiği için tek bir metin ile bütün talepleri reddetmeye çalışmış. Bu şikayetlerin çoğu eylemde şiddete maruz kalanların, komaya girenlerin yaptıkları başvurular. Karar metninde savcılık özetle “Eylem yeri Taksim değil Kazlıçeşme’ydi. Orada eylem yapsaydınız” diyerek bütün başvuruları reddediyor. Böylece evinde gaza maruz kaldığından şikayet eden bana da “Evinde oturacağına Kazlıçeşme’de eylem yapsaydın gaza maruz kalmazdın” demiş oluyor.
Savcılığın şikayet dilekçemi bile okumadan (veya okuduğunu anlamadan) verdiği bu karara itiraz edeceğim ve tüm hukuki yolları kullanacağım. Gezi’de en ufak saldırıya uğrayan insanların dahi üşenmeyip hakkını araması şart. Erdoğan ile Gülen arasında bir savaş alanına dönen TC hukuk sistemi adil bir karar vermese bile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu davalarda hükümeti mahkum edecek, hukuksuzluğunu belgeleyecektir.
Bu suç duyurusunun dışında 2 suç duyurusunda daha bulunmuştum, biri haber yaparken coplanmam ve hastaneye gitmeme izin verilmemesiyle ilgiliydi. Henüz o dosyalarda bir ilerleme yok. Bakalım onlardan da benzer absürdlükte kararlar gelecek mi?

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Wall Street’ten Gezi Parkı’na

Wall Street’ten Gezi Parkı’na

ABD’deki Occupy Wall Street (OWS) Hareketi’nden Justin Wedes Gezi Direnişi ile OWS’i karşılaştırdı, “Biz de parktan çıkarıldıktan sonra mahalle örgütlenmelerine gitmiştik, en iyi yöntem bu” dedi

ONUR EREM 29.06.2013

ABD’deki Occupy Wall Street (OWS) hareketinin ilk örgütleyicilerinden ve önde gelen isimlerinden Justin Wedes, 1-9 Haziran tarihleri arasında Gezi Parkı’ndaydı. Twitter’da @OccupyWallStNYC adresinin yöneticisi olduğu için polis tarafından ilk gözaltına alınan kişilerden biri olan olan Wedes, bugün hâlâ OWS ve occupy.com’un basın ekibinin en aktif isimlerinden. Wedes ile polis şiddetinden müşterek alanın kullanımına, ana akım medyanın yaklaşımından hükümetlerin tutumu arasındaki farklılığa kadar OWS ve Gezi Direnişi arasındaki benzerlikleri/farklılıkları konuştuk:

>> Türkiye’de hükümet ve destekçileri, ABD’nin OWS’de de benzer bir şiddet kullandığını iddia ediyordu. Sizin maruz kaldığınız şiddeti küçümsemiyorum ancak İstanbul’dakine benzer bir polis şiddeti görmemiştim ben New York’ta. İkisine de tanık olmuş biri olarak aradaki farkı nasıl buldun?

Polis şiddeti kesinlikle İstanbul’da daha fazlaydı. New York polisi de baskıcı, ama onlara çok detaylı bir eğitim veriliyor. Türkiye’de polisin vahşeti insanların daha çok tepki göstermesine, meşru müdafaa hakkını kullanarak direnmesine ve Erdoğan’a daha fazla öfke duymasına yol açtı.

>> OWS katılımcıları ile Gezi Direnişi katılımcıları arasında ne gibi benzerlikler vardı?

İnsanlar arasındaki dayanışma bana OWS’in ilk günlerini hatırlattı. Gezi’de çevreciler, sosyalistler, komünistler, liberterler, ateistler, dindarlar, eşcinseller, apolitikler ve örgütlüler hep birlikte, yan yana mücadele veriyordu. Haysiyet ve ifade özgürlüğü talepleri her zaman geniş kitleler tarafından bir arada desteklenir. Bu açıdan OWS ile, özellikle de ilk günleri ile benzerdi.

PROTESTO VE FESTİVALİN BİRLEŞİMİ

>> Müşterek alanın kullanımı konusunda nasıl benzerlikler gördün?

En dikkat çekici benzerlik kütüphane, sağlık merkezi, ücretsiz yemek ve ihtiyaçların ücretsiz karşılanabildiği diğer standlardı. Bunlar, devlet kapitalizmiyle bastırılan ve hayatımızdan atılmaya çalışılan insanın en doğal ihtiyaçlarını karşılama arzusunun yansıması. İnsanlar birbirine yardım etmekten her zaman mutluluk duyar, ama kapitalizm ve devletler buna tahammül edemez. İki mekan da insanların gerçek insani ilişkiler kurmasına zemin sağladı – insanlar bunu gerçekten özlüyor.

Müşterek alanlardaki en büyük fark ise gerilimdi. Özellikle ilk günlerde parkın sürekli polis tehdidiyle yaşaması, yakın noktalarda çatışmaların sürmesi gibi bir durum OWS’de yoktu. Bir diğer fark da protest kültürle gece hayatının, eğlencenin iç içe geçmesiydi. İstiklal Caddesi’nde yürürken kendi kendime “bu bir protesto mu, yoksa festival mi?” diye sorduğum çok oldu. Aslında ikisinin birleşimiydi!

ANA AKIM MEDYA HER YERDE AYNI

>> Anaakım ABD medyası OWS döneminde nasıl bir yayın yaptı? Polis şiddetine yer verdi mi? Sizi terörist, çapulcu, marjinal, ajan gibi göstermeye çalıştı mı? Alternatif medyanın nasıl etkisi oldu?

Anaakım başlarda bizimle dalga geçiyordu. İlk birkaç gün tamamen yok saydı, sonra da dalga geçen yazılar yayınladı. Liberalizmin kalesi denilen New York Times bile bize karşı çıkan yayınlar yaptı.

Bir süre sonra OWS sosyal medyada görünürlük kazanmaya başlayınca ve internette en çok takip edilen konu haline gelince anaakım bizi görmezden gelemedi. Eğer sosyal medya olmasaydı görmemeye devam edebilirlerdi. Bunu sağlayan şey ise bağımsız gazeteciler, blogcular ve sıradan insanlardı. Eylemin ilk günlerinde medyanın görmeden edemeyeceği yaratıcı eylemleri ve sanat işlerini yapmak çok önemliydi. Hem OWS hem de Gezi bunu başardı.

>> OWS kendi medyasını nasıl yarattı?

Adını eski adı olan Özgürlük Meydanı’na dönüştürdüğümüz Zucotti Parkı’nda OWS medya ekibini kuran insanlardan biri de bendim. Dizüstü bilgisayarlarımızla parktaki masalara oturduk ve içerik yaratmaya başladık: Videolar, resimler, blog yazıları, ses kayıtları, makaleler ve son olarak gerçek bir gazete: Occupied Wall Street Journal. Zamanla bütün bunlar daha gelişmiş ve daha geniş medya ağlarına dönüştü. İnsanlar tecrübelerini bizimle paylaştı, ekipmanlar bağışladı. Bugün ABD’de OWS’in mirası olan yüzlerce bağımsız medya aracından oluşan bir ağ var, dünya genelinde ise bu ağ daha büyük.

OBAMA ERDOĞAN GİBİ HAKARET ETMEDİ

>> ABD’deki büyük partilerin OWS’e yaklaşımı nasıldı? ABD Başkanı Obama size hakaretler edip işlemediğiniz suçlarla size iftira attı mı?

Çoğu siyasi parti ve sendika harekete dahil olmakta geç kaldı ama sonunda neredeyse bütün solun dahil olduğunu söyleyebiliriz. Merkez ve merkez-sağdan Liberterler gibi gruplar da harekete dahil oldu.

Başkanımız ise önce bizi yok saydı. Bize asla hakaret etmedi ama gizli evraklarda bizi terörist olarak etiketlediklerini biliyoruz. Aramıza ajanlar sokarak karışıklık yaratmak, huzurumuzu bozmak ve hareketi sonlandırmak istediler. Bütün bunları 2 yıl önceki gizli belgelerin Bilgi Edinme Hakkı kapsamında açıklanması veya sızdırılması sonucu öğrendik.

SOKAĞA 1 MİLYON KİŞİ ÇIKMIŞTI

>> OWS’e katılan kaç kişi vardı? Bunlardan kaçı polis müdahalesiyle yaralandı?

Ülke çapındaki Occupy eylemlerine katılan kaç kişinin olduğunu tahmin etmek zor ama işgal alınından ayrılmadan çadırlarda kalan 50 bin – 100 bin insan olduğunu biliyoruz. Çadırlarda kalmayanları da katınca yaklaşık bir milyon insan ediyor. Yalnızca eylem günlerinde gelenler ve bize evlerinden destek verenleri de toplayınca bu rakam katlanarak büyüyor.

Eylemlerde kaç kişinin polis tarafından yaralandığına dair elimizde hiçbir veri yok. Yalnızca gözaltı verisi var. O da ülke çapında 8 bin kişinin gözaltına alındığı. Bu insanların çoğu haklarında bir suçlama yapılmadan serbest bırakıldı.

>> Gezi Direnişi başladığında OWS olarak ilk tepkiniz ne oldu?

OWS’deki arkadaşlarımla birlikte ilk gün görüntüleri izlerken şok olduk. Böylesine yoğun bir şiddet uygulanırken Türkiye’de anaakımın hiçbir şey yazmadığını öğrenince çoğumuz Türkiye’ye geldik. Dünyadaki büyük toplumsal hareketler arasında önemli bir dayanışma var: İşgal hareketleri, Öfkeliler, yerli hareketleri, Arap Baharı, kadın hareketleri, çevreci hareketler…

OWS İLE MAHALLE ÖRGÜTLENMELERİ GÜÇLENDİ

>> Özgürlük Meydanı’ndan tahliye edildikten sonra ne oldu? Fiziki işgal sonlandıktan sonra ne bıraktı geriye OWS?

Özgürlük Meydanı’ndan çıkarıldıktan sonra hareketi başka bir şekilde devam ettirmemiz gerektiğini düşünüyorduk. Hepimiz mahallelerimize döndük ve hareketi oralarda örgütlemeye başladık. Komşularımızı ve mahallemizi etkileyen sorunları çözdük. Bu yolla yüzde 99 olarak birbirimize daha da yaklaştık. Buluşmak ve birleşmek için merkezi yerlerde bir araya gelmek de önemli. Bu yüzden arada bir Özgürlük Meydanı’nda bir araya geliyor, eğlenceler düzenliyoruz.

Söyleşi içinde yayınlandı | , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Polis trafiği kesince sorun yoktu halk kesince saldırı başladı

Polis trafiği kesince sorun yoktu, halk kesince saldırı başladı

Önceki gün Taksim Meydanı’ndaki eylemde halkın meydana çıkmasını engellemek için yola barikat kurarak halkın geçişini engelleyen polis bir süre sonra yoldan çekildi, ‘Yolu tıkıyorsunuz’ diyerek halka saldırdı

ONUR EREM – 29.06.2013

Taksim Meydanı’nda önceki gün Taksim Dayanışması’nın çağrısıyla 19:00’da düzenlenen eylem polis barikatına takıldı. Polis metro çıkışının yer aldığı adayı çevreleyerek halkın girişine izin vermedi. Cumhuriyet Anıtı’nın etrafına ve The Marmara otelinin önündeki yola barikat kuran polis halkın bu alanların dışına çıkmasını engelledi. The Marmara’nın önünde bulunan polislerin bazılarının kask numarası olmaması da dikkat çekti.

Eylem başladıktan birkaç saat sonra The Marmara’nın önündeki yola kurduğu barikatı kaldıran polis halkın o bölgeye gelmesi üzerine ‘trafiği tıkıyorsunuz’ diyerek halka saldırdı. Saldırının başlamasıyla birlikte bir polis amiri ‘Şimdi sıra bizde ananızı s.keceğiz’ dedi. Halkı kalkanlarla iteleyen polise direnenler yere yatırılarak gözaltına alındı. Polis gözaltı otobüsüne bindirilen yaklaşık 10 kişiyi çeken basın emekçilerini de gözaltına almakla tehdit etti.

Saldırının ardından yaklaşık 100 polis istiklal caddesinin girişine barikat kurarak halkın caddeye girişini engelledi. Yarım saat sonra barikat kaldırılınca halk meydana geri geldi. İlerleyen saatlerde bir müdahale olmadı ve meydandaki grup gecenin ilerleyen saatlerinde dağıldı.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Taksim’de insan avı

Erdoğan’ın emirlerinden çıkmayan polis, önceki akşam Taksim’in son bir ayda gördüğü en korkunç saldırıyı gerçekleştirdi. Polis gece geç saatlere kadar sokakta insan avına çıktı, tek başına yürüyen insanları bile hedef alarak ‘ileri faşizmin’ resmini çizdi

ONUR EREM 09.07.2013 @onurerem

Taksim, 31 Mayıs’tan beri en vahşi polis müdahalesine maruz kaldı önceki gece. Polis gece geç saatlere kadar İstiklal Caddesi’nde yürüyen her insana canlı hedef muamelesi yaptı, ara sokakları poligonu haline getirdi ve hatta Taksim Dayanışması’nın çıkışında Makina Mühendisleri Odası’na saldırdı. İsterseniz her şeyin nasıl başladığını anlatayım size.

BASIN DÜŞMANLIĞI DEVAM EDİYOR

Saat 6 gibi Taksim Meydanı’ndaydım. Polis Gezi Parkı merdivenlerinden The Marmara’ya kadar bir set çekmiş, trafiği kapatmış, halkı AKM ve Gezi Parkı tarafına yaklaştırmıyordu. O sırada Talimhane’deki tüm ara sokaklara polisin barikat kurduğunu, insanları meydana çıkarmadığını fark ettim ve o yöne doğru ilerledim. Polise Talimhane’de işinden çıkan bir insanın Cihangir’deki evine nasıl gideceğini sorduğumda polis “Aşşaadan” dedi. “Hangi aşağıdan, bütün çıkışlar kapatılmış” dediğimde polis beni kovmaya çalıştı. “Neden böyle davranıyorsunuz, ben ne yaptım size” diye sorduğumda ise kamerama el koymaya çalıştılar ve ben de oradan uzaklaştım. Başka bir polis barikatına yöneldim ve onlar da “Talimhane’ye giriş var, çıkış yok” dediler.

MEYDAN MEDYAYA KAPALI!

Polislerle konuşmaya devam ederken Taksim Meydanı’nda polisin kitleyi İstiklal Caddesi’ne doğru kovaladığını, TOMA’nın harekete geçtiğini gördüm ve oraya doğru yöneldim. Polis barikatı büyük bir çember halinde genişleyerek Talimhane’ye doğru geliyordu. Basın kartımı göstererek aralarından geçmeye çalıştığımda izin vermediler. Amirlerini bulup sarı basın kartımı gösterdiğimde tam beni geçirecekti ki başka polisler geldi “Amirim emir geldi, meydan basına kapalı” dedi. Amir de altındakilerden duyduğu bu emre itaat ederek beni almadı.

İstiklal Caddesi’ne Tarlabaşı üzerinden geçtiğimde TOMA çoktan caddeye girmişti. İşinden çıkıp eve giderken TOMA’yla sırılsıklam olan çok sayıda insan polise tüm nefesleriyle bağırarak isyan ediyordu. İşten çıkan insanlardan tiplerini beğendiklerinin meydana geçmesine izin verseler de bazılarını geçirmiyorlardı.

RAMBO’YA ÖZENEN POLİS

Tartışmaları görüntülerken bir anda polisler gaz maskelerini taktı ve ikinci bir TOMA ile İstiklal üzerindeki insanları kovalamaya başladı. Daha önceki polis saldırılarının aksine bu sefer bir polis amiri TOMA’yı yavaşlattı, önüne geçti ve şarjörü bitene kadar plastik mermi sıkarak tek başına İstiklal’deki koca bir kitleyi kovalamaya başladı. Gecenin faşizmin doruklarında geçeceğini o noktada anladım.

Polisle birlikte Galatasaray-Taksim arasında gidip geldim yaklaşık bir saat boyunca. Bütün ara sokaklar plastik mermi yağmuruna tutuluyordu. Halk ise hangi ara sokak sakinse oradan tekrar İstiklal Caddesi’ni doldurmaya devam ediyordu. Sokakta yürüyen tek bir insanın başlattığı sloganlar veya alkışlar polisin ani saldırısıyla sonuçlanırken güvenli bir nokta bulmak epey zordu. Cephesi olmayan bir çatışmanın içindeydim ve hiç beklemediğim anlarda yanımdan geçip duvara çarpan plastik mermilerle irkiliyordum.

POLİSLER YAVAŞTAN ÇILDIRIRKEN

Saat 8 civarında polisin Galatarasay Lisesi çevresindeki saldırısını izlerken Balık Pazarı’nın oradaki bağırmalar dikkatimi çekti ve oraya yöneldim. Elinde kimyasal gaz silahı olan bir polis Balık Pazarı’nın girişine dikilmiş silahını pazardakilere doğrultuyordu. O sırada bir esnaf “yeter artık, çalışamıyoruz gazdan” diye isyan edecek oldu, hemen o polis tarafından tartaklandı. Çevredekiler tepki gösterdi, bir kişi polisin yanına gelerek pantolonunu indirdi ve bacağına isabet eden biber gazı kapsülünün birkaç günlük olmasına rağmen belirgin izini gösterdi. Çılgın polis bağırmaya devam ederken silahını sürekli çevresinde toplanan insanların kafasına doğrultup duruyordu. Etraftaki herkes polisi yuhalamaya başlayınca panik halinde geri geri yürüyerek Galatasaray Meydanı’ndan İngiliz Konsolosluğu’nu gazlayan ekipten yardım çağırdı. Yaklaşık 50 insan yuhalayarak kaçan polisin üzerine doğru (saldırgan olmayan bir şekilde) yürüyordu. O sırada plastik mermi silahıyla yardımına gelen ekipler yarısı basın emekçisi olan kitleyi plastik mermiyle taramaya başladı. Şans eseri caddenin ortasında değil de bir binanın kenarında olmam saldırıdan yara almadan kurtulmamı sağladı. Polis yaklaşık 30 saniye boyunca tek yaptıkları yuhalamak olan insanlara plastik mermi yağdırdı.

HALK İLK DEFA POLİS ÇAĞIRDI

Bu saldırının ardından çılgın polisi çeken basın ordusuyla birlikte Taksim Meydanı yönüne yürümeye başladık. Polis bir süre sonra çılgın polis basını da tehdit etmeye başladı, “Semin .mına korum” diyerek bir basın emekçisinin üzerine yürüdü, polisi yanındakiler sakinleştirdi.

POLİSLER BİRBİRİNE SALDIRDI

Mis Sokak’ın oraya geldiğimde İmam Adnan Sokak’tan koşarak çıkan yaklaşık 20 kişi gördüm. “2 dakika dinlenemedik, bu sefer nereye saklanacağım” diye düşünürken bir buçuk aydır ilk defa gördüğüm bir olaya tanık oldum: İnsanlar polis çağırıyordu! “Polis! Polisler yardım edin! Sivil polis delirdi, silahla ateş ediyor”! Bir anda bütün polisler hareketlendi, önce panik halinde koşanların üzerine saldırdılar. Ama çapraz ateş sonucu bir bölük polis diğerine biber gazı attı, onların attığı ses bombası da diğer polislerin arasında patladı.

DİREN AKIL SAĞLIĞI

10 saniye içinde etrafa ateş eden silahlı bir sivil polis ve birbirine saldıran polisler manzarası ile artık işin b.kunun çıktığını düşündüm ve Mis Sokak’ta bir binaya sığındım. Direniş başladığından beri ilk defa bu kadar korkmuştum. Polis saldırısı nedeniyle yarım saat boyunca kaldığım binadan çıktığımda silahla ateş eden kişinin esnaf olduğuna dair söylentiler dolaşıyordu.

Biraz dinlenmek için TMMOB Makina Mühendisleri Odası’na girdim. Bir saate yakın dinlendikten sonra 22:00’deki basın açıklamasından yarım saat önce İstiklal’e son bir defa bakmak için çıkmak istedim. Küçük Parmakkapı Sokak’tan İstiklal’e doğru yürürken caddede koşuşturmalar gördüm. O sırada bir akrep sokağın girişinde durdu. Sokakta slogan atan, pankart açan herhangi bir insan olmadığı için saldırmayacaklarını düşünüyordum. Tıpkı köpekler gibi, polisin de koşana saldırdığını bildiğimden sakin bir şekilde yürümeye devam ederken boyalı mermi silahının o meşhur sesini duydum: Pıt, pıtpıtpıtpıt!

Caddeye yakın olduğumdan sokağın girişindeki gazete bayisinin arkasına doğru koştum ve orada siper aldım. Yaklaşık 30 saniye sonra polisler gittiğinde daha fazla macera yaşamadan Makina Mühendisleri’ne dönmeye karar verdim.

BASIN AÇIKLAMASI ÇIKIŞINA SALDIRI

22:00’de başlayan toplantının ardından yaklaşık 100 katılımcıyla birlikte dışarı çıktık. İstiklal’e doğru yeltenirken bir anda insanlar bize doğru koşmaya başladı. Büyük bir izdihamla binaya geri sığındık. Polis belli ki toplantı çıkışına saldırı emri almıştı. Bianet muhabiri Elif Akgül’ün çektiği video, polisin nasıl bir nefretle saldırdığını o kadar güzel gösteriyor ki, bu saldırı üzerine çok söz söylemeye gerek kalmıyor (youtu.be/FGsKMafI60E).

İSTİKLAL’E ÇIKMAK YASAK

15 dakika sonra İstikal Caddesi’ne varmak için 3. denememi yapmaya karar verdim. Yine Küçük Parmakkapı’dan İstiklal’e çıktım ve caddede 2 akrep gördüm. Sokaktakiler “geri gel, kaç!” diye bağırmaya başladıysa da İstiklal’de herhangi bir eylem, ya da slogan atan grup olmadığı için polisin bir şey yapmayacağından emin bir şekilde yürümeye başlamıştım ki 2 saniye geçmeden akreplerden çıkan patlama sesleriyle irkildim. Caddede yürüyen tek tük insanlar canını kurtarmak için kaçışıyordu. Gazın gittiği yönü görsek de plastik mermileri göremiyorduk. “Koşmazsan polis saldırmaz” düşüncemin daha bir saat önce yıkıldığını hatırladığımda 5 metre gerimde kalan Küçük Parmakkapı’ya topukladım ve akrebin sokağın başından ateş ettiğini fark edince Makina Mühendisleri’ne kadar depar attım. Cumartesi günü polis tarafından coplanırken bile böyle bir korku yaşamamıştım. İstiklal’de tek başına yürümek bile akreplere hedef olmak için geçerli bir neden haline geldiyse ‘ileri faşizme’ geçiyoruz demektir.

PARK AÇIK, GİTMEK YASAK

Bir daha dışarı çıkacak cesareti bulmam yarım saatten fazla aldı. Polis Sıraselviler ve İstiklal’in ileriki noktalarındaki barikatlara ilerlediğinden sakin bir şekilde evime varabildim. Vardığımda Gezi Parkı’nın açılmış olduğunu öğrendiysem de tekrardan dışarı çıkacak takatim kalmamıştı. Dahası Naber Medya’nın revoltistanbul adresinden yaptığı, gerilim filmlerini aratmayan canlı yayınlarda İstiklal’deki insanların Gezi’ye ulaşmak için verdiği mücadeleyi şaşkınlıkla izliyordum. Polis her ara sokaktan gaz sıkarak insanlara kaçacak bir yer bırakmıyordu.

21. YÜZYIL FAŞİZMİ BU KADAR

İnternette polisin bir şarjör boyalı mermi sıktığı genci ve İstanbul Valisi’nin “ikiziniz değil mi” diyerek geçiştirdiği soruları da izledim. O an Hitler’i gösterip “İkiziniz değil mi” diye sormak geldi içimden. Erdoğan-Hitler benzetmesi her zaman abartılı bir benzetme olmaya mahkum. Ancak günümüzde NATO üyesi ve AB adayı bir ülkede ikinci bir Hitler’in olması zaten imkansız. Nasıl ki ‘Gezi Ruhu’ bir aydan uzun süredir sistemi sarsıyorsa, benzer bir şekilde ‘Hitler ruhu’ da Türkiye’nin üzerinde bir hayalet gibi geziniyor.

Erdoğan’a yazık ki, günümüzde en fazla bu kadar faşist olmasına izin veriliyor. 21. yüzyıl faşizminin ulaşabileceği sınırlarda gezinmenin onu kesmediğini tahmin edebiliyorum. Ah 1930’larda, 40’larda iktidarda olsaydı ne kadar keyif alırdı!

Haber içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

“Türkiye’de gazetecilere yönelik tehditler dünya çapında ün kazandı”

“Türkiye’de gazetecilere yönelik tehditler dünya çapında ün kazandı”

İsveç Gazeteciler Sendikası Başkanı Jonas Nordling BirGün’e konuştu: Gazetecilerinizin maruz kaldığı tehditleri artık herkes biliyor. Dehşete düştük, ama şaşırmadık. İsveç’te bir gazeteci gözaltına alınsa ülke ayağa kalkardı

ONUR EREM 01.07.2013

İsveç Gazeteciler Sendikası Başkanı Jonas Nordling, Cumartesi günü Taksim Meydanı’ndaki eylemde İsveçli serbest gazeteci Sarah Olsson’un gözaltına alınmasının ardından BirGün’ün sorularını yanıtladı.

GAZETECİLERE SALDIRI KABUL EDİLEMEZ

“Türkiye’de gazetecilere yönelik tehditler dünya çapında ün kazandı. Son protestolardan önce gazetecilerin bir korku atmosferi içinde çalışmaya zorlandıklarını da biliyoruz. Gezi eylemleri boyunca gazetecilere şiddet uygulanması ve Sarah Olsson’un gözaltına alınması bizi dehşete düşürdü, ama yukarıda saydığım gerekçelerden ötürü şaşırtmadı” diyen Jonas Nordling, işini yapan gazetecilerin polis tarafından saldırıya uğramasının kabul edilemez olduğunu söyledi.

POLİS BASKISI İSVEÇ GÜNDEMİNE TAŞINDI

Sarah Olsson’un gözaltına alınmasıyla birlikte Türkiye’de gazetecilere karşı yürütülen baskının İsveç gündemine de taşındığını anlatan Nordling “Hükümet yıllardır Türkiyeli gazetecilere karşı uyguladığı taktikleri protestolar başladığından beri yabancı gazetecilere karşı da uygulamaya başladı” dedi.

İSVEÇ’TE OLSA ÜLKE AYAĞA KALKARDI

İsveç’te eylem izleyen bir gazetecinin gözaltına alındığında İsveçlilerin nasıl tepki vereceğini sorduğumuzda ise Nordling şunları söyledi: “İsveç’te bugüne kadar eylem izleyen hiçbir gazeteci gözaltına alınmadı. En fazla, polisin olay yerinden uzaklaştırdığı birkaç gazeteci oldu. Böyle bir uygulama İsveç’te yasadışı olurdu ve ülke çapında kitlesel protestolara yol açardı”.

Sarah Olsson’un önceki gün serbest kalmasının kendilerini sevindirdiğini belirten İsveç Gazeteciler Sendikası Başkanı Jonas Nordling, Türkiye’deki protestolar boyunca polis vahşetine maruz kalan başka bir İsveçli olmadığını söyledi.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın