Taksim’de işten çıkarmalar başlıyor

Taksim’de işten çıkarmalar başlıyor

Taksim’de otel çalışanları, artık kâr etmeyen işletmelerinden bir ay içerisinde işten çıkarılmaktan korkuyor. Konuştuğumuz çalışanlar “Rezervasyonlar azaldı, işten çıkarılırsak memleketimize döneriz” diyor

ONUR EREM 13.07.2013

İstanbul’da, Cihangir Pürtelaş Sokak’ta bir otelin önünden geçerken dışarıya koydukları masada kahve içen 2 otel çalışanıyla göz göze geliyor, ardından sohbet etmeye başlıyoruz. “Müşteri olmayınca boş boş oturuyoruz, sinek avlıyoruz” diyorlar.

Birinin adı Kübra. 24 yaşında, Antalya doğumlu Kübra aileden MHP’li, Ülkü Ocakları üyesi. Taksim bölgesinde sadece otelcilerin değil, tüm esnafın ekonomik sıkıntıya girdiğini söylüyor. “Polis insanların anayasal haklarını kullanmasını engellemese, eylemcilere saldırmasa durum böyle olmazdı” diyor. Kübra’ya göre polis saldırısı olmasaydı çatışma olmayacaktı, halk da turistler de Taksim’e çıkmaktan korkmayacaktı.

SAĞDA YENİ ‘LİDER’ İHTİYACI

Otelin gece vardiyasındaki diğer çalışanı ise Hakan. 26 yaşında, Giresun doğumlu ve sülaleden ANAP’lı ve ardından AKP’li. O da Ülkü Ocakları üyesi. “Evet polis çok şiddet uyguladı ama eylemcilerin arasında da çatışma çıkarmak isteyen insanlar var. Olaylar nedeniyle esnafın geliri çok azaldı. Mal sahipleri ‘olay var’ diye kirayı azaltmıyor ki” diyor. Hakan’a göre bir kısım esnaf çatışmalara tepki göstermek istiyor, polise tepki gösteremeyeceği için tüm tepkisini eylemcilere yöneltiyor. “Son seçimlerde memlekette olduğum için oy kullanamamıştım. Kullansam AK Parti’ye verirdim. Gelecek seçim için emin değilim ama yine AK Parti’ye veririm galiba” diyen Hakan, Erdoğan’ın alternatifi olmadığını, Kılıçdaroğlu’nun da Bahçeli’nin de liderlik vasfı taşımadıklarını söylüyor: “Erdoğan’dan başka gerçek bir lider çıksın, oyumu veririm ona. Ama şu an oy verecek başka kimse yok”.

‘VASIFLI İŞÇİYE İŞ YOK’

Kübra ise “Erdoğan’a asla oy vermem” diyor. Artan vergilerin karşısında yükselmek bilmeyen maaşların halkı ekonomik olarak zorladığını söyleyen Kübra, Türkiye’de vasıflı işçiler için iş bulmanın her geçen gün zorlaştığına da dikkat çekiyor ve soruyor: “Kamuya ait ne varsa sattılar, onun parasını yediler. Satacak şeyleri kalmayınca ekonominin hali ne olacak?”

ÜCRETSİZ İZİN KORKUSU

Çalıştıkları otelde her yaz yüzde 80-90 arası seyreden doluluk oranları bu yaz yüzde 30’a düşmüş. “Bu yaz için yüzde 90’lık doluluk oranıyla çalışacak kadar rezervasyonumuz vardı, bütün turistler kaçtı. Rezervasyon iptalleri hâlâ devam ediyor” diyorlar. Otelin gelirinin, yaklaşık 10 çalışanının maaşını ödemeye yetmediğini söyleyen çalışanlar “Bir ay daha böyle giderse işten çıkarmalar, ücretsiz izinler başlar herhalde” diye anlatıyorlar gelecek kaygılarını.

MEMLEKET YOLU GÖRÜNDÜ

Öyle bir durumda ne yapacaklarını soruyorum. Hakan “Memleketime giderim” diyor: “Giresun’da fındık vakti geliyor, aileme yardım ederim. Yaz bitince de döner, Taksim’den uzak yerlerde, havaalanı yakınları veya Eminönü bölgesinde iş bakarım. Oralarda rezervasyon iptali çok azmış”.

Kübra da memleketine dönebileceğini söylüyor. “İş bulmak çok zor, belki de evimin kadını olurum, kim bilir…”

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Polis kameraları ‘kayıtta değilken’ olanlar

Polis kameraları ‘kayıtta değilken’ olanlar

ONUR EREM – DOĞU EROĞLU | 08.07.2013

– Ali Akın Eylül 2012’de İstanbul’da götürüldüğü Büyükçekmece İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde nezarette iken, tuvalete gitmek üzere dışarı çıkıp bir polisin silahını alarak intihar ettiği iddia edildi. Kameralar olayı “görüntüleyemedi”.

– Selman Pınar Mayıs 2012’de polislere kimlik göstermediği iddiasıyla gözaltına alındıktan sonra ölü bulundu. Polis, Pınar’ın hastaneye götürüldüğü sırada kaçıp bir duvardan düşerek öldüğünü iddia etti. Kardeşi Adnan Pınar, “Ağabeyimi 10 Nisan Polis Merkezi’ne götürdüler, vücudunda morluklar ve darp izleri vardı, abimi döve döve öldürdüler” dedi. Bölgedeki kameralardaki görüntüler bulunamadı.

– Fırat Kırtekin Ocak 2012’de İstanbul’da “dur ihtarına uymadığı” gerekçesiyle gözaltına alındı. Polis silahından çıkan kurşunla yaşamını yitirdi. Bölgedeki MOBESE arızalıydı.

– Hamedu Louf Said Temmuz 2011’de Mersin’de bir polis karakolunda ölü bulundu, kameralar kayıtta değildi.

– Erhan Turan Mart 2010’da hırsızlık iddiasıyla gözaltına alındı. Şişli Araştırma Amirliği’nin 7’nci katından atlayarak intihar ettiği iddia edildi. Görgü tanıkları Turan’ın camdan “İmdat” diye bağırdığı sırada yanında 3-4 kişi olduğunu öne sürdüler. Kamera kaydı bulunamadı.

– Osman Aslı Aralık 2009’da İstanbul Avcılar Firuzköy Karakolu’nda kameraların olmadığı avukat görüşme odasında ölü bulundu. 20 yaşındaki gencin, 70 santim yüksekliğindeki masanın ayağına bot bağlarıyla kendisini astığı söylendi.

– Abdurrahman Sözen Temmuz 2009’da İzmir’de bir kişiyi av tüfeğiyle yaraladığı gerekçesiyle gözaltına alındı. Nezarette su istediği polis memurunun tabancasını ele geçirip intihar ettiği ileri sürüldü. Kameralar “görüntüleyemedi”.

– Resul İlçin Ekim 2009’da Şırnak’ta karakolda ölü bulundu. Otopside kafa ve vücudunda darp izlerine rastlanırken, Valilik İlçin’in kendi kendine yere düşerek öldüğünü iddia etti.

– Metin Yüksel’in Temmuz 2008’de karakolda ayağı takılıp düşerek öldüğü iddia edildi, kameralar olayı “görüntüleyemedi”.

– Festus Okey Ağustos 2007’de gözaltında polis silahından çıkan kurşunla hayatını kaybetti. Savcılığın güvenlik görüntülerini karakoldan talep etmesi üzerine polisler, “O sırada kayıtta değildik” cevabını verdiler.

– Reyhanlı’da saldırı olduğu gün ilçedeki 73 MOBESE’nin tümü ‘bozuk’tu.

– Hrant Dink cinayetinin işlendiği noktayı görüntüleyen çok sayıda kameranın bazıları ‘bozuk’tu, bazılarında ise kayıtların silindiği ortaya çıktı.

– Ethem Sarısülük öldürülürken polis kameraları çevredeki ağaçları çekiyordu.

– Ali İsmail Korkmaz’ın Eskişehir’de eli sopalı kişilerce dövüldüğü noktayı çeken kameraların kaydettiği görüntülerin yaklaşık 20 dakikası ‘arıza’ nedeniyle kaydedilememişti.

– Taraf Gazetesi’ne Balyoz davası belgelerini servis eden kişinin belgeleri verdiği gün, gazetenin yakınındaki MOBESE ‘bozuk’tu.

– Hopa’da Metin Lokumcu’nun öldürülmesinin ardından Ankara’da düzenlenen eylemde polis Halkevleri üyesi Dilşat Aktaş’a saldırırken polis kamerası alakasız bir noktayı çekiyordu.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İBB’nin kameraları eylemlerde ‘bakım’ için kapanıyormuş!

İBB’nin kameraları eylemlerde ‘bakım’ için kapanıyormuş!

Yıllardır Taksim’deki neredeyse tüm kitlesel eylemlerde internetten canlı yapan Taksim Meydanı Turistik Kamerası’nı kapatan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin eylemlerde kameraları ‘bakıma aldığı’ ortaya çıktı

İlgili haber – Polis kameraları ‘bozukken’ işlenen cinayetler: http://wp.me/p2psMa-sI

NEDEN ÖNEMLİ?

Devlet kontrolündeki gözetleme kameraları, karşıtları tarafından halkı sürekli denetim altında tutma amacını taşımakla eleştiriliyor. Halkı kameralara ikna etmek için devlet görevlileri ‘Sizin güvenliğiniz için’ söylemini kullansa da, insanların ihtiyacı olan anlarda bu kameralar genellikle bozuk oluyor, başka yerleri çekiyor ya da kayıtların ‘yanlışlıkla’ silindiği ortaya çıkıyor. Kısaca, toplumu gözetleyenler toplumun kendilerini gözetlemesine izin vermiyor.

ONUR EREM 08.07.2013

Bilgi edinme hakkı kapsamında sorduğumuz “Neredeyse her eylemde kameraların kapatılması emri nereden geliyor? Bu emri kim, hangi yasa ve yönetmeliğe göre veriyor?” sorularına İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden gelen cevap şöyle oldu: “Bir süredir teknolojik altyapıyı geliştirmek, server/storage ve hosting hizmet upgradeleri amacıyla yaptığımız çalışmalar sonucunda kameralar devreye alınmaya başlanmıştır”.

Polis vahşetini yüksek çözünürlükte kaydedebilecek bu kameraların neredeyse her eylemde ‘bakıma alınmasını’ avukatlara ve uzmanlara sorduk:

Zeynep Gambetti (Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi Fakültesi Doç. Dr.): GRİFT İLİŞKİLERLE YÜRÜTÜLEN SİNSİ BİR STRATEJİ

Ortada kesinlikle yapısal bir sorun var, neredeyse her olayda kamera görüntülerinde sorun yaşanıyor. Bu kameralar bizim güvenliğimiz için değil, devletin güvenliği için varlar. Son 20-30 yılda gelişen bu uygulamanın, toplum hakkında bilgi toplamaya yönelik olduğunu düşünüyorum. Zaten halkın ihtiyacı olduğu zaman devletin görüntüleri karartması da ne amaçla kullanıldığını ele veriyor.

Bu kameralara karşı neler yapabileceğimizi düşünmemiz lazım. Burjuvanın araçlarını burjuvaya karşı kullanmak gibi, burada da benzer yöntemler geliştirilebilir. Bu görüntülere halkın erişiminin sağlanması, polise ait olmayan dükkan kameralarına polisten önce ulaşılması çok önemli.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bu uygulaması da sistemin ne kadar grift ağlara sahip olduğunu gösteriyor. Belediye de nihayetinde iktidar dediğimiz yapının bir parçası. İBB’nin AKP’nin elinde olması bunu iyice güçlendiriyor. Belediyenin ve valinin Gezi olaylarındaki tutumları çok netti.

Her zaman hukuka uygun bahaneler üretme çabası içindiler. Mesela 1 Mayıs’ı engellerken “Halk çukura düşmesin diye izin vermiyoruz” demiş, bir yandan meydanı yasaklarken bir yandan da aslında halkın iyiliğini düşündükleri imajını vermeye çalışmışlardı. Bu çok sinsi bir strateji, çünkü karşımızdaki basit bir diktatörlük değil. Burada da ‘kameraları bakıma aldık’ demişler. Hukuku kullanarak demokratik bir takım hakları tersine çeviriyor, kavramlara ters anlamlar yükleyerek zihin bulanıklığına yol açma stratejisi izliyorlar. Yaptıkları tam da neo-liberal güvenlik toplumlarında uygulanan bir strateji: Halkı bastırmak, özgürlüğünü kısıtlamak ve bunu yaparken de ‘halkın iyiliği için’ diyerek onların rızasını almaya çalışmak.

Avukat Hüseyin Ersöz (Balyoz davası avukatı): BU KADARI TESADÜF OLAMAZ

MOBESE’lerde polisin işlediği suçların bir türlü tespit edilememesi, kameraların ya ‘kapalı’ ya da bozuk olması çok sık karşılaşılan bir durum. Oysa kameraları kapalı tutmak, bozulduğunu anında fark edip de tamir etmemek de görevi kötüye kullanmak, delilleri gizlemektir.

Belediyenin kameraları suç tespiti yapmak amacıyla kurulan kameralar olmadığı için onların açık kalma zorunluluğu yok. Ama böylesine polis şiddetinin yaşandığı bir dönemde, halkın oradaki kayıtları delil olarak kullanabileceği bir dönemde kameraların ‘sunucu bakımı’ nedeniyle kapatılmasının olağan bir tesadüf olduğunu söylemek mümkün değil. Polisin MOBESE’lerinde sorunlar yaşanırken belediyenin de kameraları kapatması ortadaki bir kötü niyetin göstergesi olabilir.

Avukat Alptekin Ocak (Festus Okey’in ailesinin avukatı): POLİS VE BELEDİYEDE ORTAK ZİHNİYET

Türkiye’de adli kolluk kuvveti olmaması, polis kameralarındaki görüntülerin ‘bozulması’nın en büyük nedeni. Çünkü kolluk kuvveti ‘teşkilatı koruma’ içgüdüsüyle hareket ediyor. Emniyet adına değil, savcılık adına çalışacak birimlere ihtiyacımız var.

Delil karartılan, kameranın kapalı tutulduğu durumlarda oradan sorumlu olan polis amirinin üstüne gidilmesi lazım. Sorumluluk amirde olduğu için delili karartan memur belli değilse o cezalandırılır. Ethem’i vuran polisin kimliği de amir üzerine kurulan bu baskı sonucu açıklanmıştı.

MOBESE’lerin kapalı tutulması ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Taksim Meydanı’ndaki kameralarını kapatması arasında büyük paralellik var. İdareler verdiği kararların nedenini net bir şekilde açıklayabilmesi, bu kararlarda kamu yararı olması lazım. Oysa belediye ‘Bakım oluyor’ diyerek cevabı geçiştirmeye çalışıyor. Yaptıkları şey kendi ayıplarını örtmeye çalışmaktır. Polisin eylemcilere müdahalesinin kanuna aykırı olduğunu biliyorlar ve onları koruma içgüdüsüyle hareket etmişler. Polisin delil karartması ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin eylemlerde kameraları kapatması arasında büyük bir paralellik var, aynı zihniyetin ürünü.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Vali inat etti, yüzlerce kişi yaralandı

Vali inat etti, yüzlerce kişi yaralandı

İstanbul Valisi Avni Mutlu keyfi bir şekilde kapattığı Gezi Parkı’na Cumartesi akşamı girmek isteyen halka ‘yarın gelin’ dedi, anayasal haklarını kullanan insanların üzerine polisi saldı, yüzlerce kişi yaralandı

ONUR EREM 07.07.2013

Önceki akşam saat 6 civarında polis Taksim Meydanı’ndaki anıt etrafındaki kitleye saldırmaya başladığında ben de oradaydım. İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, halkın erişimine yasadışı bir şekilde kapattığı Gezi Parkı’nın halkın istediği tarihte değil kendi emrettiği tarihte açılmasını onur meselesi yapmıştı.

Geçtiğimiz haftalarda önce Gezi Parkı’ndan, sonra Taksim Meydanı’ndan kovulan halkın anıt etrafında toplanmasına da artık tahammül edilmiyordu. Kalkanlarıyla yaşlı-genç demeden herkesi iten polislerin yüz ifadeleri bundan ne kadar haz aldıklarını yansıtıyordu. Polisle bu kadar yakın temasa girmeyeli 2 hafta olmuştu, ama yüzlerindeki o ifade hiç değişmemişti. Eylemcileri öldürseler bile tutuklanmayacaklarını bildiklerinden insanların üstüne yürürken gayet eğleniyorlardı.

TRAFİK KOMEDİSİ

Önceki eylemlerden alıştığımız şekilde polis önce meydanı boşalttı, sonra İstiklal ve Sıraselviler’in girişine barikat kurdu. Sıraselviler’de araç trafiğini tıkayan polis ekibinin amiri İstiklal Caddesi’ndeki kalabalığa “Caddedeki yaya trafiğini tıkıyorsunuz, dağılın yoksa biz dağıtırız” anonsu yaptı. Birkaç dakika sonra, 5 metre uzaktan bile duyulmayan bu anonsun arkasına sığınarak İstiklal Caddesi’ne saldırı başladı.

Polis cadde üzerinde insanların üstüne rastgele plastik mermi yağdırarak terör estiriyordu. Kafelerde oturanlar ve turistler dahil olmak üzere bölgedeki tüm insanlar bu vahşetten payını aldı.

Polis 2 TOMA’yla birlikte Tünel’e kadar giderken halk saklandığı ara sokaklardan tekrar caddeye çıktı. Polis, İstiklal’in girişindeki polis barikatına kadar gelen kitleye yarım saat sonra iki taraftan saldırarak izdihama yol açtı.

HASTANEYE GİTMEK DE YASAK

Bu izdihamı İstiklal Caddesi’nin başında yer alan Meşelik Sokak’tan görüntülerken polis sokağa plastik mermiler, gaz bombaları ve TOMA’yla saldırdı. Sokakta ilerleyerek benim sığındığım yere kadar geldiler. Etrafımı çevirmeye başladıklarında onlara basın kartımı gösterdiysem de coplanmaktan kurtulamadım. O acıyla ne bana vuran polisin kask numarasına da bakamadım. Ortamda yayılmakta olan kimyasal gazların arasından acıyla geçerek İstiklal Caddesi’ne vardım.

Aklıma gelen ilk şey Taksim İlkyardım’a giderek bu saldırıyı rapora geçirtmekti. Ancak polisler caddeden meydana çıkmama izin vermedi. Basın kartımı göstermeme ve hastaneye gideceğimi söylememe rağmen beni engellediler. Bunu üzerine Tarlabaşı tarafından geçmeye çalıştım, ama orada da aynı muameleyle karşılaştım. İstiklal’e döndüğümde şans eseri oraya gelen 2 ambulanstan birine atlayarak Taksim İlkyardım’a gittim. Ambulansta, kafede otururken polis saldırısına maruz kalan 2 Suriye’li kadın, bir de kronik bronşit olduğu için nefes alamayan, girdiği şok nedeniyle önce kekeleyen, sonra tamamen konuşamaz hale gelen başka bir kadın vardı.

HASTANE YARALILARLA DOLDU

Hastaneye vardığımda bir iç savaş manzarasıyla karşılaştım. Her tarafta yaralı insanlar vardı. Ayak bileği ve el bileği kırılanlar, bacağı kaval kemiğinden kırılan bir genç ve dükkandan çöp atmak için çıktığında gözüne plastik mermi gelen bir adam vardı. Sıramı beklerken içeriye girdiği alışveriş için gittiği bakkalda kafasına gaz kapsülü gelen bir adam, gazdan etkilenerek bayılan ve bilinci kapalı bir şekilde gelen kalp hastası bir kadın ve kafası gaz kapsülüyle yarılan bir başka adam daha geldi. Acildeki tek doktor hastalara yetişmekte zorlanıyordu. Tam o sırada içeri ‘Eşimin doğum sancısı tuttu’ diyen bir adam girdi. Doktor dakikalarca ‘Buradaki yaralıları bırakamam, tek doktorum’ dedi, adam da ‘Başka hastaneye gidemiyoruz, yolları kesmişler, eşim ve çocuğum ölsün mü’ diye ısrar etti. Sonunda üst katta bir ebe olduğunu öğrenen doktor çifti ebeye yönlendirdi.

MISIR ANAYASASI BİZİMKİNDEN ÖNEMLİ!

Polisin yaşama hakkına kast ederken çekinmediğini hastanedeki yaralıların durumunu görünce bir kere daha anladım.. Yaşama hakkının yanında, anayasada tanımlanan çok sayıda hak ihlal edildi o gün: Gösteri ve yürüyüş hakkı, seyahat özgürlüğü, ifade özgürlüğü, haber alma özgürlüğü… AKP’nin anayasayı çekinmeden çiğnerken AKP’lilerin aynı saatlerde Mısır’daki cuntanın anayasayı askıya almasını tam gaz eleştirmesi ise ikiyüzlülüğün vardığı son nokta oldu.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

“Halka yardım eden doktorlar değil, Sağlık Bakanlığı suçlu”

“Halka yardım eden doktorlar değil, Sağlık Bakanlığı suçlu”

Sağlık Bakanlığı’nın önceki gün Türk Tabipleri Birliği’nden direnişçilere yardım eden gönüllü doktorların ve baktıkları hastaların listesini istemesini, izinsiz revir açıldığı için soruşturma başlatmasını protesto eden doktorlar ‘Biz de revir açmayan bakanlık hakkında suç duyurusunda bulunacağız’ dedi

FOTOALTI:

‘Sermayenin değil halkın hekimleriyiz’ sloganı atan doktorlara halk ‘Devrimci doktorlar onurumuzdur’ ve ‘Faşizme karşı omuz omuza’ sloganlarıyla karşılık verdi.

ONUR EREM – 14.06.2013

Türk Tabipleri Birliği ve İstanbul Tabip Odası temsilcileri dün İstanbul Beyoğlu’ndaki Gezi Parkı’nda bir basın açıklaması yaparak Sağlık Bakanlığı’nın polis saldırısı sonucu sağlık sorunları yaşayan halka yardım eden gönüllü doktorlar hakkında soruşturma başlatmasını eleştirdi.

YÜZDE 98 REVİRLERE GELDİ

Halkın yoğun ilgi gösterdiği açıklamada konuşan TTB Başkanı Prof. Özdemir Aktan, okuldan mezun olurken ‘halka yardım etme suçunu’ işleyeceklerine dair yemin ettiklerini hatırlattı ve “Biz 1999 ve 2011 depremlerinde sokağa çıkarak kimseden izin almadan halka yardım ettik. Sağlık Bakanlığı ona da soruşturma açacak mı?” diye konuştu. “Bu suçu daha önce de işledik, bundan sonra da işlemeye devam edeceğiz” diyen Aktan tıp öğrencilerinin çatışma bölgelerinde hayatlarını tehlikeye atarak halka yardım etmesinin gelecek için büyük umut verdiğini açıkladı. Aktan son olarak gönüllü doktorların binlerce hastaya baktığını ve polis saldırısından etkilenenlerin yalnızca yüzde 2’si hastanelere giderken, geri kalan herkesin gönüllü doktorlar tarafından tedavi edildiğini anlattı.

‘HASTAYA YARDIM İÇİN İZİN GEREKMEZ’

İTO Başkanı Taner Güven ise “Benim önümde biri kalp krizi geçirdiğinde müdahale ederken nasıl ki kimseden izin almıyorsam polis saldırısından etkilenen bir insana acil müdahale yaparken de kimseden izin almam. Gönüllü sağlık ekipleri burada ilk müdahaleyi yapmasaydı çok sayıda kişi yaşamını yitirebilirdi” dedi ve Türkiye’de mesleğini yaptığı için yargılanan avukatlar, gazeteciler gibi başka meslek gruplarının da olduğunu hatırlattı.

‘HİTLER, MUSOLLINI, FRANCO VE ERDOĞAN’

TTB Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Osman Öztürk konuşmasına “AKP’nin doğa düşmanı politikalarına ve diktatörlüğüne karşı direniyoruz. Bu soruşturma Hitler, Musollini ve Franco rejimlerinde bile eşi benzeri görülmemiş bir soruşturmadır” diyerek başladı. Sağlık Bakanlığı’na tek bir gönüllü doktor veya hasta ismi vermeyeceklerini açıklayan. Öztürk “Zalim zulmü, TOMA’sı, gaz bombası ve copu varsa, mazlumun da örgütlü hekimleri var” dedi.

‘HALK YARALANIRKEN BAKANLIK NEREDE?’

Son olarak söz alan İTO Genel Sekreteri Ali Çerkezoğlu ise “Bu halkın sağlığı tehlikeye girdiğinde Sağlık Bakanlığı nerdeydi? Burada binlerce kişi yaralanırken neden buraya bir revir açmadı? Biz de Sağlık Bakanlığı hakkında suç duyurusunda bulunuyoruz” dedi.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın