‘Tayyip Erdoğan içinden geldiği halkı ne çabuk unuttu?’

KOMADA YAŞAM MÜCADELESİ VEREN OKAN GÖÇER’İN AKRABALARI İSYAN ETTİ:

‘Tayyip Erdoğan içinden geldiği halkı ne çabuk unuttu?’

1 Haziran’da Taksim’deki polis saldırısında kafatası kırılan ve hâlâ komada olan Okan Göçer’in akrabaları eski komşuları olan Başbakan Erdoğan’a sesleniyor: Hangi yüzle bize terörist, marjinal diyorsun?

ONUR EREM – 09.06.2013

Okan Göçer, 1 Haziran Cumartesi günü Taksim’deki polis baskısına karşı direnişe destek olmak için Gebze’den kalktı, Beyoğlu’na geldi. İngiliz Konsolosluğu’nun çaprazındaki sokakta polisin belki de telsizlerde anons edilen “gördüğüne yapıştır abicim, gördüğüne yapıştır” emrini dikkate alarak yaklaşık 10 metre mesafeden nişan alıp attığı biber gazı kapsülüne hedef oldu. Kafatasında 7-8 santimlik bir kırık oluştu ve yere yığıldı. O sırada yanında olan arkadaşının anlattığına göre bilinci kapanan Okan apar topar Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı, beyin kanaması tespit edildi ve ameliyata alındı. Üzerinden geçen bir haftada Okan önce komadan çıktı, ardından tekrar komaya girdi. Doktorlar “her an kötü habere hazırlıklı olun” diyor, Okan’ın yaşasa bile kalıcı rahatsızlıkları olacağını söylüyor. 22 yaşındaki Okan’ın hikayesini, akrabalarının isyanını ve o an yanında bulunan arkadaşının tanıklığını aktaracağız sizlere.

ÜNİVERSİTE KAZANDI, GİDEMEDİ

1990’da doğumlu Okan Göçer çocukluğunda annesiyle babasının ayrılmasının ardından akrabalarının yanında büyümüş. Üniversiteyi kazanmasına rağmen maddi sıkıntılar nedeniyle öğrenim göremeyen, Gebze’de bir atölyede çalışmaya başlayan Okan için akrabaları ‘Yaşadığı bütün sıkıntılara rağmen çok neşeli, mahallesinde sevilen, okuyan ve araştıran bir çocuktur’ diyor.

TAKSİM’E GEBZE’DEN GELDİ

Facebook’undaki son paylaşımı 1 Haziran sabahı olmuş: Taksim’e gelen var mı yola çıkıyoruz. “Bu bozuk düzene isyan etmek, Gezi Parkı’nda saldırıya uğrayan eylemcilere destek vermek, demokratik hakkını kullanmak için Gebze’den kalktı gitti Taksim’e. Herhangi bir partiyle değil, arkadaşlarıyla gitti” diyor halası Fatoş Özden.

‘POLİS ARKAMIZDAN SALDIRMAYA DEVAM ETTİ’

Taksim’de vurulduğu sırada yanında olan, güvenliği için adını açıklamadığım arkadaşı Taksim’de olanları şöyle anlatıyor: “İngiliz Konsolosluğu’nun çaprazındaki sokaktayken bir anda polisle karşı karşıya geldik. Elimizde taş, yüzümüzde maske yoktu. Polisin nişan aldığını gördüm, hemen ardından Okan yere düştü. Kucağıma aldım, konuşmuyordu, bilinci kapalıydı. 40 metre taşıdık, yakınlardaki bir revire kadar ve polis arkamızdan biber gazı, taş atmaya devam etti bir yaralı taşırken bile. Sağlık ekibi serum taktı, dikiş attı ama durumun ciddiyetinin farkında oldukları için ambulans da çağırdı. 15 dakika bekledikten sonra ambulansın gelemeyeceğini öğrendik, bir gönüllü hemşireyle birlikte yoldan araba durdurduk ve hastaneye getirdik. Olay yerini görüntüleyen kameraların incelenmesi için savcılığa suç duyurusunda bulunduk”.

‘EKMEĞİ KARTLA ALIP KART BORCUNU ÖDEYEMEDİĞİMİZ İÇİN İSYAN EDİYORUZ’

Okan vurulduğunda halası Zeynep Batlar da Taksim’deydi. “Ben eylemlerin başladığı gün sabaha kadar kızımla Halk TV izledim, dayanamadım ‘Kızım kalk, sen doğacak çocuğunun adını oğlan da olsa kız da olsa Deniz koyacağını söylüyorsan bu isyana katılmalıyız’ dedim. Eğer bir aile ekmeğini kredi kartıyla alacak ve ay sonunda kredi kartını ödeyemeyecek duruma gelmişse artık isyan eder” diyen Batlar, meydandan polis çekildikten sonra yapılan kutlamalar sırasında almış kötü haberi: “Hemen hastaneye Okan’ın yanına geldik. Okan oraya özgürlüğünü savunmaya gelirken ona kim saldırdı böyle? O an polis görsem öldürebilirdim, gözüm dönmüştü. Oysa polisler de bizim komşumuz, akrabamız. Neden polislerle böyle karşı karşıya gelmek zorunda bırakılıyoruz?”

Okan’ın bir diğer akrabası da babasının dayısı olan 64 yaşındaki Haliç Tersanesi emeklisi Ali Murtaza Çakmak. “Okan beni dedesi gibi görür” diyor. Olayın ardından bir polis devletinde yaşadığını ve polise güvenilmeyeceğini bir kere daha anladığını söyleyen Çakmak faşizmi biraz daha hissettiğini vurguluyor.

‘SORUMLULARIN YARGILANACAĞINA İNANMIYORUM’

“Sorumluların yargılanacağına dair hiçbir inancım yok. Başbakan bize marjinal gruplar, teröristler, uç gruplar diyor. Benim ailemi başbakan çok iyi tanır. Ben onun abisinin komşularındanım, o beni çok iyi tanır. Ben marjinal miyim, uç grup muyum? Bu benim yeğenim, hakkı olan bir eyleme destek vermeye gidiyor 22 yaşında bir çocuk. Bu çocuk vuruluyor, ne devlet tarafından aranıyor ne de soruluyor. Bir de beni marjinal gruplara sokuyor. Benim ailemi çok iyi tanıyor. Benim onun abisine nasıl sahip çıktığımı, o aileye nasıl baktığımı çok iyi biliyor. Marjinal grup olsak ne olur, ölmeyi mi hak ettik?” diye isyan ediyor Erdoğan’a.

“ERDOĞAN’I HALKTAN BİRİ SANARDIK”

Erdoğan’ın ve kendisini havaalanında karşılayan kitlenin ‘Yol ver gidelim, Taksim’i ezelim’ sloganına tepki göstermemesini de eleştiren Çakmak bu ülkede istenmemeleri halinde gidecek başka bir ülkeleri olmadığını söylüyor: “Bir insan seçildiği zaman bir kesimin belediye başkanı, bir kesimin başbakanı olamaz. Tayyip Bey’in bu kinciliği nereden kaynaklanıyor? Biz bir semtte beraber büyüdük. Başbakan seçilirken derdim ki ‘Ya bu adam içimizden çıkan, ezilmiş, yoksul bir ailenin çocuğu. Ayakkabı bulamadığı dönemleri bilirim. Halkın durumunu bilir, yoksulları korur’. Demek ki ben burada aldanmışım. Bu adam iktidara gelene kadar oynamış, sonra kinini kusmuş. Şimdi kendileri, çevreleri çok rahatlar – halk sıkıntı çekmeye devam ediyor”.

DOKTOR ÜZERİNDE BASKI

Ali Murtaza Çakmak polisin hastanede rapor yazılırken doktoru etkilemeye çalıştığını, ‘biber gazı kapsülü isabet etmiş’ yazan doktora polislerin ‘taş gelmiş olamaz mı’ diyerek raporu değiştirmeye çalıştığını anlatıyor.

İstanbul Barosu’nun Okan’ın akrabalarına atadığı avukat olan Emine Erel de 8 Haziran Cumartesi günü savcılığa suç duyurusunda bulunmak istediklerini ancak adliyede savcı bulamadıklarını söyledi: “Çağlayan Adliyesi’ne gittiğimizde nöbetçi savcı ‘Gezi olaylarına ilişkin 3 özel yetkili savcı belirlendi ama kimliğini bilmiyoruz’ dedi. Biz de bulamadık. Pazartesi suç duyurusunda bulunacağız. Kamera kayıtları silinmeden onlara ulaşmak istiyoruz. Biber gazını sıkan polisin cinayete teşebbüsten ve işkenceden yargılanmasını istiyoruz. Başbakan, İstanbul Valisi, İçişleri Bakanı ve Emniyet Müdürü’nden de şikayetçiyiz”.

Okan’ın kuzeni Cansu:

Biz okuyan gençleriz, hepimiz bilinçli insanlarız, Okan abim de okuyordu. Ben polislerin ‘vurun’ diye emir aldığını biliyorum, ama bazıları gerçekten içlerinden gelerek, vahşi bir şekilde saldırıyor. Polis olacak arkadaşlarıma ‘bize cop mu atacaksınız’ diyorum hep. Onlar benim kardeşlerim, komşularım, akrabalarım ama devlet onları polis yaptıktan sonra bizi birbirimize kırdırıyor.

Çok şakacı bir insan. Küçüklüğünden beri hep bizi güldürür, her şeyi şaka konusu yapabilir. Polislerin insanlara bu şekilde zulmetmesine karşıyım. Ben Kuran okuyan bir insanım, Kuran’ın en çok karşı çıktığı şey zalimler ve zulümdür. Dini söylemlerle iktidara gelen Erdoğan’ın bu şekilde zulmederek Kuran’a karşı çıkmasını kınıyorum. Halka niye bu kadar şiddet uyguluyorsun?

Haber, Söyleşi içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

‘Vandalizm arayanlar kentsel dönüşüm projelerine baksın’

‘TALEPLERİMİZ KARŞILANANA KADAR BURADAYIZ!’

‘Vandalizm arayanlar kentsel dönüşüm projelerine baksın’

Taksim Dayanışması adına bir basın açıklaması yapan Mücella Yapıcı, hükümetin taleplerini dikkate almamasından yakındı, ‘vandalizm’ diyenlere kentsel dönüşümü işaret etti ve Kadir Topbaş’ı mimarlık mesleğini bırakmaya davet etti

ONUR EREM – 08.06.2013

Taksim Dayanışması önceki gün İstanbul Beyoğlu’ndaki Makina Mühendisleri Odası’nda bir basın açıklaması düzenleyerek taleplerini yineledi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Kadir Topbaş ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın tutumlarını eleştirdi.

a5714204-dbfb-4bf2-9375-25cf6c5ba517Taksim Dayanışması adına konuşan Mimarlar Odası Sözcüsü Mücella Yapıcı konuşmasına dava süreci tamamlanmadan başlayan Taksim Yayalaştırma Çalışması’nın hukuksuzluğuna dikkat çekerek başladı. “O dönemde tek başımıza hareket etmektense ilgili olan tüm örgütlerle birlikte hareket edelim, çünkü Taksim hepimizindir dedik ve Taksim Dayanışması’nı kurduk. Bugün 80 örgütün destek verdiği bir yapı haline geldik” diyen Yapıcı, Başbakan Erdoğan’ın açıkça hukuku çiğnediğini vurguladı: “Kurul projeyi reddetti, Erdoğan ‘reddi reddediyoruz’ diyerek kurulları değiştirdi. Eylemler başladıktan sonra mahkeme projeyi durdurdu, ona rağmen hâlâ Topçu Kışlası yapacağız diyebiliyor”.

‘YAYA YOLUNU EKLEMEYİ UNUTMUŞLAR’

Yapıcı, 12 gün önce Gezi Parkı’nda yapılmak istenen inşaat çalışmasının da kaçak olduğunu, sunulan projeye yaya yolu eklemeyi unuttuklarını, projelerde orada bir yaya yolu görünmediğini açıkladı.

20121206_121320“Taleplerimizi Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a çok açık bir şekilde ilettik. Kendisinin de Edoğan’ın da muhatabı biziz, ancak bugüne kadar bir geri dönüş olmadı. Görüşlerini bile iletmediler Aksine, Başbakan Erdoğan hâlâ bizim hakkımızda olmadık şeyler söylemeye, bizi bölmeye çalışıyor, ülkede polis şiddeti devam ediyor. Oysa biz savaşmıyoruz, barışıyoruz. Şovenliği atarak, homofobiyi yenerek dayanışıyoruz” diyen Mücella Yapıcı, hükümeti sorumluluk almaya, halkın taleplerine duyarlı olmaya ve halkı isyana teşvik etmemeye çağırdı. Halkı savundukları için odalarının hükümet tarafından kapatılmaya çalışıldığına dikkat çeken “Taleplerimiz karşılanana kadar burada olacağız” diye konuştu.

‘KADİR TOPBAŞ’I MİMARLIĞI BIRAKMAYA DAVET EDİYORUM’

Muhabirlerin Kadir Topbaş ve vandalizm hakkındaki sorularını yanıtlayan Yapıcı “Kadir Topbaş’ı mimarlık mesleğini bırakmaya davet ediyorum. Meydana bakarak ‘vandalizm’ diyenler ise Sulukule’ye, Osmanlı mahallelerine, Emek Sineması’na, Tarlabaşı’na yapılanlara baksın. Bizim yaptıklarımız değil, hükümetin buralarda yaptıkları vandalizmdir” dedi ve Taksim Dayanışması’nın taleplerini tekrardan sıraladı:

– Gezi Parkı park olarak kalmalı.

– Bölgede Topçu Kışlası vey başka bir yapılaşma yapılmayacağına dair resmi bir açıklama yapılmalı.

– AKM yıkılmamalı, yıllardır bitirilmeyen restorasyonu bitmeli.

– Ülke genelinde emniyet güçlerine şiddet emri veren, şiddet uygulatan ve şiddet uygulayan tüm sorumlular, valisinden polisine kadar önce görevden alınmalı, ardından yargılanmalı.

– Gaz bombası ve benzeri materyallerin kullanımı yasaklanmalı.

– Gözaltına alınan eylemciler acilen serbest bırakılmalı, haklarında başka hiçbir işlem yapılmamalı.

– Kamusal alanlarda, kent meydanlarında uygulanan eylem yasakları sonlanmalı.

– İfade özgürlüğünün önündeki engeller kalkmalı.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Gönüllü sağlık ekipleri hayatları pahasına halka yardım ediyor

80 YAŞINDAKİ PROFESÖRDEN TIP ÖĞRENCİLERİNE

Gönüllü sağlık ekipleri hayatları pahasına halka yardım ediyor

ONUR EREM – 03.06.2013

Gönüllü doktorlar, İstanbul’daki Gezi Parkı işgalinin belki de en kritik katılımcıları onlar. Günlerdir çatışma bölgelerine giderek, sağlıklarını tehlikeye atarak polis şiddetine maruz kalan yurttaşlara hızla müdahale ediyorlar. Aralarında 80 yaşındaki profesörlerden daha mezun olmamış tıp öğrencilerine kadar her yaştan sağlık emekçisinin ve öğrencisi var. Konuştuğum gönüllülerin hepsi onlarca insana müdahale etmiş.

TEK BİR REVİRDE 500 MÜDAHALE

Gönüllü doktorların koordinasyonunu sağlayan İncilay Erdoğan, son durumu BirGün’e aktardı. Beyoğlu ve Beşiktaş bölgesinde 3 revir ve yüzlerce gönüllü doktorun bulunduğunu söyleyen Erdoğan “Yalnızca benim durduğum revirde 500 kişiye müdahale ettik. Cilt ve göz yanması gibi şikayetlerin yanı sıra darp, epilepsi, kalp krizi, akciğer hasarı gibi ağır yaralanmalara da müdahale edildi” dedi. Erdoğan ihtiyaç halinde mobil ekiplerin çatışma bölgelerinde spontane revirler kurduğunu söylerken genç gönüllülerin emeğinin çok değerli olduğunu vurguladı. İncilay Erdoğan, gönüllü sağlık ekipleri olarak şiddete karşı olduklarını, toplumsal hakların savunulmasını desteklediklerini anlattı.

POLİSLER SAĞLIK EKİPLERİNE DE SALDIRIYOR

İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Ali Özyurt da gönüllü doktorların güvenliğinden endişe ediyor. “Ankara’da kurulan revire polis gaz bombasıyla saldırdı, içeride yüzlerce kişi varken yapıldı üstelik. Ankara’da bazı gönüllü doktorlar eylemcilerle birlikte gözaltına alındı. Kocaeli’de de halka yardım eden 5 tıp öğrencisi gözaltına alındı” diyen Özyurt gönüllü doktorların bütün bu risklere rağmen pes etmeden halkın yanında olduğuna dikkat çekti.

Haber içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Karanfilin dikeni de yok ki

Karanfilin dikeni de yok ki

ONUR EREM 23.06.2013

Önceki gün yüz binlerce insan Taksim Meydanı’na elinde karanfillerle gelmeye başladığında ben de oradaydım. Yalnızca Taksim Dayanışması temsilcileri ve sarı basın kartı sahipleri olarak valiliğin özel izniyle, normalde halka açık olması gereken Gezi Parkı’na karanfil bırakmak amacıyla girdiğimizde TD temsilcileri 15 Haziran’ndan sonra ilk defa gördükleri park için “Biz içeride 50 bin kişiyken daha temizdi. Polisler her yere çöp atmış, belediye parkı çamur kaplamış” diyorlardı.

Karanfilleri bıraktıktan sonra meydana döndüğümüzde ise halk şarkılar, marşlar söylüyor, karanfiller atıyordu. Katılımcıların büyük bir kısmı polisin saldırma ihtimalinin olmadığını düşünerek, yanında gaz maskesi vs. olmadan gelmişti. Nereden bilebilirlerdi halkın attığı karanfillere polisin biber gazı ve plastik mermiyle cevap vereceğini?

TRAFİK AKIŞI BU KADAR KUTSAL MI?

Önce o meşhur anonsu dinledik hep birlikte: “Halka açık alanı işgal ediyorsunuz! Trafik akışını engelliyorsunuz!”. Polisin karşısındakini halk olarak görmeyişine alıştık ama trafik akışının engellenmesinin ne önemi vardı? Sürücülerin ara sokaklardan kolaylıkla dolaşabileceği bir yerde, koca bir kitlenin metro çıkışı çevresindeki küçük adacığa sığmasa ne olurdu? Birkaç saat sonra zaten kendiliğinden dağılacak bir kitleyi ‘trafik için dağıtmaya’ gerek var mıydı? Bunca yaralıya, gözaltına, gaz/mermi işkencesine değdi mi? Ya da iktidarın anlayacağı dilde sorayım: Trafik akışı polis mühimmatına harcanan onbinlerce lira, çatışmanın çevreye verdiği hasar, ‘karanfili döven iktidar’ imajınızın oluşmasından daha mı önemliydi?

Bu soruları kendine sormayan yönetimin emriyle önce meydan boşaltıldı, sonra insanlar tekrardan doldurdu meydanı. Polis Sıraselviler ve İstiklal’de bekleyen onbinlerce kişinin üzerine sürekli TOMA’larla gitti. Şaşırtıcı olan, alıştığımız biber gazı bombardımanıyla karşılaşmamaktı. Neyse ki bu şaşkınlık kısa sürdü. Polis güçleri önce birer ikişer ateşlemeye başladı gaz silahlarını, ardından hep birlikte. Şikayet edenler yalnızca direnişçiler değildi. Esnaf da, Cumartesi gecesi arkadaşlarıyla içip dans etmeye çıkmış insanlar da öfkeyle bakıyordu karanfile gaz atan polislere.

‘BULDUĞUNA VUR’ EMRİ

Vahşetin dozu her geçen saat arttı. Restoran önündeki insanlara TOMA saldırısından barların içine gaz atmaya, 2 hafta önceki “gördüğüne yapıştır” emrini andıran şekilde “bulduğuna vur” emrinin verilmesine kadar yükseldi. Mahsur kalan engelli yurttaşlar, panik halinde kaçışan turistler sıradan bir hal almaya başladı. Kısaca, saatler boyunca halk kaçtı polis kovaladı. Polis çekildi, halk geri geldi. Bu döngüyü kıran şey, gece 00:15 gibi polisin tamamen meydana dönmesi oldu.

Polis çekilince kendini güvende hisseden halk tekrardan İstiklal’e çıkarak barikatlar kurdu, ateşler yaktı. Herkes bir müdahale beklerken polis neredeyse 1 saat boyunca İstiklal’e girmedi.

TKP binasının camından barikatları izlerken polisin yokluğu ilk defa huzur yerine endişe vermeye başladı. Bu kadar zaman neden gelmemişlerdi? Fırtına öncesi sessizlik mi yaşıyorduk?

FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK

Tam tekrar sokağa çıktığımda polis orantısız bir güç kullanarak tekrardan İstiklal’e girdi. 1 TOMA ve 50 polis ile dağıtabileceği insanların üstüne 3 TOMA ve yüzlerce polis ile geldi. Galatasaray, Tarlabaşı ve İstiklal civarında her gördüğü sokağı gaz sisiyle kapladı. Sokaklar önümü bile göremeyeceğim kadar çok gazla dolduğunda İmam Adnan Sokak’ta sığındığım bir otelin resepsiyonunda çalışanlar orantısız gazdan çıldırmak üzereydi. İçeride birkaç dakika bekledikten sonra aceleyle Tarlabaşı Bulvarı’na çıktığımda ise TRT’den Taksim’e doğru gelen polislerin her sokağa topluca biber gazı sıkışına şahit oldum, 1 dakika önce geçtiğim sokak da dahildi buna.

REVİRE GAZ ATMA RİTÜELİ

Taksim Meydanı üzerinden Sıraselviler’e geçerken her zamanki gibi MMO’nun alt katına kurulan reviri polisin unutmadığını, son dönemde her eylemde olduğu gibi gaz attığını öğrendim. Görüntü almak ve doktorlarla konuşmak için oraya gittiğimde bu sefer polisin hızını alamayarak camı da kırdığını gördüm. Atılan fişekler ise içeride, düştüğü yerde duruyordu. Gece boyunca 30’u gaz, geri kalanı plastik mermi ve darp şikayetiyle gelen 50’den fazla hastaya baktıklarını anlatan doktorlar polis saldırısının ardından reviri tahliye etmek zorunda kalmıştı.

POLİS YOKSA HUZUR VAR

Uzun bir günün ardından eve dönmeye karar verdiğimde İstiklal Caddesi’nde onlarca kişinin gözaltına alındığını öğrendim. Faşizmin kol gezdiği sokaklardan evime döndüğümde kendimi uzun süre sonra güvende hissettim. Artık Türkiye, yalnızca polisin olmadığı yerlerin güvenli sayıldığı bir ülke haline geldi. Şimdilik evlerimizde polis yok, peki ya yarın?

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Neden Gezi Parkı’ndayız?

Neden Gezi Parkı’ndayız?

Gezi Parkı’ndaki yurttaşlara neden burada olduklarını sorduk:

ONUR EREM – 03.06.2013

Toprak (18): Eşcinseller olarak biz de halka destek vermek, devletin faşizmine karşı gelmek için buradayız. Toplumdan dışlansak da bu isyana destek oluyoruz.

Bahar (25): Buradayım çünkü medyaya karşı çok öfkeliyim, hiçbir şeyi göstermiyorlar. Bu olay artık yeşili ve doğayı korumayı aştı.

Uğur (16): Vatana sahip çıkmak için buradayım.

Tolga (22): AKP’nin faşizmine, yasaklarına, diktatörlüğüne karşı buradayım.

Tolga (25): Baskılara boyun eğmemek için buradayım. Hükümetin haklarımı elimden almasına direneceğim.

Sezen (40): Ağaçları kesmesinler, parkımızı kimseye peşkeş çekmesinler diye buradayımz.

Atacan (14): Tayyip atama ayyaş dediği için buradayım.

Sera (37): Özgürlüklerimin kimseye saygı duymayan bir diktatör tarafından kısıtlanmasını, dini kullanan bir başbakanın yasaklarını istemediğim için buradayım. Biz karşı çıkmadıkça bu yasakların sonu gelmeyecek. İnsanlar günah işlemekte özgür olmalı.

Dicle (21): Bir anne adayı olarak üzerimizde kurulan baskılara karşı direniyorum. Bu son olsun.

Hayri (71): Gazı Tayyip’e sıkın şerefsizler!

Öykü (13): İşgali merak ettim, bu coşkuyu yaşamak istedim. Gezi Parkı’nı desteklemek ve getirdiğim çiçekleri parka ekmek için buradayım. Biber gazını şimdiden tadayım da büyüyene kadar alışayım.

Demir (56): Burada bir devrim oluyor ben de bu yüzden buradayım. İşçiler kapitalizmin mutluluk vermediğini gördü, ben de onları desteklemek için buradayım. Gezi Parkı artık bizim, sıra kapitalizmi yenmekte.

Arzu (40): Üniversitelerin sorunlarını, isyanlarını ve direnişlerini halkla paylaşmak için buradayız. Toplumun isyanını destekliyoruz, burada örgütlü muhalefetin büyümesini ve gelişmesini istiyoruz.

Elifcan (19): Tayyip’in politikalarının birikimi bizi isyan ettirdi. Diktatörlüğe gidişi durdurmak için buradayım. Tayyip bu ülkenin yüzde 50’sini yok sayamaz!

Nermin (52): Vatan için buradayız. Yalnızca Tayyip’in gitmesini değil hükümetin toptan gitmesini istiyoruz. Ama Tayyip bu ülkeye o kadar çok zarar verdi ki bu yaraları nasıl saracağımızı bilmiyorum.

Kazım (25): Direniş için buradayız. Yükselmiş bir sınıf bilinci çıkacağını umuyorum buradan. Bu meydanda yer alan örgütlerin arasındaki dayanışma artıyor, bunu yavaş yavaş görüyoruz.

Oya (53):  Faşizme hesap sormak için buradayız. Kötüye gidişi durdurmak istiyoruz. Hükümet halkın sesini duymalı, kulaklarını tıkamamalı artık. Biz burada aşırılık yapmıyoruz ama Erdoğan’ın söylemi iç savaş söylemi. Yine de korkmuyoruz, geri adım atmayacağız.

Haber içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın