Abdullah Öcalan’ın Ermenileri ötekileştiren sözlerine 78’li devrimcilerden Sarkis Hatspanian’dan yanıt gelmiş

yalansız adlı kullanıcının avatarıyalansız

Yalansız’ın Notu:

Aşağıda yayınladığımız yazı Türkiye’de 78 kuşağı olarak adlandırılan dönemin devrimcilerinden biri olan Sarkis Hatspanian’ın hem Newroz hem de son dönemde Hükümetin ‘Çözüm Süreci’ Kürt Hareketinin ‘Barış Süreci’ olarak adlandırdığı gelişmelere ilişkin pek çoğuna göre sarsıcı olacak düşünceleri dile getiriyor.

Yalansız’da sarsıcı fikirlerin yaratacağı tartışmanın geleceği inşa ederken tüm insanlık bakımından önemli olduğunu düşünüyoruz. Zira eşitlik ve özgürlüğün egemen olduğu bir dünya fikri, herhangi bir ulus, herhangi bir din, herhangi bir etnisite için değil tüm insanlık içindir.

Yalansız, dünün, bugünün ve geleceğin, insanlığın  penceresinden okunduğu takdirde çözümsüzlüğün çözüme ulaşacağını düşünenlerin platformudur.

Bugünün çözümünü ulusların, dinlerin dün yaptıkları birliktelikler, ittifaklar üzerinden arama çabaları doğru olamaz. Zira dün, din veya ulus karakterli egemen sınıf devletlerinin yaptığı ittifaklarla elde ettiği kazanımlar, kuşkusuz başka ulus veya din topluluklarının kaybetmelerine sebep olmuştur. Geçmişin sınıflı toplumlarının devletlerinin sınıf çıkarları doğrultusunda politikalarını geleceği inşanın referansı yapmak  değil, eşit ve özgür yeni bir toplum için, o gelenek…

View original post 3.535 kelime daha

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Chavez ve bölgesel entegrasyon çabaları

ONUR EREM

Chavez sadece ülkesinde değil, bölgesinde de refahı arttırmak için uluslararası iş birliği örgütlerinin kurulmasına ön ayak oldu. 2004 yılında, bölgedeki ülkelerin sosyal ve ekonomik entegrasyonunu geliştirmek amacıyla Küba ile birlikte ALBA (Latin Amerika İçin Bolivarcı İttifak – Alianza Bolivariana para los Pueblos de Nuestra América) adlı örgütü kurdu. Günümüzde Venezuela, Antigua ve Barbuda, Bolivya, Küba, Dominik Cumhuriyeti, Ekvador, Nikaragua, Aziz Vincent ve Granadinler ile birlikte 8 üyeye ulaşan ALBA, kendi para birimi olan ve 2010 yılında sanal işlemlerde kullanılmaya başlayan Sucre’yi bastırarak 8 ülkede tedavüle sokmaya hazırlanıyor.

2009’da bölge ülkelerinin IMF politikalarına uymak zorunda kalmadan kredi kullanabilmesi amacıyla Venezuela, Arjantin, Brezilya, Paraguay, Uruguay, Ekvador ve Bolivya tarafından kurulan Güneyin Bankası (Banco del Sur) da bir diğer önemli yapılanma. Banka, 20 milyar dolarlık başlangıç sermayesi ile bölgedeki toplumsal programları ve altyapıyı geliştirmeyi hedefliyor.

Petrocaribe ise Karayiplerdeki ülkelerin petrolden daha ucuza faydalanabilmesi için Chavez tarafından kurulan bir ittifak. 2005’te kurulan Petrocaribe aracılığıyla bölge ülkeleri alacağı petrolün yarısını önden ödeyerek geri kalanını 2 yıl ertelemeyle ve 25 yıl taksitle ödeyebiliyor.

Hedefini “Latin Amerika’da emperyalizmin karşısında birlikte durmak, ülkeler arası entegrasyonu ABD’nin etkisi olmadan gerçekleştirmek” olarak açıklayan CELAC (Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu) da 2010 yılında Chavez’in önderliğinde, Venezuela’nın başkenti Karakas’ta kuruldu. Fransa, Hollanda, Danimarka ve Birleşik Krallık’a bağlı ülkeler ile Meksika da dahil olmak üzere Güney ve Orta Amerika’daki tüm ülkelerin üye olduğu birlik 600 milyon kişiyi temsil ediyor. Yapılanma olarak Avrupa Birliği’ne benzeyen örgütün bir internet uzantısı bile var: .lat.

UNASUR (Güney Amerika Uluslar Topluluğu) da Chavez döneminde kurulan bir başka örgüt. 2004’te kurulan UNASUR, kendisinden önce var olan 2 ortak pazar anlaşması And Ulusları Topluluğu ile MERCOSUR’u (Güney Ortak Pazarı) birleştirdi. Avrupa Birliği gibi, UNASUR’un da bir parlamentosu var ve ortak pasaportu var. Simon Bolivar’ın izinden gittiğini açıklayan topluluğun yönetim merkezleri ise Ekvador ve Bolivya’da yer alıyor. Savunmadan altyapı yatırımlarına, ekonomik gelişmeden topluluk üyesi yurttaşların ülkeler arasında serbestçe gezmesine, yaşamasına ve çalışmasına kadar büyük etkileri olan topluluğun 12 üyesi, 2 gözlemci üyesi bulunuyor. UNASUR’un CELAC’dan farkı, yalnızca Güney Amerika kıtasındaki ülkelerin üye olması.

Haber içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Chavez’in ekonomi politikalarına bakış

ONUR EREM

Hugo Chavez’in “21. yüzyıl sosyalizmi” ve “Bolivarcı sosyalizm” diye adlandırdığı ekonomi politikalarının odağında yoksulluğu azaltmak ve gelir paylaşımında yoksulların payını arttırmak vardı. Göreve başladığı günden itibaren uygulamaya geçirdiği politikaların genel hatlarıyla başarılı olduğunu söylemek mümkün. Örneğin 2003 yılında yoksulluk sınırı altında yaşayan insanlar nüfusun yüzde 54’ünü oluştururken bu rakam 2008’de yüzde 26’ya düşmüştü. Mutlak yoksulluk sınırı altındaki insanların sayısı da Chavez döneminde yüzde 80 azaldı. Bu yoksulluk oranları, Latin Amerika’nın en düşük üçüncü yoksulluk oranları. Yoksulların gelirlerindeki artış dışında eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimi de Chavez döneminde arttı. Eğitimin bütçedeki payı 1998’deki yüzde 3.4 oranından 2006’da yüzde 5.1’e yükseldi. Sağlık harcamaları da 2000’deki yüzde 1.6 oranından 2006’da yüzde 7.7’ye ulaştı. Çocuk ölümleri Chavez’in iktidarının ilk 7 yılında yüzde 20’ye yakın bir oranda azaldı.

Birleşik Krallık’taki Guardian Gazetesi’nin verilerine göre Chavez, ilk on yılında işsizliği yarı yarıya azaltarak yüzde 15’ten yüzde 7.6’ya indirdi. Petrol gelirinin 1999’daki 14 milyar dolardan 2011’de 60 milyar dolara ulaşması kişi başı milli gelirin iki buçuk katına çıkmasına yardımcı oldu. Bu gelir artışında, petrol fiyatlarındaki yükselişin de büyük etkisi vardı.

Chavez’in ekonomik politikalarının yumuşak karnı ise enflasyondu. 2001 yılında yüzde 12’ye kadar inen enflasyon, 2008’den itibaren tekrar yükselerek yüzde 30’lara ulaştı ve o tarihten beri azalmadı.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Liderler Chavez’in yasını tutuyor

Latin Amerika’da yepyeni bir çağ açarak küresel çapta esin kaynağı olan Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez’in ardından tüm dünyadan taziye mesajları yağdı. Özellikle yoldaş Latin liderler üzüntülerini içtenlikle ifade ederken, herkes Chavez’in önemini teslim etti.
Küba Devlet Başkanı Raul Castro: Fidel Castro, Chavez’i oğlu gibi görürdü. Ülkede 3 günlük yas ilan ediyoruz.
Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales: (Ağlayarak) Kardeşim Chavez’in ölümünden büyük üzüntü duyuyorum. Sadece Venezuela halkının değil, Latin Amerika halkının da özgürleşme sürecinin devam etmesi çok önemli.
‘YERİ DOLDURULAMAZ’
Ekvador Devlet Başkanı Rafael Correa: Latin Amerika’daki sevgili dostumuzun kaybı nedeniyle 3 günlük ulusal yas ilan ettik. Chavez’in ölümü, Latin Amerika için yeri doldurulamaz bir kayıp. Dünyanın cesaret, aşk ve kahramanlıkla dolu bu olağanüstü insana minnettar olacağına şüphe yok.
Brezilya Devlet Başkanı Dilma Rousseff: Brezilya, dostunun kaybından büyük üzüntü duyuyor. Chavez’in yeri doldurulamaz.
Eski Brezilya Başkanı Lula da Silva: Onu tanımak, onunla birlikte Latin Amerika’nın entegrasyonu ve adil bir dünya için çalışmak büyük bir şanstı.
Arjantin Devlet Başkan Yardımcısı Amadou Boudou: Bütün Amerika kıtası için çok üzücü bir gün. Çok iyi bir insan aramızdan ayrıldı. Üç günlük yas ilan ediyoruz.
Nikaragua Devlet Başkanı Daniel Ortega: Chavez gibi müthiş ve olağanüstü kişiler asla ölmez. Devrim Meydanı’nda Chavez için anma töreni düzenleyeceğiz.
Peru Devlet Başkanı Ollanta Humala: Bolivar, Güney Amerika ve Latin Amerika dayanışmasına en çok önem veren lider Chavez’di. Venezuela halkının bundan sonraki süreci barışçıl ve demokratik geçirmesini diliyorum.
Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC) : Chavez Venezuela tarihinde Simon Bolivar ve Ezequiel Zamora’nın yanında, onurlu bir yere sahip. Venezuela, Karayipler, Latin Amerika ve dünyanın diğer bölgelerinde baskı altındaki halkların bağımsızlığı ve özgürlüğü için uğraşan Chavez’i unutmayacağız.
Kolombiya Dışişleri Bakanı Maria Angela Holguin: Derin üzüntü duyuyoruz. Chavez, Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC) ile barış sürecine büyük destek vermişti.
Şili Devlet Başkanı Sebastian Pinera: Chavez, Latin Amerika’nın bütünleşmesine derinden bağlı bir liderdi. Anlaşmazlıklar olsa da, Chavez’in fikirleri için mücadele etmedeki gücünü ve kararlılığını her zaman takdir ettim.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin: Chavez sıradışı, güçlü ve geleceğe umutla bakan bir liderdi. Aynı zamanda Rusya’nın dostuydu. İnsanlığın sorunlarını çözmek için büyük çaba sarfetmişti.
‘MESİH’LE BİRLİKTE DÖNECEK’
İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad: Chavez, şüpheli bir hastalığın ardından şehit oldu. Venezuela’nın düşmanları onu bu hastalıkla öldürdü. Hayatını ülkesine ve halkının özgürlüğüne feda etti. Venezuela cesur ve güçlü oğlunu, dünya ise bilge ve devrimci bir lideri kaybetti. Chavez’in İsa Mesih ile birlikte yeryüzüne döneceğine eminim.
Çin Dışişleri: Chavez müthiş bir liderdi. Aynı zamanda Çin halkının dostuydu. Üzüntümüz çok büyük.
Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande: Chavez’in sıradışı bir mizacı vardı. Fikirleri ve yaptıklarını herkes doğru bulmasa da, Chavez’in adalet için verdiği mücadele ve ülkesini geliştirmek için yaptıkları kesinlikle gözardı edilemez. Venezuela halkının bu demokrasi ve istikrar testinden başarıyla çıkacağından eminim.
Britanya Dışişleri Bakanı William Hague: İktidarı boyunca ülkesini ve bölgesini geliştirmeyi başarmış bir liderdi.
BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon: Ülkesinin gelişimine büyük katkı sunmuş bir liderdi.

Haber içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Dipsiz Kuyu: Almanya’nın kendi eliyle yarattığı nükleer felaket

Almanya’daki Asse II madenine 50 yıldır depolanan nükleer atıklar çıkartılırken uzmanlar uyarıyor: Atıkların çıkması, içeride kalmasından daha zararlı da olabilir

Almanya’nın Aşağı Saksonya bölgesinde, Remlingen’deki eski bir kayatuzu madeni olan Asse II, 1965’ten beri araştırma ve uzun süreli nükleer atık depolama amacıyla kullanılıyor. Nükleer enerji santrallerinden çıkan bu atıkların binyıllar boyunca doğaya karışmayacak bir şekilde saklanması gerekiyor. İnsanlığın günümüzdeki teknolojisiyle bunu yapıp yapamayacağı ise meçhul. Ancak ellerinde başka çareleri olmadığı için Alman bilim insanları bu atıkları yıllar boyunca Asse II madenine depolamaya devam ettiler. Üstelik halktan gerçeği saklayıp “burada sadece araştırma yapıyoruz” diyerek. Bugün, madenin derinliklerinde tam 126 bin dev varil dolusu nükleer atık yatıyor.

Asse II’nin yapısı, tıpkı diğer nükleer atık depoları gibi bir karınca yuvasını andırıyor. Fakat Asse II’yi diğer depolardan ayıran önemli bir özellik var: Her yıl 15 santimetre batması. Kayatuzu madenlerinde, herhangi bir sütun ve destek kullanılmadığı için normal olan bu durum maden depo olarak kullanılmaya başladığı zaman bir sorun olarak algılanmıyordu. Batma nedeniyle kayatuzu duvarların yavaş yavaş çökmesi bilim insanlarını endişelendirmemişti. Zira nükleer atık gözden ne kadar uzak olursa o kadar iyiydi!

Duvarların çöküşü ve su baskınları, her geçen yıl artıyor. 1906’dan 1988’e kadar 82 yılda 29 defa yaşanan bu durum, 1988’den sonraki 20 yılda 32 defa yaşandı.

ÇALIŞMALARIN BAŞARILI OLMASI ZOR

Su baskınları sonucunda nükleer atıkların yer altı sularına karışacağından endişelenen bölge halkının çabalarının ardından, madenin eski yöneticisi olan Alman Çevresel Sağlık Araştırma Merkezi 2007 yılında madendeki radyasyonun yayılmasını önlemek için madeni magnezyum klorür ile dolduracağını açıkladı. Halkın buna da tepki göstermesinin ardından hükümet 2008 yılında nükleer atıkları buradan çıkartarak 50 bin metreküplük bir hangarda saklayacağını açıkladı. Ancak bu atıkların nasıl çıkartılacağı sorusu netlik kazanmadı. Bazı bilim adamlarına göre atıkların çıkartılıp çıkartılamayacağı bile belli değil. 2013 itibariyle 50 bin metreküplük hangarın nereye yapılacağı da belirsizliğini koruyor.

Bütün bu belirsizliklere rağmen nükleer atık çıkarma operasyonu 2012 yılında başlatıldı. Ancak yer altı gazlarının patlama riski nedeniyle her vardiyada ancak 20 santimetre kazı yapılabiliyor. Madenin önemli bir bölümünün çökmüş, bir o kadarının da her an çökebilecek durumda olması içerideki çalışmaları daha da zorlaştırıyor. Bu nedenle, çalışmayı yürüten Federal Radyasyon Koruma Ofisi’nin detaylı bir planı, konsepti, zaman çizelgesi ya da teknik önerileri yok. Maden’in teknik yöneticisi Jens Köhler’e göre böylesine sıradışı bir mühendislik çalışması daha önce dünyanın hiçbir yerinde denenmedi. İlk başta “2025’te bütün atıklar çıkmış olacak” denmesine rağmen, atıkları yukarı çıkarmaya bile 2025’ten önce başlanamayacağı anlaşıldı. Tahmini maaliyetinse 20 milyar liradan fazla tutması bekleniyor.

HÜKÜMET: MADENİ STABİLİZE EDİN

Peki hangisi daha etkili bir yöntem? Asse’deki inşaat operasyonunun başında yer alan, daha önce Alp Dağları, Çin ve Hindistan’da sayısız tünel çalışmasında yer almış 47 yaşındaki inşaat mühendisi Jens Köhler bu soruya cevap vermeyi reddediyor: “Asse’de hepimiz hükümet ne derse onu yapıyoruz. Hükümetin bize verdiği emir ise atıkların çıkartılabilmesi için madenin stabilize edilmesi”. Köhler’e göre devlet aynı zamanda projenin önündeki en büyük engellerinden biri. İnşaatın başlaması için toplam 18 bin belge imzalanmış ve bütün bürokratik işlemlerin tamamlanması 2.5 yıl sürmüş.

Mühendisler işi aceleye getirmeden, eski madenin yanına yeni ve stabil bir maden inşa ederek eski madenin dibindeki atıkları buradan çıkarmayı hedefliyor. Ancak bu madenin inşa edileceği yerde kesilmesi gereken ormanda kritik tehlikedeki türlere ait yumurtalar bulunması, inşaatın kendisinin de çevreye zarar vereceğinin anlaşılmasını sağladı. Yok olmaya yüz tutmuş, Uluslararası Doğa Koruma Birliği’nin kırmızı listesinde yer alan bir kurbağa türü olan Rana dalmatina’nın yanı sıra tehlike altındaki ve endemik bitkilerin de inşaat başlamadan önce bir şekilde korumaya alınması gerekiyor.

Sosyal Demokrat Parti’nin yerel parlamentodaki üyesi Marcus Bosse’a göre, nükleer atıkların çıkarılmasına karşı çıkan devlet kurumları, ilişkileri ve yapısal sorunları nedeniyle güvenilir değil. Bosse’a göre sürecin yavaşlamasının nedeni aralarında açıkça nükleer enerjiyi savunan avukatların da yer aldığı Federal Radyasyon Koruma Ofisi ve Federal Çevre Bakanlığı uzmanlarının bir kısmının projeye ayak diremesi. Ofis, 2010’da yayınladığı raporda da atıkları çıkarmayı düşünmeden önce atıkları madenin derinliklerinde izole etmeye uğraşılmasını tavsiye ediyordu.

NÜKLEER YANLILARI OPERASYONA KARŞI

Almanya Federal Meclisi Çevre Komisyonu’nun Sol Partili üyesi Dorothee Menner, Çevre Bakanlığı’nın oyalama politikasını kendi tecrübeleriyle anlatıyor: “Bakanlığın Nükleer Atık Departmanı’ndan Peter Hart, atıkları dışarı çıkarma sürecini hızlandırabilecek her dilekçemizi ve önerimizi reddetti”.

Projenin üst düzey yöneticilerinden biri olan Michael Siemann ise geçen yıl görevinden istifa ederek OECD için çalışmaya başlarken, istifasının ardından televizyonlarda şu açıklamayı yapmıştı: “Atıkların güvenli bir şekilde çıkarılması teknik olarak imkansız. Bütün görevliler bunu biliyor ama kimse söylemeye cesaret edemiyor”. Siemann 2011 yılında proje çalışanlarına yazdığı bir notta da çalışmaları sonlandırmak için girişimlerde bulunduklarından bahsetmişti.

Alman-İsvişçre Radyasyondan Korunma Birliği Başkanı Joachim Breckow da atığın güvenli bir şekilde çıkartılmasının imkansız olduğunu düşünenlerden. Breckow’a göre bu atıkları makinelerle dışarı çıkarmak mümkün değil. Dahası, atıklar dışarı çıkartıldığı takdirde, paketleme ve ulaştırma süreçlerinde çevreye önemli miktarda radyasyon yayılacak. Bu nedenle “kötünün iyisi” olarak, atıkların madende bırakılması gerektiğini savunuyor.

‘KÖTÜNÜN İYİSİ’ HALKA ZARAR VERİR Mİ?

Breckow, madenin nehir suları nedeniyle tamamen çökmesi ve radyoaktif maddelerin suya karışması durumunda bile, çevreye en fazla yıllık 0.1 millisiervert miktarında radyasyon yayılacağını söylüyor. Bu miktar, bir insanın bir yılda doğada aldığı radyasyon miktarının yüzde 3’üne eşit. Örnek vermek gerekirse röntgenler vücuda 0.5 millisiervert, tomografi ise 10 millisiervert radyasyon veriyor. “En kötü ihtimalle halk bölgeden çıkartılan suları içmeyi bırakır” diyen Breckow, atıkların çıkartılma sürecinin sorunsuz bir şekilde gerçekleştirilmesi durumunda bile 50 bin metreküplük, Almanya’nın ve belki de dünyanın en büyük depolama tesisinin üretilmesi ve bu tesisin saldırılar ve uçak kazalarına karşı korunması gerektiğine de dikkat çekiyor.

Yazan: Michael Fröhlingsdorf, Udo Ludwig ve Alfred Weinzierl

Der Spiegel’den Çeviren: ONUR EREM VE PAUL COHEN

Çeviri içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın