Hapishanede unutulan Hollandalı: Jamal Sahmi

20 YAŞINDAKİ GENCİN 2 YILINI ÇALDILAR

Hollanda’da çocukken işlediği iddia edilen bir suç yüzünden Türkiye’de Interpol tarafından yakalanan Jamal Sahmi, yargılanmak 2 yıldır yurttaşı olduğu Hollanda’ya iade edilmeyi bekliyor. Hollanda’ya iade edilmiş olsa muhtemelen bugün serbest kalacak olan Jamal 2 yıldır Maltepe cezaevinde tutuluyor, ne zaman iade edileceği ise meçhul

ONUR EREM

Türkiye’de 2 yıldır hapishanede unutulan bir Hollandalı var: Jamal Sahmi. 2011 yılında tutuklandıktan sonra ‘ülkesine iade edilebilir’ kararı verilen Jamal, Bakanlar Kurulu’nun bu kararı bir türlü imzalamaması nedeniyle 2 yıldır İstanbul Maltepe’deki hapishanede, yargılanmak üzere Hollanda’ya gönderilmeyi bekliyor.

24 Jamal Sahmi 06Hollanda’nın Lahey Başsavcılığı Jamal Sahmi’nin 28 Ocak 2010 tarihinde, 18 yaşından küçükken ülkesi Hollanda’da 3 arkadaşıyla birlikte bir gasp suçu işlediğini, bir adamın kredi kartını çalıp karttan 1000 avro para çektiğini iddia ediyor. Davada adı geçen 3 kişi Hollanda’da yakalanıp yargılandı ve Eylül 2010’da mahkum oldu. Jamal ise 25 Şubat 2011 tarihinde Kuzey Irak’tan Türkiye’ye girerken tutuklandı. 2 hafta sonra mahkeme, Jamal’ın Hollanda’ya iade edilmesi kararını verdi. İade için Bakanlar Kurulu’nun imzası gerekiyor ancak kurul 2 yıldır bu imzayı atmayı reddediyor.

HOLLANDA’YA GİDERKEN HOLLANDA’YA

GÖTÜRMEK İÇİN TUTUKLADILAR

İstanbul Maltepe’de kaldığı hapishanede görüştüğümüz Jamal ise iddiaları reddediyor. “Ailemin durumu çok iyi, babamın inşaat şirketi var. Bir insandan para çalmayı hayatta düşünmem” diyen Jamal Hollanda’dayken böyle bir suçlamadan haberinin bile olmadığını, Hollanda’dan Irak’a gelirken hava alanında polisin kendisine hiçbir şey demezken Kuzey Irak’tan Türkiye’ye girişte tutuklanmasını anlayamadığını söylüyor: “Sömestr tatilinde akrabalarımı görmek için Kuzey Irak’a gitmiştim. Dönüşte İstanbul’dan Amsterdam’a uçmak için Türkiye’ye girerken tutuklandım. Üzerimde uçak biletim de vardı. Bıraksalar ben zaten ülkeme gidecektim, kendileri göndermek için tutukladılar ama göndermediler”.

GARDİYANLAR SİPARİŞE EL KOYUYOR

Jamal tutuklanmadan önce Hollanda’da lise sonda okuyordu. Başarılı öğrenciliğine üniversitenin bilgisayar mühendisliği bölümünde devam etmek istiyordu. Görüş odasındaki camın arkasından “Hollanda’yı, okulumu, arkadaşlarımı çok özledim. Hürriyeti çok özledim” diye anlatıyordu duygularını gözleri dolarak: “2 yıldır boş boş yatıyorum içeride, suçsuz, delilsiz. İçeride bize köpek gibi davranıyorlar, gardiyanlar kantin siparişlerimizin yarısına el koyuyor. İçeride açılan kurslara katılamıyoruz, ‘siz Türk değilsiniz’ diyorlar bize”.

AÇLIK GREVİ YAPMAYI DÜŞÜNÜYOR

Jamal geçen yıldan beri açlık grevine girmeyi düşünse de her seferinde avukatları onu vazgeçirmeyi başarmış. “Avukatlarım ‘artık çok oldu, yakında imzalamaları lazım’ diyerek her seferde vazgeçirdi beni. Hapishanede her kapı açıldığında içimde bir heyecanla bekliyorum. Beni unuttular, bilmiyorum” diyordu görüşmemizde, hapishanede öğrendiği Türkçesiyle.

KONSOLOSLUĞA TEPKİLİ

Hollanda Konsolosu’nun kendini 2 kere ziyaret ettiğini ve “elimizden bir şey gelmiyor” dediğini anlatan Jamal, konsolosluğun bugüne kadar durumuna dikkatleri çekmek için bir girişim yapmamasını ve kamuoyu baskısı yaratmak için çalışmamasını da eleştirdi.

TAZMİNAT DAVASI AÇACAK

İade kararı veren hakimin kendisine “5 aya kalmaz gönderirler seni” demesine rağmen 2 yıldır tutuklu olmasına isyan eden Jamal “Bari bir tarih versinler, ‘şu tarihte gideceksin’ desinler. Başıma ne geleceğimi bileyim. En kötüsü ne olacağını bilmeden beklemek” dedi ve son olarak Bakanlar Kurulu’na da seslendi: “Beni iade etmek için neyi bekliyorsunuz? 20 yaşındayım ve hayatımın 2 yılını çaldınız. Artık zaman akmıyor. Doğum günümü bile 2 hafta geçtikten sonra fark edecek duruma geldim. Ülkeme gönderildiğimde tazminat davası açacağım.”

AVUKAT ALICI: BELKİ ŞİMDİ ÖZGÜR BİR İNSANDI

Jamal Sahmi’nin avukatı Hasan Alıcı, Jamal’ın en azından bakanlar kurulu iade kararı verene kadar adli kontrol uygulanarak serbest bırakılmasını talep ettiklerini ancak bu taleplerinin de reddedildiğini söyledi: “Jamal Hollanda’ya hemen iade edilseydi belki tutuksuz yargılanacaktı, belki yargılama bittiğinde belki beraat edecekti, belki de 18 yaşından küçük olduğu için birkaç aylık bir ceza alacaktı. Ama şimdi Hollanda’ya iade edilmediği için yargılama süreci devam edemiyor.”

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Komünist Manifesto’ya YÖK soruşturması

Öğrencilerine derste Komünist Manifesto’yla ilgili ödev veren Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Yardımcı Doçent Seydi Çelik YÖK soruşturmasıyla karşılaştı. Soruşturmayı protesto eden öğrencilerine yolladığı e-postada Çelik “Şikayet edilmek şaşırtmadı, YÖK’ün şikayeti ciddiye alması üzdü” dedi

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) öğrencilerine Komünist Manifesto ile ilgili ödev verdiği gerekçesiyle Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı Seydi Çelik hakkında soruşturma başlattı. Yardımcı Doçent Seydi Çelik’in güz döneminde verdiği ödevle ilgili soruşturma açılması öğrencilerinin de büyük tepkisini çekti. 21 Şubat günü üniversiteye ulaşan soruşturma dosyasında soruşturmanın Komünist Manifesto okutulması nedeniyle açılması öğrencilerin de büyük tepkisini çekti. Sosyal paylaşım siteleri üzerinden örgütlenen öğrenciler 25 Şubat Pazartesi günü soruşturmayı protesto etmek için bir eylem düzenlemeyi planlıyor. Öğrenciler, Seydi Çelik’in kendilerine yolladığı e-postayı da sosyal paylaşım sitelerinde paylaştı. Mektupta şu ifadeler yer alıyor:

Sevgili öğrencilerim,

Sizlerde bir farkındalık yaratmak için gece gündüz uğraştığımı biliyorsunuz. Bilen, araştıran ve sorgulayan bireyler yetiştirmek ve dolayısıyla daha özgür ve daha demokratik bir Türkiye yaratmak sevdamdan vazgeçmem mümkün değil. Beni seven öğrencilerim bu çabalarımın başıma bir iş açacağından endişe eder dururlar. Ben de onlara hep bir şarkının mısrasıyla seslenirim: “Dillerimi hakim bey bağlasan durmaz”… Beni ve üniversite kavramının ne olduğunu anlayan yüzlerce öğrencim oldu. Hepsini bu vatana kazandırdığım için mutluyum. Ancak hala sbky bölümünde beni, bilimi, özgürlüğü anlamayan ortaçağ öğrencileri var ki beni YÖK’e şikayet etmişler. Hiç üzülmedim, bunu bekliyordum her zaman, beni üzen YÖK’ün bu şikayeti ciddiye alması; geldiğimiz demokrasi ortamı işte bu dedirtiyor. Suçlama şu: sizlere yasadışı olmayan, piyasada satılan “Komünist Manifesto” kitabını ödev kapsamında okutmam. Ben siyasal bilgiler fakültesinde bütün siyasi fikirlerin tartışıldığını düşünüyordum, demek yök öyle düşünmüyormuş. Utandım. Bilim adına, özgür üniversite adına utandım. Kendim için değil ama gelecek adına üzüldüm, sizler için üzüldüm sevgili öğrencilerim. Ödevlerinde “kırmızı hapı” içen öğrencilerimin fazlallığı benim tek tesellim, onlar beni anlayacak ve desteleyeceklerdir. Sizlere aynı şarkının diğer mısralarıyla veda ediyorum:

Sussan olmuyor susmasan olmaz

Dil dursa hakim bey tende can durmaz

Yazsan olmuyor yazmasan olmaz

Kaleme tedbir koma pek durmaz

Hoşçakalın…

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

TRT’nin peygamberi varmış!

TELEVİZYON KANALININ DİNİ OLUR MU?
Mevlit Kandili’nin olduğu gün ana haber bülteninde Muhammed’den “efendiler efendisi”, “peygamber efendimiz” diye bahseden TRT’ye “Laik devletin bir kurumu olan TRT’nin peygamberi ve dini mi var?” diye sorduk. Cevap: “Evet var! Zaten Türkiye’nin neredeyse hepsi Müslüman”
ONUR EREM
TRT’nin 23 Ocak akşamı yayınladığı ana haber bülteninde Mevlit Kandili kutlamalarından bahsederken Muhammed için “peygamber efendimiz”, “efendiler efendisi” gibi ifadeler kullanması üzerine bilgi edinme hakkı kapsamında TRT’ye başvuru yaptık. Bir kamu kuruluşunun dini ve peygamberi olduğu anlamına gelen bu ifadelerin Anayasa’daki laiklik maddesine aykırı olduğunu düşünerek TRT’ye şu soruları sorduk:
>> TRT’nin dini ve peygamberi mi var? Bir kamu kurumunun Müslüman kimliği olabilir mi? Eğer yoksa bu ifadeleri nasıl açıklıyorsunuz?
>> TRT’nin Muhammed’den bu şekilde bahsetmesi Anayasa’daki laiklik ilkesine aykırı değil midir?
>> Muhammed’den bahsederken bu ifadelerin kullanılması kararı kime aittir? Bu kişinin TRT’deki konumu nedir?
>> TRT’de herhangi bir konuya dair ifadenin nasıl kullanılması gerektiğini belirleyen bir kitapçık, yönetmelik veya sözlü kültür var mıdır?
‘PEYGAMBERİMİZ SIRADAN DEĞİL’
Bu soruların üzerine TRT, kurumsal e-posta adresi üzerinden bir cevap vererek TRT’nin peygamberinin Muhammed olduğunu ilan etti. Cevapta “Nüfusunun tamamına yakını müslüman olan bir ülkede peygamberimizden bahsederken,sıradan,herhangi bir insan gibi bahsedilemeyeceği aşikardır. Laiklik dinsizlik demek değildir” ifadeleri de yer aldı. Sorulara cevap veren kişinin adı ise meçhuldü.
TRT’nin bu skandal cevabına istinaden yeni sorular yazarak kuruma yolladık:
>> Laiklik demek devlet ve din işlerinin ayrılmasıdır. Laik bir devletin kurumu olan TRT’nin bir dini ve peygamberi nasıl olabilir? Açıklayınız.
>> Muhammed’den bahsederken sıradan bir insan gibi bahsedilemeyeceği aşikar değildir. Neden bahsedilemeyeceğini açıklayınız.
>> Farklı araştırma kuruluşlarının yaptığı araştırmalar Türkiye’de milyonlarca Ateist/Dinsiz/Agnostik yaşadığını göstermektedir. Yine Türkiye’de yaşayan on milyonlarca Alevi vardır, ve bazı Aleviler inançlarının İslam’ın bir parçası olmadığını düşünmektedir. Nüfusları az sayıda olsa da Hristiyan, Yahudi ve Budist topluluklar da Türkiye’de yaşamaktadır. TRT kurumu hangi verilere dayanarak Türkiye’nin neredeyse tamamının Müslüman olduğunu iddia etmektedir?
TRT SORULARA SİNİRLENDİ
İlk yolladığımız sorulara açık bir şekilde cevap verilmediği gerekçesiyle onları da ekleyerek yaptığımız ikinci bilgi edinme başvurusuna yine sıra dışı bir cevap geldi. İnternet kullanıcılarının sinirlendikleri zaman yaptıkları gibi, sadece büyük harfler kullanarak yazılmış bu cevapta yalnızca şu ifadeler yer aldı: “SORULARINIZIN CEVABI DAHA ÖNCE VERİLMİŞTİR YORUMLARINIZ SİZİ BAĞLAR”.
BAŞBAKANLIK AÇIKLAMA YAPMADI
Bunun üzerine yine bilgi edinme hakkı kapsamında TRT’nin bağlı olduğu Başbakanlık’a başvurarak Başbakanlık’ın TRT’nin peygamberinin Muhammed ve dolayısıyla dininin İslam olduğundan haberi olup olmadığını, haberi yoksa bu durumu nasıl değerlendirdiğini öğrenmeye çalıştık. Ancak Başbakanlık “Sorularınızın muhatabı olan TRT sorularınıza cevap vermiştir” diyerek Başbakanlık’ın TRT’nin dini olması hakkındaki görüşlerini açıklamayı reddetti.

TRT’NİN YAYIN ESASLARINA AYKIRI

2954 sayılı Türkiye Radyo Televizyon Kanununun 5. maddesine göre Türkiye Radyo Televizyon Kurumu yayın esasları:

d) Devletin bir kişi veya zümre tarafından yönetilmesini veya sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini sağlamak yahut Devleti ve Devlet otoritesini ortadan kaldırmak veya dil, ırk, din ve mezhep ayrımı yaratmak yahut sair herhangi bir yoldan bu kavramlara ve görüşlere dayanan bir Devlet düzeni kurmak amacı güden rejim ve ideolojilerin propogandasına yer vermemek,

m) Kamuoyunun sağlıklı ve serbestçe oluşabilmesi için kamuoyunu ilgilendirecek konularda yeterli yayın yapmak; tek yönlü, taraf tutan yayın yapmamak ve bir siyasi partinin, grubun, çıkar çevresinin, inanç veya düşüncenin menfaatlerine alet olmamak.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Niğde Valiliği’nden anayasa ihlali

Kişisel bilgilerimi korumakla yükümlü devletin, TC kimlik numaramı ve ev adresimi tanımadığım çok sayıda insana posta yoluyla gönderdiğini fark ettim. Niğde Valiliği’nin yaptığı bu uygulama, açık bir anayasa ihlali olsa da Valilik ‘uygulama böyle’ diyor

ONUR EREM

Son aylarda BirGün sayfalarında kişisel bilgilerin gizliliğinin ihlaline dair çok sayıda haber yayınlandı: ÖSYM’nin sitesinde yayınlanan bilgiler, cep telefonlarını ele geçiren pazarlama firmaları, internette kişisel bilgileri takip eden firmalar… Oysa bu uygulamalar, Anayasa’nın 20. maddesine aykırı. Anayasa’nın 20. maddesi şöyle diyor: Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.

Özel firmalar, kişisel bilgileri satarak para kazanma hırsıyla anayasanın bu maddesini ihlal ediyor. Türkiye’de kişisel bilgilerin korunmasına dair yasalar ise çok yetersiz. 2000’lerin başında Avrupa Birliği reformları kapsamında hazırlanan bir taslak, 2013’te hâlâ meclise gelemedi. Bu nedenle bu firmalara genellikle ceza verilmiyor.

Ancak son yaşadığım olay, özel firmaların yanısıra valiliklerin de Anayasa ihlali yaptığını görmeme vesile oldu. Anayasayı çiğneyen valilik olur mu? Maalesef Türkiye’de oluyor.

Her şey 2010 yılında 83 gün yoklama kaçağı kalmamla başladı. Çevremdekilerin söylediklerine inanarak, üniversiteyi bitirenlerin askerliğinin otomatik olarak bir yıl tecil edildiğini sanıyordum, yanılmışım.

‘AKSERLİK YAP, 50 LİRA İNDİRİM KAZAN’

O tarihten 2 yıl sonra, Milli Savunma Bakanlığı Askerlik Şubesi Başkanlığı ve Niğde Valiliği tarafından hazırlanan bir mektup geçti elime. Öyle bir ‘ciddiyetle’ hazırlamışlar ki, adımı 2 kere yanlış yazmışlar. Askerlik Kanunu’na muhalefetten hakkımda 100 lira para cezası kesilmiş. Altında kimlerin imzası var diye baktım, İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdür Vekili’nden Çevre ve Şehircilik Müdürü’ne kadar 8 kişinin imzası var. Özetlemek gerekirse “Askerliğinizi şimdi yapın, yüzde 50 indirim fırsatından yararlanın. Üstelik cezanız askerlik sonrasına ertelensin. Bu fırsat bir daha gelmez” yazmışlar. İnsanların askerlik yapmamak için 30 bin lira ödediği bir ülkede 50 liralık ceza indirimiyle askerliği pazarlamak hangi cin fikirli insanın aklına geldiğini, bu önerisini nasıl kabul ettirdiğini anlamak mümkün değil.

En büyük sürprizi de son sayfaya saklamışlar: Benimle aynı cezaya çarptırılanların adı, soyadı, TC kimlik numarası ve adreslerinden oluşan bir liste! Ceza kesilen herkese bu liste gönderilmiş. Üstelik bu sefer adımı doğru yazmayı başarmışlar.

GELECEĞİM, LİSTEDEKİLERİN İNSAFINA BAĞLI

onur

İşte o mektup!

Şu anda bu kişisel bilgilerim hiç tanımadığım insanların elinde. Bu bilgiler kullanılarak çok daha fazla kişisel bilgi ele geçirilebilir, adım kullanılarak türlü türlü dolandırıcılık yapılabilir. Kısaca, bilgilerimi kullanarak neler yapacakları listedeki diğer insanların insaflarına kalmış. Bilgilerimi servis edenin, onları korumakla yükümlü olan devlet kurumları olması ise trajik. Bu durumu paylaştığım avukatlar da Niğde Valiliği’nin yaptığının anayasa ihlali olduğunu söylüyorlardı; dava açsak bile Türkiye’de bir valiliğin ceza almasının neredeyse imkansız olduğunu da hatırlatarak. Hrant Dink cinayetinde bile cezalandırılmayan valilikler, bana yollanan kıytırık bir mektuptan mı ceza alacaktı?

Niğde Valisi Alim Barut’u arayarak valilik bünyesinde gerçekleştirilen anayasaya aykırı bu faaliyetle ilgili bilgi vererek en azından gelecekte benzer mağduriyetler yaşanmasının önüne geçmek istiyordum. Kendisine ulaşamadım, ancak özel kalem müdürü ile görüştüm. Durumu anlattığımda “bakarız, ilgileniriz” gibi cevaplar aldım. Ya olayın vahametinin farkında değiller, ya da umursamıyorlar.

CEZAYI NEREYE ÖDEMEM GEREKTİĞİNİ BİLEN YOK

Üstelik cezayı nereye ödeyebileceğimi bilen bir kişi bile yok. Cezanın tebliğinden itibaren 15 gün içinde mal müdürlüğüne yüzde 25 indirimle fırsatım varmış ama bu fırsatı kaçırdım. Mal müdürlüğü, ödeyeceğim yeri öğrenmek için beni Niğde Valiliği’ne yönlendirdi. Valilik’te kimse bilmediği için Niğde Defterdarlığı’na bağladılar, defterdarlıkta da bilen çıkmadı.

En sonunda İçişleri Bakanlığı’na Bilgi Edinme Hakkı aracılığıyla başvurmaya karar verdim. İçişleri Bakanlığı Hukuk Müşavirliği’ne Anayasa’ya aykırı bu uygulamanın neden sonlandırılmadığını, sorumluların neden cezalandırılmadığını; İçişleri Bakanlığı İç Denetim Birimi Başkanlığı’na ise bugüne kadar kaç yurttaşın kişisel bilgilerinin Türkiye genelinde valilikler tarafından bu şekilde ifşa edildiğini sordum. İç Denetim Birimi Başkanlığı, bu konunun özel bir araştırma gerektiğini söyleyerek cevap veremeyeceklerini belirtti. Hukuk Müşavirliği ise sorumu cevaplamadan Niğde Valiliği’ne yönlendirdi. Niğde Valiliği’nin verdiği cevap: “Askerlik Şubesi Başkanlıklarının yapmış olduğu teklif üzerine İl veya İlçe İdare Kurullarının Kanun gereği almış oldukları kararlarda isim ve soyisim benzerliklerinin önüne geçmek, kararların ilgisiz kişilerin adına yazılmasını önlemek açısından alınan kararlarda ad, soyad, T.C. kimlik numarası ile açık adresleri yazılarak alınmaktadır.”

Sonuç olarak elimde adıma kesilmiş 100 liralık bir ceza ve çok sayıda insanın kişisel bilgileriyle kalakaldım. Ne cezayı ödeyebileceğim bir yer var, ne de kişisel bilgilerimin afişe edilmesini cezalandırabilecek bir merci…

İBRAHİM KABOĞLU: UYGULAMA ANAYASA İHLALİ

Yaşadıklarımı anlattığım anayasa profesörü İbrahim Kaboğlu, bu uygulamanın anayasaya aykırı olduğunu söyledi. Kaboğlu, TC kimlik numaram ve ev adresimin yanı sıra, böyle bir ceza aldığımın da ifşa edilmesinin doğru olmadığını belirtti.

Haber içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

“Bomba malzemelerini Türkiye’den alıyoruz”

ÖSO’NUN BOMBA FABRİKASI YÖNETİCİSİ WALİD ZAYAT:
Bomba malzemelerini Türkiye’den alıyoruz
13 suriye bomba 01ÖSO’nun bomba fabrikasını yöneten Walid Zayat, fabrikada her türlü bomba, roket atar ve hatta napalm ürettiklerini anlatıyor: Bomba için gereken malzemeler Türkiye’den geliyor. Örneğin 3 ayda 10 bin ateşleme fitili aldık
STEPHEN BOITANO
Özgür Suriye Ordusu’nun Halep’teki bomba fabrikasını gezmek istediğimde, beni fabrikanın başında bulunan 53 yaşındaki Walid Zayat karşıladı. Kimya mühendisi olarak 25 yıllık tecrübesi bulunan Zayat 10 yıl devlet sektöründe, 15 yıl da özel sektörde çalışmış. Başarılı bir mühendis olarak yaptığı icatlar, Alman şirketlerinden 10 bin dolarlık ödül kazanmasını sağlamış.
13 suriye bomba2 01ESAD’IN TEKLİFİNİ KABUL ETMEDİ
“Suriye’de iç savaş başlar başlamaz Esad hükümeti bana görev teklif etti. Kabul etmediğim için 2 ay hapis yattım ve işkence gördüm. O süreçte asla Esad için çalışmayacağıma karar verdim” diyen Zayat, hapisten çıkar çıkmaz Özgür Suriye Ordusu’na katılmaya karar verdiğini anlatıyor.
Kurdukları bomba fabrikasında bomba üretmenin yanı sıra farklı gruplara teknik eğitim de veriyorlar: “Eğitim programımızda yaratıcı düşünme, sezgi, inovasyon ve mucitlik en önemli yeri tutuyor”. buyuk bombaİnovasyon ve yaratıcılık çalışmalarının başarılı olduğunu söyleyebilirim. Fabrikada bize gösterdiği icatların arasında Playstation kumandasıyla kontrol edilen bomba imha aracı gibi sıra dışı ekipmanlar yer alıyor. Farklı takımlara ayrılan fabrika çalışanlarının bir kısmı satılan bombaların amacına uygun kullanıldığını denetlemekle, bazıları da patlamayan bombaları tekrar çalışır hale getirmekle görevli.
FABRİKADA 30 UZMAN MÜHENDİS VAR
Halep’teki fabrikada 30 çalışan var. Hepsi yüksek eğitimli, alanında uzman mühendisler arasından özenle seçilmiş. Fabrikanın önemli bir özelliği de ÖSO içindeki gruplardan bağımsız olması. “ÖSO içindeki gruplar bizi kendi çatıları altına almak istiyor, ama onlara direniyoruz. Biz bağımsız çalışmak istiyoruz. Böylece hangi gruba ne kadar bomba verileceğine biz karar veriyoruz”. Halep’teki fabrika, ülkenin diğer bölgelerindeki fabrikalarla da iş birliği içinde. Yeni formüller ve üretim teknikleri, bütün fabrikalar ile anında paylaşılıyor.
Walid Zayat’ın 21 yaşındaki oğlu da aynı fabrikada çalışıyor. Üniversitede elektronik mühendisliği okurken savaşın başlamasıyla birlikte okulu bırakmış ve şimdi fabrikada üretilen bombaların elektronik devrelerini yapan takımda çalışıyor.
napalm plastikNAPALM BİLE ÜRETİYORLAR
Fabrikada neredeyse her çeşit silah üretiliyor. Bilgisayarda tasarlanan el bombalarının yanı sıra farklı patlama güçlerine sahip 100 ile 500 metre menzilli roket atarlar da üretiliyor. Tanklar için farklı, binalar için farklı büyüklüklerde bombalar üretebiliyorlar. Günlük üretim kapasiteleri ise yaklaşık 250 el bombasına denk. “Ürettiğimiz silahların arasında napalm da yer alıyor. Bunu üretmeye pek istekli değildik, çünkü çok kötü bir silah, insan tenini onlarca dakika yakıyor ve söndürülemiyor. Ama Esad’ın gelişmiş silahlarına karşı bizim de bir şeyler yapmamız gerekiyordu” diyor Zayat.
MALZEMELER TÜRKİYE’DEN
Bombaları üretmek için gereken malzemeleri nereden aldıklarını sorduğumuzda “Türkiye” diyor Zayat: “Elimizden geldiğince bütün malzemeleri Suriye’den almaya çalışıyoruz. Ancak burada bulamadığımız çok malzeme var. Bunları Türkiye’den getirtiyoruz. bomba metal2Örneğin son 3 ayda 10 bin ateşleme fitili aldık Türkiye’den”.
Fabrikada çalışanların sağlığı da düşünülmüş. Çalışma ortamlarında maruz kaldıkları kimsayalların etkilerini azaltmak için özel bir diyet uyguluyorlar. Ayrıca günde en az 1 saat satranç ve masa tenisi gibi oyunlarla zihinlerini ve bedenlerini zinde tutmaya çalışıyorlar.

‘FARKLI ÖRGÜTLERE BOMBA SATTIK’

Zayat ayrıca ürettikleri bombaların sadece ÖSO tarafından kullanılmasını istedikleri, ancak nakide sıkıştıkları zaman Hamas gibi farklı örgütlere bomba ve silah satışı yaptıklarını anlattı.

“Yarın tekrar gel, devam ederiz” sözleriyle beni uğurladıkları fabrikaya sonraki gün gittiğimde ise artık ziyarete kapalı olduklarını öğrendim. Ben oradan çıktıktan birkaç saat sonra bir kaza yaşanmış, patlamada 4 çalışan ellerini ve gözlerini kaybetmişti.

13 suriye kutu 06NAPALM NEDİR?
Napalm benzin veya uçak yakıtı ile polistiren adlı bir plastik malzemenin karıştırılmasıyla elde edilir. İlk olarak 2. Dünya Savaşı sonrasında, Vietnam savaşı tarafından kullanılan napalmın etkileri, yukarıdaki fotoğraf ile tarihe kazınmıştı. Fotoğrafı çeken Phan Thị Kim Phúc, napalmın etkisini şöyle anlatıyor: “Napalm, hayal edebileceğiniz en yoğun acıyı yaşatır size. Kaynar su bile insan canını yakarken, napalmın yanma ısısı 1.200 derecedir. Üzerinize bulaştığı zaman, dakikalarca yanar ve söndürülemez”.

Çeviri, Haber içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın