Sansür çölünün ortasında bir vaha

ÖTEKİLERİN POSTASI: Sansür çölünün ortasında bir vaha
Türkiye medyasındaki sansür ortamının ortasında, toplumun ötekileştirdiği tüm grupların sesi olan yurttaş gazeteciliği sayfası Ötekilerin Postası’nın kurucusu Radikal Aktivist rumuzlu kişi, bu sayfanın arkasındaki emek ve özveriyi BirGün’e anlattı: Sadece bizi takip etmek için Facebook hesabı açan insanlar var. Açlık Grevi sırasında “Oğlum bir bak bakalım ne yazmışlar” sözünü duymaktan sıkılan çocukların ailelerine Facebook hesabı açtıklarını öğrendik.
ONUR EREM

Ötekilerin Postası’nın kurucularından Radikal Aktivist 29 yaşında, üniversite mezunu ve İstanbul’da özel bir şirkette çalışıyor. Gündüzlerini işte geçirdikten sonra akşamları, 3 ay içinde Facebook üzerinden 20 binden fazla takipçiye ulaşan yurttaş gazeteciliği sayfası Ötekilerin Postası’nın paylaşımları ve yönetimi ile ilgileniyor. Aylardır 2 saatlik uykuyla yaşayan Radikal Aktivist ile kuruluşundan bugüne Ötekilerin Postası macerasını konuştuk:

>> Ötekilerin Postası olmadan önce Açlık Grevi Postası adıyla yayın yapıyordunuz. Açlık Grevi Postası’ndan önce de bir şey var mıydı?
Benim Facebook’ta Radikal Aktivist adlı bir sayfam vardı, haber paylaşımları yaptığım. Açlık grevi döneminde medyanın sansürünün yarattığı rahatsızlık sonucunda Açlık Grevi Postası’nı kurduk. Açlık Grevi’ne dair sansürsüz haber akışı sağlayabilecek bir mecraya ihtiyaç vardı. Sayfayı beraber kurduğum kişi Hülya, Radikal Aktivist sayfasının takipçisiydi ama kendisiyle tanışmamıştık bile.
>> ‘Açlık grevleri ölüm olmadan biterse sayfayı kapatacağız’ dediniz, ama sayfa dönüşerek devam etti. Neydi sizi devam etmeye iten?
Sayfamızın takipçileri açlık grevleri bittiğinde sayfayı kapatmamamızı, toplumda ötekileştirilen tüm grupların sesi olacak bir sayfaya dönüştürmemizi istedi. Sosyal medyayı kullanmanın en güzel yanı, okuyucularınızla diyalog halinde olabilmek, onların bir mesajla size ulaşabilmesi.
Ötekilerin Postası ismini de takipçilerimiz önerdi. Sonunda biz de bu isimle yola devam ettik ve birkaç ay içinde 21 bin takipçiye ulaştık.
>> Daha önce medya sektöründe çalışmış mıydın?
Hayır. İstanbul Üniversitesi İşletme bölümünü bitirdikten sonra özel sektörde çalıştım, bir yandan da sivil toplum örgütlerinde yer aldım.
>> Sayfanızın işleyişini anlatabilir misin? Bir olay hangi süreçlerden geçerek Ötekilerin Postası sayfasında yer alıyor? Doğruluğunu nasıl teyit ediyorsunuz?
Bir eylem olduğu zaman katılan takipçilerimiz bize fotoğraf, video ve yazı gönderiyorlar. Biz de yayınlamadan önce internetten teyit ediyoruz, son 1 saat içinde çıkan haberlere bakıyoruz örneğin. Onun dışında takipçilerimiz internet sitelerinde çıkan haberlerin linklerini, başlatmak istedikleri bir kampanyayı bize mesaj olarak ilettikleri zaman, onları da süzgeçten geçirerek paylaşıyoruz. Bize gönderilen mesajlar içinde çok komik şeyler de olabiliyor, örneğin bir gün bir anne bize “Oğlum Ercan’a ulaşamadım dışarı çıkmıştı, internetten sürekli sizi takip ediyor, siz biliyorsunuzdur” diye bir mesaj attı, biz de “Ercan annen seni arıyormuş” diye bir paylaşım yaptık.
Tabi ki hata yaptığımız da oluyor. Örneğin geçen günlerde Rahatsız Erkekler grubuna üye bir kişi bize Taksim’de eylem yaptıklarını anlatan bir haber yolladı, biz de profiline baktık, grubun üyesi olduğunu gördük ve haberi paylaştık. Ama 5 dakika sonra Rahatsız Erkekler üyeleri bize ulaşarak bir eylem yapmadıklarını söyledi, haberi paylaşan kişi ise bunu bizi denemek için yaptığını açıkladı.
Sosyal medyanın bir diğer güzel yanı da, yanlış bir haber paylaşıldığı takdirde bunun takipçiler, okuyucular tarafından dakikalar içinde düzeltilmesi. Ana akım medyanın internet sitelerinde günlerce yalan yanlış haberler kalabiliyorken biz en ufak yanlışı bile dakikalar içinde düzeltebiliyoruz.
>> Sayfanızda 7/24 paylaşım yapılıyor. Kaç kişilik bir ekipsiniz, kişi başı günde kaç saatinizi ayırıyorsunuz?
Sadece 2 kişiyiz. Gündüzleri Hülya, akşamları ben ilgileniyorum. Bu işe giriştiğimizden beri günde 2 saat uyuyoruz. Aylardır bu tempoda devam ettiğimiz için vücudumuzda sorunlar çıkmaya başladı. Bana serum bağladılar, Hülya’nın göz bebeğinde yorgunluk kaynaklı bir hastalık meydana geldi. Bu kadar yoğun tempoda devam edebilmemizin tek nedeni motivasyonumuz. Eğer bu motivasyonu kaybedersek, birkaç hafta boyunca uyuyacağımız bir ara veririz herhalde!
>> Daha ne kadar devam edebilirsiniz ki böyle?
Bunu biz de bilmiyoruz ama çok uzun olmayabilir. Bu yüzden geleceğe dair farklı planlarımız var. Önce otekilerinpostasi.org adresinde kendi sitemizi açmak, sonra da alacağımız bağış ve hibelerle küçük bir profesyonel ekip kurmak. Sitemize reklam almamak için okuyucularımızın bağış yapmasını isteyeceğiz aylık 1 lira gibi ufak miktarlarda.

>> Türkiye’de başka bağımsız internet siteleri ve yurttaş gazeteciliği projeleri de var. Siz onların karşılayamadığı hangi ihtiyacı karşılıyorsunuz? Onların yanında kendinizi nereye konumluyorsunuz?
Biz Ötekilerin Postası ve öncesinde Açlık Grevi Postası’na başlarken bu kadar bilinçli bir araştırma yaparak çıkmadık yola. Bir tepki olarak çıktık ve insanların gösterdiği ilgi, onların böyle bir şeye ihtiyaç duyduğunu anlamamızı sağladı. Biz de süreç içinde bu konuyla ilgili makaleler okuduk, yaptığımız şeyin bir adı olduğunu, buna yurttaş gazeteciliği dendiğini öğrendik. Diğer yurttaş gazeteciliği projelerini ve bağımsız internet sitelerini biliyor, arada okuyorduk ancak hiçbiriyle bir ilişkimiz yoktu, üyelerini tanımıyorduk bu yüzden ‘böyle bir sayfa kurmak yerine onlara mı eklemlensek’ diye bir düşüncemiz olmadı.
>> Türkiye’deki medya sahnesini nasıl değerlendiriyorsun? İnternet bazlı alternatif medya bu sahnede nasıl bir rol oynayabilir, ne kadar kişiye ulaşabilir?
Türkiye’nin medya sahnesinde az sayıda bağımsız gazete ve televizyon, büyük bir emek ve özveriyle ötekilerin sesi olmayı başarıyor. Bu yüzden onlar halk için çok önemli.
Türkiye’de ana akım medya ise her zaman büyük holdinglerin ve çıkar gruplarının kontrolünde oldu. Bu nedenle her zaman iktidardan yana oldular. Günümüzde de AKP iktidarının sansür politikalarıyla uyum içinde çalışıyorlar. Hükümetin duyulmasını istemediği şeyleri duyamaz olduk. Hükümetin “yazın” dediği şeyler ise aynen haliyle yazılıyor. Böylesine sansür ortamında, halkın sansürsüz haber alabileceği bir alan haline geldi Ötekilerin Postası.
Alternatif medya, internet sayesinde bu döngüyü kırabilir. İnternet sayesinde büyük lisans maliyetleri, basım ve dağıtım maliyetleri olmadan insanlara haber ulaştırmak mümkün oldu. Biz bugüne kadar Facebook ve Twitter kullanan insanlara ulaşabiliyorduk, sitemizi kurduktan sonra tüm internet kullanıcılarına ulaşabileceğiz. Bir sonraki aşama internet kullanmayan insanlara da ulaşmak olmalı, ama maliyeti nedeniyle bunu ilk aşamada düşünmüyoruz.
>> Bir basın çalışanı olmamanıza rağmen, muhalif kimlikleri nedeniyle onlarca gazetecinin tutuklu olduğu bir ülkede ‘ötekilerin sesi’ oldunuz. Bu süreçte devletin baskı aygıtlarının eli size de uzandı mı?
Basın özgürlüğünün olmadığı Türkiye’de bu alanda bir ses olabilmek bizleri mutlu ediyor. Dünya genelinde tutuklu gazeteciler sıralamasında liderliği kaptırmadığımız da ortada. Bütün paylaşımlarda bu sorumluluğu hissediyoruz.
Biz açlık grevleri döneminde haber paylaşırken zaman zaman baskı altında olduğumuzu hissettik. Özellikle devletin istihbarat güçlerinin sosyal medya üzerinden isimlerini bile gizlemeden bizleri takip ettiğini gördük. Bizler “bir insanın dahi ölmemesi” için bir oluşuma gittiğimizden, bir süre sonra yaratılabilecek senaryoların dışında kalmak ve ne yaptığımızı anlatmak için kendimizi de deşifre ettik. Bunu yaparken alternatif TV kanallarına çıkmayı tercih ettik. Bu deşifrenin amacı olur da “başımıza bir şey gelirse” bizler için de bir kamuoyu yaratılsın düşüncesiydi. Yoksa ilk başta kendimizi deşifre etmeyi düşünmemiştik.
>> Yakın gelecekte Ötekilerin Postası’ndan neler bekleyebiliriz?
Öncelikle 16 Şubat Cumartesi akşamı İstanbul Beyoğlu’ndaki The Mekan’da çok sayıda sanatçının katılacağı bir dayanışma gecesi düzenleyeceğiz. İnternet sitemizin kurulmasıyla birlikte daha geniş çapta gönüllü muhabirlik sistemini oturtacağız. Gönüllü muhabirlik sistemiyle haberlerimizin güvenilirliği de artacak. Sitemizde video içerik de sunmak istiyoruz. Daha önce Roboski katliamının yıl dönümünde 34 kişiyle, açlık grevleri sırasında BDP’li milletvekilleriyle yaptığımız röportajlar yüz binlerce defa izlenmişti. Ötekilerin Postası’nın sadece haber ileten değil, aynı zamanda eylem, kampanya üreten bir yer haline gelmesini istiyoruz.
Sitemizde tanınmış köşe yazarlarının yazması için girişimlerimiz var. Haberlerimizi Türkiye’de konuşulan tüm dillere ve İngilizce’ye çevirmek istiyoruz. Son olarak az sayıda, profesyonel bir editör ekibi ile çalışarak sitemizi geliştirmeyi planlıyoruz.

‘Ötekilerin ötekileştirmemesi için birbirlerine dokunmaları lazım’
>> Ötekilerin Postası sayfasında ötekileştirilen tüm grupların seslerine yer veriyorsunuz ancak paylaşımlarınızın altında çok farklı okuyucu yorumları yer alabiliyor. Takip ettiğim kadarıyla Ateizm ve LGBT konulu paylaşımlarınızın altında “bunlar günah”, “Türkiye’de Kürt sorunu varken bunlarla mı uğraşıyorsunuz” gibi yorumlar ve hatta hakaretler yer alabiliyor. Bu durum sizi rahatsız ediyor mu?
Tabi ki ediyor. Toplum tarafından ötekileştirilmiş farklı grupların birbirini ötekileştirmeye devam etmesi üzücü. Sayfayı ilk kurduğumuzda böyle sıkıntılarımız yoktu, ancak takipçi sayımız artmaya başladıkça bu tarz yorumların da sayısı artmaya başladı. Eşcinsel haklarını savunan paylaşımlarımızın altında “eşcinsellik hastalıktır, sapkınlıktır kaldırın bunu” gibi yorumlar görmeye başladık. Biz ilkelerimizden vazgeçmeden ötekileştirilen tüm grupların haklarını savunmaya devam ederken, takipçilerimizin de farklı öteki gruplarını tanımalarını, onlara dokunmalarını istiyoruz.
Örneğin ben sivil toplum kuruluşlarında çalışma yürütürken eşcinsellerle bir araya geldiğimizde içimde toplumun öğrettiği bir homofobi olduğunu fark ettim ve bunu yendim. Bunu yenmemi sağlayan şey, eşcinsellerle birlikte zaman geçirmek, onları tanımaktı.
Takipçilerimizden isteğimiz, önyargılarını bir kenara bırakmaları ve farklılıklarımızın korumamız gereken zenginliğimiz olduğunu görmeleri. Bunun için onların yorumlarına sürekli cevap veriyoruz, homofobinin, cinsiyetçi küfürlerin neden yanlış olduğunu anlatıyoruz mesela.
‘Bizi en çok üzen, takipçilerimizin şikayeti oldu’
>> Paylaşımlarınızın şikayet edildiği, Facebook tarafından engellendiği oluyor mu?
Evet. Daha önce paylaştığımız bir haberde Selahattin Demirtaş’ın söylediği bir cümle yüzünden Facebook “şiddete övgü” nedeniyle hesaplarımızdan birini engelledi. Bu gibi durumlar için çok sayıda yedek hesabımız var, onlarla paylaşımlarımıza devam ediyoruz. Engellemenin ardından haberi tamamen tersten yazarak paylaştık. Demirtaş yerine “şatrimeD” gibi. Takipçiler de bütün yorumlarını tersten yazdı.
Ancak en son yaşadığımız sansür bizi en çok üzeniydi. Çünkü kendi takipçilerimiz bizi Facebook’a şikayet etti. Üzerinde “Kiloluyum ne olmuş?” yazan kilolu çıplak kadın fotoğrafı paylaşmıştık, sistemin beden algısına karşı. Yorumlarda çıplaklığın ayıp, günah olduğunu söyleyen bazı takipçilerimiz bizi Facebook’a şikayet etti ve o fotoğrafı kaldırttı. Böyle giderse bazı takipçilerimizi engellemek zorunda kalabiliriz. Kendi sitemizi kurduğumuz zaman Facebook’un ahlak kurallarından ve yasaklamalarından da kurtulmuş olacağız.

“Logo olarak narı seçmemizin nedeni, içinde yüzlerce farklı tane barındıran bir bütün olmasıydı. Sonradan narın Ermeniler için özel bir anlamı olduğunu öğrendik, sevindik.”

Söyleşi içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Yeni siyasal örgütler düşleme zamanı

“Bir örgüt ne kadar vizyoner ve anlamlı bir program hazırlarsa hazırlasın, eğer o örgütün araçlarının devletin içine girip programı uygulamaya geçirmesinin ihtimali yoksa o program neye yarar?”

JAMIE STERN-WEINER

BİRGÜN İÇİN ÇEVİREN: ONUR EREM

Kanada Karşılaştırmalı Siyasal Ekonomi Araştırmaları Departmanı Başkanı ve York Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi Profesörü olan Leo Pantich Ekim 2012’de Küresel Kapitalizmin İnşası (The Making of Global Capitalism) kitabını yayınladı. Solcu siyasal ekonomistler arasında önemli bir yeri olan Panitch aynı zamanda The Socialist Register dergisinin editörlüğünü yapıyor. New Left Project’e konuşan Panitch, küresel kapitalizmde devletin rolü, 2008’deki ekonomik kriz döneminde elitlerin dayanışması ve ekonomik olarak bütünleşmiş bir dünyada sol politikaların geleceğini anlattı:

>> Küresel kapitalizmi günümüzde nasıl tanımlayabiliriz?

Günümüzde dünya hâlâ birbirinden çok farklı ekonomik, sınıfsal ve toplumsal yapılara sahip ulus devletlerden oluşuyor. Lâkin bu ekonomiler artık birbiriyle bütünleşmiş durumda. Hepsi ihracata, ithalata, ticarete ve dolayısıyla küresel bankacılık sistemine bağımlı hale geldi. Yatırımlar da bankalar da uluslararasılaştı. Bu açıdan Marx’ın 1850’lerde yaptığı kapitalizm tanımı (küreselleşen eğilimlere sahip bir sistem) doğru çıktı.

>> Devletler küresel kapitalist düzeni nasıl destekliyor?

Kitabım iki alıntıyla başlıyor. Biri London School of Economics’ten David Held’in “küresel ekonominin en güçlü devletleri bile etkisiz hale getireceği” sözü. Diğeri ise Eric Hobsbawm’ın “çok uluslu şirketler güçsüz, etkisiz devletlerle dolu bir dünya; hatta hiç devletin olmadığı bir dünya ister” sözü. Kitabımın amacı ise bu korkunç yanlış kanıları düzeltmek.

Çok uluslu şirketler (ÇUŞ) devletlere ihtiyaç duyar. Dünyanın farklı bölgelerine gittikleri zaman güçsüz bir devlet değil, aksine özel mülkü koruyabilecek, etkin hukuk sistemiyle anlaşmazlıkları sorunsuz bir şekilde çözebilecek, sağlam altyapı inşa edebilecek ve stabil bir işgücü garantisi verebilecek güçlü devletler isterler. Kapitalizm ilk günlerinde ne kadar devlet gücüne bağımlı idiyse bugün de o kadar bağımlı.

>> Ama ekonomik küreselleşme devletlerin sermaye üzerindeki kontrolünü ve sosyal politikalarını sert bir şekilde sınırlandırmıyor mu?

Devletler hiçbir zaman sermaye kontrolünün – sermaye birikimine erişime müdahale edildiği müddetçe – maliyetsiz olduğu bir pozisyonda değildi. Sosyal demokrat refah politikaları ve 2. Dünya Savaşı sırasında (ve sonrasında) uygulanan refah devleti politikaları kapitalizmin yeniden inşa edilmesini kolaylaştırmak amacıyla tasarlanmıştı.

2. Dünya Savaşı sırasında uygulanan sermaye kontrolü, kapitalizmin serbest ticaret ve uluslararasılaşmayı savunan versiyonunun, kapitalizmin ekonomik açıdan milliyetçi versiyonuna karşı zafer kazanması için uygulanmıştı. 2. Dünya Savaşı sonrasında uygulanan sermaye kontrolü ise Batı Avrupa ve Japonya’ya nefes aldırmak, bütün sermayenin bir anda New York’a kaçmasını engellemek amacıyla uygulanmıştı. İster işçi sınıfının baskısıyla ister tepeden inme bir şekilde gelmiş olsun, her ülkede sosyal devlet politikaları kapitalist toplum yapısına zarar vermemek üzerine kuruluydu.

Bugünkü devlet-sermaye ilişkisini incelerken, bu ilişkinin geçmişte çok farklı olduğunu düşünmek doğru değil. Ama yine de eski refah devleti modellerinde var olan hakların bugün küreselleşen kapitalizm ile yok olduğunu inkar edemeyiz.

>> Uluslararası ekonomik güçlerle ulusal siyasal güçler arasındaki etkileşimi nasıl yorumlamalıyız?

ÇUŞ’lar ve uluslararası bankalar var oldukları ülkelerde toplumdaki sınıf çatışmasının tarafı haline gelirler. 1980’lerden itibaren üçüncü dünya ülkelerinde neo-liberal reformlar uygulanmaya başlandığında herkes bunun sadece Uluslararası Para Fonu IMF’nin baskısı sonucu gerçekleştiğini düşündü. Oysa bütün ülkelerde bu reformlar için bastıran yerel burjuva güçleri olduğunu unutmamalıyız. IMF’nin politikaları, neo-liberal reformlar uygulayan hükümetlerin seçmenlerine “bunu biz de istemiyorduk, IMF bizi zorladı” diyerek seçmenlerinin nefretini kendi üzerlerinden atıp, ulaşamayacakları bir yer olan IMF’ye yönlendirmesine olanak sağladı. Oysa yerel burjuvalar, ÇUŞ’ların fason üreticiliğini yapmak için zaten can atıyordu. IMF’nin politikaları, onlara sığınabilecekleri bir bahane sağladı.

IMF, G7, G20 gibi toplantılara katılan çok sayıda ülkenin liderleri ve bakanları burada ortak bir dilde konuşarak sosyalleşiyor, ortak politikalar geliştirmenin yanı sıra arkadaşlık kurarak ve birbirlerine sözler vererek ilişkilerini güçlendiriyor. Bu yüzden bu politikaları ulus devletlerin dışında başlayıp ulus devletlere empoze edilen bir süreç olarak görmek yerine ‘içerisi’ ve ‘dışarısı’ arasındaki diyalektiğin bir parçası olarak yorumlamamız lazım.

>> Uluslararası dayanışma, genellikle toplumsal hareketlere özgür bir şey olarak algılansa da kitabında küresel kapitalist düzenin uluslararası elitlerin dayanışması sayesinde ayakta tutulduğunu anlatıyorsun. Peki 2008 krizi sonrasında bu elit dayanışması nasıl devam etti de 1. Dünya Savaşı’nda olduğu gibi elitlerin çıkar savaşına dönüşmedi?

Uluslararası kapitalist sınıflar ve kapitalist devlet liderleri arasındaki dayanışma maalesef uluslararası proleter hareketler veya alternatif küreselleşme hareketleri arasındaki dayanışmadan çok daha güçlü.

Elit dayanışması, sermayenin nüfuzunun artmasıyla birlikte büyüyor. Bunu sağlayan şey ise 2. Dünya Savaşı sonrasında elit dayanışmasının güçlenmesi ve elitlerin çatışmasını önlemek için Kuzey Amerika, Avrupa ve Japonya arasında kurulan kurumsal yapılardır.

Bu yüzden 2008 finansal krizi sonrasında olanlarla 1. Dünya Savaşı ve Büyük Buhran öncesi olanlarla çok farklıydı. Bu dayanışma ilk defa 1970’lerdeki krizde belirgin hale geldi: Herkes emperyalistlerin savaşını beklerken Kuzey Amerika, Avrupa ve Japonya arasındaki dayanışma arttı, kriz atlatıldı. 2008 krizinden sonra da G20 liderleri Washington’da bir araya gelerek ortak bir bildiri yayınladı: Hiçbirimiz serbest ticaret ve sermaye akışını engelleyecek ulusal politikalar izlemeyeceğiz.

Ancak kapitalist devletler, bu inanılmaz dayanışmalarına rağmen krizi bitirmeyi başaramadı. Bu kriz 19. yüzyıl sonundaki kriz, Büyük Buhran ve 1970’ler krizinden sonra kapitalizmin gördüğü son büyük kriz. Öncülleri gibi bunun da etkisi en az 10 yıl sürecek. Kapitalist elitler onca çabaya rağmen krizi sonlandıramadı, sadece kontrol altına alabildi.

>> Krizin devletler arası çatışmayı tetiklemediğini söylüyorsun. Peki krizin tetiklediği başka fay hatları var mı?

Kriz elitler arası dayanışmayı yok etmese de bazı gerilimler yarattı. Bazı devletlerin küresel kapitalizmdeki yerleri ve konumları müzakere edildi.

Kriz endüstriyel sermaye ve finans sermayesi arasındaki çatışmayı da derinleştirmedi. Çoğu solcu ekonomi analisti sermayenin farklı fraksiyonları arasındaki çatışmalara odaklanmıştı. Örneğin ‘üretken’ endüstriyel sermaye ile ‘spekülatif’ finans sermayesi arasındaki çatışmaya. Oysa endüstriyel sermaye o kadar uluslararasılaştı, uluslararası finansla bağları o kadar arttı ki finans sermayesiyle iç içe girdi. Bu da, reformist işçi hareketlerinin geleneksel stratejisi olan endüstriyel sermaye ile ittifak kurarak uluslararası finans sermayesine direnme olasılığını yok ediyor.

Krizin yarattığı fay hatları uluslar arasında değil ulusların kendi içindeydi. Çin’in küresel kapitalizme eklenmesi sonucu ülkede yer yıl artan grev dalgaları buna bir örnek. Bir diğer örnek de Yunanistan’da ortaya çıkan, Avrupa siyasal sahnesindeki en umut verici anti-neoliberal parti olan Syriza.

Yunanistan’da ne olursa olsun, Syriza ne kadar başarılı olursa olsun Avrupa’da, özellikle Kuzey Avrupa’da, Almanya’da güç gen dengeleri değişmediği sürece Yunanistan’ın neler yapıp neler yapamayacağı belirlenmiş durumda. Bir açıdan 1917’ye geri döndük diyebiliriz: En zayıf halkada değişim gerçekleşti, ama Yunanistan gibi bir toplumda kökten değişim yaratacak güçlerin başarabilecekleri ve hedefleri diğer ulus devletlerde, özellikle de en güçlü olanlarda yaşanacak bütünleyici değişimlere bağlı.

>> Küçük ve orta büyüklükteki ekonomiler bir arada hareket ederek küresel ekonomik düzenden ayrılabilirler mi? Bu çok mu sancılı olur?

Bu tarz bir şey bugüne kadar hiç yaşanmadı, o yüzden ancak denendiğinde anlayabiliriz mümkün olup olmadığını. Tabi ki böyle bir yöntem ulus devletlerin sahip olduğu doğal kaynaklara, jeopolitik güçler dengesi bağlamında diğer devletlerle yapabileceği anlaşmalara bağlı.

Ama haklısın, az önce bahsettiğim ‘içerisi’ ve ‘dışarısı’ diyalektiği öyle ki, diğer devletlerde bütünleyici değişimler olmadan sistemden ayrılarak demokratik sosyalist emellerin gerçekleştirilmesini hayal etmeyi bile zorlaştırıyor.

>> Bunun solcu stratejilere yansıması nedir?

Öncelikle kendimizi “gücü ele geçirmeden dünyayı değiştirebiliriz” yanılgısından kurtulmamız lazım. Her ülkede çatışmakta olan toplumsal güçler, devletlerinin hem örgütlenme hem de siyaset açısından dönüştürülmesi için fikir birliğine varmadan daha iyi bir dünya yolunda ilerlemek kesinlikle imkansız.

Bununla alakalı olarak, protesto politikalarının ötesine geçmemiz gerektiğini kavramamız lazım. Çok yaratıcı ve enerji verici olsa da sokak protestolarının esas amacı yeni politik örgütlenmeleri beslemek olmalı. Polisle çatışmanın yanı sıra, devletin yerini alabilecek veya içine sızarak onu değiştirebilecek örgütlerin yaratılmasına odaklanmalıyız.

Benim politikleştiğim dönemden çok farklı bir dönemde yaşayan 23 yaşında biri olarak sen ne düşünüyorsun söylediklerim hakkında?

>> İsyanlarda ve protestolardaki inanılmaz artışı kalıcı bir örgütlenmeye yönlendirebilecek yapıların eksikliği çok büyük bir sorun. Öte yandan programımızın ne olması gerektiğine dair bir fikrimiz olmadan, en sıradan eleştiri olan “bir program yaratmalıyız” eleştirisinden kaçınmamız lazım. Beni öfkelendiren ve bu röportaj serisini yapmamıza yol açan bir diğer şey ise ekonomiye dair yorumların yanlış analiz seviyesinde yer almaları. Örneğin bu konuda yazan insanlar bütçe verilerine dair detaylara odaklanırken, bu verilerin enternasyonel bağlamda ne anlama geldiğine değinmiyorlar bile.

Kesinlikle katılıyorum. Bir örgüt ne kadar vizyoner ve anlamlı bir program hazırlarsa hazırlasın, eğer o örgütün araçlarının devletin içine girip programı uygulamaya geçirmesinin ihtimali yoksa o program neye yarar?

Bu yüzden yeni siyasal örgütleri nasıl kurmamız gerektiği üzerine düşünmeye başlamamız lazım. Sizin neslinizin, eski komünist ve sosyal demokrat partileri tekrar etmekten kaçınma derdini anlıyorum. Bunu başmak için sokak protestolarındaki yaratıcılığınızı, o eski ve demokratik olmayan modelleri aşabilecek örgütler inşa etmeye yönlendirmeniz lazım.

Çeviri içinde yayınlandı | , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Resmi sitede gayriresmi rapor

GAYRİRESMİ Mİ, GAYRİCİDDİ Mİ?
Milletvekili Hasip Kaplan’ın ortaya çıkardığı AB 2012 Türkiye İlerleme Raporu’nun AB Bakanlığı tarafından Türkçe’ye çevirilirken yapılan manipülasyonu “Bakanlık gayrı resmi çeviri yaptı” diye geçiştirdi

ONUR EREM
Avrupa Birliği Bakanlığı, 2012 Türkiye İlerleme Raporu’nu Türkçe’ye çevirirken yaptığı manipülasyonu “bu çeviri gayriresmidir” diyerek açıklamayı reddetti. BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın gündeme getirdiği çeviride, orjinal raporda yer alan “Ekümenik Patrik Bartholomeos” yerine “Fener Rum Patriği Bartholomeos”, “Kıbrıs” yerine “Güney Kıbrıs Rum Yönetimi”, “Ermeni Soykırımını Anma Günü” yerine “Sözde Ermeni Soykırımını Anma Günü”, “Uludere’de 34 sivilin hava saldırısıyla öldürülmesi” yerine “Uludere olayında 34 sivilin hayatını kaybetmesi” ifadeleri kullanılmıştı.
Bunun üzerine Avrupa Birliği Bakanlığı’na bilgi edinme hakkını kullanarak başvurduk ve şu soruların cevabını istedik:
– Çevirinin başka hiçbir yerine hata olmamasına rağmen bu ifadelerin kasıtlı olarak değiştirilmesi için talimat mı verildi? Verildiyse kim verdi? Bu ifadeler çevirinin ilk halinde de yer alıyor muydu, sonradan mı değiştirildi?
– Bakanlığınızın çeviri yaparken kullanılmaması ve/veya değiştirilmesi gereken terimler listesi var mıdır?
– Çevrilen metinlerin doğruluğunu kontrol eden birimleriniz yok mu? Eğer varsa bu hataları nasıl fark etmediler? Yoksa bakanlığınız bu terimlerin kullanılmasını bir hata olarak görmüyor mu?
7 SORUYA 1 CEVAP
İlettiğimiz 7 soruya karşılık alabildiğimiz tek cevap “Bu çeviri Bakanlığımız tarafından yapılan gayri resmî çeviridir” oldu. Cevabı yollayan Avrupa Birliği Bakanlığı Çeviri Eşgüdüm Başkanlığı’ndan Mütercim Mustafa Çaylak’a, bir bakanlığın yaptığı ve bakanlık sitesinde yayınlanan çevirinin nasıl gayriresmi olduğunu, gayriresmi çevirilerin kontrolden geçip geçmediğini sorduğumuzda da yanıt değişmedi.
KAPLAN: BÖYLE SAÇMALIK OLMAZ
Konuyla ilgili BirGün’e konuşan Hasip Kaplan bakanlığa tepki gösterdi. AB Bakanlığı’nın verdiği cevabın küstahça olduğunu söyleyen Kaplan, “Gayriresmi ne demek? Bakanlık imzalı bir metin gayriresmi olabilir mi? Egemen Bağış eskiden çevirmendi, çevirmenliğin etik kurallarını çok iyi biliyor olması lazım. Böyle saçmalık olmaz” dedi.

Uncategorized içinde yayınlandı | , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Taksim metrosu dumanaltı

10 taksim 03

Taksim Dayanışması’ndan Kağan İşmen: Taksim’de yaşananlar halkın tepkisini her geçen gün daha fazla çekiyor. İlk başlarda kampanyamıza imza atmaya çekinen insanlar, artık masa açtığımız zaman birkaç saat içinde binlerce imza veriyor.

Taksim Meydanı’ndaki inşaat çalışmaları nedeniyle su basan Taksim metrosu dün de dumanlar altında kaldı
ONUR EREM
Taksim Meydanı yayalaştırma çalışmaları, Taksim metrosunu etkilemeye devam ediyor. Daha önce çatıdan akan yağmur sularının bastığı metro dün de duman altında kaldı. Metrodaki güvenlik görevlileri, dumanın yayalaştırma çalışmaları nedeniyle tavandan geldiğini, beton tozu olduğunu söyledi. Duman yolcuların yanı sıra yerlerini terk etmelerine izin verilmeyen metro çalışanlarını da etkiledi. Görevliler saatlerce geniz yakan dumanı soluyarak çalışmak zorunda kaldı.
‘KAZANIN SORUMLUSU İBB OLUR’
Konuyla ilgili BirGün’e konuşan Mimarlar Odası Genel Başkanı Eyüp Muhçu, yayalaştırma çalışmalarının Taksim’in altyapısını dikkate alınmadan yürütüldüğünü söyledi. “İstanbul Büyükşehir Belediyesi ihaleleri işin ehli olmayan firmalara verdi” diyen Muhçu, yapılan işlerin kurallara uygun olup olmadığının denetlenmediğine de dikkat çekti. Muhçu yaşanacak olası bir kazadan İBB’nin sorumlu olacağını belirtti: “Metro işletmeleri çok hassastır. Ama bu çalışmalar metronun hassasiyetini dikkate almadan yürütüldüğü için metroyu su ve duman basıyor. Bütün bunlar metroya zarar verir. Geçmişte de metro hattının yanlış bir sondaj sonucu delindiğini biliyoruz. Buna dikkat edilmediği için, çok sayıda insanın hayatını kaybedebileceği kazalarla karşı karşıya kalabiliriz”.
‘METRO ÇÖKERSE ŞAŞIRMAYIZ’
Taksim Dayanışması’ndan Kağan İşmen ise yayalaştırma çalışmalarının hukuksuzluğuna dikkat çekti. “Bu iş tam bir rezalet haline geldi. Kazı yapılırken çıkan bacaların, dehlizlerin üstünü kapattılar. Zaten inşaat çalışmaları mahkeme sürecinde. Bilirkişi önceki gün gelerek gözlemde bulundu, yazacağı raporun sonunda mahkeme bu inşaatın başlayıp başlayamayacağına karar verecek. Oysa inşaat tüm hızıyla ilerliyor” diyen İşmen, belediyenin mahkemeden çıkabilecek olası bir durdurma kararını dikkate alarak bu karar alınana kadar inşaatı bitirmeyi hedeflediğini söyledi. Hukuksuz ilerleyen inşaat yüzünden olası bir kazada ya da metronun çökmesi durumunda şaşırmayacaklarını söyleyen İşmen “Koruma Kurulu projeyi reddetmişti, ancak Başbakan Erdoğan koruma kurulunu tanımadığını söyledi ve ret kararını reddetti. Biz de Taksim Dayanışması olarak koruma kurulunun reddinin reddini reddediyoruz” diye konuştu.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Türkiyeli Ateistlerin çoğu Müslüman ailelerden

Uluslararası Ateist Birliği’nin düzenlediği Ateist anketi, Türkiyeli Ateistlerin demografik yapısını ortaya koydu
ONUR EREM
ATHEISTUluslararası Ateist Birliği (Atheist Alliance International) dünyada kaç Ateist olduğunu ve bu kişilerin demografik yapısını belirlemek için atheistcensus.com adresinde bir anket düzenliyor. 16 Aralık 2012’de başlayan ankete bir buçuk ayda dünya çapında 176 bin Ateist katıldı.
Türkiye, ankete en çok katılım sağlayan dördüncü ülke oldu. Türkiye’den 10.600 Ateistin verdiği bilgiler, Türkiye’deki Ateistlerle ilgili en geniş veritabanının oluşmasını sağladı. Bu bilgiler arasında en dikkat çekeni, Türkiye’deki Ateistlerin yüzde 84’ünün Müslüman ailelerde yetişmiş olması. Yalnızca yüzde 13’lük bir kısım dinsiz ailelerde büyümüş.
ATEİSTLERİN EĞİTİM SEVİYESİ YÜKSEK
Ateistler, yüksek eğitim seviyeleriyle de dikkat çekiyor. Ankete katılanların yüzde 72’si üniversite veya yüksek okul, yüzde 17’si yüksek lisans veya doktora, yüzde 7’si de lise mezunu.
Ateistler, kendi inançlarını tanımlarken en çok şu terimleri kullanıyor: Ateist (yüzde 63), Agnostik (yüzde 13), Dinsiz (yüzde 8).
Verilere göre Ateistlerin yüzde 85’i 35 yaşın altında. Katılımcıların yüzde 47’si 15-24, yüzde 37’si 25-34, yüzde 10’u da 35-44 yaş grubunda yer alıyor.
Katılımcıların yüzde 77’si cinsel yönelimini erkek, yüzde 22’si dişi, yüzde 1’i de diğer olarak tanımlıyor.
ANKET KUSURSUZ DEĞİL
Anket, katılımcıları mail adresi üzerinden tanımladığı için her mail adresiyle bir katılım yapılabiliyor. Bu nedenle sahte hesaplarla anketi maniple etmek zor. Ancak anket sadece internet kullanıcılarına açık olduğu için, bu durumun demografi üzerinde bariz bir etkisi var. Bu nedenle interneti daha çok kullanan genç ve eğitimli nüfus ankette daha baskın: Türkiye’de yaşayan yaklaşık 4.5 milyon ateistin sadece ufak bir kısmı ankete katılmış durumda.

Yine de Türkiye’de 10 binden fazla Ateist ile yapılan bu anket, kapsamından ötürü önemli. Anketin küresel ve ülke bazlı sonuçlarını incelemek ve ankete katılmak için www.atheistcensus.com sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | 6 Yorum