Eğitimli işsiz gençler yeni hareketlerin motoru

Kızıl-Yeşil Alternatifler toplantısında konuşmacılar Avrupa’da ortaya çıkan Occupy ve Indignados gibi hareketleri ve bu hareketlerin etkilerini anlattı

ONUR EREM

RAGA (Red and Green Alternatives/Kızıl-Yeşil Alternatifler) toplantılarının üçüncü gününde de çok sayıda sunumla devam etti.

İzleme fırsatı bulduğum Yeni Ortaya Çıkan Hareket Tarzları konulu sunumda RAGA İspanya’da ve Öfkeliler (Indignados) hareketinde yer alan Paco Fernandez ve Fransız Les Alternatifs’den Vladimir Fisera Avrupa’da ortaya çıkan yeni hareketleri anlattı.

Vladimir Fisera’nın sunumunda Doğu Avrupa daha ön plandaydı. Bu ülkelerde eskiden ayrı ayrı eylemler, kampanyalar veya sivil itaatsizlikler olduğunu ama artık bu ülkelerdeki hareketlerin uluslararası bir örgütlülükle ve aynı anda hareket ettiğini anlatan Strasbourg Üniversitesi Tarih ve Siyaset Bilimi Profesörü Vladimir Fisera, toplumsal hareketlerin neo-liberal tüketim toplumuna isyan eden eğitimli ve işsiz gençler olduğunu belirtti.

İşte Vladimir Fisera’nın sunumundan satırbaşları:

-Bu hareketler öfkeliler ve işgal hareketlerine benziyor. Politik motivasyondansa ahlaki motivasyonları daha ön planda olabiliyor. Bu hareketler kendi ulusal azınlıklarını da sürece dahil ediyorlar; mülteciler ve Romanlar gibi gruplar aktif rol alıyor.

-Hareketlerin başlangıç noktası eğitimli gençlerin en çok olduğu başkentler. Bu gençler şehirlerini sivil polislerden daha iyi biliyor, interneti çok iyi kullanıyorlar.

-Hareketler genelde bu gençlerin artan üniversite ücretlerine, kiralara tepkisiyle başlıyor. Gençlerin gösterilerine uygulanan baskının ardından protestolar sendikalar ve emekliler gibi grupların da katılımıyla toplumsal eylemlere dönüşüyor; bazı durumlarda bir günlük genel grev ilan ediliyor.

-Eylemi başlatan gençlerin etkileyici liderleri oluyor. Bu gençler alternatif gazetecilik ile klasik medyanın ortaya çıkaramadığı skandalları ve yolsuzlukları ortaya çıkartabiliyor.

-Küçük kentlerde ise eğitimli işsiz gençlerden daha çok işçiler olduğu için hareketlerin bu kentlere yayılmasında işçilerin rolü daha büyük.

-Gençlerin “özgürlük, bilgi meta değildir”, “biz avro değiliz”, “asıl şiddet aylık 800 avro maaşlardır” gibi akılda kalan, ilgi çeken sloganları oluyor.

ÖNCE HAREKET-SONRA PROGRAM

Vladimir Fisera’nın ardından Paco Fernandes İspanya’daki kitlesel eylemleri ve işgal hareketlerini anlattı. Bu hareketlerin başarısının birçok toplumsal hareketin bir araya gelmesiyle mümkün olduğunu söyleyen Paco, önce program yaratıp sonra hareket etmektense önce hareketin başladığını ve ardından birçok hareketin programlarının kombinasyonundan oluşan bir program hazırlandığını anlattı.

Paco Fernandes’in sunumundan satırbaşları ise şöyle:

-İnsanların böyle bir alanı işgal etmeye hazır ve istekli olması da çok önemliydi. Böylece bu hareketin bir yıl içinde dağılacağını söyleyenleri yanılttık. Somut başarılarımızın arasında kredi borçları nedeniyle bankaların evden atmaya çalıştığı insanların evlerinde kalmasını sağlayan eylem yapmamız da var.

-Hareketi ilk başlatan liderlerin ardından herhangi bir politik bağlantısı olmayan insanlar da katıldı ve yeni gelen insanları da dışlamayan bir yapı oluştu.

***

RAGA’dan ortak eylem planı

Sabah toplantılardan önce buluşan katılımcılar RAGA’nın uluslararası ortak eylem yapacağı konuları belirledi. Bu konuların arasında:

-Sağlıkta özelleştirme

-Brezilya ve Türkiye’deki HES inşaatları

-Kriz ve kredi borçları

-Fransa, Türkiye, İspanya, Brezilya ve Birleşik Krallık’taki nükleer santral planları

-Çevreciliği ve doğayı metalaştıran çevreci-yeşil kapitalizm

-Fransa, Birleşik Krallık, Türkiye, İspanya ve Arjantin’deki şist gazı projelerine karşı kampanya

-Gıda

-Savaşlar ve çatışmalar gibi konular bulunuyor. RAGA’nın farklı ülkelerdeki bileşenleri bu konular hakkında ortak eylemler, bildiriler ve kampanyalar hazırlamayı hedefliyor

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Arjantin’de toplumsal mücadelelerin koordinasyonu: 200 örgüt, 1 çatı

Arjantin’deki COMPA’dan (Coordinadora de Organizaciones y Movimientos Populares de Argentina-Arjantin’deki Halk Hareketlerinin Koordinasyonu ve Organizasyonu) Emilio Taddei ile COMPA platforumunun ortaya çıkışı ve sürdürdükleri mücadeleler üzerine konuştuk:

-Arjantin’de Kızıl-Yeşil mücadeleye nasıl dahil oldun Emilio?

30 yıldır aktivistim diyebilirim. Öğrenci hareketlerinde yer aldım ve 2000’lerin başından beri Dünya Sosyal Forumu sürecine dahil oldum. Şu anda Buenos Aires Üniversitesi’nde Latin Amerika Çalışmaları bölümünde profesörüm. Aynı zamanda kıta çapındaki toplumsal bilimcileri bir araya getiren Latin Amerika Toplumsal Bilimler Konseyi’nde akademik koordinasyonu yürütüyorum. Böylece kıta çapında birçok mücadele ve örgütle temas halindeyiz. Ayrıca üniversite hocalarından oluşan Latin Amerika Çalışma Grubu’nda çalışmalar yürütüyoruz. Bu grup da COMPA’ya dahil oldu.

-COMPA nasıl ortaya çıktı?

3 yıl önce birçok bağımsız sol örgüt ve hareketin bir araya gelmesiyle oluştu. 2001’deki kriz döneminde ortaya çıkan işsizler hareketi COMPA’nın kurulmasına öncülük etti. Günümüzde COMPA’nın içinde çiftçiler, işçiler, işsizler, feministler, öğrenciler gibi farklı gruplar yer alıyor, dahil olan grup sayısı 200’den fazla. COMPA bütün bu örgütlerin mücadelelerini ortakalaşa yürütmeleri için var. COMPA, Latin Amerika çapındaki toplumsal hareketlerin bir araya gelip oluşturduğu ALBA’ya da dahil. Bölgemizdeki toplumsal hareketlerle büyük bir dayanışma içindeyiz.

-Örnek verebilir misin?
Örneğin çevrecilerin ve köylülerin madenlere karşı verdiği bir mücadele vardı. COMPA sayesinde feministler, öğrenciler ve toplumdaki diğer sol hareketler bir arada hareket etti, ortak kitlesel eylemler düzenledi. Böylece bazı madenlerin açılmadan projelerin iptal edilmesini sağladık. Aynı şekilde feministler kürtaj hakkı için sokağa çıktığında COMPA işçiler, öğrenciler ve diğer gruplarla iletişime geçerek onları da sokağa çıkarıyor.

-Böylesine bir örgütlenme için COMPA’da kaç kişi çalışıyor?
30 civarında çalışan var. Bütün işleri gönüllü olarak yürütüyorlar.

-COMPA’nın içinde sorunlar yaşanıyor mu?
Henüz bir sorun yaşamadık. COMPA’nın temel ilkeleri açık ve net, anti-kapitalist bir örgütüz. Bu ilkeleri bilen örgütler dahil olmak istediği için bir sorun yaşamadık. Siyasal partiler henüz COMPA’ya dahil olmasa da bu partilerden gelen birçok üyemiz var.

Söyleşi içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

RAGA Suriye’de müdahaleye karşı

ONUR EREM/BİRGÜN

RAGA (Red and Green Alternatives-Kızıl-Yeşil Alternatifler) toplantısının ikinci gününde 14 farklı sunum vardı. 21. yüzyılda mücadeleler, Suriye’deki çatışmalar, su özelleştirmeleri, Laz dili ve mücadelesi, özyönetim gibi konuların tartışıldığı ikinci günde “Marksizm ve ekoloji” ile Suriye hakkındaki “insani müdahale mi emperyalist savaş mı?” başlıklı tartışmaları izleme fırsatım oldu.

Fransız Les Alternatifs’den Nathalie Marcu’nun yönlendirdiği Suriye ve müdahale tartışmasında katılımcılar “insani müdahale” teriminin 1950’lerden Yugoslavya iç savaşına kadar nasıl değiştiğini anlattı. ABD’nin Irak’taki “önleyici savaş”ından Libya’daki “insani müdahalesi”ne kadar birçok müdahale hem insani hem de emperyalist açıdan tartışıldıktan sonra RAGA üyelerinin oyuna sunulmak üzere bir Suriye bildirisi hazırlandı.

RAGA Suriye’de müdahaleye karşı

Bildiride RAGA’nın Suriye’ye herhangi bir müdahaleye karşı olduğu, Esad’ın baskıcı rejimine karşı çıkmak gerektiği kadar Batı ülkelerinin emperyalist müdahalesine de karşı çıkmak gerektiği vurgulanırken Irak’a “insani” nedenlerle müdahale etmeyi savunan bazı insan hakları savunucularının günümüzdeki savaş sonrası Irak’ın içler acısı haline bakması gerektiği ifade edildi. Suriye halkının baskıcı bir rejimden başka bir ülkenin işgaliyle değil kendi mücadelesiyle kurtulabileceğini anlatan bildiride ülkedeki çatışmaya silah sağlayan güçlere bunu durdurması için çağrı yapıldı.

Bu toplantıyla eşzamanlı olarak Laz Kültür Derneği’nden Mehmedali Barış Beşli de Lazların dilleri, kültürleri ve doğaları için verdiği mücadeleyi uluslararası katılımcılarla paylaştı.

Sabah toplantılarının ardından Toplumsal Özgürlük Parti Girişimi’nden Oğuzhan Kayserilioğlu Marksizm ve Ekoloji hakkında bir sunum yaparak şunları söyledi:
-Marx günümüzde bazı çevreler tarafından ekoloji üzerine ayrı bir teorisi veya kitabı olmadığı için eleştiriliyor. Oysa Marx’ın diyalektik veya sınıf üzerine de ayrı ayrı kitapları yok.
-Marx’ın materyalist bakış açısı insanın doğadan nasıl çıkıp geldiğini gösterir. Doğanın içinden geldiğimiz için doğayla ilişkilimiz koparılamayacak bir ilişkidir. İnsan doğayla başedebilmek için bir arada bulunmak zorundaydı ve bu bir aradalık önce klan-kabile ve ardından günümüzde ulus devlet halini aldı. İnsanlar doğayla ilişkileriyle kendilerini inşa etti.
-İnsanların toplum içinde birbiriyle ilişki kurma biçimi doğayla ilişki kurma biçimlerini de etkiler: Bir toplum hiyerarşiye, savaşa ve sömürüye dayalıysa doğayla ilişkisi de kaçınılmaz olarak sömürüye dayalı olur. İnsanların doğaya müdahale etmesi doğal ve meşru, ancak onu sömürmesi yanlış. Doğa sömürüsünün bitmesi için insan ilişkilerinde de sömürüyü bitirmemiz lazım.
-Emek de doğanın bir parçasıdır, sinirler ve kasları kullanarak oluşur. Emek ve üretim tarih boyunca farklı biçimlere girdi, günümzdeki biçimi ise kapitalizm. Sanayi devrimi başladığında yüzde 2.5 olan şehirleşme oranı bugün yüzde 52 oldu, çünkü sermaye kullanacak insan ihtiyacıyla binlerce yıldır kırlarında yaşayan toplulukları şehirlere çekiyor.
-Sermaye insanı sömürdüğü gibi doğayı da sömürüyor. Son 100 yıl içinde petrol üretimi 200 katına çıktı. 1980’den beri ise insanlık doğanın üretebildiğinden daha fazlasını tüketmeye, yani doğayı tüketmeye başladı. Bugün doğal kaynaklar her yıl 1 birim yenilenirken insanlar 1.25 birim tüketiyor.
-Bu sömürü insanlara da zarar veriyor. Hindistan’da orman oranı yüzde 50’den 14’e düştü ve artık ülkedeki hastalıkların yüzde 80’i çevresel nedenlerle gerçekleşiyor. Meksika’da doğan çocukların yüzde 70’inin kanında tehlikeli miktarda kurşun çıkıyor. Tarım ilaçları ve işlenmiş gıdalar nedeniyle İngilizler 1980’lerde yılda ortalama 1.5 kilo kimyasal madde tüketiyordu. Günümüzdeki rakam çok daha fazla. Artık yediğimiz şeylere meyve veya yemek değil, ancak “şey” diyebiliyorum.
-Bunları göz önünde bulundurduğumuzda ekolojik krizin temelinde sermayenin ihtiyaçları ve taleplerinin yattığını görüyoruz. Bu yüzden ekolojik bir mücadele kapitalizme karşı mücadele etmeden başarılı olamaz.

ÖDP de RAGA’daydı
Toplantıda Türkiye’deki siyasal durum üzerine bir sunum yapan ÖDP’den Can Uğur ve Onur Taş yurtdışından gelen katılımcıları Türkiye’deki son gelişmeler hakkında bilgilendirdi. Giderek artan neo-liberal uygulamalar, AKP’nin muhafazakâr politikaları, doğa tahribatı ve HES’ler, ABD-Türkiye ilişkisi gibi konular hakkında konuşan Can ve Onur AKP’nin emperyalizm ile ilişkisine de değindi.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Türkiye’de Yeşiller Partisi kendi sonunu hazırladı

Yeşiller Partisi kurucu üyesi ve aynı zamanda Yeşil ve Sol’dan Ender Eren ile Türkiye’deki Yeşiller Partisi ve alternatif politikalar üzerine konuştuk:

>> Yeşiller Partisi yerel mücadelelere yeterince destek vermemekle ve halkla birlikte hareket etmemekle eleştiriliyordu. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz Yeşiller Partisi’ni?
Ender Eren: 
İkinci Yeşiller Partisi deneyimimiz 4. yılında istenilen başarıya ulaşamadı maalesef. Halkın mücadelelerine verdikleri destekler çok azdı. Yönetimin politik tercihleri genelde hareketlerin yanında değildi, bu bir gerçek. Ama yönetim bu tercihlerinin bedelini sonradan ödedi. Partiyi kapatmak zorunda kaldılar.

>> Yönetimin politik tercihlerinin arkasında ne vardı?
Ender Eren: 
Yeşillerin doğrudan demokrasi kuralları vardır. Her üyenin isteğini hayata geçirmek zorundadır. Böyle bir ilkemiz olmasına rağmen yönetim ısrarla kendi bildiğini okumak istedi. Belki bir şeyler başaracağını, birilerine birşeyler ispat edeceğini zannetti.
Partinin ilkerinden biri anti-kapitalist olmaktı. Ama bunu sözde savunmak yetmiyor, mücadelelerin desteklenmesi lazımdı. Bu kolay bir iş değil, bir sürü hukuki süreci, davayı göze almak gerekiyordu. Bir yandan da sokakta aktif olmak gerekliydi. Ancak bu sistemde mücadele için gerekli araçlarla donanamadı Yeşiller Partisi.
Buna sosyo-politik açıdan da bakmak lazım. Yeşiller Greenpeace, Tema gibi politik olmayan yapılara yaklaşarak sosyolojik olarak onlarla birlikte olup karşılığı olacak bir kitleselliğe ulaşacaklarını düşündüler. Oysa bu örgütler politik değiller, sadece politikayı kullanan örgütler. Yeşil ve Sol, aynı hataya düşmeden bir alternatif yaratmak istiyor.

>> Sosyalist solun çevre politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ender Eren: 
Türkiye’de sosyalist solun çevreci değerleri içermeye başladığını görüyoruz. Bazı dayanışmacı partiler Karadeniz’deki HES mücadelesinde epey aktifti. Bunlar çok olumlu adımlar. Yeşil taraftan da sol taraftan da karşılıklı bir yakınlaşma söz konusu. Zaten Türkiye’de ekoloji mücadelesine girmeyen sol başarılı olamaz. Ekoloji politikalarını içselleştiren bir sol hareketin gelecekte daha büyük kitlelere ulaşabilir.

Söyleşi içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İngiltere ve Fransa’dan çevreci sosyalistler İstanbul’daydı

ONUR EREM/BİRGÜN

RAGA (Red and Green Alternatives – Kızıl-Yeşil Alternatifler) toplantısı dün İstanbul’da başladı. Sosyalistleri ve çevrecileri bir araya getirerek ortak bir mücadele yaratmayı hedefleyen partiler ve oluşumların katıldığı toplantının öncesinde Fransa ve Birleşik Krallık’tan gelen katılımcılar ile görüştük. Matthieu Colloghan, Fransa’da radikal demokrasiyi savunan feminist ve kızıl-yeşil bir örgüt olan Les Alternatifs’den. Mike Davis ise benzer bir mücadeleyi Birleşik Krallık’ta Alliance for Green Socialism (Yeşil Sosyalizm için İttifak) ile yürütüyor.

Sosyalistleri ve çevrecileri bir araya getirerek ortak bir mücadele yaratmayı hedefleyen, kapitalist mantığın doğayı koruyamacağını savunan Matthieu ve Mike ile ülkelerindeki doğa tahribatını, toplumsal mücadeleleri ve anti-kapitalist bir kızıl-yeşil eksen düşüncesini konuştuk:

Avrupalı Kızıl-Yeşiller Birgün

>> Dünyadaki büyük yeşil partilerin genellikle kapitalizmle bir sorunu olmadığını görüyoruz. Sistem içinde bir çözüm olacağını iddia ediyorlar. Sizce kapitalist sistem çevreci olabilir mi?
Matthieu Colloghan (Fransa – Les Alternatif): Aynı şekilde sosyalist bir hareket çevreyi nasıl umursamaz diye de sorabiliriz. Bazı yeşil partiler maalesef “sadece çevreyi umursarız gerisine bakmayız” diyorlar. Oysa bu çevre felaketlerini yaratan sistemi gözardı etmek, hastalıkla değil sadece semptomlarıyla mücadele etmeye benzer. Fransa’da da böyle yeşil partiler var. Ancak gerçek çevrecilik kapitalizm altında mümkün değil.
Şunu da vurgulamak istiyorum: Burada bütün sorunları çözme iddiasında değiliz. Çevre ve toplum konusunda çözümler sunuyoruz ancak dünyada bunlar dışında o kadar sorun var ki – örneğin feminstlerin sorunlarını biz bu konferansta çözemeyiz. Elimizde sihirli değnek olduğunu iddia etmiyoruz.

>> Fransa’daki çevreci partiler ne durumda?
Matthieu Colloghan: 
Yeşiller Partisi iktidardaki Sosyalist Parti ile anlaşarak milletvekili sayısını arttırdı. Ancak bunun karşılığında nükleer santraller konusunda sustular. Yeşiller Partisi adeta çevrecilik konusunda bir tekeldi, ama izledikleri yanlış politikalara tepki olarak başka çevreci hareketler ve partiler çıktı.

‘HALK ORMAN KATLİAMINA KARŞI MÜCADELE BAŞLATTI’
>> Türkiye’deki bazı yeşil hareketler halkın verdiği mücadelelere, örneğin HES karşıtı mücadeleye yeteri kadar destek olmamakla eleştiriliyor. Fransa’da da benzer bir durum var mı?
Matthieu Colloghan: 
Şist gazına karşı büyük bir mücadele veriyoruz. Fransa’nın kuzeyinde gerçek bir ihtiyaç olmamasına rağmen büyük bir hava alanı inşaatı planlanıyor. Bölgedeki halk ormanın katledileceği bu hava alanına karşı önemli bir mücadele başlattı. Hatta açlık grevine başlayanlar bile oldu. Ancak Yeşiller Partisi bu mücadelenin liderliğini yapamayacağı için adeta mücadeleyi görmezden geldi, tek bir yorum yapmadı. Bunda iktidardaki Sosyalist Parti ile yaptıkları ittifakın da etkisi var – yeni başbakanımız bu hava alanının yapılacağı bölgenin valisiydi bir süre önce. Güç elde edebilmek için ideallerini bir kenara bıraktılar.

>> Şirketlerle aranız nasıl?
Matthieu Colloghan: 
Fransız şirketlerinin dünyadaki sömürülerine ve çevre tahribatlarına karşı duyarlıyız. Örneğin bir Fransız şirketinin Moskova’nın etrafındaki ormanı keserek otoyol yapacağını öğrendik – bu şirket Boğaz’daki lastikli araç geçiş tünelini de yapan şirket. Siz bu şirketi burada protesto etseniz umurlarında bile olmaz. Ama biz Moskova’dan gelen insanlarla beraber şirketin Fransa’daki ofisinin önünde gösteri yapınca rahatsız olup geri adım atmak zorunda kalıyorlar.

‘TOPLUMSAL HAREKETLERİ ÖRNEK ALMALIYIZ’
>> Fransa’da son seçimlerde gençlerin sandığa gitme oranı çok düşüktü. Siz gençleri çekmekte zorlanıyor musunuz?
Matthieu Colloghan:
 Klasik örgütler kendileri için siyaset yapan örgütlere dönüşüyorlar. Fransa’daki sol partilerin bazıları da oldukça klasik bir yapıya sahip. Bu tarz yapılar gençlere hitap etmiyor – merkez sağ ve merkez sol partileri de beğenmedikleri için oy vermiyorlar. Bunu kırmak için toplumsal hareketlerin yapılanmalarını da örnek almalıyız. Bir partinin katı yapılanmasını terkedip daha esnek bir yapıya geçmeli, kısa süreli pratikler yaşamak isteyen bireylere açık olmalıyız.

>> RAGA nasıl ortaya çıktı?
Mike Davis (Alliance for Green Socialism):
 RAGA’nın temeli İstanbul’daki Avrupa Sosyal Forumu sırasında atıldı. Bu sırada tanıştığımız yeşil ve kızıl partilerle bu iki farklı akımı, kültürü nasıl yaklaştırabileceğimizi konuşmaya başladık. Ufak toplantılardan sonra Paris’te bir konferans düzenledik. Yeşil ve kızıl akımlar olarak bir araya geldiğimizde yeni sorular, farklı fikirler çıkıyor ortaya.

‘BİZ RADİKAL BİR DEMOKRASİ MÜCADELESİ VERİYORUZ’
>> İngiltere’de nasıl çevre ve toplumsal mücadeleler veriyorsunuz şu anda?
Mike Davis: 
İngiltere’de insanların önünde oy vermek için iki seçenek var: Muhafazakar Parti ve Yeni İşçi Partisi. Bu iki parti de birbirinin aynısı. Sistemimizin adı demokratik olsa da kendisi demokratik olmaktan çok uzak. Biz de Les Alternatifs gibi radikal bir demokrasi mücadelesi veriyoruz.
Ülkemizde bir Yeşiller Partisi var. Ama bu parti de Fransa’daki Yeşiller gibi güç için kapitalizmle içiçe geçmiş durumda. Örneğin benim şehrim olan Leeds’de Yeşiller, Muhafazakar Parti ile ittifak yaptı. Böyle bir Yeşiller olabilir mi?
Ayrıca toplumsal harcamaların kesilmesine karşı da mücadele veriyoruz. Yine belirtmek isterim ki, Yeşillerin yönettiği bazı bölgelerde de önemli kesintiler yapıldı. Neoliberalizm ve kapitalizmle hiçbir sorunları yok.
Solda ise Sosyalist Parti ile birlikte çalışmak istedik ama çevre konusunda oldukça duyarsızlar. Alliance for Green Socialism olarak şist gazına ve nükleer santrallere karşı mücadele veriyoruz. Farklı bölgelerde yerel halkın mücadelelerine destek oluyoruz. Yeni hava alanı inşaatına karşı da mücadele veriyoruz.

‘İNGİLTERE’DEKİ GENÇLERİN ÇOĞU POLİTİK’
>> İngiltere’de geçen yıl işgaller yılı oldu. Çok sayıda genç Occupy London hareketine dahil oldu, başka kentlerde de işgaller yaşandı. Siyasetçilerden ve partilerden umudunu kesmiş bu gençliği kendinize çekebiliyor musunuz?
Mike Davis:
 İngiltere’de iki toplumsal yapı var. Biri siyasal partiler diğeri de sendikalar. Ancak günümüzde sermayenin karşısında ikisi de neredeyse bir hiç. Ülke tamamen sermayenin kontrolünde yönetiliyor. Özellikle sendikalar çok işlevsizleşti. Kendilerini korumaktan ötesini düşünemez hale geldiler.
İngiltere’de gençlerin çoğu politize, ülkelerinde ve dünyada olan bitenleri takip ediyor. Ancak haklı olarak öfkeliler. Çünkü siyasal partiler onları çekmekten çok uzak, taleplerini de umursayan yok. Onlar da bu yüzden örgütlü siyasal yapılara karşı önyargılılar, bu yüzden bizim gibi partilere bile uzak duruyorlar. Ama biz de onlara kendimizi anlatabilmek, onları çekebilmek için sürekli yeni yöntemler arıyoruz. Bu işgallere biz de destek verdik ve katılım sağladık.

 

Söyleşi içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın