Zapatistaların en güçlü silahı: Eğitim

AMBER HOWARD
BİRGÜN İÇİN ÇEVİREN: ONUR EREM

Zapatista Ulusal Özgürlük Ordusu (EZLN) 1990’larda büyük mücadelesine başladığında ilan ettiği 11 talepten biri eğitimdi (diğerleri ise iş, aş, toprak, ev, sağlık, özgürlük, bağımsızlık, demokrasi, adalet ve barış). Bugüne geldiğimizde bu taleplerin daha önce hiç olmadığı kadar karşılandığını görüyoruz Chiapas’ın dağları ve ormanlarında. Lâkin bu talepleri yerine getiren Meksika devleti değildi: Halk kendi taleplerini kendi karşıladı.

Devlet okullarının uzak ve az olduğu isyan öncesi dönemin aksine Zapatista hareketi yeni okullar inşa edip bu okullara kendi halklarından yeni öğretmenler yetiştirerek çocuklarının edindiği eğitimin ufkunu genişletti. Ve bunu Meksika hükümetinden tek kuruş yardım almadan yaptı.

BAŞKA BİR EĞİTİM MÜMKÜN

Zapatistaların dünya çapından destekçileriyle düzenlediği toplantılardan birinin konusu eğitim, “Öteki Eğitim” idi. Zapatistalar bu toplantılarda neler yaptıklarını ve bundan sonra neler gerçekleştirebileceklerini tartıştı.

Öteki Eğitim fikrinin arkasındaki ana motivasyon gençlere tarih, dil ve kültür eğitimi vererek hükümetin bugüne kadar yapamadığı bir şekilde gençleri toplumlarına fayda sağlayan bireyler yetiştirmekti. “Devlet eğitiminin kalitesi de, eğitime erişim de oldukça kötüydü, bu yüzden biz kendi eğitimimizi başlattık. Çünkü devlet eğitimi doğa anayı ve insanlığı yok etme üzerine kuruluydu; gençleri toplumu yöneten elitlerin istediği gibi şekillendiriyordu” diye anlatıyor Zapatistalar.

Eğitim modellerinin gençleri toplumdan koparmayan ve ortak fayda üreten bir model olmasına dikkat gösterdiler. “Hükümet bize okul vermediği için biz okulları kendimiz inşa etmek zorundayız. Okullarımız hükümet tarafından tanınmıyor. Ama yine de bunlar bizim okullarımız, ormandaki insanların okulu. İnşa etmek maliyetli olsa da artık hızla büyüyorlar” diyor Gustavo.

Zapatista eğitimcisi Saul ise 1994’ten sonra devlet öğretmenlerinin otonom bölgelere gelip eğitime destek vermeye istekli olduğunu lâkin bugün girmeye çalışan bütün devlet öğretmenlerinin casusluk yapmak için geldiğini anlattı ve ekledi: “Artık bölgemize girmelerine izin vermiyoruz. Kolay olmadı – çünkü biz kendimiz de okuma yazma bilmiyorduk. Ama kendimizi eğitiyoruz, sürekli öğreniyoruz. Artık çocuklarımıza kültür, dil ve tarih öğretebiliyoruz”. İşte bu insanlar Öteki Eğitim’in alçakgönüllü eğitimcileri.

Otonom bir eğitim sistemi yaratmanın kendi zorlukları olsa da Zapatista kadrosu bu sistemin tabandan, topluluklardaki insanlar tarafından kurulduğunu ve süreç içinde faydasının daha da anlaşıldığını anlatmıştı.

Öteki Eğitim’in en önemli özelliklerinden biri de topluluk içinde insanların birbirlerini anlama ve iletişim kurma biçimlerini; kültürel değerleri yeniden kazanmak. Bu, hükümet eğitimiyle kaybolmuştu ama şimdi halk bunu tekrar başlattığı için heyecanlı – Tzotzil, Tzeltal, Tojobal ve Chol gibi yerel diller artık yeniden öğretiliyor. Bu diller sadece kültürel değer taşımıyor – başka dil bilmeyen yerel çocukların eğitim alabilmesinin tek yolu bu.

Eğitim sisteminin bir diğer güzelliği de matematik, yerel tarih, kültür ve dilin yanı sıra doğayı koruma ve cinsel yönelim eşitliği konularını da eğitim sistemine dahil etmesiydi. Genetiği değiştirilmiş tohumlar satmak isteyen çokuluslu şirketlere nasıl direnmek gerektiğini, bahçe bakımı, tavuk, domuz ve koyun yetiştirme gibi konuları çocuklar daha ilkokulda öğreniyor.

ÖĞRENCİ-ÖĞRETMEN BİRLİKTE ÖĞRENİYOR

Eğitim sisteminden yetişen çocukların bir kısmı eğitim gönüllüsü (Zapatistaların öğretmen yerine kullandığı terim) olup halkı ücret almadan eğitirken bir kısmı da para kazanacakları bir işe girip kazandıkları paranın bir bölümüyle eğitim gönüllülerini ve eğitim sistemini destekliyor. Eğitim gönüllüleri yaşadıkları, içinden geldikleri toplumu eğittikleri için kültür ve dil konusunda hiçbir sorun yaşamıyor. Önemli bir diğer nokta da bu öğretmenlerin öğrencileriyle birlikte öğrenmeye devam etmeleri. Buradaki eğitim sistemi öğretmenlerin “her şeyi bilen insan” gibi öğrencileri üzerinde hegemonya kurduğu, tek taraflı bir bilgi akışının olduğu bir sistem değil, tam tersi.

Bu sayede topluluklar, çocukların hangi konularda eğitim almasını istediğine kendi karar verebiliyor. “Kendi okullarımızı kurmadan önce hükümet okula gitme şansı bulan çocuklara bizim istediğimiz şeyleri hiç öğretmiyordu. Dilimizi, kültürümüzü çocuklarımıza aktarmıyorlardı. Okullar devletin beyin yıkama aygıtı haline gelmişti” diye anlatıyor Saul, Öteki Eğitim öncesi dönemi.

2006 yılında 72 yeni otonom okul açıldı. İlk başta 20 eğitim gönüllüsüyle başlayan programda bugün, sistemin ikinci ve ardından üçüncü nesil yeni gönüllülerini yaratması sayesinde, 1.726 öğrenciyle çalışan 147 eğitim gönüllüsü var. Bu okullarda öğrenciler klasik eğitim sistemlerindeki gibi yaşlarına, sınıflarına veya notlarına göre ayrı eğitimler görmüyor. Farklı yaştan çocuklar bir sınıfta eğitim alırken sadece gönüllüler değil, yaşça büyük öğrenciler de küçük öğrencileri eğitiyor. Bu ortam yerli öğrencilerin ötekileştirildiği, sınıflarda ayrımcılığa uğradığı, yerli dillerini konuştukları için alay edildiği ve hatta cezalandırıldığı devlet okullarından çok farklı.

Kolektif emek ve çalışma Zapatista hayat tarzının temelinde yatıyor. Topluluklardaki herkes ortak faydası olan bir iş yaparken kazandığı parayı da yine toplulukları için kullanıyor. “Biz kolektivizme inanırız. Topluluğumuzu bir bütün olarak desteklemek isteriz. Bu yüzden çocuklarımızın da bu kültürle yetişmesini istiyoruz – devlet okullarında verilen bireyci neo-liberal tüketim kültürüyle değil” diyor Jesus.

HAYALLERİ OTONOM ÜNİVERSİTE

Halkın ihtiyacına ve faydasına yönelik bu eğitim sistemi Meksika yönetimi tarafından tanınmadığı için öğrenciler eğitimlerinin ardından resmi programlara devam edemiyor. “Oğlum İsyankar Otonom Lisesinden mezun oldu. Eğitimine bir üniversitede devam etmek istedi, ama izin vermedikleri için şimdi köyümüzde ilkokul öğretmeni oldu” diye anlatıyor bir veli olan Diego. Öteki Eğitim’in en büyük hayallerinden biri öğrencilerin eğitimlerine devam edebileceği otonom bir yüksek okul ve üniversite kurmak.

Halk büyük bir tutkuyla Öteki Eğitim’i desteklese de sistemi ayakta tutmak için sürekli mücadele gerekiyor. Halkın çok önemli bir kısmı okuma yazma bilmediği için her zaman eğitim gönüllülerinin kendi topluluklarında eğitim vermesini ayarlamak mümkün değil. Ayrıca eğitim gönüllülerinin çoğu, bir noktadan sonra ailesine bakmak, kıyafet ve gıda almak gibi temel ihtiyaçlar nedeniyle gönüllülüğü bırakıp maaş alabilecekleri bir işe giriyorlar.

Kaynak yetersizliği de ayrı bir sıkıntı. Hükümetten bir kuruş almadan her şeyi temelden inşa etme kararı alındıktan sonra halkın inşaat için gerekli olan malzemeyi ve ardından eğitim materyallerini alabilmesi için herkes büyük bir özveri gösterdi. Çok daha fazla okul, ev ve hastane inşa etmek istiyorlar ama ellerindeki kaynaklar epey sınırlı. “Ama bütün bu sıkıntılar otonom bir eğitim sistemi için değer. İlla bir okul binasına ihtiyacımız yok. Dersleri bazen bir ağacın altında, bazen de insanların evinde yapabiliyoruz. Bu kötü hükümetten bir kuruş alıp kendimizi kirletmeye gerek yok. Eğitim gönüllülerine elimizden geldiğince destek olarak toplumumuzu eğitmeye çalışıyoruz” diyordu köydeki yaşlı bir adam.

ERDEM SAHİP OLMAK DEĞİL, VAROLMAKTIR

Öteki Eğitim, tüketimin ve daha çok şeye sahip olmanın değil, başlı başına varolmanın değerli olduğu yeni bir dünyayı inşa ediyor. Zapatistalar gerçekçi olmak gerektiğini söylüyor: toplumun kendini özgürleştirmesi için gerçekten neyin gerektiğini, eğittikleri öğrencilerle birlikte aramak.

Zapatistaların topraklarına yaptığım ziyarette halkın tabanda örgütlenerek kapitalist, neo-liberal devlete nasıl başkaldırdığını gördüm. Yerli bir Zapatista olan Gustavo’nun dediği gibi “Dünya halkarını eğitmek için bir standart yaratmak imkansız. Çünkü her halkın farklı kültürü, toplum yapısı ve ihtiyaçları var. Yine de biz kendi farkettiklerimizi dünya halklarıyla paylaşarak onlara elimizden geldiğince yardımcı olmak istiyoruz.

Çeviri içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Bursa’da TOKİ halkı mağdur ediyor

19.08.2012
ONUR EREM

Bursa’nın merkezinde yer alan Doğanbey TOKİ kentsel dönüşüm projesinde halk mağduriyetten şikayetçi. 2007 yılında tapulu arsa ve evlerini TOKİ ve belediyeye devreden ev sahipleri hâlâ evlerine kavuşabilmiş değil.

YENİ SÖZLEŞMEYİ İMZALAMAYANA EV YOK
Dönüşüm projesinde evini belediyeye devreden kişilerden Doğanbey Konutları Komşu Birliği Derneği Başkan Yardımcısı Emrah Tepe ilk başta 13 katlı lüks evler yapılacağının vaat edildiğini, ardından binaların rant amacıyla 23 kata çıkartıldığını, evlerin içinin kalitesiz olduğunu ve şimdiden rutubetlenen daireler olduğunu söylüyor. Projeye dava açan hak sahiplerinin davalardan kazandığı tazminatların da diğer hak sahiplerine ödetilmeye çalışıldığını ve bu yüzden binlerce lira ödeme talep edildiğini söyleyen Tepe, bu süreçte ruhen ve bedenen yıpranan bir hak sahibinin Pazartesi günü evinin balkonundan atlayarak intihar ettiğini anlatıyor.

ALACAĞI OLANA BORÇ ÇIKTI
Gazetemize konuşan Emrah Tepe “Yasalara göre 30 ayda teslim edilmesi gereken proje 70 aydan fazla geçmesine rağmen teslim edilmedi. 2007’de tapularımızı devrettiğimiz inşaatın ihalesi bile 2009’da başladı. İhaleden sonra metrekare maliyeti şişirilerek 600 liradan 1018’e çıkarıldı. Bülent Arınç’ın açıklamasıyla inşaat maliyetinde bir miktar indirime gidildi, ama mağduriyetimiz giderilmedi. Proje başında 50 bin lira alacağı olan hak sahiplerinin bugün 300 bin lira borcu olduğu iddia ediliyor. Benim 36 bin lira olan borcum da 50 bin’e yükseldi” ifadelerini kullandı.

Bursa’da TOKİ cinlik peşinde

YASAL HAKLARINI İSTİYORLAR
Emrah Tepe, TOKİ’nin hak sahiplerine yasal bir hakkı olmamasına rağmen ikinci bir sözleşme imzalatmaya çalıştığını, bu sözleşmeyi imzalamayanlara evlerini vermediğini anlattı ve “İnsanlar yasal süre olan 30 ay dolduğundan beri 40 aydır boş yere kira ödüyorlar. Ödediğimiz kiraları geri alabilmek için TOKİ’ye dava açacağız” diye konuştu.

BUGÜN PROTESTO EDİLECEK
Doğanbey Konutları Komşu Birliği Derneği, hak sahiplerinin mağduriyetini protesto etmek için bugün 18:00’de Doğanbey D4 binası önünde bir eylem düzenleyecek.

Haber, Söyleşi içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Beyoğlu’nda yasaklara karşı eğlence

ONUR EREM

Son bir yıl içinde birçok işletmenin, belediyenin politikası yüzünden battığı ve her geçen gün soluklaşan İstanbul Beyoğlu’ndaki Bekar Sokak önceki akşam tıpkı eski günlerdeki gibi canlı ve eğlenceliydi. Bir yıl önce Beyoğlu’ndaki masaların kaldırılmasıyla başlayan ve günümüze kadar gelen sokakta eğlence kültürünü silme hamlelerine karşı halk, BEYDER’in (Beyoğlu Eğlence Yerleri Derneği) organizasyonu sayesinde akşam saat 7’den itibaren sokaktaki sandalyelerde içerek canlı müzikle eğlendi. Konuştuğum gençler yaz sıcaklarında sokakta, açıkhavada oturmak istediklerini ama artık Beyoğlu’nda sokakta içmenin imkânsızlaştığını anlatıyordu. Eğlence gecenin geç saatlerine kadar sürerken katılımcılar sık sık belediye karşıtı sloganlar attı. Ben de bir yandan Beyoğlu’nda özlediğimiz sokak atmosferinin ve müziğin tadını çıkartırken diğer yandan da BEYDER Eşbaşkanı Tahir Berrakkarasu ile belediye yasaklarını, esnafın durumunu ve protestoyu konuştuk:

Beyoğlu’nda yasaklara karşı eğlence

» Protesto eğlencesini düzenleme fikri nasıl çıktı?
Beyoğlu’na yaşatılan işkencenin birinci yıl dönümünde bu skandalı Beyoğlu’na yakışan bir şekilde taçlandırmak istedik. Masalar kaldırıldığından beri belediye sürekli “Bir çalışma yapıyoruz, bitirince masalar geri gelecek” diyerek bizi oyalıyordu; sabrettik ve bir yılın ardından sabrımız tükendi. Bazı gazeteciler köşe yazılarında Beyoğlu için Paris, Amsterdam gibi örneklerden bahsediyorlar. Bunlara hiç gerek yok. Gidin Türkiye’de Beyoğlu dışında bir ilçeye, sokaklarda masaların olduğunu göreceksiniz. Yasak olan tek ilçe Beyoğlu.

» Belediye ile görüşmelerinizden bir sonuç alabildiniz mi?
Beyoğlu Belediyesi 8 aydır randevu taleplerimize cevap vermiyor. Kadir Topbaş’tan 2 randevu istedik geri dönüş olmadı. Kültür Bakanlığı’na 3 ay önce dilekçe yolladık cevap yok. Zaten bu işin emri çok daha yukarıdan verilmişti. Başbakan Galata Mevlevihanesi’ne geldiğinde “Buralarda yürünmüyor” diye şikayet etmişti. Beyoğlu Belediyesi ise adeta vur deyince öldürdü, bugün Beyoğlu’nda yürüyen insan sayısı yarı yarıya azaldı. İstiklal Caddesi üzerindeki büyük mağazalardan sokak arasındaki esnafa kadar herkesin geliri yarıya indi, çalışan sayısı azaldı. Çünkü insanlar açıkhavada oturamayacağı bir Beyoğlu’na gelmektense Beşiktaş’a, Elmadağ’a, Kadıköy’e, Nişantaşı’na gitmeye başladı.

»Yerel seçimde Beyoğlu Belediyesi’ni AKP’den başka bir parti kazansa yasak kalkar mı?
Biz kalkacağını düşünüyoruz. Bu yüzden esnaf ile “doğduğun yerden değil, doyduğun yerden oyunu kullan” kampanyası başlattık. Beyoğlu’nda çalışan ve yaşayan herkesi, ikametgahını Beyoğlu’na almaya ve yerel seçimde oyunu muhalefet partilerine vermeye davet ediyoruz.

»Bazı sokaklarda eskisi kadar olmasa da masa görebiliyoruz. Neye göre veriliyor bu haklar?
Neye göre verildiğini anlamak mümkün değil. Geçen yıl “Bütün Beyoğlu’nda masalar geri gelse bile Mis Sokak’ta gelmez” diyen belediye bugün sadece Mis Sokak’a izin verdi; orada da bütün mekanlara değil bazılarına izin vererek esnafı birbirine düşürmeyi hedefliyorlar. Örneğin bu süreçte belediyeyi protesto eden yerlere izin verilmedi.

»Eskiden gençlerin gözde mekanlarından olan Asmalımescit’te bugün kapalı kepenkler ve kiralık-satılık ilanları görüyoruz. Sizce yasak kalksa esnaf belini doğrultabilir mi?
Oradaki işletmeler tamamen bitti. Bugün yasaklar kalksa bile herkesin bütçesi sarsılmış durumda. Devlet 3 yıl vergi almasa bile kendine gelemez artık işletmeler. Bütün bu yaşadıklarımızın Tarlabaşı’ndaki ‘kentsel dönüşüm’ ile başlayan sürecin bir parçası olduğunu düşünüyorum. Bazı çevreler “Beyoğlu eğlenceyle anılmasın istiyoruz” diyor. Beyoğlu’ndaki eğlence mekanlarını yok ederek bölgenin farklı bir sermaye grubunun eline geçmesini istiyorlar. Hükümetin gerçek niyeti, 2005 yılında eğlence vergisine yüzde 6.600 zam yaptıklarında anlamıştık. Böyle uçuk bir zammın neden yapıldığını bir yetkili cevaplayamadı.

»Bundan sonra da benzer protesto şenlikleri görecek miyiz?
Evet, Ramazan’ın ardından her ay 1-2 farklı sokakta benzer etkinlikler düzenlemeyi düşünüyoruz.

Haber, Söyleşi içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Brezilya’dan Fransa’ya Küresel Deneyimler

Dünya çapından İstanbul’a gelen çevreciler ve sosyalistler küresel sorunların çözümünü tartışıyor. Fransa’dan Bernadette Laval ve Brezilya’dan Luam Lubino ülkelerindeki deneyimlerini BirGün’e anlattı

ONUR EREM/BirGün

İstanbul’da başlayan RAGA (Red and Green Alternatives – Kızıl-Yeşil Alternatifler) toplantısının ilk günkü programında 10 farklı sunum vardı. İTÜ Maçka Kampüsü’nde halka açık olan toplantılarda şist gazı, kadın mücadeleleri, darbeler, yoksulluk sınırı gibi farklı konuların arasından Latin Amerika’daki ortak malların ticarileştirilmesi başlıklı konuşmayı seçtim. COMPA (Coordinadora de Organizaciones y Movimientos Populares de Argentina – Arjantin’deki Halk Hareketlerinin Koordinasyonu ve Organizasyonu) hareketinden gelen Emilio Taddei, Latin Amerika ekonomisi hakkında ana akım medyanın bize aktardığından çok daha farklı bilgiler verdi:

DOĞAYI SÖMÜRMEYE DAYALI EKONOMİ SÜRDÜRÜLEMEZ

– Latin Amerika ülkelerinin 2008 krizinden bu yana sergiledikleri ekonomik performans batı medyası ve ekonomistler tarafından “adeta bir mucize” olarak gösteriliyordu. Kıtanın GSYH büyüme ortalaması yüzde 5 civarındaydı. Oysa bu tablo oldukça yanıltıcı, çünkü son 10 yılda artan bir şekilde Latin Amerika ülkelerinin ekonomisi doğayı tüketme üzerine kurulmaya başlandı.

– Doğaya ve halka ait olan varlıklar özel sektör tarafından hızla sömürülmeye başlandı. Madencilik sektörü 4 yıl içinde Peru’da yüzde 85, Arjantin’de yüzde 400, Kolombiya’da yüzde 105 arttı. Çin ve Hindistan en büyük alıcılar haline geldi.

– Madencilik ve benzeri doğayı tüketme üzerine kurulu sektörler ekonominin temel sektörleri haline geldi. Sermaye diğer alanlardan çekilerek bu sektöre kayınca kimya ve otomotiv gibi köklü sektörler ufaldı. Maden rezervleri bittiği anda ekonominin çökme ihtimali var.

– Sadece madencilikte değil, turizm ve tarım gibi sektörlerde de doğayı tüketen, yenilenmeyen kaynaklar üzerine kurulu bir sistem oluşturuldu. Bu sistem uluslararası sermaye için çok kârlı olsa da halk ve doğa için bir faydası yok.

Emilio’nun sunumunun ardından saatler çakıştığı için dinleyemediğim iki konuşmacıyla, Brezilya’daki RAGA hareketinden Luam Lubino ve Fransız Les Alternatifs’den Bernadette Laval ile görüştüm.

>> Bildiğimiz kadarıyla HES projeleri konusunda Brezilya da Türkiye’yi aratmıyor. El değmemiş Amazon ormanlarının ortasına büyük HES inşaatları yapılıyor. En güncel haberler neler Luam?

Bazı baraj inşaatlarının olduğu yerler o kadar bakir ormanlar ki yakınında bir yol bile yok. Bu yüzden işçiler ve malzemeler şantiyeye helikopterlerle getiriliyor. Bazıları ise insanların yaşadıkları yerlere daha yakın. İnşaatlar yüzünden bir çok köy ve kasaba zorla tahliye edildi, hâlâ da tahliyeler devam ediyor. Çok büyük bir göç sorunu başladı.

>> Hükümet bu insanlara yardım ediyor mu?

Hayır! Esas sorun da bu. Tahliye edilen köy ve kasabalar zaten yoksulların yaşadıkları yerlerdi. Bazı bölgelerde yerli kabileler bile binlerce yıldır yaşadıkları topraklardan tahliye edildi. Buralarda yaşayanlar büyük şehirlere giderek kendi çabalarıyla tutunmaya çalışıyor. Bazı bölgelerde tahliye edilenlerin sayısı on binlerle ölçülüyor.

>> Brezilya’nın hükümetini solcu bilirdik, bu politikalarının arkasındaki motivasyon nedir?

Para! Barajları yapanlar özel şirketler ama maliyetin yüzde 80’ini devletten alıyorlar. Devlet ayrıca elektrik alma garantisi de veriyor. Şirketler için adeta bir cennet! Bu projelerin önemli bir kısmı Lula hükümeti döneminde başladı.

>> Halk bu projelere karşı nasıl bir mücadele veriyor?

Maalesef hükümetimiz yasaları değiştirerek baraj inşaatlarının hukuki yollarla engellenmesinin önüne geçiyor. Duyduğuma göre Türkiye’de de böyleymiş. Ama biz yine de elimizden geleni yapıyoruz. Baraj inşaatlarını durduramasak da hukiki yollarla inşaatı yavaşlatabildiğimiz kadar yavaşlatıyoruz.

>> Fransa’daki toplumsal bankacılık deneyiminden bahsedebilir misin Bernadette?

Fransa’da 1988 yılında kurulan La Nef adlı bir banka var. 2008 bilançosu 321 milyon avro. Aynı yılın rakamlarına göre bankanın 27 bin hissedarı var. Ayrıca Avrupa Etik ve Alternatif Bankalar Federasyonu üyesi.

Parası, sermayesi olan insanlar bu bankayı tercih ettiklerinde faiz gelirlerinin istedikleri kısmını toplumsal ve çevreci projelere ayırabiliyor. Bu tarz projelere sıfır faizli kredi veriliyor, geri ödemede zorluk çekenlerin ödemeleri de az önce bahsettiğim faiz bağışlarından tamamlanıyor. Diğer bankların borcunu ödeyemediği için evden attığı insanlara La Nef destek veriyor. Daha da önemlisi, bireyler bağışladığı faizlerin yüzde 66’sı bireylerin ödemesi gereken vergiden düşülüyor.

Katılan herkesin bankada hissesi oluyor. Demokratik bir yapıya sahip olan banka yönetimi katılımcılarının onayı olmadan karar almıyor. La Nef zehirli fonlara yatırım yapmak gibi kumarlar oynamadığı için son bankacılık krizinden hiç etkilenmedi.

Bankanın projelerine örnek vermek gerekirse, eğitime ihtiyacı olan insanlar, organik tarım veya yenilenebilir enerjiden faydalanmak insanlara önemli yardımlar veriliyor.

>> La Nef’in dışında diğer ülkelere örnek olabilecek ne gibi farklı yapılar var?

AMAP adında bir çiftçi örgütlenmesini örnek gösterebilirim. AMAP’a üye olan şehirli tüketiciler çiftçilere aylık bir para ödüyor. Bu parayı alan çiftçiler ise sisteme üye tüketicilere her hafta uygun fiyatla organik meyve ve sebze sepeti yolluyor. Yerel ve mevsimsel ürünler oluyor bunlar.

Çiftçilerin yardıma ihtiyacı olduğunda AMAP üyeleri meyve sebze toplamaya veya diğer işlerle ilgilenmeye çiftçilerin yanına gidebiliyor. Eğer çiftçinin hasadı kötü olursa tüketiciler az sebze-meyve alabiliyor.

Ayrıca toprağı olmayan çiftçilere toprak veren kuruluşlar da var. Bu kuruluşlar çiftçilere verdiği toprak ve evin karşılığında hasadın bir kısmını alıyor.

>> Bu tür yapılar toplumsal ve doğal sorunlara kapitalizm içinde bir çözüm bulunabileceği anlamına mı geliyor?

Bu klasik bir tartışma. “Kendi ufak, yerel çözümlerimizi mi bulmalıyız, yoksa ulusal veya küresel sistemi değiştirmek için mi uğraşmalıyız?”

Unutmamak lazım ki bu anlattığım yapılar sisteme bir alternatif sunmuyor. Sadece vahşi kapitalizmin içinde ufak bir alan açıyor. Tabi ki elimizden geleni yapıp ufak çözümler üretmeliyiz. Bazen Greenpeace veya WWF gibi kapitalizmle sorunu olmayan yapılarla da aynı hedef için birleşiyoruz.

Ama bu bahsettiğim alternatif Fransız yapılarına bakıp çok da umutlanmamak lazım. Önemli girişimler olsalar da kapitalist sistemin içinde kalıcı çözümler üretmek imkansız.

Haber, Söyleşi içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

BirGün muhabiri Olgu Kundakçı’ya hacker dadandı

ONUR EREM/BİRGÜN

BirGün muhabiri Olgu Kundakçı, kimliği belirsiz hackerların saldırısına uğradı. redhackgercekleri.blogspot.com sitesinde Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Özgür Uçkan, Ece Sevim gibi isimlerle birlikte saldırıya uğrayan Olgu’nun kimlik bilgileriyle birlikte ev adresleri, kişisel telefon numaraları, mal varlıkları bir internet sitesi aracılığıyla yayınlandı.

Muhabirimize sanal kontrgerilla saldırısı

REDHACK’E KARŞI MUHAFAZAKÂR HACKERLAR
Olgu Kundakçı geçtiğimiz ay kendilerini ‘Akıncılar’ olarak adlandıran ve kendi internet sitelerinde misyonlarını, “İnanç ve ahlaki değerlerimize saldırı yapan, toplum ve kamu vicdanını olumsuz etkileyen Türkiye aleyhtarı internet siteleriyle mücadele” olarak tanımlayan hack grubuna üye oldukları bilinen Emrullah Akdemir, Ekber Ekşi ve Serkan Erdemir adlı kişilerin, geçen nisan ayında yöneticileri oldukları belirtilen ‘Bilişim Güvenliği ve Bilişim Suçlarına Karşı Mücadele Derneği’ aracılığıyla Aksaray Polis Yüksek Meslek Okulu’ndan teşekkür belgesi aldığını ortaya çıkartmıştı. Olgu, bu haberin ardından tehdit e-postaları almıştı.

ÖNCE TEHDİT, SONRA HEDEF GÖSTERME
Bu çevrelere ait olduğu düşünülen bloglarda ‘Redhack Destekçisi Yazarların Kimlik Bilgileri İfşa Oluyor!’ başlıklı yazının yayınlanmasının ardından muhabirimiz açıkça hedef gösterilmişti.

Haber içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın