Olimpiyatlar neye yarar?

Londra 2012 başlarken ülkedeki sosyalistler neo-liberal ekonomide Olimpiyatlar’ın kamu bütçesinden özel sektöre para aktarımı dışında bir işe yaramadığını, halkı spora özendirmeyi bile beceremediğini anlatıyor

ONUR EREM | 29.07.2012 | BirGün

Yıllardır uluslararası spor etkinliklerini düzenlemek için aday olan ama bunca çabaya rağmen en büyük etkinliklerin hiçbirini (Futbol – Dünya Kupası, Yaz Olimpiyatları, Futbol – Avrupa Kupası) düzenleyememiş bir ülkede büyürken bu turnuvalar bana çok etkileyici gelirdi. Yaşadığım şehirde farklı kültürlerden yüzbinlerce insanın – kısa bir süreliğine de olsa – bir arada yaşayacağını, sporcuların şehirdeki insanlarla kaynaşacağını düşünürdüm.

Büyüdükçe, devletlerin ve büyük şehirlerin bu turnuvaları düzenlemeye can atmalarının ardında farklı nedenler yattığını anlamaya başladım. Medya çok yer vermese de her büyük etkinliğin olduğu şehirde/ülkede protestolar olduğunu görüyordum, ama bu protestoların nedenini kimse anlatmıyordu. Neyse ki internet var. Protestocuların hazırladıkları sitelere, bloglara girip onların yaşadıklarını okuyunca bazı semtlerin nasıl tamamen tahliye edildiğini ve soylulaştırıldığını, halkın kiraları ödeyemez hale geldiğini, uçuk bilet fiyatları yüzünden halkın büyük bir çoğunluğunun tek bir maç/yarışma bile izleyemediğini, devletin para getirecek spor müsabakaları için tesis yaparken halkın ücretsiz kullanabileceği spor tesislerinin sayısının da kalitesinin de her geçen yıl düştüğünü gördüm.

Bu konunun ilgimi çekmesinin en büyük nedenlerinden biri de, muhtemelen bir süre sonra İstanbul’un bir süre sonra muhtemelen bu turnuvalardan birine ev sahipliği yapacak olması. İstanbul 2000 ile 2020 arasında 2016 hariç tüm Olimpiyatlara adaylığını koyarak çok kısa bir süre içinde en çok aday olan 5. şehir haline geldi. Ayrıca ülke olarak neredeyse her Avrupa Kupası’na aday oluyoruz. Belki de Brezilya’nın 2014’te Dünya Kupası’nı, 2016’da da Olimpiyatlar’ı düzenleyecek olması gibi Türkiye’nin de 2020 yılında hem Avrupa Kupası hem de Olimpiyatlar’ı düzenleme ihtimali var.

Haziran ayında EURO 2012 ev sahiplerinden Polonya’daki Genç Sosyalistler Partisi Uluslararası İlişkiler Sekreteri Bartek Tyrcha ile yaptığım röportajda da “spor organizasyonu mağdurlarının” yaşadıklarını birinci ağızdan öğrenme ve aktarma fırsatım oldu. Londra’da Olimpiyatlar’ın gösterilmeyen kirli yüzünü daha iyi anlamak için ise Alliance for Green Socialism’den (Yeşil Sosyalizm için İttifak) Mike Davies ve Simon Shaw – Socialist Workers Party’den (Sosyalist İşçi Partisi) ile konuştum. Hem reklam bombardımanından çıkıp gerçekleri görelim, hem de bizi bekleyen tehlikeyi daha iyi tanıyalım diye:

Mike Davies – Alliance for Green Socialism (Yeşil Sosyalizm için İttifak)

>> 2012 Londra Yaz Olimpiyatları şehri nasıl etkiledi?

David Harvey’in de söylediği gibi büyük şehirlerin Olimpiyatlar için yarışmasının tek nedeni o şehirlerin elitleri. Bir şehirde Olimpiyatlar düzenlendiğinde bundan en çok şehrin elitleri kârlı çıkarken yerel yönetim bütçesi ve yoksul halk en çok darbeyi yiyor.

Dahası Olimpiyatlar ve benzeri büyük spor organizasyonları şehir merkezlerinde soylulaşmaya neden oluyor. Merkezi bölgelerde yer alan yoksul mahalleler, azınlık mahalleleri veya gecekondular yıkılarak burada yaşayan insanlar şehir dışına kovuluyor. Londra’da çok sayıda yoksul insanın ve azınlık gruplarının artan kira fiyatları nedeniyle şehir dışında gitmek zorunda kaldığına tanık olduk. Sadece yoksul halk değil, ufak mağazalar da kötü etkileniyor; ufak mağalar artan kira fiyatlarını karşılayamayınca kapanmak zorunda kalıyor ve yerine büyük uluslararası firmalar geliyor.

>> Uluslararası firma demişken DOW Chemicals’ın Londra 2012’ye sponsor olmasını nasıl karşıladınız?

Bu bütün dünya ve özellikle Olimpiyat komitesi için bir utanç. Bhopal, Hindistan’da binlerce kişiyi zehirleyerek öldürdüğü yetmezmiş gibi bölgeyi de onyıllardır temizlemeyen bu şirket parayı verince dünyanın en büyük spor organizasyonuna sponsor olabiliyormuş bunu da gördük. Buna karşı büyük protestolar düzenledik ancak bir sonuç alamadık.

Skandal sadece DOW Chemicals ile sınırlı değil – Olimpiyat ürünlerinin büyük bir kısmı Uzakdoğu’da çocukların bile köle gibi çalıştırıldığı sweatshop’larda üretiliyor. Buna izin verilmemesi lazım ama bu üzücü durum modern Olimpiyatlar için sıradan bir durum haline geldi.

>> Olimpiyatların ekonomik etkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Olimpiyatlar için harcanan para, 2005’te açıklanan bütçenin iki katını geçti bile. Halkın tepkisini çekmemek için bu rakamın özellikle düşük açıklandığını düşünüyorum. Londra Olimpiyatları Britanya ekonomisine zarar verecek. Ancak bu zararın Yunanistan’daki gibi büyük bir krize yol açacağını sanmıyorum. Çünkü iki Olimpiyat için harcanan para da birbirine yakınken Britanya ekonomisi Yunanistan’dan çok daha büyük.

Ayrıca Olimpiyat hazırlıkları için çalışan işçilerin durumu da tepki çekiyor. Çalıştırılan işçilere asgari ücret bile verilmediğine dair şikayetler var ve bu da Olimpiyatların sömürülen işçilerin emeği sonucunda gerçekleşeceği anlamına geliyor.

>> Halk Olimpiyatları canlı olarak izleyebilecek mi? Bilet fiyatları nasıl?

Bilet fiyatları o kadar yüksek ki bırakın yoksulları, halkın büyük bir kısmı için bilet almak oldukça zor. Dahası sınırlı sayıda olan biletler karaborsaya düştü. Şu anda çok büyük ve belgelenmiş bir karaborsa var.

Simon Shaw – Socialist Workers Party (Sosyalist İşçi Partisi)

>> Londra’da Olimpiyatların gerçekleşeceği bölgeler nasıl yerler?

Ben Londra’nın bir ilçesi olan Newham’ın Stratford mahallesinde yaşıyorum. Newham ve Olimpiyatların yapılacağı ilçeler sadece Londra’nın değil Birleşik Krallık’ın en yoksul bölgeleri. Bu bölgelerde yaşayan halk, hem yoksulluk hem de tesis yetersizliği nedeniyle spordan en uzak yaşayan halklardan biri. Obezite de oldukça yüksek – 10-11 yaşındaki çocuklarda yüzde 25!

>> Peki Olimpiyatlar halkı spora özendirecek mi?

Olimpiyatlar’ın Londra’da düzenleneceği duyurulurken verilen sözlerden biri de halkı spora dahil etme ve spor alışkanlıklarını değiştirme sözüydü. Ama bugün bu sözün yanına bile yaklaşılamadı. 2002’de Blair Hükümeti’nin yaptığı bir araştırma da halkın elit sporcuların mükemmel performanslarıyla bir özdeşlik kuramadığı için, Olimpiyatların düzenlendiği şehirlerde spora katılımın arttırmadığını ortaya koymuştu. Ayrıca sözleşmelere bakıldığında tesislerden çoğunun Olimpiyatlardan sonra yıkılacağını görebilirsiniz. Sporcuların kalacağı köy de Katar’dan bir firmaya satıldı.

Olimpiyat Komitesi’nin sözlerinin aksine bugün yoksul bölgelerde spor tesislerinin kapandığına tanık oluyoruz. Örneğin yerel yönetimimiz, bölgede halkın faydalanabileceği tek kapalı havuzu kemer sıkma politikaları nedeniyle kapattı – öte yanda 25 milyar liraya çıkan Olimpiyat bütçesini kimse sorgulamıyor. Bu havuzun dışında da birçok spor merkezimiz kapatıldı.

>> Halk nasıl tepki gösterdi?

Olimpiyatlara karşı en büyük protesto Aquatic Centre’ın arkasindeki Carpenters Estate’te gerçekleşti. İşçi sınıfının yaşadığı bu bölgeyi Olimpiyatlar için bir medya merkezine çevirme çabalarına karşı halk ayaklandı.

Olimpiyat çılgınlığını ufak bir örnekle iyice açıklayabileceğimi düşünüyorum. Olimpik Park’ın yakınlarındaki bir jimnastik salonunda öğrenciler aşırı sıcaktan şikayetçiydi. Yetkililer şikayetleri hiç önemsemedi; sonunda geçen hafta bir genç salonda sıcaktan bayıldı. Şimdi bu jimnastik salonuna bir havalandırma döşeniyor – ama halk için değil. Bu salonu Olimpiyatlar boyunca ABD voleybol takımı kullanacak. Olimpiyatlar biter bitmez de havalandırma sökülecek ve halk yine eski, sıcak salonuyla başbaşa kalacak.

Söyleşi içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Büyük Olimpik vergi dolandırıcılığı

SIMON BIRCH – FALSEECONOMY.ORG.UK
BİRGÜN İÇİN ÇEVİREN: ONUR EREM
29.07.2012

Londra Olimpiyatları başlıyor diye heyecanlı mısınız? Evet, dünyanın en büyük spor etkinliklerinin şehrimizde gerçekleştirilmesi göz kamaştırıcı. Lâkin işten çıkarmalar ve kamu hizmetlerindeki göz yaşartıcı kesintiler ile mücadele eden halk için Olimpiyatların uçuk maliyetini meşrulaştırabilecek bir potansiyel fayda bulmak çok zor.

Ethical Consumer’ın (Etik Tüketici) yayınladığı bir rapora göre Olimpiyatlara sponsor olan büyük uluslararası şirketlerin çoğu milyonlarca poundluk vergilerini ödemeyecekler! Hükümetin liberal vergi politikaları sayesinde Olimpiyatların düzenleneceği bölgeler –her ne kadar geçici de olsa – dünyanın en büyük vergi cenneti haline geldi.

Örnek vermek gerekirse, Olimpiyatların ‘partner organizasyonu’ olan McDonald’s ve Visa gibi firmalar hem kurumlar vergisinden hem de gelir vergisinden muaf oldular! Oysa bu iki firma da Olimpiyatlar boyunca tekel olup büyük paralar kazanacak: McDonald’s  Olimpik Park’ın yakınındaki tek yemek yeri olacak tarihinin en büyük fast food şubesini işletirken Visa da bilet ödemeleri üzerinde tekel kuracak.

Vergi uygulamasının bir diğer sonucu olarak gazeteciler, avukatlar, atletler gibi Olimpiyatlar’da çalışıp para kazanacak olan herkes vergiden muaf tutuluyor. Aynı rapora göre Birleşik Krallık’ın vergi politikası nedeniyle Olimpiyatlar sırasında kaybedeceği vergi geliri 1.7 milyar lira olacak.

Vergi Adaleti Ağı’ndan vergi kampanyacısı Richard Murphy bu duruma itiraz ediyor: Borç krizi içindeyken ve ‘parasızlık’ bahanesiyle bütün toplumsal harcamalar kesilirken böylesine bir vergi skandalına tahammül edemeyiz. Başbakan David Cameron komedyen Jimmy Carr’ı vergi cenneti kullanarak vergi kaçırmakla suçlarken kendisi Londra’nın göbeğinde bir vergi cenneti kuruyor!

VERGİ CENNETİ YOKSA BAŞKA ŞEHİR DÜZENLER

Vergi raporunun yazarlarından Tim Hunt’a göre Olimpik Köy’ü bir vergi cennetine dönüştürmek Olimpiyatları kazanmak için verilen sözlerden biriydi: Vergi muafiyeti yasası çıkarmak maalesef Olimpiyatlar veya Dünya Kupası gibi uluslararası yarışmalara ev sahipliği yapma kültürünün bir parçası haline geldi. Bu vergi muafiyetleri olmasa Uluslararası Olimpiyat Komitesi, kurumsal bir sirk haline gelen Olimpiyatları vergi muafiyeti sağlayacak başka bir şehirde düzenlerdi.

Yeşiller’in meclisteki tek koltuğunu kazanan Brighton Milletvekili Caroline Lucas da Olimpiyat için yapılan vergi düzenlemelerini eleştiriyordu: Hem uluslararası şirketlerden vergi almadığı için hem de halka ‘paramız yok’ diyerek kemer sıkma politikaları dayatırken Olimpiyatlara 30 milyar liraya yakın para harcadığı için hükümetin hesap vermesi gerek.

ONLAR VERGİ ÖDEMEMEYE ALIŞKIN

Olimpik sponsorların büyük bir kısmı ‘vergi cennetlerine’ yabancı değil. Ethical Consumer’ın Olimpiyat Komitesi’nin 11 partnerinin hepsi ve Londra Olimpiyatları’nın 7 partnerinin tamamı vergi cennetlerindeki şirketleri aracılığıyla vergi kaçırıyor. Bu firmaların arasında Adidas, Coca Cola, Lloyds gibi firmalar da bulunuyor.

Hükümetin açıkladığı rakamlara göre Birleşik Krallık’ta her yıl 15 milyar liraya yakın vergi kaybı yaşanıyor. Bu rakam Olimpiyatların toplam maaliyetinin yarısı. “Hükümet vergi cennetlerini ve kurum vergisi kaçıranları ciddi bir sorun olarak ele almalı; agresif bir politikayla bunun önüne geçmeli” diyor Tim Hunt.

Vergi kaçırmak isteyen uluslararası firmaların işi rüşvet ve yolsuzluğun daha yaygın olduğu gelişmekte olan ülkelerde daha kolay. Christian Aid’e göre küresel finans sistemindeki açıklar sayesinde bu firmalar gelişmekte olan ülkelerde yıllık 300 milyar lira vergi kaçırıyor. Bu rakam gelişmekte olan ülkelere yapılan uluslararası gıda, kalkınma gibi yardımların toplamının 1.5 katı.

Tim Hunt, vergi kaçırmanın bütün küresel spor etkinlikleriyle içiçe olduğunu söylerken gelecekteki tehdidi de gösteriyor: Bu vergi yasalarının bazıları Glasgow’daki 2014 İngiliz Milletler Topluluğu Oyunları’nı da içine alacak şekilde genişletildi. Anlaşılan vergi sisteminde açılan bu delik uzun süre kapanmayacak – bunun faturasını ise sıradan vergi mükellefleri ödeyecek.

Çeviri içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Olimpiyat öncesinde sokak temizliği

Olimpiyatlar öncesinde neo-liberal sistem sokak temizliği yaparak ‘pis’ olarak gördüğü ne varsa kentten uzaklaştırdı: Evsizler, azınlıklar, yoksullar. Şimdi sıra sokak sanatında

REBECCA CAFE | BİRGÜN İÇİN ÇEVİREN: ONUR EREM | 29.07.2012

Banksy

Banksy

Birçokları için Londra sokak sanatı için dünyadaki bir numaralı kent. Ancak Olimpiyatlar yaklaşırken birçok sokak sanatçısı eserlerinin sokaktan silindiğini söylüyor – özellikle de Olimpiyatlara muhalif eserlerin.

Yetkililer sokaktaki sanat eserlerini temizlemeye dair bir karar alınmadığını söylese de sokak sanatı dergisi Very Nearly Almost’tan Geoff Whitehouse son bir yılda Hackney ve çevresinde ‘temizlik’ faaliyetlerinin her açıdan arttığını anlatıyor. Sanatçı Darren Cullen ise “Londra’da sokaklarda insanların beğendiği ve yıllardır kimsenin dokunmadığı sanat eserleri bir anda yokolmaya başladı” diyor.

Sokak sanatçısı Mau Mau da diğer sanatçılar gibi Olimpiyatların ifade özgürlüğünü kısıtladığını düşünüyor. Olimpiyatları eleştiren eseri sadece 6 gün içinde kaldırılmış. “Eseri ‘temizlemelerini’ bekliyordum zaten” diyor Mau Mau.

Mau Mau

Mau Mau

Çeviri içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Saksafonuyla dünyayı dolaşan Arjantinli

Guatemala’da

Sırtında saksafonuyla dünyayı dolaşan gezgin müzisyen Juan Francisco Espósito geçtiğimiz hafta İstanbul’a geldi. Juan ile gezdiği ülkeler, İstanbul ve gezgin hayatı üzerine konuştuk

ONUR EREM | 24.07.2012 | BirGün

Galata Kulesi

Arjantinli Juan Francisco Espósito 2 yıldır sırtında bir çanta ve elinde bir saksafon ile dünyayı geziyor. Latin Amerika’da ufak bir gezi fikriyle başlayan bu yolculuk 2 yılın sonunda onu dünyanın öbür ucuna, Türkiye’ye kadar getirmiş durumda.

Bir haftadır İstanbul’da yaşayan Juan bir yandan İstanbul’u gezerken bir yandan da İstiklal Caddesi ve civarında saksafon çalıyor. 22 yaşında sıradışı bir hayata sahip olan Juan gezgin olmayı, hayallerini ve yolda öğrendiklerini BirGün’e anlattı:

Galata Köprüsü>> Gezgin hayatı yaşamaya ne zaman karar verdin?

Bu benim çocukluk hayalimdi. Çocukluğumdan beri haritalara bakar, ülkeleri, dağları ve şehirleri öğrenirdim. Ama sonra okula başladım ve dünyanın her yerinde olduğu gibi Arjantin’de de eğitim sistemi çocuklara hayalleri peşinden koşmalarını öğütlemiyor. Çocuklar sisteme uygun, kariyerist, tüketici bireyler olarak yetiştiriliyor.

İstiklal CaddesiOkulu bitirdiğimde 17 yaşındaydım. Bir süre çalışarak para biriktirdim ve kendime saksafon aldım. Bir yandan da müzik okulunda saksafon dersleri alıyordum. Hayatımı saksafondan kazanacağımı düşünmüyordum, “sadece hobi olarak yapayım, belki bir gün bir grupta çalarım” diye düşünüyordum. Bir süre sonra gruplarla çalmaya başladım.

2 yıl önce yurtdışına seyahat eden arkadaşlarım “başka ülkeleri görmelisin, çok güzel yerler var görülecek” dediler. O dönem Into the Wild filmini de izlemiştim. Bütün bunların üstüne bir sabah yataktan kalktım, “evet gidiyorum” dedim, pasaportumu aldım ve yola çıktım. Arjantin’in kuzeyini, belki Bolivya ve Peru’yu görerim diye düşünüyordum. “Vay be, Peru ne kadar uzak” diyordum kendime. Ve şimdi Türkiye’deyim! Arjantin’den Meksika’ya kadar neredeyse bütün Latin Amerika’yı gezdim. Birkaç ay önce Arjantin’e uğrayıp ailemi ve arkadaşlarımı gördüm, sonra tekrar yola çıktım. Belçika, Hollanda, Fransa, İsviçre ve İtalya’yı gezdim, 2 aya yakın bir süre Sardinya adasında kaldım ve saksafon çalarak para biriktirdim.

Gezmeye başladıktan bir süre sonra çocukluğumu hatırladım, gezmenin benim çocukluk hayalim olduğunu farkettim. Eğitim sistemi hayallerimi öldüremediği için epey şanslıyım. Farklı insanları, farklı kültürleri, farklı yerleri ve dünyayı öğrenmek için geziyorum.

Juan Meksika’da

>> Saksafondan kazandığın para bütün gezi masraflarına yetiyor mu?

Evet yetiyor. Lüks şeylerden hoşlanmıyorum, basit bir hayat yaşıyorum. Ayrıca her ülkede çok iyi müzisyenlerle çalma, binlerce kişinin katıldığı festivallerde sahneye çıkma şansım oldu. Yolculuğa başlarken bu kadar para kazanabileceğimi hayal etmemiştim.

>> Seni en etkileyen yerler nerelerdi?

Kolombiya ve Meksika’ydı. Kolombiya’da insanlar gerçekten sıcak kanlıydı. Meksika’da ise Chiapas bölgesinde yaşadım, Zapatistalar ile zaman geçirdim. Zapatista kasabalarına gittiğimde insanların yaşam tarzı, paylaşımları ideolojileri beni çok etkiledi.

Juan Kosta Rika’da

>> Bir müzisyen olarak yolda olmak müziğini geliştirdi mi?

Kesinlikle! Farklı ülkelere giderek daha önce bilmediğim tarzları öğrendim. Ayrıca para kazanmak için uzun süre saksafon çalmak beni çok geliştirdi. Türkiye’deki geleneksel müzik tarzını da öğrenmek istiyorum ama bunun için burada daha çok zaman geçirmem lazım.

>> Buradan sonra nereye gitmek istiyorsun?

Önümüzdeki hafta Sardinya’ya geri döneceğim, çünkü yaz sezonunda orada çalarak çok para biriktirebilirim. Sonbaharda ise İstanbul’a geri dönüp yavaş yavaş doğuya giderek önce bütün Anadolu’yu, ardından da İran ve Hindistan’ı görmek istiyorum.

Juan İtalya’da

>> Bir müzisyen olarak müzik çalmaktan en keyif aldığın şehir hangisiydi?

Meksika Chiapas’daki San Cristóbal kenti müzisyen olarak en eğlendiğim şehirdi. Bütün sanat tarzları ve akımlarının çok güçlü olduğu bu kentte halk da sanata ve sanatçıya çok değer veriyor. Şehrin atmosferi sanat için çok güzel.

>> İstanbul hakkındaki izlenimlerin neler?

Şehirde farklı kültürlerin bir arada varolduğunu gördüm, bu çok etkileyici. İnsanlar çok sıcak ve yardımsever, İngilizce bilmeyenler bile bir şekilde yardımcı olmaya çalışıyor. Binalar, tarihi eserler ve mimari de etkileyici. Ayrıca daha önce hiçbir ülkede bu kadar çok sokak müzisyeni görmemiştim. İstiklal Caddesi’nde 20 metrede bir müzisyen veya grup çalıyor. Aynı şekilde Galata Kulesi ve civarında da sokakta biraraya gelen gençler çok güzel müzik yapıyor.

Juan Belçika’da

>> Bir gezgin olmak sana neler kattı?

O kadar çok şey kattı ki, nereden başlasam bilemiyorum. Yolda olmak adeta bir hayat üniversitesi. Bir diploması yok ama okulda öğrenebileceğimden çok daha fazla şey öğrendim. İnsanlarla, duygularla ve hayatın kendisiyle ilgili çok şey kattı bana gezmek. Farklı ülkeleri gezdikçe müziğin sınırları aştığını ve insanları birleştirdiğini gördüm. Bob Marley’in One Love düşüncesine katılıyorum, dünyanın dört bir yanında sevgi dolu, yardımsever insanlar olduğunu gördüm yolculuğumda. Aralarındaki sınırlar, başlarındaki hükümetler olmadan bu insanlar mutluluk içinde yaşayabilir. Bu yüzden herkesin dünyayı gezmesi, diğer insanlarla yakınlaşması, güzel anılar paylaşması sevgi dolu bir dünyaya giden yolun açılmasına yardımcı olacaktır.

Juan Guatemala’da

Bazen Arjantin’de arkadaşlarımı, ailemi, evimi özlesem de anladım ki bütün dünya benim evim. Doğada, çadırda veya insanların kanepelerinde yattım ve yolculuğum sırasında edindiğim arkadaşlar sayesinde bugün dünyanın dört bir yanında kalabileceğim, evimde gibi hissedeceğim bir ev var.

>> Yolculuğunda unutamadığın anılardan bahsedebilir misin?

Çok fazla unutamadığım anım oldu. Hostellerde veya sokaktaAfrika, Uzak Doğu, Avrupa gibi farklı yerlerden gelen insanlarla sohbet edip, farklı kültürleri tanıyıp aslında bütün insanlığın bir arada yaşayabileceğini gördüğüm anlar en güzel anlarımdı. Farklı ülkelerde çok iyi müzisyenlerle bir arada çalmak, onlarla beraber turneye çıkıp televizyonda röportaj vermek de unutamadığım anlardan.

Otostop çekmeyi de seviyorum. Çünkü otostopçuları alan insanlar da genellikle otostopçularla aynı kafada olan insanlar. Bu sayede çok farklı insanlarla tanışıp onlardan birçok şey öğrenme fırsatım oldu. Bazen de nereye gideceğimi bilemediğimde de otostop çekiyorum ve gelen ilk araba beni nereye götürürse oraya gidiyorum.

Meksika

>> Bu röportajı okuyacak insanlara söylemek istediğin bir şey var mı?

Hayaller yaşamın saflığını yansıtır, bu yüzden hayallerinizi gerçekleştirin! Benim 2 hayalim vardı: biri saksafon çalmak, diğeri de dünyayı gezmek. Hayallerimin peşinden gittim ve şimdi saksafon çalarak şehir şehir geziyorum. Hayaller insanların özüdür. Siz de güvenli/konforlu bölgenizden çıkın ve hayaliniz neyse gerçekleştirin. Bu tahmin ettiğinizden çok daha kolay. Para kazanamam, yapamam diye düşünmeyin; ben de öyle düşünüyordum ama gerçekten kafaya koyunca herşey oluyor. Öbür türlü her gün evden işe, işten eve gidersiniz ve bir bakarsınız hayat gelip geçmiş ve hayalinizi gerçekleştirememişsiniz.

Juan’ı izlemek isteyenler akşamları İstiklal Caddesi, Tünel veya Galata Kulesi civarında onu arayabilir. Juan’ın gezdiği ülkelerdeki müzik performanslarını izlemek, yolda kaydettiği anılarına bakmak ve onunla iletişime geçmek isteyenler ise youtube.com/juanespositomusica adresine gözatabilir.

Söyleşi içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Zapatista hastanesinde tuvalette otururken

ALMAYA ALVAREZ
BİRGÜN İÇİN ÇEVİREN: ONUR EREM

Click to close

Zapatista mücadelesi Meksika Chiapas’taki yerli halkın sağlığını önemli ölçüde iyileştirdi. Sağlık hizmetini temel bir insan hakkı ilan eden Zapatista sağlık sistemi sadece Zapatista bölgesi halkına değil, ihtiyaç duyan herkese hizmet veriyor.

Zapatistaların düzenlediği, dünyanın dört bir yanından insanların gelerek dominant neo-liberal modele karşı mücadele olanaklarını tartıştığı Intergalactico toplantısına katıldığımda aniden kusmaya başladım. Bir diğer belirti de ishaldi. Zapatista Clinica la Guadalupana’da iki kişi hemen benimle ilgilendi. Hastanedeki yataklardan birinde 24 saatlik boyunca uyudum. Görevliler gece de dahil olmak üzere 2-3 saatte bir gelerek durumumu yakından kontrol etti. Böylece uzun zamandır duyduğum Zapatista sağlık sistemini içeriden deneyimleme imkanım oldu; merak ettiğim bütün sorulara cevap buldum.

OTONOM BÖLGENİN OTONOM SİSTEMİ

Click to closeToplantının gerçekleştiği Oventic bölgesinde Zapatista Ulusal Özgürlük Ordusu’na (EZLN) dahil olan yerli halk kendini otonom bir şekilde yönetiyor. Bunun sonucunda Meksika devletinden bağımsız birer eğitim ve sağlık sistemi oluşturmuşlar. Bu sistemlerin en büyük destekçileri çocukları eğitmek veya hastaları iyileştirmek için ücret talep etmeyen insanlar. Kaçınılmaz olarak ekipmanlara para harcamak gerekiyor ama bu para da dünya çapında Zapatistalar ile dayanışma gösteren halkların ve STK’ların bağışlarından karşılanıyor. Meksika hükümeti ise yüzlerce yıldır yaptığı gibi Chiapas’taki yerli halkın sağlığı ve eğitimi için kılını bile kıpırdatmıyor.

Hastanede bana verilen ilaçlar ve yemek sayesinde sonraki gün iyileşmiştim. Bir ağacın altında üç Zapatista sağlık çalışanı ile oturarak sağlık sistemlerini uzun uzun konuştuk: Hastanenin koordinatörü Anastasio ve jinekoloji uzmanları Celia ile Guadalupe.

Zapatistaların otonom bir sağlık hizmeti yaratması tamamen gereklilikten kaynaklanıyordu. “Kolayca iyileştirebilecek birçok hastalık var. Ama burada köylerde yaşayan hastaları iyileştirebilecek tek bir kişi yoktu. Dahası köylülerin bir devlet hastanesine gitmek için verecek yol parası bile yok. Bunun sonucunda sağlık gönüllüleri olarak bizler bu köylerde sağlık hizmeti veremeye karar verdik” diyor Anastasio gururla.

ÇAMURLU AYAKKABI YÜZÜNDEN HASTANEYE GİREMEMEK

Halkın devletin sağlık hizmetinden nasıl dışlandığını anlatırken “Parası olan insanlar devlet hastanelerinde kolayca hizmet alıyor. Ama köylerden zar zor gelen insanların, güzel ve temiz devlet hastanelerine ayakları çamurlu ve kirli olduğu için alınmadığı oluyor” diye konuşuyor.

Zapatista köylerinde köy klinikleri, sağlık ocakları ve mini-klinikler hastalardan hiçbir ücret talep etmiyor. Hastaları iyileştirmek kadar önemli olan bir diğer şey ise hastalığın önlenmesi. Sağlık gönüllüleri ücra köylerdeki halkı tuvalet, hijyen, temizlik, suyu içmeden önce kaynatmak gibi konularda eğitiyor; köydeki çocuklara aşı yapıyor.

“Parazitler, ishal, zatürree ve deri enfeksiyonu gibi hastalıkları burada tedavi ediyoruz. Ancak bazı ciddi durumlarda hasta bizim ona sunabildiğimizden daha gelişmiş bir tedaviye ihtiyaç duyduğunda devlet hastanesine naklediyoruz” diye anlatıyor Celia.

Click to close

Zapatistaların yerel durumu iyileştirme çalışmaları 1994’teki isyandan önce başlamıştı. Clinica la Guadalupana 1992’de kurulmuş. Son yıllarda ise dikkat çekici bir oranda gelişmiş. Günümüzde bu kliniğin içinde ağız sağlığı, jinekoloki, göz sağlığı, doğun servisi, labaratuar, eczane ve tıbbi bitki yetiştiren bir labaratuar başta olmak üzere birçok bölüm var.

OTONOM SAĞLIK SİSTEMİ BÜYÜYOR

8 sağlık gönüllüsüyle kurulan klinikte bugün bu rakan 40’a yükseldi. Zapatistaların 5 yerel örgütlenmesinin olduğu Oventic bölgesinde ise 300’den fazla sağlık gönüllüsü çalışıyor.

Yurtdışından gelen bağışlara bağımlı olan klinikte ilaç ve ekipman sıkıntısı her zaman mevcut. Ancak sağlık görevlileri bu sorunun üstünden gelebilmek için yaşlı köylülerden eski Maya yöntemlerini kullanarak tıbbi amaçlı bitkiler yetiştirmeyi öğrenmiş ve böylece paraya olan bağımlılıklarını azaltmışlar. “Kullandığımız ilaçların yüzde 40’ını kendi bitkilerimizden elde ediyoruz” diyor Anastasio.

Hastanede bir ameliyat odası bulunmuyor ama zaten ameliyat yapmak sağlık gönüllülerinin yeteneğinin ötesinde. “Burada sürekli bulunan bir doktor yok, ama İtalyan bir doktor yoldaşımız birkaç yıldır yardıma ihtiyacımız oldukça bize destek oluyor” diye anlatıyor çalışanlar.

Yeni sağlık gönüllüleri düzenli olarak köylerde eğitiliyor. Eğitimi ise tecrübeli sağlık görevlilerinin yanısıra Medicos del Mundo projesinden Fransız doktorlar üstleniyor. “Kurslar önleyici ilaç eğitimi ile başlıyor. Ardından vücudun farklı bölgelerini öğrenip bir organda rahatsızlık olduğunda ne yapmamız gerektiğini anlıyoruz. Eğitimimiz 3 aşamadan oluşuyor ve her aşama 8 ay – 1 yıl arasında sürüyor” diyor Guadalupe.

Tamamen iyileştikten sonra en büyük meraklarımdan biri olan Zapatista sağlık sisteminin işleyişini ve ne kadar çok insanın en basit sağlık hizmetinden bile dışlandığını öğrenmiş bir şekilde Intergalactico toplantısına geri dönüyorum.

Çeviri içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın