İsrail solundan Bağımsız Filistin’e destek

Onur Erem
19 eylül 2011

İsrail ile Türkiye arasında yaşanan son dönemdeki politik çekişme bazı çevreler tarafından halklar arası bir düşmanlığa indirgenmek isteniyor. Her iki ülkede de savaşı, militarizmi ve şovenizmi savunanların ve bu duyguları yerleşik hale getirmek isteyenlerin sayısı bir hayli fazla. Buna karşılık yine her iki ülkede de hatırı sayılır bir grup var; Her şeye inat barışı, halklar arasında kardeşliği savunan. İsrail’deki Meretz Partisi de bunlardan biri. Filistin’in bağımsızlığını savunan, bölgede kalıcı barış isteyen, agresif politikalara son verilmesini isteyen, Türkiye-İsrail gerilimine milliyetçi duygularla bakmayan “başka türlü bir İsrail”in de mümkün olduğunu gösteren Meretz’in Genel Sekreteri Dror Morag ile bölgedeki gelişmeler hakkında konuştuk.


Filistin’in bağımsızlığı önümüzdeki günlerde BM’de oylanacak. Sizin oylama hakkındaki tutumunuz nedir?

Biz Meretz olarak bağımsız bir Filistin’i savunuyoruz. 1967 sınırlarına göre kurulmuş iki devlet, bölgedeki çatışmaları bitirebilecek bir çözümdür. Filistin halkının bağımsızlık isteğine saygı duyuyoruz, her halk gibi onların da bağımsızlığı en temel haklarıdır. Binyamin Netanyahu hükümetine de Filistin’in bağımsızlığını tanıma çağrısı yaptık, ancak onlar çözüm değil, çözümsüzlük istiyorlar.

İsrail’i sarsan sosyal protestolar hakkında ne düşünüyorsunuz?
İsrail’i bir süredir saran protesto dalgaları halkın isyanıdır. Bu süreçte aktif olarak yer alıyoruz. Protestocular doğrudan tabanda örgütleniyorlar. Sosyal demokrasiyi savunan, refah devleti ve eşitlik getirmek isteyen bir parti olarak bu konuların halkın gündeminin merkezine girmesini görmekten mutlu olduk. Bizce bu protestolar, İsrail toplumunun önceliklerini değiştirmek için büyük bir şans.

Arap ülkelerinde yaşanan olayları nasıl görüyorsunuz?
Arap Baharı ile bölgedeki ülkelerde olumlu bir değişiklik olmasını umut ediyoruz. Şu anda radikal elementlerde bir yükseliş olsa da uzun vadede bunların azalabileceği düşüncesindeyiz.

Türkiye-İsrail ilişkilerine gelirsek, Ankara ile Tel Aviv’in arasının açılmasının tek nedeni Mavi Marmara olayı mıdır?
Türkiye ile İsrail arasındaki dostluk uzun yıllara dayanıyor. Türkiye, İsrail kurulduğunda onu tanıyan ilk ülkelerden biriydi. İlk ülkenin arasındaki ilişkiler hem stratejik önem taşıyor, hem de bölgedeki istikrara katkı sağlıyordu. Bugün bu noktaya gelmemizin nedeni tamamen hükümetlerin yönetimsel hatalarıdır. İki ülkenin lideri de ulusal çıkarlarının yerine egolarını ön plana koydukları için ilişkiler bu hale geldi. Artık iki ülkenin de için stratejik ve ekonomik zararlar göreceği bir noktadayız. Bu zararlar geri dönüşü olmayan sonuçlara yol açmadan iki ülkenin de çabalayarak ilişkiler düzeltmesi gerekmektedir.

Erdoğan Ortadoğu ziyareti çerçevesinde Filistin’i ziyaret edecekti, ancak son anda planları iptal oldu. “Gazze’yi bir gün kesinlikle ziyaret edeceğim” diyen Erdoğan’ın Gazze’yi ziyaret etmek istemesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Erdoğan’ın Filistin’e gelme niyeti konusunda şüphelerim var. Eğer geldiğinde El Fetih ve Hamas’ın arasındaki ayrılığa son vererek Filistin’in birleşmesini sağlayacaksa, Hamas’ın radikalliğini azaltacak adımlar atacaksa, bu hayati ve önemli bir ziyaret olur. Ayrıca İsrail ve Filistin tarafları arasında tutukluların değişimi konusunda görüşmeler yaparak insani acıları azaltacak adımlar atmasını dileriz. Böyle bir adım İsrail ve Türkiye arasındaki ilişkiler için de yeni bir başlangıç olabilirdi. Bunları yapmayacaksa gelmesinin anlamı da yok. Ama maalesef Erdoğan, ziyaret niyetinin bunlar olup olmadığını açıklamadı.

İsrailli askerlerin geçtiğimiz haftalarda Mısırlı askerleri öldürmesinin ardından iki ülkenin arası iyice açıldı. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
İsrail ile Mısır arasındaki gerginliğin bir an önce bitmesini istiyoruz. Umarım iki ülke arasındaki barış anlaşması yıllar boyunca bozulmadan devam eder. Ama bunun için iki ülkenin de çaba göstermesi lazım. Son dönemde yaşanan çatışmalar sonucu Mısır’lı askerlerin öldürülmesi bizi üzdü. Bu olayın ardından hem Mısır’dan İsrail’e atılan bombalarda hayatını kaybeden İsraillilerin ailelerinden hem de hayatını kaybeden Mısır’lı askerlerin ailelerine başsağlığı diledik.

Söyleşi içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Yabancılar değil, yabancılaştırma şubesi

ONUR EREM/BİRGÜN

 —

Devlet dairelerinin basık ve sıkıcı atmosferini bu ülkede yaşayan herkes bilir. Saatlerce ayakta bekledikten sonra sıra gelince, insanlar bir mengeneden kurtulmuş gibi rahatlarlar. Ancak bir de sıra geldikten sonra veznedekilerin anlamadığınız bir dilde konuştuğunu hayal edin. Türkiye’de yaşayan yabancıların esas sıkıntısı tam da sıra onlara geldikten sonra başlıyor. Sürekli oturma izni yenilemek için gitmeleri gereken Yabancılar Şubesi’nde hiçbir polis memurunun İngilizce bilmemesi hepsini yıldırmış durumda.

fotoğrafta o kadar insan var, birinin bile yüzü görünmüyor. tam zamanında çekmişim =)

Gözlem yapmak için Fatih’teki Emniyet Müdürlüğü’ne gittiğimde gördüğüm manzara bana anlatılanlarla aynı: iletişim kurmak isteyenler yanlarında Türkçe bilen bir tanıdıklarıyla gidiyorlar, bu tanıdıkları polisle iletişim kurup onlara tercüme ediyor. Devletin bu ayıbını ise kurnaz acenteler kapatıyor, yabancılardan para alıp resmi işleri onların yerine hallediyorlar. İşte bu yıpratıcı süreci yaşamış yabancıların ağzından Yabancılar Şubesi:

Okumaya devam et

Haber, Söyleşi içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Şehir Merkezinde Bir Getto

ONUR EREM

Avrupa’nın en büyük şehirlerinden birindeyim. Şehir merkezinden kalkan banliyö trenine biniyorum. İndiğim yerde yıkılmaya yüz tutmuş binalar karşılıyor beni. Bir kısmı terk edilmiş, bir kısmı da harabeye dönmüş bu binalarda sayısız siyahî göçmen yaşıyor. Köşe başlarında boş boş oturan göçmenlerin önünden geçiyorum. Aralarından bir tanesi ayağa kalkıyor, içmekte olduğu esrardan derin bir nefes çekiyor ve bana Fransızca bir şeyler söylüyor. Fransa’da benzer anları daha önce de yaşamıştım, ancak bu manzarayla İstanbul’un Katip Kasım Mahallesi’nde karşılaşmak şaşırtıyor beni.

Okumaya devam et

Yazı içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Hayatın ritmini yakalamak için Gökçeada’ya

22 haziran 2011
ONUR EREM


Mısırlı Ahmet Galata Ritimhanesi’nin düzenlediği  4. Ritim ve Sanat Kampı 9-24 Temmuz arasında Gökçeada’da gerçekleşecek. Kampın organizasyonunu yapan darbukacı Hikmet Yıldırım ve Ritimhane’nin öğrencilerinden tiyatrocu Setenay Yener ile ritimhane ve kamp hakkında konuştum:

»Bu yolculuk nasıl başladı?
Hikmet Yıldırım: 1998’de Mısırlı Ahmet ve arkadaşlarımızla toplam 7 kişi Sina çölüne gitmiştik. Bir yıldan biraz daha uzun bir süre orada kamp kurduk. Sürekli darbuka çaldık, bizim orada olduğumuzu öğrenip kampımıza gelen müzisyenlerle etkileşim içinde bulunduk.
2003 yılında böyle bir kampı Türkiye’de yapma fikri oluştu. 2007 yılında okulu açınca 2008 yazında hem bize bir tatil olsun, hem de okul dışından gelmek isteyen insanlara açık olsun isteyerek bir kamp yaptık Şile’de. İlk yıl 45 kişi gelmişti, 2009’da 90, 2010’da ise 146 kişi olduk.

Okumaya devam et

Söyleşi içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Eski inançlara yeni bir yorum: Neopaganizm

ONUR EREM

Neo-paganlar kendi dinlerini başkalarına empoze etmeye çalışmazlar. Kendilerine özgürlük tanıyacak her dinin özgürlüğünü savunurlar. Onlara göre din ve devlet işleri de kesinlikle ayrılmalıdır.

Pagan dini dendiğinde insanların aklına tarih öncesinde ortaya çıkan ve tek tanrılı dinlerin ardından yok olan (veya yok edilen) ‘ilkel’, çoktanrılı dinler gelse de; Neopaganizm akımı sayesinde bu inançlar gelişerek tekrar dünyaya yayılıyor. Özellikle gelişmiş ülkelerde ortaya çıkan bu akım, ülkelerindeki egemen dinleri kısıtlayıcı ve yapay bulan insanlar tarafından, ‘insan doğasının özüne dönüş’ anlamı taşıyor.

Okumaya devam et

Yazı içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | 6 Yorum