İlkim mültecileri yasal düzenleme bekliyor

Dünya çapında milyonlarca insan, iklim değişimi kaynaklı felaketler nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalırken uluslararası anlaşmalarda iklim göçünün tanımlanmamış olması mültecileri zor durumda bırakıyor
Deutsche Welle
Son yıllarda dünya çapında iklim değişikliğiyle ilişkilendirilen felaketlerin sayısında ciddi bir artış var. Uzmanlar her yıl daha fazla insanın bu nedenle ülkelerini terk etmek zorunda kaldığını söylüyor. Son olarak 100 bin ile 200 bin arası Somalilinin komşuları Kenya’ya göçmek zorunda kalması ve buradaki mülteci kamplarında yaşadıkları, sorunu tekrar gündeme getirdi. Eskiden hayvanlarıyla birlikte göçebe olarak yaşayan bu insanlar hayvanları öldükten sonra Kenya’daki mülteci kamplarına mahkum kaldılar.

İsviçreli hukuk uzmanı Walter Kalin, bu tablodan Batılı ülkelerin sorumlu olduğunu söylüyor. Gelişmiş endüstri ülkelerinin atmosfere saldığı gazlar, dünyanın öbür ucundaki hassas iklim dengesini bozarken gelişmiş ülkelerin bu trajediye sessiz kalması uluslararası kamuoyunu da rahatsız ediyor. BM tahminlerine göre 2050 yılına kadar bu nedenle dünya çapında 150 milyondan fazla insan evini terk etmek zorunda kalacak.
İklim değişiminin bir diğer mağduru da Uganda’daki kahve üreticileri. Sıcaklığın her yıl artması nedeniyle küçük üreticiler batma noktasına gelmiş durumda. Eğer kısa bir süre içinde çözüm bulunmazsa, bütün küçük çiftçiler iklim göçüyle yüz yüze kalacak.
Kalin’e göre uluslararası anlaşmalar siyasi mültecilere yeterli koruma sağlarken iklim ve çevre koşulları nedeniyle evlerini terk edenler aynı seviyede korunamıyor. Göçtükleri komşu ülkelerde nasıl bir muameleyle karşılaşacakları tamamen o ülkenin insafına kalmış durumda.
Gelişmiş ülkeler bu konuda yasal düzenlemeye gidilmesine sıcak bakmıyor. Ancak 2011’de Darfur, Güney Afrika’da düzenlenen BM İklim Konferansı’nda yaratılan Yeşil İklim Fonu’na gelişmiş ülkeler 30 milyon avro yatırım yapmayı kabul etti. Bu miktar 2020’ye kadar 100 milyar avroyu bulacak.
Oysa iklim değişikliğinin tek kurbanı Güney Yarımküre’deki ülkeler olmayacak. Deniz seviyelerinin yükselmesi, Hollanda’yı da uzun vadede tehdit edecek gibi gözüküyor.

Çeviri içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Tarihi manzaraya son bakış

Önde Yeni Cami, arkada Ayasofya Müzesi

Önde Yeni Cami, arkada Ayasofya Müzesi

İstanbul silüetine ve tarihi yarımada manzarasına vereceği zarar nedeniyle şehir plancıları ve mimarların yanı sıra İstanbul halkının da tepkisini çeken Haliç Metro Geçiş Köprüsü’nde inşaat tüm hızıyla sürüyor. Yeni Cami ve Ayasofya Müzesi, Unkapanı Köprüsü’nün üzerinden geçen yolculara son defa yüzlerini gösteriyor.

31siluet16

Haber içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

İçinizdeki teröristi keşfedin

ONUR EREM – 27 Ocak 2013 – BirGün Pazar

Siyasetçiler, öğrenciler, sendikacılar, gazeteciler ve son olarak avukatlar… Çağdaş Hukukçular Derneği ve Halkın Hukuk Bürosu’ndan avukatların tutuklanmasıyla birlikte Türkiye’de kitlesel tutuklamalara maruz kalan meslek gruplarına bir yenisi daha eklendi. Bu trende bakınca, devletin gelecekteki tutuklamaları da mesleklere göre yapacağını kestirebiliriz. Savcılarımıza ve kolluk kuvvetlerimize yardımcı olmak amacıyla, teröristlerin yapılandığı diğer meslekleri ifşa etmenin memleket için faydalı olacağı kanaatindeyim:

Taksi şoförleri: Taksiye bindiğinizde şoförlerin sıklıkla zamlardan, trafikten, ekonomiden, korsan taksilerden ya da futboldan şikayet ettiklerine tanık olmuşsunuzdur. Güvenilir kaynaklardan aldığım bilgilere göre bunun nedeni, kendilerini taksici olarak gizleyen, Taksici Propaganda (TAKPROP) adlı bir örgüt. Yıllardır memleketteki sorunlardan haberi bile olmayan yolculara bütün sıkıntılarını anlatarak ülkemizin gelişmemiş bir ülke olduğu imajını yerleştiren bu örgüt, halkı isyana teşvik ederek anayasal düzeni yıkmak için iş çıkışı saatlerinde bilinçli olarak kaza yapıp trafiği tıkamak gibi eylemlere imza atıyor. Kazandıkları paralarla aşağıdaki diğer örgütleri finanse eden TAKPROP’un üyelik formunda yer alan 5 yıllık direksiyon tecrübesi koşulu, örgütün alanında uzman teröristlerden oluştuğunu gösteriyor.

Öğretmenler: Eğitim sistemine sızmaları ve küçük yaştaki çocukları etkileyebilmeleri nedeniyle en tehlikeli teröristlerden sayılan öğretmenler, gazetemize gelen belgelere göre Evrimci Halkın Kurtuluş Partisi (EHKP) çatısı altında örgütleniyor. 20. yüzyıl başlarında gençlere “sözde evrim teorisi” adını taşıyan ve gençleri dinden uzaklaştıran bilgileri öğreten biyoloji öğretmenleri tarafından kurulan bu örgüt, sonradan diğer branşlardan öğretmenlerin de katılımıyla büyüdü. Günümüzde tarih derslerinde “sözde Ermeni soykırımı” ve “Sovyet Sözde Sosyalist Cumhuriyetler Birliği” hakkında bilgiler vererek gençlerin kafasını karıştıran, beden eğitimi dersinde gençlerin vücut hatlarını öne çıkartan eşofmanlar giymesine ses çıkarmayarak okulları fuhuş yuvasına çeviren öğretmenler de yeni bir örgüt kurmanın yüksek maliyeti nedeniyle EHKP şemsiyesinde örgütleniyorlar. Örgüt liderliği ise yüzleri bile kızarmadan “vajina”, “sperm” gibi kelimeleri kullanabilen kadın öğretmenlere sahip olmaları nedeniyle hâlâ biyoloji öğretmenlerinin elinde bulunuyor.

Doktorlar: Devrimci Halkın Kurtuluş Partisi – Doktorları (DHKP-D) adı altında örgütlenen bu karanlık odağın en dikkat çekici eylemi gözaltında işkence görenlerin bulgularını kayıt altına alarak devleti küçük düşürmek. Hastalanan işçilere rapor verip iş gücü kaybına yol açarak kapitalist sistemi zarara uğratan DHKP-D’nin bir kanadı da televizyonlarda “yediğiniz her şey zararlı” diyerek halkı açlık grevine teşvik etmek ve Türk delikanlılarının vücut direncini düşürmekle suçlanıyor. Terörist doktorların, EHKP üyesi terörist öğretmenlerin eğitiminden geçtikleri düşünülüyor.

Sanatçılar: Sanat eserlerinin insanda öfke, hüzün, coşku, şehvet, sevinç gibi farklı duygular uyandırma gücü, sanatçılar içine sızan terörist gruplar tarafından bir süredir suistimal ediliyor. Terörist Sanatçılar Konfederasyonu (TSK) adı altında dayanışan örgütlerin bazıları şöyle: Anadan üryan erkekleri ve hatta kadınları model olarak kullanıp örf ve adetlerimizi yıkmayı hedefleyen Heykeltıraşlar ve Ressamlar Terör Örgütü, coşkulu şarkılarıyla insanları terörizme davet eden gruplardan oluşan Yasadışı Müzik Örgütü, Gogol’un Palto’su gibi halkı askerlikten soğutarak terör odaklarına hizmet edecek eserleri sahneleyen Terörist Tiyatrocular Birliği.

Birer meslek grubuna ait olmasalar da, aşağıdaki iki terör örgütü kitlesellikleri nedeniyle milletimizin geleceği için tehlike arz ediyor:

LGBTTT: Bir grup sapkının, toplumumuzun temelinde yatan aile kavramını çökertmek ve Türk milletinin üremesini engellemek amacıyla kurduğu Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti, Transeksüel Terör Örgütü genel ahlakımızın tüm baskısına rağmen son yıllarda çok sayıda masum genci ağına düşürmeyi başardı. Büyük kentlerde adına “dernek” denilen terör yuvalarında örgütlenen LGBTTT’nin, Başbakan Erdoğan’ın 3 çocuk hedefine ulaşmasını engellemek için uyguladığı terör eylemleri kan donduran türden: “Sözde eşcinsel evlilik” düşüncesini yaymak amacıyla dergiler çıkarmak, her yıl “sözde eşcinsel onur gününde” yürüyüş yapmak ve terörün su gibi aktığı partiler düzenlemek. Örgütün, üyelik sözleşmesine Lubunca terimler koyarak örgüte sızmak isteyen ve jargonu bilmeyen sivil polisleri tespit ettiği emniyetten gelen bilgiler arasında.

MUHMUHKAP: Muhtelif Muhalif Düşüncelere Kapılanlar adlı örgüt, belki de sıraladıklarımın arasında en sinsi örgüt. Yakalanan örgüt üyelerinin itirafları, bir anlık dalgınlığın bile örgüt üyeliği ile sonuçlanabileceğini gözler önüne seriyor: “Doğalgaz faturasını gördüm ve ‘lanet olsun böyle hükümete’ dedim”, “Bir an üçüncü köprünün yapılması kötü bir fikir diye düşündüm, pişmanım”, “Çayımı içerken farkında olmadan sosyalizm hakkında düşünmeye başlamışım, suçumu kabul ediyorum”… Mahkemeler örgüt üyelerini yargılarken, örgütün tüzüğünde yer alan “Hükümet politikalarına muhalif olan herkes doğrudan MUHMUHKAP üyesi sayılır” maddesini geçerli üyelik delili olarak kabul ediyor.

* * *

Siz de içinizdeki potansiyel teröristi keşfedin! Ama olur da keşfedemezseniz üzülmeyin, devletimiz sizin yerinize keşfedecektir.

Yazı içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

RedHack’ten 4 yeni belge

ONUR EREM – 16 Ocak 2013
RedHack, YÖK’ün ağına sızarak ele geçirdiği belgeleri yayınlamaya devam ediyor. Son açıklanan belgeler arasında İTÜ, Ege, Hakkari ve Adnan Menderes Üniversiteleri yer alıyor.

İTÜ’ye dair belgelerde 2012 rektörlük seçimlerinde birinci çıkmasına rağmen Cumhurbaşkanı’nın rektör olarak atamadığı İTÜ eski rektörü Muhammed Şahin hakkında akademisyenlerin verdiği şikayet dilekçesi bulunuyor.

Yeni rektör Mehmet Karaca’nın göreve başlamasının ardından YÖK’e yollanan ‘bir grup akademisyen’ imzalı mektupta eski rektörün “devlet arazilerini talan ettiği, sahte evrak düzenlediği ve yasal hükümlerin gözardı ettiği” yer alıyor. Akademisyenler soruşturmanın yürütülmesi için yeni rektör Karaca ve ekibine de güvenemeyeceklerini ifade ediyorlar.

EGE’DE AVM RANTI İDDİASI

Ege Üniversitesi’yle ilgili belgelerde ise 8 kişinin İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı şikayet yer alıyor. Bu 8 kişi, Ege Üniversitesi Rektörlüğü, Ege Üniversitesi Vakfı Mütevelli Heyeti ve Tepe Grubu İnşaat Sanayi ve Ticaret AŞ yetkililerinin suç işlemek amacıyla örgüt kurma, resmi belgede sahtecilik yapma, ihaleye fesat karıştırma, görevi kötüye kullanma, görevi ihmal etme ve edimin ifasına fesat karıştırma suçlarını işlediğini iddia ediyor. Bu iddiaların gerekçesi ise üniversiteye ait bir araziye “2.500 yatak kapasiteli yurt, konaklama tesisi, spor sahası, sinema, restoran ve alışveriş merkezi” inşası için ihaleye çıkıldıktan sonra bu araziye sadece devasa bir AVM yapılması. Şikayette bulunanlar, arazinin normal değerinin çok altında kiraya verildiğini, inşa edilmesi gereken diğer tesislerin inşa edilmemesi sonucunda üniversite yetkililerinin sözleşmeye aykırılık davası açmadığını iddia ediyor. Belgelere göre İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı 12 Kasım tarihinde şikayetleri inceledi ve belgeleri soruşturmayı yapması gereken kurum olan YÖK’e yönlendirdi.

ADNAN MENDERES’TE REKTÖRE SORUŞTURMA

RedHack’in Adnan Menderes Üniversitesi’ne dair yayınladığı belgelerde Rektör Şükrü Boylu’nın Türk Ceza Kanunu’na aykırı fiiller işlediği yer alıyor. Rektör Vekili Cavit Bircan’ın YÖK’e gönderdiği belgede üniversitenin hukuk müşavirliğinin, otopark fatura tahsilat kulübesi alımı ve montajı ihalesi ile otopark akıllı geçiş ve kontrol sistemi ihalelerinde Rektör Boylu’nun ihale mevzuatını ihlal ettiğine karar verdiği belirtiliyor.

HAKKARİ’DE PROMOSYON ŞİKAYETİ

Hakkari Üniversitesi’yle ilgili belgelerde de Rektör İbrahim Belenli ve Özel Kalem Müdürü Süleyman Solmaz kamuyu zarara uğratmakla suçlanıyor. YÖK’e gönderilen şikayet dilekçesinde rektörlüğün Halk Bankası ile anlaşarak 85 bin TL promosyon aldığı, ancak bu gelirin rektör ve özel kalem müdürü tarafından keyfi bir şekilde harcandığı yer alıyor.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Samatya’daki saldırılar Ermenileri endişelendirdi

Samatya’da yaşlı Ermeni kadınların saldırıya uğramasının ardından Ermeni yurttaşlarla konuştuk. Hepsinin söylediği ortak söz: Endişeliyiz, sorumlular bir an önce bulunsun
ONUR EREM
Samatya’da yaşananlar Ermeniler arasında büyük bir endişe yarattı. Aralık ayında bir Ermeni kadının öldürülmesi, başka bir Ermeni kadının dövülerek hastanelik edilmesi; bu ay da yaşlı bir Ermeni kadının arabayla kaçırılmaya çalışılması, bir kilisenin taşlanması ve son olaran yaşlı bir kadının darp edilmesinin ardından Ermeniler olayların tesadüf olmadığını düşünüyor. Bu saldırıların ardından neler hissettiklerini Ermeni yurttaşlara sorduk. Güvenlikleri açısından isimlerini gizleyerek yayınlıyoruz:

İ.Ç. (24): Saldırılara baktığımızda Ermenilerin özellikle hedef seçildiğini, bunun planlı bir iş olduğunu görüyoruz. Arkasındaki çok büyük, derin bir örgüt olmasa bile en azından ufak bir çete diyebileceğimiz bir yapılanma olmalı. Hrant Dink cinayetindeki gibi devletle ilişkili bir çete olma ihtimali de var. Devletten bağımsız bir çete olsa bile, nefret öğrenilen bir şeydir. Bu insanlar devletin eğitim sisteminde, toplumun Ermeni düşmanı atmosferinde yetiştikleri için böyle saldırılar geçrekleştiriyorlardır.
Biz bu toplumda her zaman baskı altında hissediyoruz. Ancak bu tür saldırıları unutmuştuk. Bu yüzden Ermeni cemaati olanlara şaşırıyor. Devletin bu çeteyi bulmakta ne kadar istekli olduğunu bilmiyorum. Sonuçta Dink cinayetinin arkasındaki örgüt de hala çözülemedi.
Son dönemde topumda muhafazakarlaşmanın arttığını hissediyoruz, toplumda ‘öteki’ olduğumuzu her zaman hissettiğimiz gibi.

M.D. (26): Bu saldırılar yeni bir olay değil. Bugüne kadar Anadolu’da kim bilir neler oluyordu, duymuyorduk. Bu sefer İstanbul’da olduğu için medya yer verdi.
Biz bu toprakların zencisiyiz, bu yüzden böyle olaylar yaşadığımızda şaşırmıyoruz maalesef.

A.K. (25): Bir insan yaşlı bir kadından ne ister ki? Ermeni olmuş Türk olmuş ne farkeder? 80 yaşın üstündeki bir kadına saldırmanın etnik bir gerekçesi olmamalı. Ermenilerin hedef seçilmesinin nefret suçu olduğunu düşünüyorum. Bu saldırıların arkasında bir şey olduğu belli ama ne olduğunu kestirmek zor. Ufak, bağımsız bir çete de olabilir, daha farklı şeyler de olabilir.

A.Ç. (56): Saldırılar genişler, daha kötü olur, yine eski kötü günleri yaşarız diye korkuyorum. Hristiyan toplumunun bir aydır bu saldırılar karşısında sessiz kalması da beni üzüyor. Bugün bu ülkede Kürtler kendi bayraklarıyla meydanları doldurabiliyorlar artık, ama Hristiyanlar kitlesel bir şekilde sokağa çıkmaktan korkuyor hala, belki de haklı olarak. Türkiye’de Ermeniler için ‘ya susacaksın, ya da kafana yiyeceksin’ durumu var.
Gençliğimizde de kötü dönemler vardı, açıkça hakarete uğruyorduk – devlet görevlilerinden bile. Ama böyle üst üste saldırılar yaşamayalı çok uzun zaman olmuştu.
Bu saldırıların faillerinin ortaya çıkartılacağına inanmıyorum. Devlet bugüne kadar azınlıklara karşı işlenen hangi suçu ortaya çıkardı da bunu çıkarsın? Hrant Dink cinayeti nasıl hala duruyorsa, bu olay da çözülmeden durur diye düşünüyorum.

MUHTAR AKDEMİR: 20 YILDIR MUHTARIM, BÖYLE SALDIRI GÖRMEDİM
Samatya’nın bağlı olduğu Kocamustafapaşa Mahallesi’nin muhtarı Adem Akdemir “münferit olaylar olmuştu, ama böylesini görmedik” diyor. Çocukluğundan beri semtte yaşayan ve yaklaşık 20 yıldır muhtarlık yapan Akdemir, mahallelerinde milliyetçilik ve kafatasçılığın olmadığını, farklı grupların huzur içinde bir arada yaşadığını, mahallede yaşayan 40 bin Ermeni’nin nüfusun dörtte birini oluşturduğunu söylüyor. “Yakın zaman önce Alevilerin evlerini işaretleyen gruplar da gördük. Birileri korku yaymaya çalışıyor olabilir. Bir kaç psikopatın yaptığı bir eylem de olabilir. Ama Türkiye’nin geçmişini göz önünde tutarak söylüyorum, arkasından derin bir örgüt çıkarsa maalesef şaşırmayız” diyen Akdemir sorumluların bir an önce bulunmasını istiyor.
ESNAF MAHALLEDEKİ TEDİRGİNLİĞİ ANLATTI
Samatya’da bir bakkal işleten Emrullah Öztürk, artık yaşlı müşterilerin sokağa çıkmaktan korktuğunu, eve sipariş verdiğini anlatıyor. “Biz de korkar olduk. Evine sipariş götürdüğüm kadının başına bir şey gelse bizden bilinecek diye endişeleniyoruz” diyen Öztürk polisin saldırılarla yeterince ilgilenmediğini düşünüyor: “Koca mahallede bir tane kamera yok. Sokağa kamera koysalar saldırganları bulmuşlardı belki. Önceki saldırılara rağmen hâlâ yeni saldırılar oluyorsa, bu polisin yeterince tedbir almadığını gösterir”. Öztürk, sadece yaşlı Ermeni kadınlar hedef seçildiği, eve giriş çıkış saatleri bilindiği için bunun planlı bir örgüt işi olabileceğini düşünüyor.
Bir tekel bayisi işleten Mehmet Salih Alas ise “Ben örgüt işi olduğunu düşünmüyorum” diyor. Saldırıların hep bir kişi tarafından yapıldığı için bireysel bir olay da olabileceğini söyleyen Alas mahallede sadece Ermenilerin değil Türklerin de tedirgin olmaya başladığını belirtiyor. “Şu ana kadar sadece yaşlı Ermeni kadınlara saldırdılar, ama yaşlı Türkler de ‘acaba bize de saldırırlar mı’ diye düşünüyor” diyor. Çok sayıda basın kuruluşunun mahalleliyle röportaj yapmak istediğini söyleyen Alas, insanların korkudan bütün röportaj taleplerini geri çevirdiğini söylüyor.

İHD’DEN SAMATYA RAPORU

ermeni

Saldırıların ardından Samatya’ya giderek mahallelilerle konuşan İHD üyeleri, bir Ermeni’nin sözlerini yayınladıkları rapora ekledi: “Bir kişi, bir Mustafa’yı, Osman’ı, Ahmet’i öldürürse katil olur, cezaevine girer ve orada da katil muamelesi görür. Ama bir kişi Hagop’u, Haçadur’u öldürürse kahraman olur, cezaevinde de kahraman muamelesi görür. Arada böyle bir fark var”

İnsan Hakları Derneği Samatya’da son 2 ay içinde 5 yaşlı Ermeni kadının saldırıya uğramasının ardından hazırladığı raporu dün basınla paylaştı. İstanbul Beyoğlu’ndaki toplantıda raporu sunan İHD Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon’dan Meral Çıldır Samatya’da mahallelinin saldırıların ırkçı güdülerle yapıldığına inanmak istemediğini ancak bulguların saldırıların ardındaki ırkçılığı gözler önüne serdiğini söyledi. Çıldır sorumluların yakalanması gerektiğini söylerken bir tehlikeye de dikkat çekti: “Ogün Samast’ın kısa zamanda yakalanması Hrant Dink cinayetinin arkasındaki örgütü çözmeye de, insanların ‘Hepiniz Ermenisiniz, hepiniz piçsiniz’ diye sokaklara çıkmasını engellemeye de yaramadı. Burada da böyle bir tehlike var”.
POLİS FACEBOOK SAYFASININ PEŞİNE DÜŞMELİ
Avukat Eren Keskin ise Sultan Aykar saldırıya uğradıktan sonra adına bir Facebook sayfası açıldığını, fotoğraf bölümüne “Geberdi.” yazan bir metin koyulduğunu, sayfada ırkçı paylaşımlar yapıldığını basınla paylaştı ve polisin bu sayfanın kimler tarafından yaratıldığını bulması gerektiğini söyledi.
SALDIRILAR BUZDAĞININ GÖRÜNEN KISMI
Toplantının ardından söz alan bazı izleyiciler Samatya’da 2006 yılından beri Ermenilere saldırılar yapıldığını, Rum Kiliseleri’ne zarar verildiğini, hatta cinayetler işlendiğini ancak iki azınlık grubunun da korku nedeniyle bu olayları polisle veya basınla paylaşamadığını anlattı. İHD üyeleri de azınlıkların bu korkularını teyit ederek, bazen saldırı haberi aldıklarını ama cemaatten kimse konuşmadığı için kime, nasıl saldırıldığını öğrenemedikleri belirtti.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın